Çocuk Endokrinolojisi

Gecikmiş Ergenlikte Genetik Nedenler

Gecikmiş Ergenlik Süreci, Genetik Nedenler, Tanı Yöntemleri ve Tedavi Planı, klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir.

Ergenlik dönemi, çocukluk çağından erişkinliğe geçişi sağlayan, hipotalamus-hipofiz-gonad ekseninin yeniden etkinleşmesiyle başlayan karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin başlamasında genetik yapı belirleyici bir rol üstlenir. Kız çocuklarında 13 yaşına, erkek çocuklarında ise 14 yaşına kadar ergenlik bulgularının ortaya çıkmaması durumunda gecikmiş ergenlikten söz edilir. Olguların önemli bir bölümünde sebep yapısal gecikme olarak değerlendirilse de, son yıllarda yapılan moleküler genetik çalışmalar, gecikmiş ergenliğin altında yatan kalıtsal etmenlerin sanıldığından çok daha geniş bir yelpazede yer aldığını ortaya koymuştur. Bu nedenle çocuk endokrinolojisi pratiğinde aile öyküsünün ayrıntılı sorgulanması ve gerektiğinde genetik incelemelerin planlanması giderek önem kazanmaktadır.

Ergenliğin başlangıcı, hipotalamustan gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) salınımının pulsatil biçimde yeniden başlamasıyla tetiklenir. Bu salınımı düzenleyen sinir ağı, KISS1, KISS1R, TAC3 ve TACR3 gibi genler tarafından kontrol edilir. Söz konusu genlerde meydana gelen kayıp işlev mutasyonları, GnRH nöronlarının yeterli düzeyde uyarılamamasına ve dolayısıyla ergenlik sürecinin gecikmesine yol açabilir. Kisspeptin sinyal yolağındaki bozulmalar, normosmik hipogonadotropik hipogonadizm tablolarının önemli bir kısmından sorumlu tutulmaktadır. Bu genetik bozuklukların erken dönemde tanımlanması, ileride üreme sağlığına yönelik öngörülerde bulunulmasına ve uygun izlem planının oluşturulmasına katkı sağlar.

Ailesel kısıtlı büyüme ve ergenlik (konstitüsyonel gecikme), gecikmiş ergenliğin en sık karşılaşılan nedeni olup belirgin bir genetik geçiş örüntüsü gösterir. Etkilenen çocukların yaklaşık dörtte üçünde anne, baba veya yakın akrabalarda benzer bir öykü bulunur. Otozomal dominant kalıtım öne çıksa da, otozomal resesif ve X’e bağlı geçişler de bildirilmiştir. Son dönemde IGSF10, HS6ST1 ve FTO gibi genlerdeki nadir varyantların konstitüsyonel gecikme ile ilişkilendirildiği gösterilmiştir. Bu çocuklarda ergenlik gecikmiş olarak başlasa da, çoğu durumda erişkin boy ve üreme işlevleri normal sınırlar içinde gelişir. Buna karşın benign seyirli görünen bu tablonun, kalıcı hipogonadotropik hipogonadizm ile ayırıcı tanısı çoğu durumda kolay olmamakta ve uzun süreli izlem gerektirebilmektedir.

Kallmann sendromu, gecikmiş ergenliğin koku alma bozukluğu ile birlikte görüldüğü, genetik kökenli önemli bir tablodur. KAL1 (ANOS1), FGFR1, FGF8, PROK2, PROKR2, CHD7 ve SOX10 gibi pek çok gen bu sendromun ortaya çıkışında rol oynar. KAL1 mutasyonları X’e bağlı resesif geçiş gösterirken, FGFR1 mutasyonları otozomal dominant kalıtım sergiler. Embriyonik dönemde GnRH nöronlarının olfaktör plakottan hipotalamusa göçünün bozulması, hem ergenliğin başlamamasına hem de koku alma duyusunun kısmen veya tamamen kaybolmasına neden olur. Eşlik eden bulgular arasında yarık damak-dudak, böbrek agenezisi, sinkinezi ve işitme kayıpları yer alabilir. Bu eşlik eden bulgular, sendromun erken tanınmasında değerli ipuçları sunar.

