Beyin ve Sinir Cerrahisi

Endoskopik Ventrikülostomi

Hidrosefali tedavisinde şant takılmadan endoskop ile üçüncü ventrikül tabanında pencere açılarak beyin omurilik sıvısının doğal yoldan dolaşımının sağlandığı modern işlemdir.

Endoskopik üçüncü ventrikülostomi, obstrüktif tip hidrosefalinin tedavisinde ventriküloperitoneal şant sistemlerine güçlü bir alternatif oluşturan minimal invaziv nöroendoskopik bir girişimdir. İşlemin temeli, üçüncü ventrikül tabanında tuber cinereum bölgesinde açılan küçük bir stoma aracılığıyla ventrikül sistemi ile bazal subaraknoid sarnıçlar arasında doğrudan bir beyin omurilik sıvısı geçişinin sağlanmasıdır. Beynin doğal drenaj fizyolojisini taklit eden bu yaklaşım, uzun dönemde donanım bağımsız bir çözüm sunar ve şant sistemine bağlı komplikasyonları büyük ölçüde ortadan kaldırır. Beyin ve Sinir Cerrahisi bölümü, ETV ameliyatlarını yüksek çözünürlüklü rijit nöroendoskop sistemleri, intraoperatif nöronavigasyon ve deneyimli nöroendoskopi ekibiyle uygulamaktadır.

Tarihsel olarak üçüncü ventrikül tabanının açılması fikri 1923 yılında Walter Dandy tarafından ortaya atılmış, ancak modern endoskopik teknik olarak uygulanabilir hale gelmesi 1970'lerde Griffith'in çalışmalarıyla başlamış ve 1990'lı yıllardan itibaren Jones, Kelly ve diğer öncü nöroşirürjienlerin katkılarıyla dünya genelinde standart bir prosedür halini almıştır. Günümüzde akuadukt stenozuna bağlı obstrüktif hidrosefali başta olmak üzere posterior fossa tümörleri, kolloid kist ve pineal bölge lezyonlarına ikincil olarak gelişen ventriküler tıkanıklıklarda öncelikli tedavi seçeneği olarak kabul edilmektedir. Cerrahi başarı yalnızca teknik yeterliliğe değil aynı zamanda hasta seçimine, altta yatan patolojinin doğasına, yaş faktörüne ve önceki cerrahi öykünün varlığına bağlıdır.

Endoskopik Üçüncü Ventrikülostomi Hangi Hidrosefali Tiplerinde Uygulanabilir?

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin en ideal endikasyonu obstrüktif yani non-kommünikan tip hidrosefalidir. Bu grup içinde en klasik ve en yüksek başarı oranıyla tedavi edilen alt tip, Sylvius akveduktunun daralması ya da tıkanması sonucu ortaya çıkan akuadukt stenozudur. Akuadukt stenozunda üçüncü ventrikülden dördüncü ventriküle geçiş fiziksel olarak engellendiği için lateral ve üçüncü ventriküllerde biriken beyin omurilik sıvısının doğrudan preponstin sarnıca boşaltılması patolojik dolaşımın restorasyonunu sağlar. Konjenital akuadukt stenozunun yanı sıra edinsel darlıklar, gliyal bant oluşumları ve inflamatuar septalar da bu grup içinde yer alır ve genellikle uzun dönemde şantsız yaşam oranı yüksek seyreder.

Posterior fossa tümörleri de önemli bir endikasyon grubunu oluşturur. Medulloblastom, ependimom, pilositik astrositom veya beyin sapı gliomu gibi lezyonların dördüncü ventrikülü ya da akveduktun distal segmentini bası altına alması durumunda hasta acil olarak hidrosefali tablosuyla başvurabilir. Bu olgularda tümör rezeksiyonu öncesinde profilaktik ETV uygulanması, ameliyat sonrası dönemde geçici veya kalıcı hidrosefali riskini belirgin biçimde azaltır ve şant bağımlılığının önüne geçer. Benzer şekilde pineal bölge tümörleri de akveduktu proksimalden bası altına aldığından ETV hem tedavi hem de biyopsi amaçlı endoskopik girişimle birlikte planlanabilir.

Foramen Monro'yu tıkayarak üçüncü ventrikülün girişini engelleyen kolloid kistler bir diğer önemli endikasyon grubudur. Bu kistlerin cerrahi olarak endoskopik rezeksiyonu ile eş zamanlı olarak üçüncü ventrikül tabanının fenestre edilmesi, kistin çıkarılması sonrasında oluşabilecek unilateral veya bilateral foramen tıkanıklığında ventriküler sistemin dekomprese kalmasını sağlar. Serebellopontin köşe yerleşimli lezyonlar, tektal plate glioması ve konjenital anomaliler de daha nadir olmakla birlikte ETV endikasyonu içinde yer alan patolojiler arasında sayılabilir. Kommünikan hidrosefali olgularında ETV başarı oranı düşük olup yalnızca seçilmiş normal basınçlı hidrosefali vakalarında tartışmalı bir seçenek olarak gündeme gelmektedir.

