Kadın Hastalıkları ve Doğum

Doğurganlık Koruma

Fertilite Koruma, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere.

Fertilite koruma, tıbbi terminolojide doğurganlık koruma olarak da ifade edilen ve üreme potansiyelinin gelecekteki bir dönemde kullanılabilmesi amacıyla yumurta, sperm, embriyo ya da üreme dokularının saklanmasını kapsayan bir çerçeveyi tanımlar. Modern üreme tıbbının son yirmi yılda kaydettiği ilerlemeler, özellikle kanser tanısı almış hastalarda, otoimmün hastalıklar nedeniyle sitotoksik ilaç kullanacak bireylerde ve ilerleyen yaşla birlikte doğal yumurtalık rezervinin azalmasından endişe duyan kadınlarda bu alana yönelik ilgiyi belirgin biçimde artırmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlığı çerçevesinde değerlendirilen fertilite koruma yaklaşımları, hem kişisel yaşam planlamasına hem de tıbbi zorunluluklara bağlı olarak farklı zamanlarda gündeme gelebilir ve her hasta için ayrıntılı bir değerlendirme gerektirir.

Doğurganlık potansiyelinin korunması gerekliliği, birden fazla klinik ve sosyal etkenle şekillenir. Onkolojik hastalıklarda uygulanacak kemoterapi ve radyoterapi protokolleri, hem yumurtalık rezervinde hem de sperm üretiminde geri dönüşü sınırlı hasarlara yol açabilmektedir. Meme kanseri, lenfoma, lösemi, sarkomlar ve jinekolojik malignitelerde kullanılan alkilleyici ajanlar başta olmak üzere pek çok kemoterapötik ilaç, foliküler rezervi hızla tüketebilmekte ve erken menopoza zemin hazırlayabilmektedir. Radyoterapinin pelvik alana uygulanması durumunda yumurtalık dokusunda benzer bir gerileme gözlemlenebilir. Bu nedenle onkolojik tedavi planlanan hastalarda, tedavi başlamadan önce fertilite koruma seçeneklerinin değerlendirilmesi güncel klinik yaklaşımlar açısından önemli bir adımdır.

Onkoloji dışındaki endikasyonlar da giderek genişlemektedir. Sistemik lupus eritematozus, romatoid artrit, vaskülitler ve inflamatuar barsak hastalıkları gibi otoimmün tablolarda kullanılan siklofosfamid benzeri ilaçlar üreme hücrelerini olumsuz etkileyebilir. Endometriozis nedeniyle tekrarlayan cerrahi girişim geçirmesi öngörülen hastalarda, over dokusunun cerrahi olarak uzaklaştırılması sonucunda rezervin belirgin biçimde gerileyebileceği bilinmektedir. Ailesel erken menopoz öyküsü, Turner sendromu, frajil X premutasyon taşıyıcılığı gibi genetik yatkınlıklar da bireylerin genç yaşta üreme kapasitelerini koruma altına almak istemesine yol açan durumlar arasında yer alır. Ayrıca cinsiyet uyum süreçleri kapsamında hormonal veya cerrahi işlem planlayan bireyler için de fertilite koruma seçenekleri gündeme gelebilir.

Sosyal fertilite koruma başlığı altında değerlendirilen elektif uygulamalar ise son yıllarda giderek daha fazla kadının başvurduğu bir seçenek hâline gelmiştir. Kariyer planlaması, uygun partnerin henüz bulunmaması ya da yaşam koşullarının çocuk sahibi olmayı geciktirmesi gibi nedenlerle yumurta dondurma yöntemine yönelen kadın sayısı artmaktadır. Yumurtalık rezervinin otuz beş yaşından itibaren belirgin biçimde azaldığı ve yumurta kalitesinin ilerleyen yaşla birlikte gerilediği bilimsel olarak gösterildiğinden, elektif yumurta dondurma işlemlerinin genellikle otuz beş yaş öncesinde planlanması önerilir. Ancak her bireyin over rezervi farklı hızda değiştiğinden karar, hormonal ve ultrasonografik değerlendirmeler ışığında verilmelidir.

Kadınlarda uygulanan başlıca yöntemler arasında oosit kriyoprezervasyonu, embriyo kriyoprezervasyonu ve over dokusu kriyoprezervasyonu yer alır. Oosit dondurma, hormonal uyarı sonrası olgunlaşan yumurtaların toplanarak vitrifikasyon adı verilen hızlı dondurma tekniğiyle sıvı azot içinde saklanmasını içerir. Vitrifikasyon yönteminin klinik uygulamaya girmesiyle birlikte donmuş yumurtalardan elde edilen gebelik oranları belirgin biçimde iyileşmeye katkı sağlamıştır. Embriyo dondurma, partner spermi ya da donör sperm kullanılarak döllenmiş embriyoların saklanmasını kapsar ve klasik olarak en uzun süredir uygulanan yöntemdir. Bu iki teknik, ortalama iki haftalık bir hormonal uyarı sürecinin ardından ultrasonografi eşliğinde yapılan yumurta toplama işlemine dayanır.

