Akut adrenal kriz, adrenal bezlerin yeterli miktarda kortizol üretememesi sonucunda ortaya çıkan ve yaşamı tehdit eden bir endokrin acildir. Adrenal yetmezliğin en ağır ve en tehlikeli formu olan bu klinik tablo, zamanında tanınıp tedavi edilmediğinde hemodinamik kollaps, çoklu organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilir. Primer adrenal yetmezlik (Addison hastalığı), sekonder adrenal yetmezlik (hipofizer kaynaklı) veya tersiyer adrenal yetmezlik (hipotalamik kaynaklı) zemininde gelişebilen adrenal kriz, özellikle kronik kortikosteroid kullanan hastaların tedavilerinin ani kesilmesi, cerrahi girişimler, travma veya enfeksiyonlar gibi fizyolojik stres durumlarında tetiklenebilir. Acil servis hekimleri için bu durumun hızlı tanınması ve agresif tedaviye başlanması hayat kurtarıcı öneme sahiptir.
Adrenal krizin yıllık insidansı, bilinen adrenal yetmezliği olan hastalarda her 100 hasta yılı başına yaklaşık 6-8 epizot olarak bildirilmektedir. Mortalite oranı tedavi edilmediğinde %50'nin üzerine çıkabilirken, erken ve uygun tedaviyle bu oran %2-5 düzeyine düşürülebilir. Bu nedenle acil servis pratiğinde adrenal krizin patofizyolojisinin, klinik prezentasyonunun ve tedavi protokollerinin kapsamlı biçimde bilinmesi büyük önem taşımaktadır.
Patofizyoloji ve Etiyoloji
Adrenal bezler, hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni aracılığıyla düzenlenen kortizol salgısından sorumludur. Kortizol, kardiyovasküler tonusun korunması, glukoz homeostazı, immün yanıtın modülasyonu ve stres yanıtının düzenlenmesinde kritik rol oynar. Adrenal krizde bu fizyolojik süreçlerin tümü bozularak multisistemik bir yetmezlik tablosu ortaya çıkar.
Primer adrenal yetmezlik, adrenal korteksin %90'dan fazlasının hasar görmesi sonucu gelişir. En sık nedeni otoimmün adrenalittir ve tüm primer adrenal yetmezlik vakalarının yaklaşık %70-80'ini oluşturur. Tüberküloz, fungal enfeksiyonlar, adrenal metastazlar, bilateral adrenal hemoraji (özellikle Waterhouse-Friderichsen sendromu), amiloidoz ve sarkoidoz diğer önemli nedenler arasında yer alır. Sekonder adrenal yetmezlik ise hipofiz bezinin ACTH salgılama kapasitesinin azalması sonucu oluşur; hipofiz tümörleri, hipofiz cerrahisi, radyoterapi, Sheehan sendromu ve lenfositik hipofizitin bu tabloya neden olabilecek durumlar arasındadır.
Tersiyer adrenal yetmezlik, klinik pratikte en sık karşılaşılan form olup kronik ekzojen glukokortikoid kullanımının ani kesilmesiyle tetiklenir. Uzun süreli kortikosteroid tedavisi HPA eksenini baskılayarak adrenal atrofiye yol açar. Bu hastalarda fizyolojik stres durumlarında yeterli kortizol yanıtı oluşturulamaz. Günlük 5 mg prednizolon eşdeğeri veya üzerinde dozda üç haftadan uzun süre steroid kullanan her hastada bu risk göz önünde bulundurulmalıdır.
Tetikleyici Faktörler
- Enfeksiyonlar: Gastroenterit, pnömoni, üriner sistem enfeksiyonları ve sepsis en sık tetikleyicilerdir. Ateşli hastalıklar kortizol ihtiyacını 2-3 kat artırır.
- Cerrahi girişimler: Operatif stres, özellikle yeterli steroid kapsama yapılmadığında krizi tetikleyebilir.
- Travma: Majör travma ve yanıklar adrenal rezervi zorlayarak krize yol açabilir.
- Glukokortikoid tedavinin kesilmesi: Kronik steroid kullanan hastaların tedavilerinin ani kesilmesi en yaygın ve önlenebilir nedendir.