ETV Ameliyatı Şant Cerrahisine Göre Neden Tercih Edilir?

Ventriküloperitoneal şant sistemleri onlarca yıldır hidrosefali tedavisinin bel kemiği olmuştur ancak bu sistemlerin uzun dönemde ciddi dezavantajları bulunmaktadır. Şantlar mekanik cihazlardır ve valv sistemi, katıntısız kateter, cilt altı tünelleşme yolu ve peritoneal uç dahil olmak üzere pek çok komponente sahiptir. Bu komponentlerden herhangi birinde tıkanma, kopma, migrasyon ya da valvin fonksiyon kaybı gelişebilir. Nitekim epidemiyolojik verilere göre şant takılan hastaların yaklaşık yarısı ilk on yıl içinde en az bir revizyon ameliyatı geçirmek zorunda kalmaktadır. Endoskopik üçüncü ventrikülostomi ise vücut içinde herhangi bir yabancı cisim bırakmadığı için bu mekanik başarısızlıklardan tümüyle uzaktır.

Enfeksiyon riski karşılaştırıldığında da ETV lehine belirgin bir üstünlük vardır. Şant enfeksiyonları özellikle pediyatrik hasta grubunda yüzde beş ile on arasında bildirilmekte ve enfeksiyon geliştiğinde tüm şant sisteminin çıkarılması, geçici eksternal drenaj uygulanması ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekmektedir. Biyofilm oluşumu şant kateterlerinde bakteriyel kolonizasyonu kolaylaştırır ve tedaviye direnç geliştirebilir. ETV sonrasında ise açılan stoma vücudun kendi biyolojik dokusuyla çevrilidir ve implante edilmiş yabancı bir yüzey bulunmadığından bu tarz kronik enfeksiyon riski neredeyse sıfıra iner. Yatış sonrası menenjit riski uzun serilerde yüzde birin altındadır.

Yaşam kalitesi açısından da ETV önemli bir avantaj sunar. Şant taşıyan hastalarda ani basınç değişiklikleri, hava yolculukları, dalış gibi aktivitelerde valvin ayarında bozulma, üstdrenaj sonucu subdural sıvı koleksiyonları ve yerçekimine bağlı fonksiyon bozuklukları görülebilir. Programlanabilir valv kullanımı bu sorunları azaltmakla birlikte manyetik rezonans görüntüleme sonrasında yeniden programlama gerekebilir. ETV ise fizyolojik akımı taklit ettiği için bu tür günlük kısıtlamalar yaratmaz. Uzun dönemde şant bağımlılığından kurtulan hasta profilinin hem psikososyal hem de ekonomik açıdan kazanımı büyüktür. Bununla birlikte tüm hidrosefali tiplerinde ETV uygulanamayacağı, hasta seçiminin titizlikle yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

Üçüncü Ventrikül Tabanında Açılan Pencere Zamanla Kapanır mı?

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin başarısız olmasının en sık nedeni açılan stomanın zamanla tıkanmasıdır. Bu tıkanma tipik olarak iki farklı zaman diliminde gerçekleşir. Erken dönem başarısızlıklar cerrahi sonrası ilk üç ile altı ay içinde ortaya çıkar ve genellikle stoma bölgesinde araknoid membran adezyonları, minimal kanamaya bağlı fibrin birikimi ya da yetersiz açıklıkta kalan pencere ile ilişkilidir. Cerrahi sırasında stomanın en az dört ile beş milimetre çapında açılmış olması ve altındaki Liliequist membranının tam olarak fenestre edilmesi, erken dönem tıkanma olasılığını belirgin biçimde azaltır. Bu nedenle deneyimli cerrahlar sadece koter ile açıklık oluşturmakla yetinmez, Fogarty balon kateter ile dilatasyon uygular.

Geç dönem tıkanmalar ise cerrahiden yıllar sonra bile ortaya çıkabilir ancak bu durum daha nadirdir. Geç tıkanma genellikle geçirilmiş menenjit, subaraknoid kanama ya da inflamatuar bir süreçle tetiklenir. Ayrıca çocuk hastalarda büyümeye bağlı anatomik değişiklikler, stoma çevresindeki fibrotik doku birikimi de rol oynayabilir. Klinik açıdan geç tıkanma tabloları sinsi seyreder; kronik baş ağrısı, denge sorunları, hafıza zorlukları, papilödem veya davranış değişiklikleri şeklinde ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin farkında olan hasta ve yakınlarının düzenli poliklinik kontrollerini aksatmaması, geç tıkanmanın erken tanınmasında kritik önem taşır.

Tıkanma geliştiği takdirde tedavi seçenekleri arasında endoskopik revizyon yani stomanın yeniden açılması ilk sırada yer alır. Reoperasyonda önceki stoma bölgesi bulunur, fibrotik doku temizlenir ve daha geniş bir açıklık oluşturulur. Reoperasyonun başarı oranı ilk cerrahiye göre biraz daha düşük olmakla birlikte olguların önemli bir kısmında şantsız yaşam devam ettirilebilir. Reoperasyona rağmen başarısızlık gelişen olgularda ya da anatomik olarak yeniden endoskopik girişimin uygun olmadığı durumlarda ventriküloperitoneal şant konversiyonu planlanır. Postoperatif dönemde faz kontrast manyetik rezonans görüntüleme ile stoma açıklığının fonksiyonel takibi, gelecekteki tıkanmaların erken saptanmasında değerli bir araçtır.