İzole hipogonadotropik hipogonadizm tablolarında GNRH1, GNRHR, LEP ve LEPR genlerinde tanımlanan mutasyonlar da gecikmiş ergenliğe yol açan kalıtsal nedenler arasında yer alır. GNRHR mutasyonları, gonadotropin salgılatıcı hormonun hedef reseptörüne bağlanmasını engelleyerek hipofizin uyarılmasını bozar. Leptin ve leptin reseptörü mutasyonları ise hem erken başlangıçlı ağır obezite hem de hipogonadotropik hipogonadizm ile karakterize, nadir görülen bir tablo oluşturur. DAX1 (NR0B1) genindeki mutasyonlar, X’e bağlı konjenital adrenal hipoplazi ve hipogonadotropik hipogonadizm birlikteliğine neden olabilir ve genellikle erkek çocuklarda erken bebeklik döneminde adrenal yetmezlik bulgularıyla kendini gösterir. Bu olgularda multidisipliner yaklaşımla izlem önerilmektedir.

Kromozomal düzeydeki yapısal anomaliler de gecikmiş ergenliğin önemli bir bölümünden sorumludur. Kız çocuklarında 45,X karyotipi ile karakterize Turner sendromu, primer gonadal yetmezliğin en sık nedenidir. Bu olgularda gonadlar fibrotik bant şeklinde gelişir, östrojen üretimi yetersiz kalır ve sekonder seks karakterleri gelişemez. Boy kısalığı, kalp ve böbrek anomalileri, yele boyun ve geniş göğüs yapısı gibi fenotipik özellikler tanıyı yönlendirir. Mozaik karyotipli olgularda klinik bulguların daha hafif seyredebileceği ve ergenliğin kısmen başlayabileceği bilinmektedir. Karyotip incelemesi, gecikmiş ergenliği olan tüm kız çocuklarında temel bir değerlendirme aracı olarak önerilmektedir.

Erkek çocuklarında ise 47,XXY karyotipi ile karakterize Klinefelter sendromu, primer gonadal yetmezliğin en sık görülen kalıtsal nedenidir. Bu sendromda testisler küçük ve sert yapıdadır, testosteron üretimi yetersiz kalır ve spermatogenez ileri derecede bozulmuştur. Ergenlik başlangıcı bazı olgularda normal yaşta gerçekleşse de, ilerleyen süreçte sekonder seks karakterlerinin yeterince gelişmediği gözlenir. Boy uzunluğunun yaşıtlarına göre fazla olması, jinekomasti, dar omuzlar ve geniş kalça yapısı, öğrenme güçlükleri ve davranışsal farklılıklar tabloya eşlik edebilir. Erken tanı, eksik kalan androjen düzeylerinin yerine konulmasına yönelik yaklaşımla yönetilir ve psikososyal destek açısından da yarar sağlar.

Noonan sendromu, PTPN11, SOS1, RAF1, KRAS ve BRAF gibi RAS-MAPK yolağı genlerindeki mutasyonlardan kaynaklanan, otozomal dominant geçişli bir hastalıktır. Bu tabloda gecikmiş ergenlik sık karşılaşılan bulgulardan biridir ve özellikle erkek çocuklarda kriptorşidizm ile birlikte görülebilir. Karakteristik yüz görünümü, boy kısalığı, doğumsal kalp hastalıkları ve pıhtılaşma bozuklukları tanının konulmasına yardımcı olur. Prader-Willi sendromunda ise 15. kromozomun babadan gelen kopyasındaki delesyon veya uniparental dizomi sonucu hipotalamik işlev bozukluğu gelişir; bu da hipogonadotropik hipogonadizm ve gecikmiş ergenlik ile sonuçlanır. Yenidoğan döneminde belirgin hipotoni, ilerleyen yaşlarda doyumsuz iştah ve obezite, sendromun klinik tablosunu tamamlar.

