Psöriazis, kronik, inflamatuar ve immün aracılı bir deri hastalığıdır. Genetik yatkınlık zemininde çevresel tetikleyici faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan bu hastalık, dünya genelinde popülasyonun yaklaşık yüzde iki ile yüzde üçünü etkilemektedir. Psöriazis, yalnızca cildi etkileyen bir hastalık olmayıp sistemik inflamatuar bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Hastalık kardiyovasküler hastalıklar, metabolik sendrom, psöriatik artrit ve psikolojik bozukluklar gibi birçok komorbidite ile ilişkilendirilmiştir.
Psöriazisin temel patolojik özelliği, epidermiste keratinosit proliferasyonunun hızlanması ve dermal inflamasyondur. Normal cilt hücre döngüsü yaklaşık yirmi sekiz gün sürerken, psöriaziste bu süre üç ile beş güne kadar kısalır. Bu hızlı hücre yenilenmesi sonucunda deri yüzeyinde kalın, gümüş-beyaz renkli skuamlarla kaplı, keskin sınırlı, eritematöz plaklar oluşur. Hastalık kronik ve relaps-remisyon dönemleri ile seyreder, hastaların yaşam kalitesini ciddi derecede etkileyebilir.
Etiyopatogenez ve İmmünolojik Mekanizmalar
Psöriazisin etiyopatogenezinde genetik yatkınlık, immünolojik disregülasyon ve çevresel tetikleyicilerin karmaşık etkileşimi rol oynamaktadır. Son yıllarda psöriazisin patogenezindeki immünolojik mekanizmaların daha iyi anlaşılması, biyolojik tedavilerin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır.
Genetik Faktörler
Psöriazis güçlü bir genetik bileşene sahiptir. Birinci derece akrabalarında psöriazis bulunan bireylerde hastalık gelişme riski genel popülasyona göre on kat artmıştır. HLA-Cw6 aleli, plak tip psöriazis ile en güçlü şekilde ilişkilendirilmiş genetik belirteçtir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, psöriazisle ilişkili seksen den fazla duyarlılık lokusunu tanımlamıştır ve bu lokusların çoğu immün yanıt genlerini içermektedir.
İmmünolojik Mekanizmalar
Psöriazis, T hücre aracılı bir immün yanıtın sonucunda gelişir. Dendritik hücreler, antijen sunumu ve sitokin üretimi aracılığıyla T hücrelerini aktive eder. Aktive olan T hücreler dermise göç ederek proinflamatuar sitokinler salgılar. Tümör nekroz faktörü alfa (TNF-alfa), interlökin 17 (IL-17), interlökin 23 (IL-23) ve interlökin 12 (IL-12) psöriazisin patogenezinde merkezi rol oynayan sitokinlerdir.
TNF-alfa, dendritik hücre aktivasyonunu, keratinosit proliferasyonunu ve vasküler endotel büyüme faktörü ekspresyonunu artırarak inflamasyonu sürdürür. IL-23, Th17 hücrelerinin farklılaşmasını ve yaşamını destekler. IL-17 ailesi sitokinleri, özellikle IL-17A, keratinositleri doğrudan uyararak antimikrobiyal peptidlerin, kemokinlerin ve proinflamatuar sitokinlerin üretimini artırır. Bu sitokin ağı, psöriazisteki kronik inflamatuar döngüyü sürdüren temel mekanizmadır.
Çevresel Tetikleyiciler
- Enfeksiyonlar: Streptokok farenjiti özellikle guttat psöriazis atakları ile ilişkilidir
- Travma: Koebner fenomeni olarak bilinen deri travması sonrası lezyon gelişimi psöriazise özgüdür
- Stres: Psikolojik stres hastalık alevlenmelerinin önemli bir tetikleyicisidir
- İlaçlar: Lityum, beta-blokerler, antimalaryal ilaçlar ve sistemik kortikosteroidlerin kesilmesi alevlenmeye neden olabilir
- Sigara ve alkol: Hastalık şiddetini artırır ve tedaviye yanıtı olumsuz etkiler
- Obezite: Adipoz dokunun proinflamatuar sitokin üretimi psöriazis şiddetini artırır
Klinik Formlar ve Bulgular
Psöriazis, farklı klinik formlarla prezente olabilir. Her bir formun kendine özgü klinik özellikleri, prognoz ve tedavi yaklaşımları bulunmaktadır.