- Emosyonel stres: Ağır psikososyal stres durumları nadiren tek başına tetikleyici olabilse de, diğer faktörlerle birleştiğinde krize katkıda bulunabilir.
- İlaç etkileşimleri: Rifampisin, fenitoin, fenobarbital ve mitotan gibi CYP3A4 enzim indükleyicileri kortizol metabolizmasını hızlandırarak adrenal krize zemin hazırlayabilir.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Adrenal krizin klinik tablosu nonspesifik semptomlarla başlayıp hızla hayatı tehdit eden bir duruma ilerleyebilir. Bu durum tanıyı zorlaştıran en önemli faktördür. Acil servis hekimlerinin yüksek klinik şüphe ile yaklaşması gereken bu sendromun ana klinik özellikleri aşağıda detaylandırılmaktadır.
Kardiyovasküler Bulgular
Hipotansiyon, adrenal krizin en belirgin ve en tehlikeli kardiyovasküler bulgusu olup hastaların %90'ından fazlasında görülür. Kortizol eksikliğine bağlı olarak vasküler tonus azalır, katekolaminlere duyarlılık düşer ve miyokardiyal kontraktilite bozulur. Sistolik kan basıncı genellikle 90 mmHg'nin altına düşer ve intravenöz sıvı resüsitasyonuna yeterli yanıt alınamaz. Taşikardi kompansatuar bir mekanizma olarak ortaya çıkar. Ciddi vakalarda kardiyojenik şok tablosu gelişebilir. Elektrokardiyografide sinüs taşikardisi, düşük voltaj, T dalga düzleşmesi ve hiperkalemiye bağlı değişiklikler (sivri T dalgaları, QRS genişlemesi) görülebilir.
Gastrointestinal Bulgular
Bulantı, kusma ve karın ağrısı adrenal krizde çok sık görülen semptomlardır ve hastaların yaklaşık %70-80'inde mevcuttur. Karın ağrısı bazen o kadar şiddetli olabilir ki akut batın tablosunu taklit edebilir ve gereksiz cerrahi girişimlere yol açabilir. Anoreksi, ishal ve nadiren hematemez tabloya eşlik edebilir. Bu gastrointestinal semptomlar dehidrasyonu ve elektrolit dengesizliğini daha da ağırlaştırır.
Nöropsikiyatrik Bulgular
Konfüzyon, letarji, dezoryantasyon ve psikomotor yavaşlama sıklıkla görülür. İleri vakalarda stupor ve koma gelişebilir. Hipoglisemiye bağlı nöbetler özellikle çocuk hastalarda daha sık karşılaşılan bir komplikasyondur. Bazı hastalarda ajitasyon, deliryum ve psikotik belirtiler de gözlenebilir. Nöropsikiyatrik semptomların varlığı prognoz açısından olumsuz bir gösterge olarak kabul edilir.
Diğer Klinik Bulgular
- Dehidratasyon: Aldosteron eksikliğine bağlı renal sodyum kaybı ve gastrointestinal kayıplar ciddi dehidratasyona yol açar. Cilt turgorunda azalma, kuru mukoza ve azalmış idrar çıkışı karakteristiktir.
- Hiperpigmentasyon: Primer adrenal yetmezlikte ACTH yüksekliğine bağlı olarak özellikle palmar çizgilerde, bukkal mukozada, areola çevresinde ve skar dokusunda hiperpigmentasyon görülür. Bu bulgu sekonder ve tersiyer yetmezlikte beklenmez.
- Ateş: Hastaların %40-60'ında ateş yüksekliği mevcuttur ve enfeksiyon olmasa bile kortizol eksikliğinin kendisi ateşe neden olabilir.
- Kas-iskelet yakınmaları: Yaygın miyalji, artralji ve aşırı halsizlik hastaların büyük çoğunluğunda mevcuttur.
Laboratuvar Bulguları ve Tanısal Değerlendirme
Adrenal kriz tanısı öncelikle klinik şüpheye dayalıdır ve tedaviye başlamak için laboratuvar sonuçlarının beklenmesi doğru bir yaklaşım değildir. Ancak laboratuvar incelemeleri tanıyı desteklemek, ayırıcı tanıda yol göstermek ve tedavi yanıtını izlemek açısından büyük öneme sahiptir.
