Diyafram rüptürü, toraks ile abdomen arasında doğal bir bariyer görevi gören diyafragma kasının travmatik veya spontan olarak yırtılması sonucu ortaya çıkan ciddi bir klinik tablodur. Travmatik diyafram yaralanmaları, künt veya penetran travmalara bağlı olarak gelişebilmekte ve sıklıkla eşlik eden multiorgan yaralanmaları nedeniyle tanı ve tedavi sürecini karmaşık hale getirmektedir. Diyafram rüptürünün zamanında tanınması, hem akut dönemde hem de geç dönemde ortaya çıkabilecek komplikasyonların önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır.
Diyafragma, solunum mekaniğinin temel bileşeni olarak inspirasyon sırasında kasılarak toraks hacmini artırır ve negatif intratorasik basınç oluşturarak akciğerlerin genişlemesini sağlar. Bu yapının bütünlüğünün bozulması, solunum fizyolojisinde ciddi değişikliklere yol açmakta ve abdominal organların toraks boşluğuna herniasyonuna zemin hazırlamaktadır. Özellikle sol taraf rüptürlerinde mide, dalak, kolon ve omentum gibi yapıların intratorasik herniasyonu sık görülürken, sağ tarafta karaciğerin koruyucu etkisi nedeniyle herniasyon daha nadir olmakla birlikte tanı konulması daha güç olabilmektedir.
Acil servis pratiğinde diyafram rüptürü, gözden kaçma oranı yüksek olan ve gecikmiş tanı durumunda mortalite ve morbiditenin belirgin şekilde arttığı bir patolojidir. Bu nedenle travma hastalarının değerlendirilmesinde diyafram yaralanması olasılığının her zaman akılda tutulması gerekmektedir. Bu makalede diyafram rüptürünün etiyolojisi, patofizyolojisi, klinik prezentasyonu, tanı yöntemleri ve tedavi yaklaşımları kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır.
Epidemiyoloji ve Etiyoloji
Diyafram rüptürü, tüm travma hastalarının yaklaşık %0,8-5,8'inde görülmektedir. Künt travmalar etiyolojinin %75-80'ini oluştururken, penetran travmalar %15-20 oranında diyafram yaralanmasına neden olmaktadır. Motorlu araç kazaları, künt travmatik diyafram rüptürünün en sık nedeni olup bu grupta lateral çarpma mekanizması özellikle yüksek riskli kabul edilmektedir. Yüksekten düşme, ezilme yaralanmaları ve spor aktiviteleri sırasındaki travmalar da etiyolojide önemli yer tutmaktadır.
Penetran yaralanmalarda ateşli silah yaralanmaları ve delici-kesici alet yaralanmaları başlıca nedenlerdir. Torakoabdominal bölgeye lokalize penetran travmalarda diyafram yaralanması insidansı %10-15 düzeyine kadar yükselebilmektedir. Sol hemidiyafram rüptürü, sağ tarafa göre 2-3 kat daha sık görülmektedir; bu durumun sol hemidiyafragmanın embriyolojik gelişim sürecindeki yapısal farklılıkları ve sağ tarafta karaciğerin tamponlama etkisi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
Nadir olmakla birlikte spontan diyafram rüptürü de bildirilmiştir. Şiddetli öksürük, kusma, gebelik sırasında artmış intraabdominal basınç ve ağır efor sırasında gelişebilen bu durum, genellikle altta yatan konjenital diyafram defektleri veya diyafragmanın ince olduğu bölgelerde ortaya çıkmaktadır. İyatrojenik nedenler arasında ise torasik veya abdominal cerrahi girişimler, laparoskopik prosedürler sırasında gelişen termal hasar ve göğüs tüpü yerleştirilmesi sırasında oluşan travma sayılabilir.
Anatomi ve Patofizyoloji
Diyafragma, müskülotendinöz yapıda kubbe şeklinde bir kas olup toraks ile abdomeni birbirinden ayırır. Santral tendon ve periferik kas liflerinden oluşan bu yapı, sternal, kostal ve lumbar olmak üzere üç ana bölgeden köken alır. Diyafragmanın motor innervasyonu bilateral frenik sinirler (C3-C5) tarafından sağlanırken, periferik duyusal innervasyon alt interkostal sinirler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.