Plak Tip Psöriazis (Psöriazis Vulgaris)
En sık görülen klinik formdur ve tüm psöriazis vakalarının yaklaşık yüzde seksenini oluşturur. Keskin sınırlı, eritematöz, gümüş-beyaz renkli skuamlarla kaplı papül ve plaklar ile karakterizedir. Lezyonlar simetrik dağılım gösterme eğilimindedir ve en sık dirsekler, dizler, lumbosakral bölge ve saçlı deri tutulur. Lezyonlar kaşıntılı olabilir ve Auspitz belirtisi (skuamların kaldırılmasıyla nokta şeklinde kanama) pozitiftir.
Guttat Psöriazis
Gövde ve proksimal ekstremitelerde yaygın, küçük, damla şeklinde papüller ile karakterizedir. Genellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde streptokok farenjiti sonrası ortaya çıkar. Vakaların önemli bir bölümünde spontan remisyon gözlenir ancak bir kısmı plak tip psöriazise dönüşebilir.
İnvers Psöriazis
Aksiller, inguinal, inframammari ve genital bölge gibi intertriginöz alanlarda görülür. Skuam genellikle minimal olup parlak, eritematöz yamalar şeklinde prezente olur. Nemli ortam nedeniyle fungal enfeksiyonlarla karışabilir ve ayırıcı tanıda dikkatli değerlendirme gerektirir.
Püstüler Psöriazis
Eritematöz zemin üzerinde steril püstüllerle karakterize edilir. Generalize form (von Zumbusch tipi) hayatı tehdit edebilen bir acil durumdur ve ateş, lökositoz ve sistemik toksisite ile seyreder. Palmoplantar püstüler form ise avuç içi ve ayak tabanlarında lokalize steril püstüller ile kendini gösterir.
Eritrodermik Psöriazis
Vücut yüzeyinin yüzde doksanından fazlasının tutulduğu en ciddi psöriazis formudur. Yaygın eritem, skuam ve deskuamasyon ile karakterizedir. Termoregülasyon bozukluğu, protein kaybı, sıvı-elektrolit dengesizliği ve sekonder enfeksiyon riski nedeniyle hastane yatışı gerektirir.
Psöriatik Artrit ve Komorbiditeler
Psöriazis, yalnızca bir deri hastalığı olmayıp birçok sistemik komorbidite ile ilişkilidir. Bu komorbiditelerin farkındalığı, hastaların bütüncül yönetimi açısından kritik öneme sahiptir.
Psöriatik Artrit
Psöriatik artrit, psöriazisli hastaların yaklaşık yüzde otuzunda gelişen inflamatuar bir eklem hastalığıdır. Periferik artrit, aksiyal tutulum, daktilit (sosis parmak), entezit ve tırnak bulguları ile karakterizedir. Hastaların büyük çoğunluğunda cilt bulguları eklem tutulumundan yıllar önce başlar. Erken tanı ve tedavi, eklem hasarının önlenmesi açısından büyük önem taşır.
Kardiyovasküler Riskler
Psöriazisli hastalarda ateroskleroz süreci hızlanmıştır. Sistemik inflamasyon, endotel disfonksiyonu ve protrombotik durum kardiyovasküler olay riskini artırır. Ağır psöriazisli hastalarda miyokard infarktüsü riski genel popülasyona göre belirgin şekilde yüksektir. Kardiyovasküler risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve yönetilmesi tedavi planının ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Metabolik Sendrom ve Diğer Komorbiditeler
- Metabolik sendrom: Obezite, hipertansiyon, dislipidemi ve insülin direnci psöriazisli hastalarda daha sık görülür
- Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı: Psöriazis ve metabolik sendrom birlikteliğinde prevalans artmıştır
- İnflamatuar bağırsak hastalığı: Crohn hastalığı ve ülseratif kolit riski artmıştır
- Depresyon ve anksiyete: Yaşam kalitesinin düşmesi ve stigmatizasyon psikolojik bozukluklara yatkınlığı artırır
- Kronik böbrek hastalığı: Özellikle ağır psöriaziste risk artışı bildirilmiştir
Tanı Yöntemleri
Psöriazis tanısı çoğunlukla klinik değerlendirme ile konulur. Tipik morfoloji ve dağılım paterni deneyimli bir dermatolog tarafından kolayca tanınabilir. Ancak atipik prezentasyonlarda histopatolojik inceleme gerekebilir.