Biyokimyasal Anormallikler
Hiponatremi, adrenal krizde en sık görülen elektrolit bozukluğu olup hastaların %80-90'ında saptanır. Kortizol eksikliğinde ADH (antidiüretik hormon) salınımı artarak dilüsyonel hiponatremiye yol açar. Sodyum düzeyleri 120 mEq/L'nin altına düşebilir ve ciddi nöropsikiyatrik komplikasyonlara katkıda bulunur. Hiperkalemi ise primer adrenal yetmezlikte aldosteron eksikliğine bağlı olarak belirgin şekilde görülürken, sekonder ve tersiyer yetmezlikte aldosteron salgısı korunduğu için genellikle beklenmez. Potasyum düzeyleri 6-7 mEq/L'ye ulaşabilir ve kardiyak aritmi riski oluşturur.
Hipoglisemi, özellikle çocuklarda ve uzun süreli açlık dönemlerinde belirgin olabilir. Kortizolün glukoneogenez üzerindeki stimülan etkisinin kaybı ve artmış insülin duyarlılığı hipoglisemiye yol açar. Kan şekeri düzeyleri 40 mg/dL'nin altına düşerek nöroglikopenik semptomlara neden olabilir. Prerenal azotemiye bağlı BUN ve kreatinin yüksekliği, metabolik asidoz, eozinofili ve lenfositoz diğer karakteristik bulgulardır.
Hormonal Değerlendirme
Tedaviye başlamadan önce mümkünse kortizol ve ACTH için kan örneği alınmalıdır. Sabah serum kortizol düzeyinin 3 mcg/dL'nin altında olması adrenal yetmezliği kuvvetle düşündürürken, 18 mcg/dL'nin üzerinde olması tanıyı pratik olarak dışlar. Stres durumunda beklenen kortizol yanıtı 18-20 mcg/dL'nin üzerinde olmalıdır; bu düzeyin altındaki değerler uygunsuz düşük kortizol yanıtını gösterir. ACTH düzeyi etiyolojik ayrımda yol gösterici olup, primer yetmezlikte belirgin yüksek (genellikle >200 pg/mL), sekonder yetmezlikte düşük veya uygunsuz normal saptanır.
ACTH stimülasyon testi (kosintropin testi) tanı altın standardıdır ancak akut kriz sırasında yapılmamalıdır. Hasta stabilize edildikten sonra 250 mcg sentetik ACTH (kosintropin) intravenöz uygulanarak 30. ve 60. dakikalarda kortizol düzeyleri ölçülür. Kortizol yanıtının 18 mcg/dL'nin altında kalması adrenal yetmezliği doğrular.
Ayırıcı Tanı
Adrenal kriz, nonspesifik klinik prezentasyonu nedeniyle pek çok acil durumla karışabilir. Ayırıcı tanıda septik şok, hipovolemik şok, akut miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli, akut batın sendromları (pankreatit, mezenterik iskemi, perfore peptik ülser), diabetik ketoasidoz, hipotiroid koması (miksödem koması) ve ağır hipogliseminin diğer nedenleri göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle septik şok ile adrenal kriz arasındaki klinik benzerlik dikkat çekicidir; her iki durumda da hipotansiyon, taşikardi, ateş ve mental durum değişikliği mevcuttur. Kritik hastalarda relatif adrenal yetmezlik kavramı da tanısal değerlendirmede göz önünde tutulmalıdır.
Anamnezde kronik steroid kullanımı, bilinen otoimmün hastalıklar, hipofiz patolojileri veya daha önce tanı almış adrenal yetmezlik öyküsünün sorgulanması ayırıcı tanıda en değerli ipuçlarını sağlar. Fizik muayenede hiperpigmentasyon, vitiligo ve diğer otoimmün hastalık bulguları tanıyı primer adrenal yetmezliğe yönlendirebilir.
Acil Tedavi Yaklaşımı
Adrenal kriz tedavisinde temel prensip; gecikmeksizin glukokortikoid replasmanına başlamak, agresif sıvı resüsitasyonu uygulamak ve tetikleyici faktörü tespit edip tedavi etmektir. Klinik şüphe yüksekse laboratuvar sonuçları beklenmeden tedaviye başlanmalıdır; çünkü tedavideki dakikalar hayat kurtarıcı olabilir.