Diyafragma üzerinde aort hiatusu (T12 düzeyinde), özofageal hiatus (T10 düzeyinde) ve vena kava foramen (T8 düzeyinde) olmak üzere üç ana açıklık bulunmaktadır. Bu açıklıklar ve çevrelerindeki alanlar, travmatik rüptür açısından nispeten daha zayıf bölgeler olarak değerlendirilmektedir. Özellikle posterolateral bölge, Bochdalek üçgeni olarak bilinen embriyolojik füzyon hattına karşılık gelmekte ve bu alan konjenital hernilerin yanı sıra travmatik rüptürlerin de sık görüldüğü bir lokalizasyondur.
Künt travmada diyafram rüptürünün patofizyolojisi, ani intraabdominal basınç artışı ile açıklanmaktadır. Travma anında karın içi basıncın hızla yükselmesi, diyafragmanın en zayıf noktalarından yırtılmasına yol açar. Sol hemidiyafragmada rüptürün daha sık görülmesinin bir nedeni de sağ tarafta karaciğerin diyafragmaya yapışık olması ve basınç dağılımını dengeleyerek koruyucu bir etki göstermesidir. Penetran travmalarda ise yaralanma doğrudan mekanik hasar sonucu gelişmekte ve defektin boyutu genellikle künt travmaya göre daha küçük olmaktadır.
Rüptür sonrası abdominal organların intratorasik herniasyonu, hem solunum hem de kardiyovasküler sistemi olumsuz etkiler. Hernie olan organlar akciğer parankimini komprese ederek ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğuna neden olur. İleri vakalarda mediastinal şift gelişerek karşı akciğeri de etkileyebilir ve venöz dönüşü bozarak kardiyak outputu düşürebilir. Hernie olan organların strangülasyonu ise iskemi, nekroz ve perforasyon gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedir.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Diyafram rüptürünün klinik prezentasyonu, yaralanmanın akut veya kronik dönemde tanınmasına, rüptürün lokalizasyonuna ve boyutuna, herniasyon varlığına ve eşlik eden yaralanmaların ciddiyetine göre büyük farklılık göstermektedir. Akut dönemde hastaların çoğunluğunda eşlik eden multisistem yaralanmalar ön plandadır ve diyafram rüptürüne ait bulgular bu yaralanmaların gölgesinde kalabilmektedir.
Akut prezentasyonda en sık karşılaşılan semptomlar dispne, göğüs ağrısı, karın ağrısı ve omuz ağrısıdır. Omuz ağrısı, diyafragmatik irritasyona bağlı olarak frenik sinir aracılığıyla refere edilen bir ağrı olup özellikle sol omuz ağrısı (Kehr belirtisi) sol hemidiyafram yaralanmasını düşündürmelidir. Fizik muayenede etkilenen tarafta solunum seslerinin azalması veya yokluğu, bağırsak seslerinin toraks içinde duyulması, mediasten şifti bulguları ve abdominal hassasiyet saptanabilir.
Geç prezentasyon, ilk travmadan haftalar, aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalarda kronik dispne, tekrarlayan karın ağrısı, bulantı-kusma, konstipasyon gibi nonspesifik yakınmalar ön plandadır. Hernie olan organların strangülasyonu durumunda ise akut karın tablosu, sepsis bulguları ve hemodinamik instabilite gelişebilir. Gecikmiş tanı konulan vakalarda mortalite oranı %30-60 düzeyine kadar yükselebilmektedir.
Tanısal Değerlendirme
Diyafram rüptürünün tanısı, klinik şüphe ve görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Tek başına hiçbir görüntüleme yöntemi %100 duyarlılık ve özgüllük sağlayamamakta, bu nedenle multimodal yaklaşım önerilmektedir.