Klinik Değerlendirme Araçları
- PASI skoru: Psöriazis Alan ve Şiddet İndeksi, hastalık şiddetinin standart ölçümüdür. Lezyonların eritem, kalınlık ve skuam derecesi ile tutulan vücut yüzey alanı değerlendirilerek hesaplanır
- BSA: Vücut yüzey alanı tutulumunun yüzdelik olarak ifadesidir
- DLQI: Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi, hastalığın yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ölçer
- Dermoskopi: Psöriazis için tipik vasküler paternlerin değerlendirilmesinde yardımcı olabilir
Histopatolojik Bulgular
Biyopsi materyalinin histopatolojik incelenmesinde epidermal akantoz, parakeratoz, Munro mikroapseleri, dermiste dilate kapiller ve perivasküler lenfosit infiltrasyonu saptanır. Bu bulgular psöriazis tanısını destekler ve ayırıcı tanıda yer alan diğer dermatozların ekarte edilmesine yardımcı olur.
Konvansiyonel Tedavi Yaklaşımları
Psöriazis tedavisi, hastalık şiddeti, tutulan vücut alanı, komorbiditelerin varlığı ve hastanın tercihlerine göre bireyselleştirilir. Tedavi seçenekleri topikal, fototerapi ve sistemik tedavileri kapsar.
Topikal Tedaviler
- Topikal kortikosteroidler: Hafif ile orta şiddette psöriaziste birincil tedavi seçeneğidir. Güçlerine göre sınıflandırılır ve lezyon lokalizasyonuna göre uygun potens seçilir
- Vitamin D3 analogları: Kalsipotriol ve kalsitriol, keratinosit proliferasyonunu inhibe eder ve farklılaşmayı artırır. Kortikosteroidlerle kombinasyonu etkinliği artırır
- Kalsinörin inhibitörleri: Takrolimus ve pimekrolimus, yüz ve intertriginöz bölge lezyonlarında kortikosteroidlere alternatif olarak kullanılır
- Keratoliktikler: Salisilik asit içeren preparatlar skuamların çözülmesini sağlayarak diğer topikal ajanların penetrasyonunu artırır
- Katran preparatları: Antiinflamatuar ve antiproliferatif etkilere sahiptir ancak kozmetik dezavantajları nedeniyle kullanımı sınırlıdır
Fototerapi
Orta ile ağır şiddette psöriaziste etkili bir tedavi seçeneğidir. Dar bant UVB fototorapisi en sık kullanılan modalitedir ve haftada iki ile üç seans şeklinde uygulanır. PUVA (psoralen ve UVA) tedavisi daha geniş spektrumda etki gösterir ancak fotokarsinojenez riski nedeniyle kullanımı sınırlandırılmıştır. Eksimerlazer, lokalize lezyonlarda hedefli fototerapi imkanı sunar.
Konvansiyonel Sistemik Tedaviler
- Metotreksat: Folat antagonisti olarak keratinosit proliferasyonunu ve T hücre aktivasyonunu inhibe eder. Haftalık düşük doz uygulaması ile uzun süreli tedavide kullanılır. Hepatotoksisite ve myelosupresyon açısından düzenli izlem gerektirir
- Siklosporin: Kalsinörin inhibitörü olarak T hücre aktivasyonunu güçlü şekilde baskılar. Hızlı etki başlangıcı nedeniyle şiddetli alevlenmelerde tercih edilir ancak nefrotoksisite riski nedeniyle uzun süreli kullanımı sınırlıdır
- Asitretin: Sistemik retinoid olarak keratinosit farklılaşmasını düzenler. Püstüler ve eritrodermik psöriaziste özellikle etkilidir. Teratojenite riski nedeniyle doğurgan yaştaki kadınlarda dikkatle kullanılmalıdır
Biyolojik Tedaviler
Biyolojik tedaviler, psöriazisin patogenezinde merkezi rol oynayan spesifik sitokinleri veya hücresel yolakları hedef alan monoklonal antikorlar veya füzyon proteinleridir. Konvansiyonel sistemik tedavilere yanıt vermeyen, kontrendikasyon veya intolerans gelişen orta ile ağır şiddette psöriaziste endikedir. Biyolojik ajanlar, psöriazis tedavisinde devrim niteliğinde bir ilerleme sağlamıştır.