Glukokortikoid Replasmanı
Hidrokortizon, adrenal krizde tercih edilen glukokortikoiddir. Başlangıç dozu olarak 100 mg hidrokortizon sodyum süksinat intravenöz bolus uygulanır. Ardından her 6-8 saatte bir 50-100 mg intravenöz hidrokortizon ile devam edilir veya alternatif olarak 24 saatte 200 mg sürekli intravenöz infüzyon şeklinde uygulanabilir. Hidrokortizonun bu suprafizyolojik dozlarda yeterli mineralokortikoid etkisi de bulunduğundan, akut dönemde ayrıca fludrokortizon eklenmesine gerek yoktur.
Hidrokortizon mevcut değilse, 4 mg deksametazon intravenöz bolus alternatif olarak kullanılabilir. Deksametazonun avantajı ACTH stimülasyon testi sonuçlarını etkilememesidir; ancak mineralokortikoid etkisi bulunmadığından sıvı replasmanının daha agresif yapılması gerekebilir. Prednizolon 25-50 mg intravenöz de bir diğer alternatiftir. Klinik iyileşme sağlandıktan sonra glukokortikoid dozu kademeli olarak azaltılarak idame dozuna geçilir; genellikle 2-4 gün içinde oral tedaviye geçiş sağlanır.
Sıvı Resüsitasyonu
Adrenal krizde ciddi intravasküler volüm kaybı mevcuttur ve agresif sıvı replasmanı kritik öneme sahiptir. İlk saat içinde 1000-2000 mL %0.9 NaCl (izotonik salin) infüzyonu başlanır. Devamında klinik yanıta göre ilk 4-6 saat içinde toplam 3-4 litre kristaloid sıvı uygulanabilir. Hipoglisemi mevcutsa sıvılara %5-10 dekstroz eklenmeli veya ayrıca intravenöz dekstroz bolus yapılmalıdır. Sıvı replasmanı sırasında saatlik idrar çıkışı, santral venöz basınç ve akciğer oskültasyonu ile volüm durumu yakından monitorize edilmelidir. Yaşlı hastalarda ve kardiyak komorbiditeleri olanlarda sıvı yüklemesi daha dikkatli yapılmalıdır.
Elektrolit Bozukluklarının Yönetimi
Hiponatremi tedavisinde temel yaklaşım altta yatan nedenin düzeltilmesidir; glukokortikoid replasmanı ve izotonik salin infüzyonu çoğu hastada sodyum düzeylerinin düzelmesini sağlar. Sodyum düzeltme hızı saatte 1-2 mEq/L ve 24 saatte 8-10 mEq/L'yi geçmemelidir; çünkü aşırı hızlı düzeltme osmotik demiyelinizasyon sendromu riskini artırır. Ciddi semptomatik hiponatremide (nöbet, koma) %3 hipertonik salin kısa süreli kullanılabilir.
Hiperkalemi yönetiminde potasyum düzeyi 6.0 mEq/L'nin üzerinde veya EKG değişiklikleri mevcutsa acil tedavi gereklidir. Kalsiyum glukonat 10 mL %10 solüsyon intravenöz olarak 2-3 dakikada uygulanarak miyokardın potasyumun aritmojenik etkilerine karşı korunması sağlanır. İnsülin-dekstroz kombinasyonu (10 ünite regüler insülin + 50 mL %50 dekstroz), salbutamol nebülizasyonu ve sodyum bikarbonat potasyumun hücre içine geçişini sağlayan geçici tedbirlerdir. Glukokortikoid replasmanının kendisi de renal potasyum atılımını artırarak hiperkaleminin düzeltilmesine katkıda bulunur.
Hipoglisemi, adrenal krizde sık karşılaşılan ve hızla düzeltilmesi gereken bir metabolik acildir. Kan şekeri 70 mg/dL'nin altında saptandığında 50 mL %50 dekstroz intravenöz bolus uygulanır ve ardından %5-10 dekstroz infüzyonu ile normoglisemi sürdürülür. Kan şekeri düzeyleri sık aralıklarla monitörize edilmelidir.