Direkt Radyografi
Göğüs röntgeni, acil servis değerlendirmesinde ilk başvurulan görüntüleme yöntemidir. Sol hemidiyafram rüptüründe diyafragma konturunun silinmesi, hemitoraksta hava-sıvı seviyesi, nazogastrik sondanın toraks içinde seyretmesi, diyafragmanın elevasyonu ve bazal atelektazi gibi bulgular saptanabilir. Ancak direkt grafinin duyarlılığı %27-62 arasında değişmekte olup normal bir göğüs grafisi diyafram rüptürünü ekarte ettirmemektedir. Özellikle sağ taraf rüptürlerinde ve küçük defektlerde direkt grafinin tanısal değeri oldukça düşüktür.
Bilgisayarlı Tomografi
Multidedektör bilgisayarlı tomografi (BT), travma hastalarının değerlendirilmesinde altın standart görüntüleme yöntemi olarak kabul edilmektedir. Multiplanar reformat görüntüler ve koronal-sagittal kesitler, diyafram rüptürünün tanısında duyarlılığı %61-87, özgüllüğü %72-100 düzeyine çıkarmaktadır. BT bulguları arasında diyafragmada devamlılık kaybı, intratorasik organ herniasyonu, bağımlı visera belirtisi (dependent viscera sign), diyafragma kalınlaşması ve komşu yapılarda hasar izleri sayılabilir. Koronal ve sagittal reformat görüntülerin aksiyel kesitlere ek olarak değerlendirilmesi tanısal doğruluğu artırmaktadır.
Manyetik Rezonans Görüntüleme
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), diyafram rüptürünün tanısında en yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip noninvaziv yöntemdir. Ancak akut travma ortamında uygulanabilirliği sınırlıdır ve daha çok kronik ya da şüpheli vakalarda tercih edilmektedir. MRG, diyafragmanın direkt görüntülenmesini sağlayarak defektin lokalizasyonu, boyutu ve herniasyon içeriğinin detaylı değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.
Ultrasonografi
Ultrasonografi, yatak başı uygulanabilmesi ve radyasyon içermemesi nedeniyle acil serviste hızlı değerlendirme amacıyla kullanılabilmektedir. Diyafragma hareketlerinin gerçek zamanlı değerlendirilmesi, herniasyon varlığının tespiti ve eşlik eden hemotoraks veya hemoperitoneum gibi patolojilerin saptanmasında faydalıdır. Ancak operatör bağımlı olması ve obez hastalarda görüntü kalitesinin düşmesi önemli limitasyonlarıdır.
Sınıflandırma ve Evreleme
Diyafram yaralanmalarının sınıflandırılmasında Amerikan Cerrahi Travma Derneği (AAST) tarafından geliştirilen Organ Yaralanma Ölçeği (OIS) yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sınıflamaya göre diyafram yaralanmaları beş dereceye ayrılmaktadır:
- Grade I: Kontüzyon - Diyafragmada tam kat yırtık olmaksızın ödem ve hematom varlığı
- Grade II: 2 cm veya daha küçük laserasyon
- Grade III: 2-10 cm arası laserasyon
- Grade IV: 10 cm üzeri laserasyon, diyafragmanın %25-75'inde doku kaybı
- Grade V: Diyafragmanın %75'inden fazlasında doku kaybı, ipsilateral frenik sinir avülsiyonu ile birlikte
Bu sınıflandırma cerrahi planlama ve prognoz değerlendirmesi açısından klinik pratikte yol gösterici olmaktadır. Grade I yaralanmalar konservatif olarak takip edilebilirken, Grade II ve üzeri yaralanmalar cerrahi onarım gerektirmektedir. Yüksek dereceli yaralanmalarda prostetik greft kullanımı gerekebilmekte ve bu durum rekonstrüktif cerrahi deneyimi gerektirmektedir.