TNF-Alfa İnhibitörleri
Biyolojik tedavi çağının ilk ajanlarıdır ve psöriaziste uzun süreli güvenlik verisi en fazla olan gruptur:
- Adalimumab: Tam insan monoklonal antikoru olup subkutan uygulanır. İki haftada bir enjeksiyon ile uzun süreli etkinlik sağlar. Psöriatik artritte de etkilidir
- Etanersept: TNF reseptör füzyon proteinidir. Haftalık veya iki haftada bir subkutan uygulanır. Çocukluk çağı psöriazisinde de onaylanmıştır
- İnfliksimab: Kimerik monoklonal antikordur ve intravenöz infüzyon şeklinde uygulanır. Hızlı etki başlangıcı nedeniyle şiddetli ve acil vakalarda tercih edilebilir
- Sertolizumab pegol: PEGile Fab fragmanıdır. Gebelikte plasental geçişi minimal olması nedeniyle doğurganlık çağındaki kadınlarda avantaj sağlar
IL-12/23 İnhibitörleri
- Ustekinumab: IL-12 ve IL-23 ortak alt birimi olan p40 subünitini hedefler. On iki haftada bir subkutan uygulama ile uzun süreli etkinlik sağlar. Düşük immünojenisitesi ve uzun uygulama aralıkları hasta uyumunu artırır
IL-17 İnhibitörleri
IL-17 yolağını hedefleyen ajanlar, psöriazis tedavisinde en yüksek etkinlik oranlarını sağlayan biyolojik ilaçlar arasındadır:
- Sekukinumab: IL-17A monoklonal antikoru olup yükleme dozundan sonra aylık subkutan uygulanır. PASI 90 yanıt oranları yüzde yetmişin üzerindedir
- İksekizumab: IL-17A monoklonal antikoru olup yüksek etkinlik profili ve hızlı yanıt süresi ile dikkat çeker
- Brodalumab: IL-17 reseptör A subünitini hedefler ve IL-17A, IL-17F ve IL-17E dahil birden fazla IL-17 izoformunu bloke eder. Diğer biyolojik tedavilere yanıt vermeyen hastalarda etkili olabilir
- Bimekizumab: Hem IL-17A hem de IL-17F izoformlarını eşzamanlı olarak nötralize eden çift spesifik antikorlardır ve üstün etkinlik göstermektedir
IL-23 İnhibitörleri
IL-23 p19 subünitini hedefleyen yeni nesil biyolojik ajanlar, uzun uygulama aralıkları ve yüksek etkinlik ile öne çıkmaktadır:
- Guselkumab: İlk onaylanan IL-23 p19 inhibitörüdür. Sekiz haftada bir subkutan uygulanır ve uzun süreli remisyon sağlayabilir
- Risankizumab: On iki haftada bir subkutan uygulama ile yüksek ve sürdürülebilir PASI yanıt oranları sağlar
- Tildrakizumab: On iki haftada bir subkutan uygulanır ve iyi güvenlik profili ile uzun süreli tedaviye uygundur
Biyolojik Tedavi Seçimi ve Yönetimi
Biyolojik tedavi seçimi, hastanın klinik özelliklerine, komorbiditelere, önceki tedavi yanıtlarına ve hasta tercihlerine göre bireyselleştirilmelidir. Tedaviye başlamadan önce kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır.
Tedavi Öncesi Değerlendirme
- Latent tüberküloz taraması (tüberkülin deri testi veya interferon gama salınım testi) yapılmalıdır
- Hepatit B ve C serolojisi kontrol edilmelidir
- HIV testi önerilmelidir
- Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri değerlendirilmelidir
- Aşı durumu gözden geçirilmeli ve canlı aşılar tedaviden en az dört hafta önce tamamlanmalıdır
- Malignite öyküsü ve aktif enfeksiyon varlığı sorgulanmalıdır
Tedavi İzlemi ve Etkinlik Değerlendirmesi
Biyolojik tedavide etkinlik değerlendirmesi genellikle on iki ile on altı hafta sonra yapılır. PASI 75 yanıtı (başlangıca göre yüzde yetmiş beş iyileşme) minimum tedavi hedefi olarak kabul edilirken, PASI 90 ve PASI 100 yanıtları optimal tedavi hedefleri olarak değerlendirilmektedir. Tedavi hedeflerine ulaşılamayan hastalarda doz optimizasyonu veya biyolojik ajan değişikliği düşünülebilir.