Hemodinamik Monitörizasyon ve Destekleyici Tedavi
Adrenal krizde hastaların yakın hemodinamik monitörizasyonu esastır. Sürekli kardiyak monitörizasyon, pulse oksimetri, invaziv veya noninvaziv kan basıncı takibi ve saatlik idrar çıkışı izlemi standart yaklaşımdır. Ciddi hipotansiyonu olan ve sıvı resüsitasyonuna yeterli yanıt alınamayan hastalarda santral venöz kateter yerleştirilmesi ve santral venöz basınç monitörizasyonu gerekebilir. Arteriyel kan gazı analizi asit-baz dengesinin ve oksijenizasyon durumunun değerlendirilmesinde kritik öneme sahiptir.
Glukokortikoid replasmanı ve agresif sıvı tedavisine rağmen hipotansiyonu düzelmeyen hastalarda vazopresör desteği gerekebilir. Norepinefrin ilk tercih vazopresör olarak önerilir; başlangıç dozu 0.05-0.1 mcg/kg/dk olup hedef ortalama arteriyel basınç 65 mmHg'nin üzerinde tutulacak şekilde titre edilir. Vazopressin ikinci seçenek olarak eklenebilir. Ancak unutulmamalıdır ki adrenal krizde vazopresörlerin etkinliği kortizol replasmanı yapılmadan sınırlıdır; çünkü kortizol eksikliğinde vasküler düz kasın katekolaminlere yanıtı belirgin olarak azalmıştır.
Oksijen desteği, hipoksemisi olan tüm hastalara uygulanmalıdır. Solunum yetmezliği gelişen hastalarda endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon gerekebilir. Derin bilinç bozukluğu olan hastalarda hava yolu güvenliğinin sağlanması öncelikli yaklaşım olmalıdır. Vücut ısısının korunması da önemli bir destekleyici tedavi bileşenidir; hipotermi mevcutsa pasif ve aktif ısıtma yöntemleri uygulanmalıdır.
Tetikleyici Faktörün Tedavisi
Adrenal krizi tetikleyen faktörün tespit edilmesi ve tedavi edilmesi, krizin kontrol altına alınması ve tekrarının önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Enfeksiyon en sık tetikleyici faktör olduğundan, klinik şüphe durumunda kan kültürleri, idrar kültürü ve gerekirse diğer mikrobiyolojik örnekler alındıktan sonra ampirik geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Enfeksiyon odağı belirlendikten sonra hedefe yönelik antimikrobiyal tedaviye geçilir.
Cerrahi stres kaynaklı adrenal krizde perioperatif steroid kapsama protokollerinin uygulanması gereklidir. Minör cerrahi girişimler için 25-50 mg hidrokortizon, orta büyüklükteki girişimler için 50-75 mg ve majör cerrahi için 100-150 mg hidrokortizon perioperatif dönemde uygulanmalıdır. İlaç etkileşimine bağlı krizlerde sorumlu ilacın mümkünse kesilmesi veya doz ayarlaması yapılması, alternatif olarak glukokortikoid dozunun artırılması değerlendirilmelidir.
Özel Hasta Gruplarında Yaklaşım
Pediatrik Hastalar
Çocuklarda adrenal kriz, konjenital adrenal hiperplazi (özellikle 21-hidroksilaz eksikliği) zemininde en sık karşılaşılan formdur. Yenidoğan döneminde tuz kaybettiren kriz hayatı tehdit edebilir. Pediatrik dozlama erişkinden farklıdır: başlangıçta 50 mg/m² veya 1-2 mg/kg hidrokortizon intravenöz bolus uygulanır. Hipoglisemi çocuklarda erişkinlere kıyasla daha erken ve daha şiddetli gelişir; bu nedenle kan şekeri takibi daha sık yapılmalıdır. Sıvı resüsitasyonu 20 mL/kg izotonik salin bolusu şeklinde başlanır ve klinik yanıta göre tekrarlanır.
Gebe Hastalar
Gebelikte adrenal kriz hem anne hem fetus için ciddi risk oluşturur. Tedavi prensipleri genel yaklaşımla benzerdir ancak fetal monitörizasyon da tedaviye eklenmelidir. Hidrokortizon gebelikte güvenle kullanılabilir. Gebeliğin son trimesterinde fizyolojik kortizol düzeyleri arttığından, idame dozunun artırılması gerekebilir. Doğum eylemi sırasında stres dozunda steroid uygulaması unutulmamalıdır.