ETV Success Score Nedir ve Ameliyat Başarısını Nasıl Öngörür?

ETV Success Score, Kanada'lı nöroşirürji uzmanı Abhaya Kulkarni ve arkadaşları tarafından geliştirilen ve endoskopik üçüncü ventrikülostomiden fayda görme olasılığını cerrahi öncesinde tahmin etmeye yarayan objektif bir puanlama sistemidir. Bu skor üç temel klinik parametreyi bir araya getirir: hasta yaşı, hidrosefalinin altta yatan etyolojisi ve daha önce ventriküloperitoneal şant öyküsünün bulunup bulunmaması. Her parametre için belirli puanlar atanır ve toplam skor sıfır ile doksan puan arasında değişebilir. Skor yükseldikçe ameliyattan altı ay sonra hastanın şantsız yaşam olasılığı doğrusal olarak artar.

Yaş kategorisinde bir aydan küçük bebekler sıfır puan alırken, altı aya kadar olan bebekler on puan, altı ay ile bir yaş arası otuz puan, bir yaş ile on yaş arası kırk puan ve on yaş üzerindeki hastalar elli puan kazanır. Bu dağılım küçük bebeklerde subaraknoid mesafelerin gelişmemiş olması, araknoid granülasyonların yeterli emilim kapasitesine ulaşmaması ve stoma kapanma eğiliminin yüksek olması gibi anatomik ve fizyolojik faktörlerle açıklanır. Etyoloji parametresinde ise post-enfeksiyöz hidrosefali sıfır puan, myelomeningosel ilişkili veya intraventriküler kanama sonrası hidrosefali beş puan, akuadukt stenozu, tektal tümör ve diğer obstrüktif nedenler yirmi ile otuz puan aralığında değerlendirilir.

Önceki şant öyküsü varlığı skoru on puan düşürür çünkü daha önce şant takılmış olan hastalarda subaraknoid mesafelerin obliterasyonu ve şant nedeniyle küçülmüş ventriküllerin varlığı ETV başarısını olumsuz etkiler. Toplam skorun seksen puan üzerinde olması yüksek başarı olasılığı, altmış ile seksen arası orta düzeyde başarı olasılığı ve altmış puan altında düşük başarı olasılığı olarak yorumlanır. Skor düşük olan hastalarda ETV yerine doğrudan şant cerrahisi ya da ETV ile birlikte koroid pleksus koagülasyonu kombinasyonu değerlendirilir. ETVSS objektif bir öngörü aracı olmakla birlikte klinik karar verirken tek başına kullanılmamalı, radyolojik anatomi, hasta genel durumu ve aile beklentileriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Bebek ve Süt Çocuklarında ETV Ameliyatı Neden Daha Düşük Başarıya Sahiptir?

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin küçük yaş grubunda başarı oranının belirgin biçimde düşük olması pek çok anatomik, fizyolojik ve biyolojik faktöre dayanır. Yenidoğan ve süt çocuğu döneminde subaraknoid mesafeler henüz tam olarak gelişmemiştir ve beyin omurilik sıvısı emiliminden sorumlu araknoid granülasyonlar fonksiyonel olgunluğa erişmemiştir. Bu durum şu anlama gelir: ETV ile üçüncü ventrikül tabanı açılıp beyin omurilik sıvısı preponstin sarnıca yönlendirildiğinde bile bu sıvının subaraknoid boşluk içinden emilerek venöz sisteme geri dönebilme kapasitesi kısıtlıdır. Sonuç olarak stoma anatomik olarak açık kalsa dahi fonksiyonel olarak yetersiz kalabilir ve intrakraniyal basınç normalize olamayabilir.

Bir diğer faktör küçük çocuklarda hidrosefali etyolojisinin dağılımı ile ilgilidir. Bu yaş grubunda post-enfeksiyöz hidrosefali, prematüre bebeklerde germinal matriks kanaması sonrası gelişen post-hemorajik hidrosefali ve myelomeningosel ile ilişkili hidrosefali oldukça sık görülür. Bu üç etyoloji ETVSS puanlamasında da düşük puan alan gruplardır çünkü altta yatan mekanizmalar sadece obstrüksiyondan ibaret değildir; aynı zamanda araknoid boşluğun skarlaşması, emilim yüzeyinin hasar görmesi ve kommünikan hidrosefali özellikleri de eşlik eder. Bu vakalarda yalnızca ETV yeterli olmaz ve konvansiyonel şant sistemleri veya kombine yaklaşımlar gündeme gelir.