Over dokusu kriyoprezervasyonu ise cerrahi olarak alınan yumurtalık kortikal dokusunun küçük parçalar hâlinde dondurulmasını içerir ve özellikle acil onkolojik tedavi başlanacak hastalarda ya da ergenlik öncesi kız çocuklarında değerlendirilebilecek bir seçenektir. Hormonal uyarı için zamanın olmadığı durumlarda öne çıkan bu yaklaşım, dondurulmuş dokunun tedavinin ardından tekrar hastaya nakledilmesiyle hem hormonal fonksiyonun hem de yumurtalık aktivitesinin geri kazanılmasına olanak sağlayabilir. Yöntem, uluslararası bilimsel kuruluşlar tarafından deneysel statüden çıkarılarak klinik uygulamalar arasına dâhil edilmiştir; ancak her merkezde uygulanabilirliği farklılık gösterebilir.

Erkeklerde fertilite koruma daha sık uygulanan ve teknik açıdan görece kolay bir yaklaşımı içerir. Sperm kriyoprezervasyonu, ejakülasyon yoluyla elde edilen numunelerin analiz edildikten sonra sıvı azotta saklanmasına dayanır ve on yıllardır güvenilir biçimde kullanılmaktadır. Ejakülasyon yoluyla sperm elde edilemeyen olgularda mikrocerrahi testiküler sperm ekstraksiyonu gibi cerrahi teknikler değerlendirilebilir. Ergenlik öncesi erkek çocuklarında testiküler dokunun saklanması hâlen araştırma aşamasındaki yaklaşımlar arasında yer almakta olup seçilmiş merkezlerde uygulanabilmektedir. Onkolojik tedavi öncesinde sperm örneği alınmasının, tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek azospermi ya da oligospermi tablolarına karşı önemli bir güvence oluşturduğu vurgulanmaktadır.

Fertilite koruma süreci, kararın verilmesinden çok önce başlayan ayrıntılı bir değerlendirmeyi gerektirir. Kadın hastalarda ilk aşamada over rezervinin belirlenmesi amacıyla anti-Müllerian hormon düzeyi, folikül stimüle edici hormon, östradiol gibi parametreler ve transvajinal ultrasonografi ile antral folikül sayımı incelenir. Bu değerlendirmelerin ardından hastanın yaşı, altta yatan hastalığın türü, planlanan tedavinin aciliyeti ve olası riskler dikkate alınarak en uygun yaklaşım belirlenir. Onkolojik hastalarda multidisipliner iş birliği çerçevesinde tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi ve üreme endokrinolojisi ekiplerinin ortak kararı büyük önem taşır; zira hormonal uyarının bazı hormon duyarlı tümörlerde gözden geçirilmesi gerekebilir.

Meme kanseri gibi östrojen duyarlı tümörlerde uygulanan hormonal uyarı protokollerinde, dolaşımdaki östrojen düzeyini sınırlamak amacıyla letrozol ya da tamoksifen gibi ilaçlar tedaviye eklenebilir. Bu yaklaşım sayesinde folikül gelişimi sağlanırken tümörün hormonal uyarıdan etkilenme olasılığı azaltılabilir. Random start protokolü olarak adlandırılan uygulama ile hormonal uyarı, adet döngüsünün herhangi bir gününde başlatılabilmekte ve böylece onkolojik tedavinin gecikmesi engellenmektedir. Tüm bu modifikasyonlar, günümüz üreme tıbbının onkoloji hastalarına sunduğu bireyselleştirilmiş çözümlerin bir yansımasıdır.

Yaş, fertilite koruma sürecinde başarıyı etkileyen en belirleyici değişkenler arasında yer almaktadır. Otuz beş yaş öncesinde dondurulan oositlerden elde edilen canlı doğum oranlarının, ilerleyen yaşlarda dondurulanlara kıyasla belirgin biçimde daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Otuz sekiz yaş üzerinde uygulanan sikluslarda hem toplanan yumurta sayısı hem de kalitesi düşme eğilimine girer; bu durum çoğu durumda birden fazla siklus yapılmasını gündeme getirebilir. Kırk yaş üzerindeki adaylarda başarı olasılığı belirgin biçimde azalır ve süreç, olası sonuçlar açısından ayrıntılı biçimde konuşulmalıdır. Bu nedenle karar aşamasında yaşa özgü gerçekçi beklentilerin ortaya konulması etik açıdan gereklidir.

Hormonal uyarı süreci, ortalama on iki ile on dört gün süren enjeksiyon uygulamalarını kapsar. Bu dönemde over yanıtı ultrasonografik ve hormonal takiplerle izlenir. Foliküllerin uygun büyüklüğe ulaşmasının ardından tetikleyici bir enjeksiyon uygulanır ve yaklaşık otuz altı saat sonra transvajinal yolla yumurta toplama işlemi gerçekleştirilir. İşlem hafif sedasyon altında yapıldığından hasta konforu genellikle korunur. Süreçle ilişkili en önemli risklerden biri olan over hiperstimülasyon sendromu, güncel protokollerde antagonist yaklaşımı ve agonist tetikleme stratejileriyle önemli ölçüde azaltılmıştır. Yine de karın şişkinliği, geçici hormonal dalgalanmalar, hafif ağrı gibi yan etkiler görülebilir ve bunlar genellikle birkaç gün içinde geriler.