Eşlik Eden Yaralanmalar ve Komplikasyonlar
Diyafram rüptürü nadiren izole bir yaralanma olarak karşımıza çıkmaktadır. Künt travmaya bağlı diyafram rüptürü olgularının %80-100'ünde eşlik eden yaralanmalar bulunmakta ve bu durum tanı ve tedavi sürecini karmaşıklaştırmaktadır. En sık eşlik eden yaralanmalar şunlardır:
- Toraks yaralanmaları: Hemotoraks, pnömotoraks, kot fraktürleri, pulmoner kontüzyon, büyük damar yaralanmaları
- Abdominal yaralanmalar: Dalak rüptürü, karaciğer laserasyonu, bağırsak perforasyonu, renal yaralanmalar, mezenter yaralanmaları
- Pelvik yaralanmalar: Pelvis kırıkları, mesane rüptürü, üretral yaralanmalar
- Vertebral yaralanmalar: Torakal ve lomber vertebra kırıkları, spinal kord yaralanmaları
- Kraniyal yaralanmalar: Traumatik beyin hasarı, kafatası kırıkları
Diyafram rüptürünün erken dönem komplikasyonları arasında solunum yetmezliği, hemodinamik instabilite, hernie olan organların strangülasyonu ve sepsis yer almaktadır. Geç dönem komplikasyonları ise kronik herniasyon, bağırsak obstrüksiyonu, tekrarlayan pnömoni, kronik ağrı ve diyafragmatik paralizi olarak sıralanabilir. Özellikle tanı konulmamış veya onarımı geciktirilmiş vakalarda bu komplikasyonların gelişme riski belirgin şekilde artmaktadır.
Cerrahi Tedavi Yaklaşımları
Diyafram rüptürünün kesin tedavisi cerrahi onarımdır. Cerrahi yaklaşımın zamanlaması, hastanın genel durumu, eşlik eden yaralanmaların ciddiyeti ve hemodinamik stabiliteye göre belirlenmektedir. Hemodinamik olarak stabil olmayan hastalarda öncelikle resüsitatif girişimler tamamlanmalı ve yaşamı tehdit eden diğer yaralanmalar kontrol altına alınmalıdır.
Cerrahi Yaklaşım Seçenekleri
Akut dönemde transabdominal yaklaşım tercih edilmektedir. Laparotomi, eşlik eden abdominal yaralanmaların eksplorasyonu ve onarımını da sağlaması nedeniyle akut travmatik diyafram rüptürünün tedavisinde altın standart olarak kabul edilmektedir. Orta hat laparotomisi ile her iki hemidiyafragma, abdominal organlar ve retroperitoneal yapılar değerlendirilebilmektedir.
Kronik vakalarda ise torakotomi veya torakoskopik yaklaşım önerilmektedir. Bu durumda hernie olan organların adezyonlardan serbestleştirilmesi ve abdomen içine redüksiyonu torasik yaklaşımla daha güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Posterolateral torakotomi veya video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) bu amaçla kullanılabilmektedir.
Onarım Teknikleri
Diyafram onarımında primer sütür tekniği ilk tercih edilen yöntemdir. Emilmeyen monofilaman sütür materyalleri (polipropilen veya poliester) kullanılarak horizontal matris veya devamlı sütür tekniği ile onarım gerçekleştirilmektedir. Sütür hattının güvenliği açısından 1-2 cm aralıklarla dokudan tam kat geçiş sağlanmalı ve düğümler diyafragmanın abdominal yüzeyine yerleştirilmelidir.
Geniş defektlerde veya doku kaybının olduğu vakalarda primer onarımın mümkün olmadığı durumlarda prostetik greft materyalleri kullanılmaktadır. Politetrafloroetilen (PTFE, Gore-Tex), polipropilen mesh ve biyolojik greftler bu amaçla kullanılan başlıca materyallerdir. Prostetik greft kullanımında enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalı ve kontamine ortamlarda biyolojik greftler tercih edilmelidir.
Minimal İnvaziv Cerrahi Yaklaşımlar
Son yıllarda minimal invaziv cerrahi tekniklerin gelişmesiyle birlikte diyafram rüptürünün tanı ve tedavisinde laparoskopi ve torakoskopi giderek artan oranda kullanılmaktadır. Laparoskopik yaklaşım, özellikle hemodinamik olarak stabil hastalarda tanısal amaçlı kullanılabilmekte ve eş zamanlı olarak onarım da gerçekleştirilebilmektedir.
Video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS), kronik diyafram herniasyonlarının tedavisinde etkin bir yöntem olarak kabul edilmektedir. VATS ile diyafragmanın direkt görüntülenmesi, hernie olan organların redüksiyonu ve diyafram onarımı aynı seansta yapılabilmektedir. Robotik cerrahi sistemlerinin kullanımı ise karmaşık diyafram rekonstrüksiyonlarında cerrahın ergonomisini ve görüntü kalitesini artırarak prosedürün güvenliğine katkı sağlamaktadır.