Anatomik olarak bebeklerin üçüncü ventrikül tabanı daha ince ve daha translüsanttır. Bu durum bir yandan cerrahi manipülasyonu kolaylaştırırken diğer yandan bazal sarnıçların dar olması, basiller arter ile stoma bölgesi arasındaki mesafenin milimetrik düzeyde bulunması ve intraoperatif kanamaların görüş alanını hızla bozması gibi teknik güçlükler yaratır. Ayrıca bebeklerde stoma açıldıktan sonra kısa süre içinde kapanma eğilimi yüksektir çünkü fibroblastik yanıt ve doku iyileşmesi daha aktiftir. Tüm bu faktörler birleştiğinde altı aydan küçük bebeklerde ETV başarı oranı yüzde otuz ile elli arasında kalırken, bir yaş üzerinde başarı oranı yüzde yetmişin üzerine çıkar. Bu nedenle bebek hasta grubunda cerrahi karar bireyselleştirilmeli ve gerektiğinde ETV ile birlikte koroid pleksus koagülasyonu düşünülmelidir.

Baziler Arter Yaralanması Riski Cerrahi Sırasında Nasıl Önlenir?

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin en korkulan komplikasyonu üçüncü ventrikül tabanının hemen altında yer alan baziler arter ve dallarının yaralanmasıdır. Baziler arter, stoma bölgesinden yalnızca birkaç milimetre uzaklıkta seyreder ve bu arterde meydana gelecek bir yırtılma masif intraventriküler kanama, beyin sapı iskemisi ve ölümcül sonuçlarla sonuçlanabilir. Bu felaket komplikasyonun engellenmesinde en kritik faktör cerrahi öncesi hazırlık ve anatomik landmarkların doğru tanımlanmasıdır. Ameliyat öncesi yüksek çözünürlüklü manyetik rezonans görüntüleme ile üçüncü ventrikül tabanının kalınlığı, mammiller cisimlerin konumu, tuber cinereum genişliği ve baziler arterin seyri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir.

İntraoperatif dönemde stoma yeri seçimi büyük özen gerektirir. Klasik olarak açıklık, önde infundibular resesus ile arkada mammiller cisimler arasında kalan tuber cinereum bölgesinin ortasında oluşturulur. Bu üçgen anatomik alan hem baziler arterin bifurkasyonundan yeterli mesafede kalır hem de subaraknoid geçişi güvenli biçimde sağlar. Stoma başlangıcı için tercih edilen nokta mammiller cisimlerin hemen önü, orta hattan biraz uzak seçilmelidir. Böylelikle hem arteri hem de arka hipotalamik yapıları koruma altına almak mümkün olur. Cerrahi manipülasyon sırasında endoskop hareketleri yumuşak ve kontrollü yapılmalı, ani basınç değişikliklerinden kaçınılmalıdır.

Stoma oluşturma yönteminin seçimi de risk profilini belirler. Monopolar koter ile yapılan agresif açımlar termal hasar ve derin doku yaralanması riski taşır. Bu nedenle günümüzde tercih edilen yaklaşım küt uçlu forseps ile tabanın ince kısmının delinmesi ardından Fogarty balon kateter kullanılarak dilate edilmesidir. Balonun şişirilme çapı milimetrik olarak kontrol edilir ve dört ile beş milimetreyi aşmaz. Bazı merkezlerde koter yerine holmium veya KTP lazer kullanılmakta, bu yöntem daha odaklı bir enerji dağılımı sağlamaktadır. Stoma sonrası altındaki Liliequist membranı da benzer dikkatle açılır çünkü bu membran subaraknoid sarnıç ile fiziksel bir bariyer oluşturur. Cerrahi sırasında baziler arterin pulsatil ballotmanı görüldüğünde ve stoma boyunca beyin omurilik sıvısı akımı gözlendiğinde işlem güvenle sonlandırılır.

Ameliyat Sonrası Beyin Omurilik Sıvısı Dolaşımı Nasıl Değerlendirilir?

ETV ameliyatının başarısı sadece cerrahi tekniğin doğru uygulanmasıyla değil aynı zamanda ameliyat sonrasında beyin omurilik sıvısı dolaşımının etkin biçimde restore olmasıyla ölçülür. Erken postoperatif dönemde klinik değerlendirme birinci basamağı oluşturur. Baş ağrısında azalma, kusma sıklığında düşüş, papilödemin gerilemesi, bilinç düzeyinde iyileşme ve pediyatrik hastalarda baş çevresi büyüme hızının normalleşmesi klinik başarı göstergeleridir. Bilinç ve papilödem gibi objektif parametreler günlük değerlendirilirken baş çevresi ölçümleri özellikle bebeklerde haftalık takibe alınır. Klinik iyileşmenin yetersiz kaldığı olgularda radyolojik değerlendirme öne çıkar.

Rutin manyetik rezonans görüntüleme cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde önerilir. Bu incelemede ventriküllerin boyutunda gerileme, transependimal ödemin azalması ve stoma bölgesinde beyin omurilik sıvısı akım artefaktının varlığı değerlendirilir. Ancak konvansiyonel MR ventrikül boyutlarındaki değişimi göstermekle birlikte stomanın fonksiyonel olarak açık olup olmadığını doğrudan göstermez. Bu nedenle son yıllarda faz kontrast manyetik rezonans görüntüleme yani sine MR CSF akım çalışması standart tetkik haline gelmiştir. Faz kontrast MR ile stoma boyunca çift yönlü sistolik ve diyastolik akım paternleri kantitatif olarak ölçülebilir.