Küçük Moleküllü Hedefli Tedaviler
Biyolojik tedavilere ek olarak, oral yoldan kullanılabilen küçük moleküllü hedefli tedaviler psöriazis tedavi seçeneklerini genişletmiştir.
Güncel Küçük Moleküller
- Apremilast: Fosfodiesteraz 4 inhibitörüdür. İntraselüler cAMP düzeylerini artırarak proinflamatuar sitokin üretimini azaltır. Oral kullanım kolaylığı ve laboratuvar izlemi gerektirmemesi avantajlarıdır
- Deucravacitinib: Tirozin kinaz 2 (TYK2) selektif inhibitörüdür. IL-23, IL-12 ve tip I interferon sinyal yolağını modüle eder. Günde bir kez oral kullanılır ve biyolojik tedavilere yakın etkinlik gösterdiği bildirilmiştir
- JAK inhibitörleri: Tofasitinib ve diğer JAK inhibitörleri psöriaziste araştırılmaktadır ancak güvenlik profili nedeniyle kullanımları sınırlı kalmaktadır
Özel Klinik Durumlarda Tedavi
Belirli hasta gruplarında ve klinik senaryolarda psöriazis tedavisi standart yaklaşımdan farklılıklar gerektirir.
Gebelik ve Emzirme Döneminde Yönetim
Gebelik döneminde psöriazis seyrinde değişkenlik gözlenebilir; hastaların yaklaşık yüzde ellisinde iyileşme görülürken bir kısmında alevlenme gelişebilir. Topikal tedaviler ilk tercih olmalıdır. Sistemik tedaviler arasında sertolizumab pegol plasentayı geçmemesi nedeniyle gebelikte kullanılabilecek biyolojik ajan olarak öne çıkmaktadır. Metotreksat ve asitretin gebelikte kesinlikle kontrendikedir.
Çocukluk Çağı Psöriazisi
Çocuklarda psöriazis erişkinlerden farklı klinik özellikler gösterebilir. Topikal tedaviler birincil tedavi seçeneği olup biyolojik ajanlardan etanersept, adalimumab, sekukinumab ve ustekinumab çocukluk çağı psöriazisinde onaylanmıştır. Tedavi seçiminde büyüme ve gelişim üzerindeki potansiyel etkiler göz önünde bulundurulmalıdır.
Güncel Gelişmeler ve Gelecek Perspektifleri
Psöriazis tedavisinde araştırmalar hızla ilerlemekte ve yeni tedavi hedefleri belirlenmektedir. IL-36 yolağını hedefleyen ajanlar özellikle püstüler psöriaziste umut verici sonuçlar göstermektedir. Spesolimab, IL-36 reseptör antikoru olarak generalize püstüler psöriazis tedavisinde onay almıştır. Oral biyolojik tedaviler ve hedefe yönelik topikal küçük moleküller araştırma aşamasındadır.
Kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları, biyobelirteç analizleri ile hangi hastanın hangi tedaviye en iyi yanıt vereceğinin öngörülmesini hedeflemektedir. Tedavi hedefleri de giderek yükselmekte olup PASI 100 yanıtı ve tam deri temizliği artık ulaşılabilir hedefler olarak kabul edilmektedir. Biyolojik tedavi sonrası tedavinin kesilmesi ve remisyon süresinin uzatılması da aktif araştırma konuları arasında yer almaktadır.
Koru Hastanesi Dermatoloji Bölümünde Uzman Yaklaşım
Koru Hastanesi Dermatoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, psöriazis tanı ve tedavisinde güncel kılavuzlara uygun, kanıta dayalı yaklaşımlar uygulamaktadır. Hastalık şiddetinin kapsamlı değerlendirilmesi, komorbiditelerin taranması ve bireyselleştirilmiş tedavi planlarının oluşturulması multidisipliner bir ekip anlayışı ile gerçekleştirilmektedir. Topikal tedavilerden biyolojik ajanlara kadar geniş tedavi yelpazesi sunulmakta, düzenli takip protokolleri ile tedavi etkinliği ve güvenliği izlenmektedir. Dermatoloji ekibimiz, psöriazisli hastaların yaşam kalitesini en üst düzeye çıkarmayı ve hastalığın sistemik etkilerini minimize etmeyi hedefleyerek bütüncül bir sağlık hizmeti vermektedir.