Yumurta ve embriyo saklama sürelerinde yasal düzenlemeler ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Türkiye’de üremeye yardımcı tedavi uygulamalarına ilişkin mevzuat çerçevesinde saklama süreleri, saklama şartları ve kullanım koşulları ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır. Onkolojik veya tıbbi endikasyonlu saklama işlemlerinde belirli sürelerin uzatılabilmesi mümkün olsa da elektif uygulamalar için sınırlamalar söz konusu olabilir. Bu nedenle sürecin başında hastaların hem tıbbi hem de hukuki boyutlar hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi büyük önem taşır. Ayrıca eşlerin ayrılığı, boşanma ya da ölüm gibi öngörülmeyen durumlarda embriyoların akıbetiyle ilgili düzenlemeler de göz önünde bulundurulmalıdır.

Fertilite koruma süreci yalnızca tıbbi bir uygulama olmanın ötesinde, psikolojik boyutu da güçlü olan bir yolculuktur. Özellikle kanser tanısıyla karşılaşan hastalarda, tedavi süreciyle eş zamanlı olarak üreme geleceğine ilişkin kararlar vermek belirgin bir duygusal yük oluşturabilir. Bu nedenle üreme sağlığı ekipleri, psikoonkoloji ve psikolojik danışmanlık hizmetleriyle iş birliği içinde çalışır. Genç hastalarda beden imajı, cinsel sağlık ve gelecekteki aile planlaması hakkında açık bir iletişim kurulması, karar sürecinin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar. Elektif başvurularda ise beklentilerin gerçekçi biçimde belirlenmesi, sonrasında yaşanabilecek hayal kırıklıklarının önüne geçilmesi açısından değerlidir.

Ekonomik boyut da göz ardı edilmemesi gereken bir başlıktır. Fertilite koruma işlemlerinin ilaç, laboratuvar ve saklama giderleri toplamda azımsanmayacak bir ekonomik yük oluşturabilir. Tıbbi endikasyonlu hastalarda bazı sağlık sigortası kapsamlarında sınırlı desteklerden söz edilebilse de elektif uygulamalar genellikle bireysel gider olarak karşılanır. Yıllık saklama giderlerinin de sürekli bir yükümlülük oluşturduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle karar aşamasında yalnızca tıbbi değil, uzun vadeli maddi planlamanın da değerlendirilmesi önerilir.

Dondurulmuş üreme hücrelerinin ilerleyen dönemde kullanımı, tüp bebek uygulamaları çerçevesinde gerçekleştirilir. Dondurulan yumurtaların çözülme oranı vitrifikasyon tekniğiyle yüksek düzeye taşınmış olsa da her yumurtanın döllenme ve embriyoya dönüşme potansiyeli aynı olmayabilir. Bu nedenle uzmanlar, hedeflenen gebelik olasılığına göre yeterli sayıda oosit toplanmasına özen gösterir. Genç yaşta on ile yirmi arasında olgun oosit saklamanın, gelecekte bir canlı doğum olasılığını anlamlı biçimde desteklediği bildirilmektedir. İleri yaşlarda ise benzer olasılığa ulaşmak için daha fazla siklus ve daha fazla oosit gerekebilir. Süreç boyunca hastaların bilgilendirilmesi ve gerçekçi beklentiler oluşturulması bu nedenle büyük önem taşır.

Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerinde fertilite koruma yaklaşımları, güncel bilimsel kılavuzlar ışığında ve bireysel gereksinimlere göre şekillendirilir. Üreme endokrinolojisi, embriyoloji laboratuvarları, onkoloji ve genetik bilim dallarının koordineli çalışması, süreç boyunca kararların titizlikle alınmasını sağlar. Doğurganlık koruma, gelecekteki bir gebelik için mutlak bir güvence sunmaktan çok, olası bir imkânı korumaya yönelik bir stratejidir. Bu nedenle her başvuran kişinin bilimsel gerçeklikler, kişisel hedefler ve olası sınırlılıklar hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi ve kararların bu çerçevede olgunlaştırılması önerilir. Süreç boyunca bilimsel verilere dayalı, şeffaf ve çok yönlü bir yaklaşımın benimsenmesi, hem hasta memnuniyeti hem de sağlık sonuçları açısından belirleyici olmaktadır.

Kaynakça

  1. American Society of Clinical Oncology (ASCO) — Fertility Preservation in People With Cancerwww.cancer.org/cancer/managing-cancer/side-effects/fertility-and-sexual-side-effects.html
  2. American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG) — Fertility Preservationwww.acog.org/womens-health/faqs/having-a-baby-after-age-35-how-aging-affects-fertility-and-pregnancy
  3. Mayo Clinic — Egg freezing (Oocyte cryopreservation)www.mayoclinic.org/tests-procedures/egg-freezing/about/pac-20384556

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.