Bardet-Biedl sendromu, BBS1’den BBS21’e kadar çok sayıda gende tanımlanan mutasyonlarla ortaya çıkan, siliyopati grubunda değerlendirilen bir tablodur. Retinitis pigmentoza, polidaktili, obezite, böbrek anomalileri ve öğrenme güçlüğü ile birlikte hipogonadizm bu sendromun çekirdek bulguları arasında yer alır. CHARGE sendromu, CHD7 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır ve koloboma, kalp anomalileri, koanal atrezi, büyüme geriliği, genital hipoplazi ve kulak anomalileri ile karakterizedir. Bu sendromda gecikmiş ergenlik, hem hipotalamik hem de hipofizer düzeyde GnRH ekseninin etkilenmesinden kaynaklanır. CHD7 mutasyonlarının Kallmann sendromu olgularının bir kısmında da bulunması, bu iki tablonun moleküler düzeyde örtüşen yönleri olduğunu göstermektedir.

Konjenital adrenal hiperplazinin nadir görülen formlarından biri olan 17-alfa hidroksilaz eksikliği, CYP17A1 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Bu enzim eksikliğinde cinsiyet steroidlerinin üretimi bozulur, kız çocuklarında ergenlik gelişmez ve hipertansiyon ile hipokalemi tabloya eşlik eder. Genetik karyotipi 46,XY olan bireylerde dış genital yapı kız fenotipinde gelişebilir. StAR proteini eksikliği veya 3-beta hidroksisteroid dehidrogenaz eksikliği gibi diğer steroidogenez bozuklukları da benzer biçimde gecikmiş veya başlamayan ergenlik tablolarına neden olabilir. Bu olguların ayırıcı tanısında ayrıntılı hormonal değerlendirme ve moleküler genetik incelemeler temel bir yer tutar.

Androjen duyarsızlık sendromu, AR genindeki mutasyonlardan kaynaklanan, X’e bağlı resesif geçişli bir bozukluktur. 46,XY karyotipine sahip bireylerde androjen reseptörünün işlevini yerine getirememesi, dış genital yapının kız fenotipinde gelişmesine yol açar. Tam androjen duyarsızlığı olan olgularda ergenlik döneminde meme gelişimi olur ancak pubik ve aksiller kıllanma görülmez, adet kanaması başlamaz. Kısmi formlarda ise daha karmaşık klinik tablolar ortaya çıkabilir. Bu olgularda tanı sürecinde ailenin psikososyal açıdan desteklenmesi ve cinsiyet kimliği gelişimi açısından dikkatli bir izlem süreci yürütülmesi önerilmektedir. Multidisipliner yaklaşımla yönetilen bu süreç, bireylerin yaşam kalitesi açısından önemli bir yer tutar.

Fragile X sendromu, FMR1 genindeki CGG tekrarlarının patolojik düzeyde artmasıyla ortaya çıkar ve özellikle kız çocuklarında premutasyon taşıyıcılığı, prematür over yetmezliğine zemin hazırlayabilir. Bu durum, başlamış olan ergenliğin ilerlemesinde duraklamaya veya erken yaşlarda gonadal işlevin azalmasına neden olabilir. Galaktozemi gibi bazı metabolik hastalıklarda da kız çocuklarında over yetmezliği gelişebilmekte ve sekonder seks karakterlerinin gelişimi gecikebilmektedir. Mitokondriyal hastalıklar, depo hastalıkları ve hemoglobinopatiler gibi sistemik kalıtsal bozukluklar, kronik hastalık yükü oluşturarak hipotalamik-hipofizer ekseni baskılayabilir. Bu tür durumlarda gecikmiş ergenlik, altta yatan hastalığın bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Genetik kökenli gecikmiş ergenliğin değerlendirilmesinde ayrıntılı bir aile öyküsü temel bir başlangıç noktası oluşturur. Anne ve babanın menarş ve ergenlik yaşının sorgulanması, ailedeki infertilite öyküsü, akraba evliliği varlığı ve benzer fenotipik bulguların aile bireylerinde bulunup bulunmadığı titizlikle araştırılır. Fizik muayenede boy, ağırlık, vücut oranları, sekonder seks karakterlerinin gelişim evresi (Tanner evrelemesi), koku duyusu ve eşlik edebilecek dismorfik bulgular değerlendirilir. Laboratuvar incelemelerinde gonadotropinler, cinsiyet steroidleri, tiroid işlev testleri ve gerektiğinde GnRH uyarı testi gibi dinamik incelemeler yer alır. Kemik yaşı tayini ise kronolojik yaş ile biyolojik olgunlaşma arasındaki ilişkiyi gösteren temel bir araçtır.