Yaşlı Hastalar
İleri yaş grubunda adrenal kriz tanısı atipik prezentasyon nedeniyle sıklıkla gecikir. Hipotansiyon ve konfüzyon gibi semptomlar diğer yaşlılık durumlarına atfedilebilir. Komorbiditelerin varlığı (kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, diabetes mellitus) hem tanıyı zorlaştırır hem de tedaviyi komplike hale getirir. Sıvı resüsitasyonu daha temkinli yapılmalı ve kardiyak fonksiyon yakından izlenmelidir.
Prognoz, Takip ve Önleme Stratejileri
Adrenal krizin prognozu erken tanı ve uygun tedaviye doğrudan bağlıdır. Zamanında ve agresif tedavi uygulanan hastalarda mortalite oranı %2-5 düzeyinde kalırken, tanı ve tedavide gecikme mortaliteyi %50'nin üzerine çıkarabilir. Kriz sırasında gelişen komplikasyonlar (kardiyak aritmi, rabdomiyoliz, akut böbrek hasarı, derin ven trombozu) prognozu olumsuz etkileyen faktörler arasındadır.
Akut dönem atlatıldıktan sonra oral glukokortikoid tedavisine geçiş planlanmalıdır. Primer adrenal yetmezlikte hidrokortizon 15-25 mg/gün (genellikle sabah 10-15 mg, öğleden sonra 5-10 mg şeklinde bölünmüş dozlarda) ve fludrokortizon 0.05-0.2 mg/gün şeklinde idame tedavi düzenlenir. Sekonder ve tersiyer yetmezlikte genellikle sadece glukokortikoid replasmanı yeterlidir.
Hasta ve yakınlarının eğitimi, adrenal kriz önlemede en etkili stratejilerden biridir. Her hasta ve ailesi şu konularda kapsamlı olarak bilgilendirilmelidir:
- Hastalık günü kuralları: Ateşli hastalıklarda, gastroenteritte veya cerrahi girişim öncesinde glukokortikoid dozunun 2-3 katına çıkarılması gerektiği açıklanmalıdır.
- Acil enjeksiyon kiti: Her hastaya intramüsküler hidrokortizon enjeksiyon kiti (100 mg) reçete edilmeli ve hastalar ile yakınları enjeksiyon tekniği konusunda eğitilmelidir.
- Tıbbi uyarı kartı veya bilekliği: Hastaların üzerlerinde adrenal yetmezlik tanısını ve acil steroid gereksinimini belirten tıbbi uyarı kartı veya bilekliği taşıması önerilmelidir.
- Tedavi uyumu: İlaçların düzenli kullanımının önemi ve asla kendi inisiyatifleriyle tedaviyi kesmemeleri veya doz ayarlaması yapmamaları gerektiği vurgulanmalıdır.
- Acil servis başvuru endikasyonları: Oral ilaç alamama, kusma, ciddi ishal, bilinç değişikliği veya intramüsküler enjeksiyona rağmen düzelme olmaması durumlarında acil servise başvurmaları gerektiği belirtilmelidir.
Düzenli endokrinoloji takibi, yılda en az 2-4 kez poliklinik kontrolü, elektrolit düzeylerinin ve klinik durumun periyodik değerlendirilmesi uzun dönem yönetimin temel bileşenleridir. Hastanın yaşam kalitesinin artırılması, psikososyal destek sağlanması ve komorbid durumların yönetimi de tedavi planının ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Akut adrenal kriz, zamanında müdahale edildiğinde tam iyileşme potansiyeli taşıyan ancak gözden kaçırıldığında ölümcül seyredebilen kritik bir endokrin acildir. Acil servis hekimlerinin bu tabloyu tanıma becerisi ve hızlı tedavi protokollerini uygulama yetkinliği, hasta sonuçlarını doğrudan belirleyen faktörlerdir. Multidisipliner yaklaşım, sistematik tedavi algoritmaları ve kapsamlı hasta eğitimi ile adrenal kriz mortalitesi önemli ölçüde azaltılabilir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut adrenal kriz dahil tüm endokrin acillerde en güncel kanıta dayalı tanı ve tedavi protokollerini uygulayarak hastalarına en yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır.