Uzun dönem takipte her altı ay ile bir yıl arasında poliklinik kontrolleri planlanır ve ihtiyaç halinde radyolojik değerlendirme tekrarlanır. Beyin omurilik sıvısı dolaşımının stabilize olduğunu düşündüren kriterler arasında klinik semptomların tam gerileme, göz dibi muayenesinde papilödem yokluğu, nöropsikolojik testlerde başlangıç bulgularına göre iyileşme, çocuklarda büyüme ve gelişme parametrelerinde normalleşme ve MR görüntülerinde ventrikül çaplarının stabil kalması sayılabilir. Klinik veya radyolojik olarak kötüleşme durumunda stoma tıkanması ihtimali ele alınır ve gerekirse endoskopik revizyon planlanır. Postoperatif takipte nöroradyoloji, çocuk nörolojisi ve göz hastalıkları ile birlikte yürütülen multidisipliner değerlendirme, ETV sonrası uzun dönem güvenliğin temelini oluşturur.

Koroid Pleksus Koagülasyonu ETV ile Aynı Seansda Neden Yapılır?

Koroid pleksus koagülasyonu, lateral ventriküllerin tabanında ve gövde kısmında yer alan koroid pleksus dokusunun endoskopik yolla koterize edilerek beyin omurilik sıvısı üretiminin azaltılmasını amaçlayan bir tekniktir. ETV ile birleştirildiğinde CPC olarak anılan bu kombinasyon, özellikle Afrika'da post-enfeksiyöz hidrosefali olgularında uzun yıllar boyunca uygulanmış ve bebek hasta grubunda yalnız ETV'ye göre önemli bir başarı artışı sağladığı gösterilmiştir. Kombinasyon tekniğinin temeli, drenaj yolunu açmakla kalmayıp üretim kaynağını da kısmen baskılayarak çift yönlü bir denge oluşturmasıdır. Bu yaklaşımın öncüsü Amerikalı nöroşirürji uzmanı Benjamin Warf olmuştur.

Kombine yaklaşımın en önemli endikasyonu bir yaşından küçük bebeklerde görülen hidrosefalidir. Bu yaş grubunda tek başına ETV başarı oranı düşük olduğundan CPC eklenmesi başarı olasılığını yaklaşık on beş ile yirmi puan artırabilmektedir. Özellikle post-enfeksiyöz hidrosefali, post-hemorajik hidrosefali ve myelomeningosel ile ilişkili hidrosefalide kombine teknik ön plana çıkar. ETV sonrasında koter ile lateral ventriküller tek tek gezilir, koroid pleksusun subependimal glomus kısmı ve gövde segmenti geniş alanda koterize edilir. Genellikle yüzde altmış ile seksen arasında bir kısmın koterize edilmesi hedeflenir çünkü tam eradikasyon ne mümkündür ne de arzu edilir.

ETV ve koroid pleksus koagülasyonunun aynı seansta yapılması hem cerrahi süreyi optimize eder hem de hastayı ikinci bir anestezi ve girişim yükünden korur. Nöroendoskop zaten lateral ventrikül içine yerleştirilmiş durumdadır ve foramen Monro'dan üçüncü ventriküle geçmeden önce ya da geçtikten sonra koroid pleksus koagülasyonu ek bir port veya işlem gerektirmez. Bu yaklaşım özellikle sınırlı sağlık kaynaklarının bulunduğu bölgelerde şant bağımlılığını azaltarak uzun dönem morbidite yükünü hafifletmiştir. Ancak kombine tekniğin de sınırlılıkları bulunur; ileri yaşlarda ek fayda daha azdır ve koroid pleksus koagülasyonu hormonal veya nörokognitif üzerine minimal ama potansiyel etkiler tartışılmaktadır. Bu nedenle olgu bazlı karar verilmesi esastır.

Akuadukt Stenozuna Bağlı Hidrosefalide ETV Neden Altın Standarttır?

Sylvius akveduktu üçüncü ventrikül ile dördüncü ventrikül arasında dar bir kanal olarak beyin sapının içinden geçer ve normalde bir milimetre kalınlığında bir çapa sahiptir. Konjenital ya da edinsel nedenlerle bu kanalda meydana gelen darlık, obstrüktif hidrosefalinin en klasik ve ETV için ideal endikasyon oluşturan patolojisidir. Akuadukt stenozunda tıkanıklık üçüncü ventrikülün distal çıkışında yer aldığından üçüncü ventrikülün tabanında açılacak bir stoma, biriken beyin omurilik sıvısını doğrudan preponstin sarnıca yönlendirir ve dolaşım tekrar sağlanır. Bu anatomik uyum, akuadukt stenozunda ETV başarı oranının yüzde yetmiş ile doksan aralığına çıkmasının temel nedenidir.