Moleküler genetik tanı yöntemleri son yıllarda büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle hazırlanan hedeflenmiş gen panelleri, hipogonadotropik hipogonadizm ile ilişkili onlarca geni eş zamanlı olarak inceleyebilmektedir. Tüm ekzom dizileme ve tüm genom dizileme gibi geniş kapsamlı incelemeler, daha önce tanımlanmamış varyantların ortaya çıkarılmasına olanak tanımaktadır. Karyotip analizi, FISH ve mikroarray gibi sitogenetik incelemeler kromozomal anomalilerin saptanmasında önemini korumaktadır. Genetik test kararı verilirken klinik bulgular, aile öyküsü, ekonomik yük-yarar dengesi ve sonuçların yorumlanmasındaki güçlükler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Genetik danışmanlık, hem tanı öncesinde hem de sonrasında ailelere bilinçli kararlar verebilmeleri için zemin hazırlar.

Gecikmiş ergenliğin yönetiminde altta yatan genetik nedenin doğru tanımlanması, izlem planının şekillendirilmesinde temel bir basamaktır. Konstitüsyonel gecikme tanısı konulan olgularda çoğu durumda gözlem yeterli olurken, kalıcı hipogonadotropik hipogonadizm veya primer gonadal yetmezlik tablolarında uzun süreli hormon yerine koyma yaklaşımıyla yönetilir. Boy uzaması, kemik mineral yoğunluğunun korunması, psikososyal gelişimin desteklenmesi ve ileride üreme sağlığının planlanması bu süreçte göz önünde bulundurulan başlıca hedefler arasında yer alır. Ergenlik dönemi, bedensel olduğu kadar duygusal ve sosyal açılardan da kritik bir geçiş dönemidir; bu nedenle olguların yalnızca hormonal değil, bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi önerilmektedir.

Genetik kökenli gecikmiş ergenliğin tanı ve izlem süreci, çocuk endokrinolojisi, tıbbi genetik, çocuk psikiyatrisi, üroloji, jinekoloji ve gerektiğinde diğer dalların ortak katkısıyla yürütülen bir ekip çalışmasını gerektirir. Ailelere sunulan genetik danışmanlık, hastalığın kalıtım örüntüsünün anlaşılmasına, ileride doğacak çocuklar için risk değerlendirmesinin yapılmasına ve gerektiğinde prenatal tanı seçeneklerinin tartışılmasına olanak tanır. Bilimsel araştırmaların ilerlemesiyle yeni genlerin ve moleküler mekanizmaların tanımlanması, gelecekte daha hassas tanı ve daha bireyselleştirilmiş izlem yaklaşımlarının önünü açmaktadır. Bu kapsamda erken dönemde uygun değerlendirmenin yapılması, hem bireyin yaşam kalitesi hem de ailenin bilgilendirilmesi açısından önemli bir basamak oluşturur.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Gecikmiş ergenlikncbi.nlm.nih.gov/books/NBK544322
  2. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine — Kallmann sendromumedlineplus.gov/genetics/condition/kallmann-syndrome
  3. Eunice Kennedy Shriver National Institute of Child Health and Human Development (NICHD) — Turner sendromunichd.nih.gov/health/topics/turner

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.