Beslenme ve Diyet

HIV/AIDS Hastasında Beslenme

Için diyetisyenleri ile bireyselleştirilmiş immün destek, kilo koruma ve antiretroviral yaklaşım uyum programları sunulmaktadır.

HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) enfeksiyonu, bağışıklık sisteminin temel hücrelerinden olan CD4 T lenfositlerini hedef alan ve uzun yıllar süren kronik bir seyir gösteren viral bir hastalıktır. AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) ise enfeksiyonun ileri evresini tanımlamaktadır. Antiretroviral terapideki gelişmeler sayesinde günümüzde HIV ile yaşayan bireylerin yaşam süresi belirgin biçimde uzamış olsa da, bağışıklık fonksiyonlarının korunması, ilaç etkinliğinin sürdürülmesi ve eşlik eden metabolik komplikasyonların yönetilmesi açısından beslenmenin önemi giderek artmaktadır. Bu süreçte uygulanan dengeli ve bireyselleştirilmiş bir beslenme planı, hastalığın seyrinde destekleyici bir rol üstlenmekte; yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlamaktadır.

Kronik viral enfeksiyonların seyrinde vücudun bazal metabolik hızı genellikle yükselmektedir. HIV pozitif bireylerde enfeksiyonun aktif olduğu dönemlerde enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde on, fırsatçı enfeksiyonların eşlik ettiği ileri evrelerde ise yüzde yirmi ila otuz oranında arttığı klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Bu artışın temel nedeni, sürekli aktif kalan bağışıklık sisteminin yüksek miktarda enerji tüketmesi, inflamatuar sitokinlerin salınımının metabolizmayı hızlandırması ve viral replikasyonun konak hücrelerin enerji kaynaklarını kullanmasıdır. Dolayısıyla yetersiz enerji alımı, kilo kaybına, kas kütlesinde erimeye ve bağışıklık fonksiyonlarının zayıflamasına yol açabilmektedir.

Protein gereksinimi de sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek düzeyde seyretmektedir. Genel klinik öneriler doğrultusunda, stabil dönemdeki hastalarda günlük protein alımının vücut ağırlığının her kilogramı başına 1,0 ila 1,4 gram arasında, akut enfeksiyon veya kilo kaybının eşlik ettiği dönemlerde ise 1,5 ila 2,0 grama kadar çıkarılması önerilmektedir. Yumurta, süt ürünleri, kırmızı et, tavuk, hindi, balık ve baklagiller gibi yüksek biyolojik değerli protein kaynaklarına öncelik verilmesi gerekmektedir. Yeterli protein alımı, kas kütlesinin korunmasına, yara iyileşmesine, antikor üretimine ve genel doku onarımına önemli katkı sunmaktadır. Ancak böbrek fonksiyonlarında bozulma bulunan hastalarda protein miktarının hekim ve diyetisyen denetiminde ayarlanması gerekmektedir.

Karbonhidratlar günlük enerjinin yaklaşık yüzde elli ila altmışını oluşturmalıdır. Kompleks karbonhidrat kaynaklarının tercih edilmesi, kan şekerinin dengelenmesi ve tokluk süresinin uzaması açısından önem taşımaktadır. Tam tahıllı ekmek, bulgur, yulaf, kepekli pirinç, kinoa ve baklagiller gibi besinler hem lif hem de B grubu vitaminler bakımından zengin içerikleriyle öne çıkmaktadır. Basit şeker içeriği yüksek olan rafine ürünlerin, şekerli içeceklerin ve hazır gıdaların sınırlandırılması önerilmektedir. Özellikle antiretroviral ilaç kullanan bireylerde insülin direnci ve tip 2 diyabet riskinin arttığı bilindiğinden, glisemik yükü düşük karbonhidrat kaynaklarına yönelmek metabolik dengeyi korumaya yardımcı olmaktadır.

Yağ tüketiminde nitelik en az miktar kadar belirleyici bir rol üstlenmektedir. Toplam enerjinin yaklaşık yüzde yirmi beş ila otuzunun yağlardan karşılanması önerilirken, doymuş yağ oranının yüzde onun altında tutulması hedeflenmelidir. Zeytinyağı, fındık, ceviz, badem, avokado ve yağlı tohumlar tekli doymamış yağ asitlerinin önemli kaynaklarındandır. Somon, sardalya, uskumru gibi yağlı balıklarda bulunan omega-3 yağ asitleri, antiinflamatuar etkileri sayesinde kronik inflamasyonun azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Trans yağ içeriği yüksek margarinlerden, kızartmalardan ve paketli ürünlerden uzak durulması; antiretroviral terapiye bağlı gelişebilecek dislipidemi ve kardiyovasküler komplikasyonların önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Mikrobesin yetersizlikleri, HIV ile yaşayan bireylerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Çinko, selenyum, demir, A vitamini, B12, folik asit, C vitamini, E vitamini ve D vitamini düzeylerinde düşüklük gözlenebilmektedir. Bu eksikliklerin temel nedenleri arasında yetersiz besin alımı, malabsorpsiyon, kronik ishal, ilaç etkileşimleri ve artmış metabolik tüketim yer almaktadır. Renkli sebzeler, taze meyveler, tam tahıllar, kuruyemişler ve hayvansal kaynaklı besinlerin dengeli biçimde tüketilmesi mikrobesin alımının optimize edilmesine yardımcı olmaktadır. D vitamini düzeyinin düzenli aralıklarla izlenmesi, kemik sağlığı ve bağışıklık fonksiyonu açısından özellikle önerilmektedir.