Uzun dönem izlem sonuçları da akuadukt stenozunda ETV lehinedir. On yıllık takip serilerinde şantsız yaşam oranı bu grup için yüzde seksenin üzerinde bildirilmiştir. Şant tedavisi ile karşılaştırıldığında hem revizyon oranı hem de enfeksiyon riski belirgin biçimde düşüktür. Ayrıca akuadukt stenozu genellikle daha büyük yaş grubunda ve daha selim bir klinik seyirle ortaya çıkar; bu durum da ETV'nin performansını artıran ek bir faktördür. Cerrahi hazırlıkta manyetik rezonans görüntüleme ile darlığın seviyesi, uzunluğu ve altta yatan bir tümöral bası olup olmadığı ayırt edilir. Bazı olgularda darlık tekt yapıları ile ilişkili düşük dereceli tektal glioma bağlı olabilir ve bu durumda cerrahi karar tümör davranışına göre şekillenir.

Akuadukt stenozu tanısında sadece MR yeterli olmayabilir; faz kontrast MR ile akuadukt boyunca akımın olmadığı objektif olarak gösterilir ve bu bulgu ETV endikasyonunu güçlendirir. Cerrahi sırasında üçüncü ventrikül tabanı genellikle çok belirgin biçimde şişkin ve translüsandır, bu durum stomanın kolayca oluşturulmasını sağlar. Akuadukt stenozlu erişkinlerde başarı oranı bebek grubuna göre çok daha yüksektir ve on beş yıllık izlemde bile stoma açıklığının korunduğu vakalar bildirilmiştir. Bu nedenle günümüzde akuadukt stenozuna bağlı hidrosefalinin tedavisinde ilk seçenek olarak ETV önerilmekte, şant cerrahisi yalnızca ETV'nin kontrendike olduğu veya başarısız olduğu durumlarda gündeme gelmektedir.

Ameliyat Sonrası Baş Ağrısı ve Kusma Ne Zaman Geçer?

ETV sonrası ilk günlerde hafif ile orta şiddette baş ağrısı ve zaman zaman kusma görülmesi beklenen bir durumdur. Bu belirtiler ameliyat sırasında yapılan ventriküler manipülasyona, foramen Monro geçişine, üçüncü ventrikül tabanının koterize veya dilate edilmesine ve intraventriküler mikroskopik kanamalara bağlı gelişen geçici iritasyonun yansımasıdır. Klasik olarak baş ağrısı ilk yirmi dört ile kırk sekiz saatte belirgindir, ardından günden güne şiddeti azalır ve genellikle birinci hafta sonunda tamamen ya da büyük ölçüde geriler. Basit analjezikler ve gerektiğinde antiemetik tedavi ile bu dönem kolaylıkla yönetilir.

Ameliyat sonrası birinci haftadan sonra da baş ağrısı ve kusma devam ediyorsa ya da başlangıçta gerileyen semptomlar tekrar alevlenmişse dikkatle değerlendirilmesi gereken durumlar söz konusudur. Bu klinik tablo stoma tıkanması, subdural sıvı koleksiyonu, minor ventriküliti veya kimyasal menenjiti düşündürür. İntrakraniyal basıncın yeniden yükseldiğine dair objektif bulgular arasında sabah saatlerinde daha şiddetli baş ağrısı, projektil kusma, göz dibi muayenesinde papilödem, bilinçte dalgalanma ve pediyatrik hastalarda fontanel gerginliği sayılabilir. Bu tablonun gözlenmesi durumunda acil beyin manyetik rezonans görüntüleme planlanır ve ventrikül boyutları ile stoma açıklığı değerlendirilir.

Uzun dönemde baş ağrısı yönetiminde stomanın açık ve işlevsel olduğu ancak hastanın hala baş ağrısı yaşadığı olgular da bulunur. Bu tablo migren benzeri primer baş ağrısı ile örtüşebilir ya da kronik intrakraniyal basınç değişikliklerinin geride bıraktığı sekonder bir tabloyu yansıtabilir. Bu durumda göz muayenesi, faz kontrast MR ile akım değerlendirmesi ve gerekirse intrakraniyal basınç monitorizasyonu düşünülür. Kusma sıklığının kontrol edilmesi hem sıvı elektrolit dengesi hem de beslenme açısından önemlidir. Aile hem baş ağrısı hem de kusma açısından erken uyarı belirtileri konusunda bilgilendirilmeli, poliklinik kontrol tarihleri titizlikle takip edilmelidir.

Ventrikülostomi Sonrası Hafıza ve Hormonal Bozukluk Görülür mü?

Endoskopik üçüncü ventrikülostomi sırasında endoskopun foramen Monro'dan üçüncü ventriküle geçerken forniks, septum pellucidum ve talamus gibi bellek ve bilişsel işlevlerle ilişkili yapıların yakınından ilerlemesi gerekir. Bu geçiş sırasında minimal düzeyde bile olsa fornikste basıya bağlı geçici disfonksiyon gelişebilir ve bu tablo erken postoperatif dönemde kısa süreli hafıza problemleri şeklinde ortaya çıkabilir. Genellikle bu semptomlar birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir. Ancak agresif manipülasyon, foramen Monro'nun endoskopla forse edilerek genişletilmesi ya da bilateral foramen giriş girişimleri kalıcı bellek bozukluğuna neden olabilir; bu nedenle deneyimli ellerde işlem gerçekleştirilmesi büyük önem taşır.