Minimal invaziv yaklaşımların avantajları arasında daha az postoperatif ağrı, kısa hastanede kalış süresi, düşük yara komplikasyonu oranı ve erken mobilizasyon sayılabilir. Ancak geniş defektlerde, çoklu organ yaralanmalarının eşlik ettiği durumlarda ve hemodinamik instabilite varlığında açık cerrahi yaklaşım tercih edilmelidir.
Acil Servis Yönetimi ve Resüsitasyon
Acil servis ortamında diyafram rüptürü şüphesi olan hastanın yönetimi, Advanced Trauma Life Support (ATLS) prensipleri doğrultusunda sistematik bir yaklaşımla gerçekleştirilmelidir. Havayolu güvenliği, solunum desteği ve dolaşım stabilitesinin sağlanması birincil öncelik olarak ele alınmalıdır.
Hava yolu yönetiminde endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon ihtiyacı değerlendirilmelidir. Pozitif basınçlı ventilasyon uygulamasının hernie olan organları daha fazla toraks içine iterek solunum kompromisini artırabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle düşük tidal volüm stratejisi ve dikkatli basınç ayarlaması ile ventilasyon sağlanmalıdır.
Solunum yetmezliği bulguları olan hastalarda göğüs tüpü takılması gerekebilmektedir. Ancak diyafram rüptürü şüphesinde göğüs tüpü yerleştirilmesi sırasında hernie olan abdominal organların iyatrojenik yaralanma riski göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle ultrasonografi rehberliğinde veya açık teknikle göğüs tüpü yerleştirilmesi tercih edilmelidir.
Hemodinamik instabilite varlığında agresif sıvı resüsitasyonu ve gerektiğinde kan ürünleri transfüzyonu ile dolaşım stabilitesi sağlanmalıdır. Masif transfüzyon protokolünün aktive edilmesi gereken durumlarda eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma ve trombosit süspansiyonunun dengeli oranlarda verilmesi önerilmektedir. Vazopressör desteği, yeterli sıvı resüsitasyonuna rağmen hemodinamik instabilitenin devam ettiği durumlarda uygulanmalıdır.
Nazogastrik sonda yerleştirilmesi, mide dekompresyonu sağlayarak herniasyonun boyutunu azaltabilir ve tanısal amaçlı olarak göğüs grafisinde sondanın intratorasik seyri diyafram rüptürünü destekleyen önemli bir bulgu olabilir. Üriner kateterizasyon ve monitörizasyon, hastanın sıvı dengesinin ve organ perfüzyonunun takibi açısından gereklidir.
Prognoz ve Mortalite
Diyafram rüptürünün prognozu, yaralanmanın mekanizması, eşlik eden yaralanmaların ciddiyeti, tanı zamanı ve tedavinin uygunluğuna bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. İzole diyafram yaralanmalarında mortalite oranı %5-10 düzeyinde iken, eşlik eden multisistem yaralanmalar varlığında bu oran %20-40 aralığına yükselmektedir.
Gecikmiş tanı, diyafram rüptüründe prognozu olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Akut dönemde tanı konulamayan vakaların %10-50'sinde geç dönemde strangülasyon gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilmekte ve bu durumda mortalite %30-60 düzeyine ulaşabilmektedir. Erken tanı ve uygun cerrahi müdahale ile mortalite oranları belirgin şekilde düşürülebilmektedir.
Cerrahi onarım sonrası nüks oranı primer onarımda %2-5, prostetik greft kullanılan vakalarda %5-10 olarak bildirilmektedir. Uzun dönem takipte kronik ağrı, diyafragmatik disfonksiyon ve restriktif akciğer hastalığı gibi sekeller görülebilmekte, ancak hastaların büyük çoğunluğu fonksiyonel olarak tatminkar bir iyileşme göstermektedir. Postoperatif dönemde solunum fizyoterapisi ve progresif egzersiz programları ile fonksiyonel kapasitenin artırılması hedeflenmektedir.