Antioksidan içerikli besinler, oksidatif stresin azaltılması ve hücresel hasarın sınırlandırılması bakımından öne çıkmaktadır. HIV enfeksiyonunda serbest radikal üretimi artmakta, antioksidan savunma sistemleri ise yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle C vitamini açısından zengin turunçgiller, kivi, çilek, biber ve maydanoz; E vitamini içeren badem, fındık ve yeşil yapraklı sebzeler; beta-karoten kaynağı havuç, kabak ve ıspanak günlük beslenmeye dahil edilmelidir. Selenyum içeriği yüksek brezilya cevizi, bütün tahıllar ve deniz ürünleri de antioksidan kapasitenin desteklenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Renkli ve çeşitli tabaklar oluşturmak, farklı fitokimyasalların alınmasını kolaylaştırmaktadır.

Sıvı tüketimi ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Günlük en az iki ila iki buçuk litre su alımının sağlanması, böbrek fonksiyonlarının korunması, ilaç metabolitlerinin atılması ve mukozal sağlığın sürdürülmesi açısından gereklidir. Antiretroviral ilaçların bir kısmının böbrekler üzerinden atıldığı düşünüldüğünde, yeterli hidrasyon ilaç güvenliği açısından da önem taşımaktadır. Ateş, ishal, kusma gibi durumlarda sıvı ihtiyacı belirgin biçimde artmakta; bu dönemlerde elektrolit dengesini koruyan ev yapımı içecekler veya hekim önerisiyle oral rehidratasyon solüsyonlarının kullanımı değerlendirilebilmektedir. Şekerli gazlı içeceklerden ve aşırı kafein içeren ürünlerden kaçınılması önerilmektedir.

Gıda güvenliği, bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde özel bir hassasiyet gerektirmektedir. CD4 sayısı düşük olan hastalarda fırsatçı enfeksiyonlara yol açabilen patojenlere karşı koruyucu önlemlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Çiğ veya az pişmiş et, kümes hayvanları, deniz ürünleri ve yumurta tüketiminden kaçınılması; pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesi; meyve ve sebzelerin akan su altında iyice yıkanması temel öneriler arasında yer almaktadır. Buzdolabında saklanan yiyeceklerin uygun sıcaklıkta tutulması, çapraz bulaşmanın önlenmesi için çiğ ve pişmiş gıdaların ayrı kaplarda muhafaza edilmesi gerekmektedir. Son kullanma tarihi geçmiş veya açıkta satılan ürünlerden uzak durulması, gastrointestinal enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Probiyotik içerikli besinler, bağırsak florasının dengelenmesi açısından destekleyici bir rol üstlenmektedir. Yoğurt, kefir, ev yapımı turşu ve fermente süt ürünleri yararlı bakteri içerikleriyle bağışıklık fonksiyonuna katkı sağlayabilmektedir. Ancak ileri evre immün yetmezliği bulunan hastalarda canlı mikroorganizma içeren probiyotik takviyelerin kullanımı hekim onayı ile değerlendirilmelidir. Prebiyotik özellik gösteren soğan, sarımsak, pırasa, enginar ve yulaf gibi besinler ise bağırsak florasının beslenmesine yardımcı olmakta; düzenli tüketim bağırsak bütünlüğünün korunmasına katkıda bulunmaktadır.

Antiretroviral ilaçların etkinliğinin ve güvenliğinin sürdürülmesi için besin etkileşimleri dikkate alınmalıdır. Bazı ilaçların aç karnına, bazılarının ise tok karnına alınması gerekmektedir. Greyfurt ve greyfurt suyu, sitokrom P450 enzim sistemini etkileyerek bazı antiretroviral ilaçların kan düzeylerinde dalgalanmalara neden olabilmektedir. Yüksek miktarda kalsiyum içeren süt ürünleri ile bazı ilaçların birlikte alınması, emilim bozukluklarına yol açabilmektedir. Bitkisel takviyeler arasında sarı kantaron gibi ürünlerin antiretroviral ilaçların etkinliğini azaltabildiği bilinmektedir. Bu nedenle herhangi bir takviye kullanımına başlanmadan önce mutlaka hekim ve klinik eczacı görüşünün alınması gerekmektedir.