Hormonal fonksiyonlar üzerindeki etki, üçüncü ventrikül tabanının hipotalamus ve infundibular sap ile yakın anatomik komşuluğundan kaynaklanır. Cerrahi sırasında stoma açımı infundibulum önünden fazla yakın yapılırsa ya da manipülasyon bu bölgeye baskı uygularsa özellikle diabetes insipidus tablosu geçici olarak ortaya çıkabilir. Diabetes insipidusun klinik yansımaları aşırı susama, poliüri ve dehidratasyon eğilimidir. Bu tablo genellikle antidiüretik hormon replasmanı ile birkaç gün içinde kontrol altına alınır ve uzun dönemde çoğu olguda tamamen düzelir. Uygunsuz ADH sendromu ya da hipotalamik hipernatremi gibi diğer sıvı elektrolit bozuklukları da postoperatif dönemde yakın takibi gerektirir.

Uzun dönem bellek ve nörokognitif fonksiyonların değerlendirilmesi açısından ETV ameliyatının genelde güvenli bir profil sunduğu literatürde vurgulanmaktadır. Kalıcı ciddi bellek bozukluğu oranı yüzde birin altında bildirilirken, transient hafıza güçlükleri yüzde beş ile on arasında raporlanmaktadır. Çocuk hastalarda okul performansı, dikkat süresi ve öğrenme becerileri üzerine yapılan izlem çalışmaları, cerrahiden fayda gören hastaların bilişsel açıdan da yaşıtları düzeyinde ilerleyebildiğini göstermektedir. Ancak ETV başarısız olur ve şant konversiyonu gerekirse ya da geç dönem tıkanma gelişirse kronik intrakraniyal basınç dalgalanmaları bilişsel süreçler üzerinde olumsuz etki bırakabilir. Bu nedenle özellikle çocuklarda nöropsikolojik değerlendirmelerin düzenli olarak yapılması önerilir.

ETV Başarısız Olursa Şant Takılması Kaçınılmaz mıdır?

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin başarısız olduğu olgular tüm dikkatli hasta seçimine rağmen belli bir oranda gelişebilir. Başarısızlık tanımı klinik ve radyolojik olarak hastanın yeterli beyin omurilik sıvısı drenajı sağlayamaması ve hidrosefali semptomlarının tekrar ya da devam ediyor olmasıdır. Bu durumda gündeme gelen ilk soru şantsız yaşam şansının tamamen ortadan kalkıp kalkmadığıdır. Cevap her olgu için ayrı ele alınmalıdır. Bazı hastalarda başarısızlığın nedeni stoma tıkanıklığıdır ve bu durumda endoskopik reoperasyon yani stomanın yeniden açılması ilk seçenek olarak değerlendirilir. Reoperasyonun başarı oranı ilk cerrahiye göre biraz daha düşük olsa da yüzde elli ile yetmiş arasında raporlanmıştır.

Reoperasyon planlanırken önceki cerrahi notları, stoma bölgesinin anatomik durumu ve radyolojik olarak stoma açıklığının değerlendirilmesi kritik önem taşır. Faz kontrast manyetik rezonans görüntüleme ile stoma boyunca akımın olmadığının gösterilmesi reoperasyon endikasyonunu güçlendirir. Reoperasyon sırasında önceki stoma yerinde araknoid membran adezyonları ve fibrotik doku sıklıkla saptanır. Bu doku dikkatli biçimde temizlenir ve stoma daha geniş bir çapla yeniden oluşturulur. Bazı olgularda alternatif olarak stomanın hemen komşuluğunda ikinci bir açıklık oluşturulması tercih edilir. Reoperasyona rağmen fonksiyonel drenajın sağlanamadığı durumlarda ise ventriküloperitoneal şant konversiyonu düşünülür.

Şant konversiyonuna geçmeden önce hasta özelinde bazı alternatiflerin de değerlendirilebileceğini belirtmek gerekir. Kolloid kist gibi rezolve olan patolojilere sekonder olgu ise altta yatan lezyonun tamamen tedavi edilmesi bazen ETV ihtiyacını da ortadan kaldırabilir. Post-enfeksiyöz hidrosefalide inflamasyonun gerilemesi zamana bağlı olarak subaraknoid emilim kapasitesinin yeniden kazanılmasını sağlayabilir. Ancak semptomatik intrakraniyal basınç artışı devam ettiğinde ve endoskopik reoperasyonun uygun olmadığı ya da başarısız kaldığı durumlarda şant sistemi güvenli ve etkin bir çözüm olarak yerini alır. Şant seçimi programlanabilir valv teknolojisi ile bireyselleştirilir ve uzun dönem takibi düzenli olarak sürdürülür.