Özel Durumlar ve Güncel Yaklaşımlar
Pediatrik popülasyonda diyafram rüptürü, erişkinlere göre daha nadir olmakla birlikte tanısal zorluğu daha yüksektir. Çocuklarda göğüs kafesinin esnekliği nedeniyle yüksek enerjili travmalarda bile dışarıdan belirgin yaralanma bulgusu olmaksızın diyafram rüptürü gelişebilmektedir. Pediatrik hastalarda BT görüntüleme protokollerinin radyasyon dozunu minimalize edecek şekilde düzenlenmesi ve ultrasonografinin tanısal algoritmalarda daha ön plana çıkması önerilmektedir.
Gebe hastalarda diyafram rüptürü, hem anne hem de fetüs açısından ciddi risk taşımaktadır. Gebelikte diyafragmanın yukarı doğru yer değiştirmesi ve intraabdominal basıncın artması, rüptür riskini artırmakta ve klinik değerlendirmeyi zorlaştırmaktadır. Görüntülemede iyonizan radyasyondan mümkün olduğunca kaçınılmalı ve MRG tercih edilmelidir. Cerrahi müdahale zamanlamasında fetal viabilite ve gestasyonel yaş dikkate alınmalıdır.
Bilateral diyafram rüptürü, tüm diyafram yaralanmalarının %1-5'ini oluşturan nadir ancak son derece ciddi bir durumdur. Bilateral yaralanma varlığında solunum yetmezliği hızla gelişebilmekte ve mekanik ventilasyon ihtiyacı artmaktadır. Bu hastalarda cerrahi yaklaşımda her iki hemidiyafragmanın ayrı ayrı onarılması gerekmekte ve operasyonun süresi ile karmaşıklığı artmaktadır.
Güncel literatürde yapay zeka destekli görüntü analizi sistemlerinin diyafram rüptürünün radyolojik tanısında umut verici sonuçlar gösterdiği bildirilmektedir. Derin öğrenme algoritmaları ile BT görüntülerinde diyafragma devamlılığının otomatik değerlendirilmesi, tanısal duyarlılığı artırabilecek ve gözden kaçma oranını azaltabilecek bir teknolojik gelişme olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca travma kayıt sistemlerindeki büyük veri analizleri, diyafram rüptürü risk faktörlerinin daha iyi tanımlanmasına ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.
Kapanış ve Klinik Öneriler
Diyafram rüptürü, acil servis pratiğinde hızlı tanı ve multidisipliner yaklaşım gerektiren kritik bir travmatik patolojidir. Yüksek enerjili travma öyküsü olan hastalarda diyafram yaralanması olasılığı her zaman göz önünde bulundurulmalı ve sistematik bir değerlendirme protokolü uygulanmalıdır. Görüntüleme yöntemlerinin birlikte kullanımı, tanısal doğruluğu artırmakta ve tedavi planlamasına yön vermektedir.
Cerrahi onarım, diyafram rüptürünün kesin tedavisi olup hastanın klinik durumuna ve eşlik eden yaralanmalarına göre uygun zamanlama ve teknik seçimi yapılmalıdır. Minimal invaziv cerrahi yaklaşımlar, uygun endikasyonlarda güvenli ve etkin bir tedavi alternatifi sunmaktadır. Postoperatif dönemde yakın takip, solunum rehabilitasyonu ve komplikasyonların erken tespiti, başarılı klinik sonuçlar için büyük önem taşımaktadır.
Multidisipliner ekip çalışması, diyafram rüptürünün yönetiminde vazgeçilmez bir unsurdur. Acil tıp uzmanları, genel cerrahlar, göğüs cerrahları, anesteziyologlar ve yoğun bakım uzmanlarının koordineli çalışması, hastaların optimal sonuçlara ulaşmasını sağlamaktadır. Travma merkezlerinde diyafram yaralanmalarına yönelik farkındalığın artırılması ve eğitim programlarının düzenlenmesi, tanıda gecikme oranlarının azaltılmasına katkı sağlayacaktır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, diyafram rüptürü dahil tüm travmatik acil durumların hızlı tanı ve tedavisinde ileri teknolojik donanım ve multidisipliner ekip anlayışıyla 7/24 hizmet vermektedir.