HIV enfeksiyonunun ileri dönemlerinde veya antiretroviral terapi sürecinde lipodistrofi olarak adlandırılan, vücut yağ dağılımında değişikliklerle karakterize tablo gelişebilmektedir. Karın bölgesinde yağlanma artışı, kol ve bacaklarda incelme, yüzde yağ kaybı görülebilmektedir. Bu süreçte rafine karbonhidratların sınırlandırılması, posa içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesi ve düzenli fiziksel aktivitenin beslenme planına entegre edilmesi yararlı olmaktadır. Direnç egzersizleri kas kütlesinin korunmasına, aerobik aktivite ise insülin duyarlılığının iyileştirilmesine ve kardiyovasküler riskin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Hareket planlamasının bireysel kapasiteye göre tasarlanması önerilmektedir.

İştahsızlık, bulantı, tat değişiklikleri, ağız içi yaralar ve disfaji gibi belirtiler hastaların beslenme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu tür durumlarda küçük ve sık öğünler şeklinde planlama yapılması, yumuşak kıvamlı yiyeceklerin tercih edilmesi, çok sıcak veya çok soğuk gıdalardan kaçınılması belirtilerin yönetilmesinde yardımcı olmaktadır. Oda sıcaklığında servis edilen besinler kokuya bağlı bulantıyı azaltabilmektedir. Ağız içi yaraların eşlik ettiği dönemlerde asitli, baharatlı ve sert dokulu yiyeceklerden uzak durulması; pürelenmiş çorbalar, yoğurt, muz, kavrulmuş yulaf gibi yumuşak besinlere ağırlık verilmesi rahatlama sağlayabilmektedir. Belirgin kilo kaybının yaşandığı durumlarda enteral nutrisyon ürünlerinin kullanımı klinik değerlendirme sonrasında planlanmaktadır.

Kronik ishal, HIV ile yaşayan bireylerde sıkça karşılaşılan bir sorundur ve hem enfeksiyöz hem de ilaca bağlı nedenlerle gelişebilmektedir. İshalin sürdüğü dönemlerde laktoz içeriği yüksek süt ürünlerinden geçici olarak kaçınılması, yağlı ve baharatlı besinlerin sınırlandırılması, kafein tüketiminin azaltılması önerilmektedir. Haşlanmış patates, pirinç lapası, muz, elma püresi gibi düşük posalı besinler tercih edilebilmektedir. İshalin uzaması durumunda elektrolit dengesizliği gelişebileceğinden, klinik takip ve gerektiğinde laboratuvar değerlendirmesi yapılması önem taşımaktadır. Kanlı ishal, yüksek ateş veya belirgin halsizlik tablosunda zaman kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir.

Alkol tüketiminin sınırlandırılması, hatta tamamen bırakılması güçlü biçimde önerilmektedir. Alkol, antiretroviral ilaçların karaciğer üzerinden metabolizmasını etkileyebilmekte; karaciğer enzim değerlerinde yükselmeye ve ilaç toksisitesinde artışa neden olabilmektedir. Hepatit B veya hepatit C koenfeksiyonu bulunan hastalarda alkol tüketimi karaciğer hasarını hızlandırmaktadır. Tütün kullanımının da bırakılması; kardiyovasküler hastalık, akciğer enfeksiyonları ve bazı kanser türleri açısından artmış olan riskin azaltılmasında belirleyici bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu konularda profesyonel destek alınması, davranış değişikliğinin sürdürülebilirliğini artırmaktadır.

Beslenme planının bireyselleştirilmesi, başarı için temel koşullardan biridir. Yaş, cinsiyet, vücut kompozisyonu, fiziksel aktivite düzeyi, CD4 sayısı, viral yük, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve sosyokültürel faktörler değerlendirilerek diyet planı oluşturulmalıdır. Belirli aralıklarla yapılacak antropometrik ölçümler, biyokimyasal parametrelerin izlenmesi ve diyet kayıtlarının değerlendirilmesi planın güncellenmesine olanak tanımaktadır. Düzenli takip ve hekim, diyetisyen, eczacı ve psikolojik destek profesyonellerinden oluşan multidisipliner ekip yaklaşımı, HIV ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesinin korunmasına ve uzun vadeli sağlık hedeflerine ulaşılmasına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Kaynakça

  1. National Institutes of Health - HIVinfo (NIH) — HIV ve gıda güvenliği/beslenmehivinfo.nih.gov/understanding-hiv/fact-sheets/hiv-and-nutrition-and-food-safety
  2. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine — HIV/AIDS ve beslenmemedlineplus.gov/ency/article/002519.htm
  3. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — HIV ile yaşamak ve besin güvenliğicdc.gov/hiv/living-with-hiv/index.html
  4. MedlinePlus (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi - NLM) — HIV ile Yaşam: Sağlıklı Beslenme ve Besin Güvenliğimedlineplus.gov/livingwithhiv.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Beslenme ve Diyet Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.