Faz Kontrast MR ile Pencere Açıklığı Nasıl Takip Edilir?

Faz kontrast manyetik rezonans görüntüleme, hareketli protonların akım hızı ve yönü hakkında kantitatif veri sağlayan özel bir MR tekniğidir. Beyin omurilik sıvısı akımının değerlendirilmesi amacıyla kullanıldığında sine MR CSF akım çalışması olarak da anılır. ETV sonrası hasta takibinde bu yöntem, üçüncü ventrikül tabanında açılan stomanın fonksiyonel olarak açık ve akım geçirir durumda olup olmadığını objektif biçimde göstermesi bakımından son derece değerlidir. Kalp siklusuna senkronize alınan görüntülerde stoma bölgesinde çift yönlü sistolik aşağı akım ve diyastolik yukarı akım paternlerinin izlenmesi normal fonksiyonun göstergesidir.

Faz kontrast MR incelemesi genellikle mid-sagital düzlemde stoma bölgesine dik olarak yerleştirilen kesitler ile gerçekleştirilir. Velosite kodlaması yani VENC değeri düşük tutulur çünkü beyin omurilik sıvısı akımı arteryel akımdan çok daha yavaştır. Elde edilen veriler grafik olarak analiz edildiğinde akım-zaman eğrileri sistolik ve diyastolik peak değerlerini ortaya koyar. Sağlıklı bir stomada belirgin çift fazlı akım paterni izlenirken tıkalı bir stomada akımın kaybolduğu ya da yalnızca çok düşük genlikli bir sinyal bırakıldığı görülür. Ayrıca akveduktun kendisi de aynı incelemede değerlendirilebilir ve akuadukt stenozunun düzeyi objektif olarak dokümante edilebilir.

Klinik uygulamada faz kontrast MR bulguları klinik ile birlikte yorumlanmalıdır. Bazen stoma boyunca akım azalmış olarak izlense bile hasta klinik olarak asemptomatik olabilir; bu durumda subaraknoid emilim kompanzasyonunun devrede olduğu kabul edilir ve girişim gerektirmez. Tersine, akım paterninin korunduğu görülen bir hastada klinik olarak intrakraniyal basınç artışına dair belirtiler varsa alternatif nedenler araştırılır. Postoperatif takipte faz kontrast MR birinci ayda başlangıç çalışması olarak alınır, ardından altıncı ay ve birinci yılda tekrarlanır. Uzun dönemde ise klinik ihtiyaca göre iki ile üç yıl aralıklarla planlanır. Bu radyolojik takip stratejisi, geç dönem tıkanmaların erken saptanmasına ve gerektiğinde erken müdahaleye olanak tanır.

Endoskopik üçüncü ventrikülostomi, hidrosefali tedavisinde modern nöroşirürjinin ulaştığı minimal invaziv anlayışın en güzel örneklerinden biridir. Doğru endikasyonda uygulandığında hastayı ömür boyu şant bağımlılığından kurtarabilen, enfeksiyon ve mekanik komplikasyon risklerini büyük ölçüde ortadan kaldıran ve yaşam kalitesini belirgin biçimde artıran bir cerrahi seçenektir. Ancak başarısı hem hasta seçimine hem de cerrahi ekibin deneyimine sıkı sıkıya bağlıdır. Akuadukt stenozu ve benzeri obstrüktif patolojilerde altın standart olarak kabul edilirken kommünikan hidrosefali ve bebek yaş grubu gibi belirli koşullarda ETV başarı oranı düşer ve kombine yaklaşımlar ya da şant sistemleri gündeme gelir.

Beyin ve Sinir Cerrahisi bölümü, endoskopik üçüncü ventrikülostomi girişimlerini yüksek çözünürlüklü rijit nöroendoskop sistemleri, nöronavigasyon teknolojisi ve intraoperatif faz kontrast MR takip protokolleriyle sürdürmektedir. Multidisipliner yaklaşım kapsamında nöroradyoloji, göz hastalıkları, çocuk nörolojisi ve endokrinoloji ekiplerinin de sürece dahil olması, hem cerrahi başarısı hem de uzun dönem hasta takibinde bütüncül bir kalite standardını sağlamaktadır. Sağlık kuruluşu başvuran hidrosefali hastaları için tedavi kararı, ETV Success Score da dahil olmak üzere objektif değerlendirme araçlarıyla desteklenerek her hasta için en uygun cerrahi stratejinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu bilgiler tanı ve tedavi amaçlı olmayıp genel bilgilendirme niteliği taşımakta, kesin karar için mutlaka doğrudan hekim değerlendirmesi gerekmektedir.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information, StatPearls (NCBI Bookshelf) — Endoskopik üçüncü ventrikülostomincbi.nlm.nih.gov/books/NBK560638
  2. National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) — Hidrosefali ve tedavisininds.nih.gov/health-information/disorders/hydrocephalus
  3. National Library of Medicine, PubMed (NLM) — ETV başarı skoru ve sonuçlarpubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19877820
  4. National Health Service (NHS) — Hidrosefali tedavisinhs.uk/conditions/hydrocephalus/treatment

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.