Genel Cerrahi

Lazerle Varis Tedavisi

Yetmezlikli safen venin içine ince lazer fiber yerleştirilerek damarın ısı ile kapatıldığı, kesi yeri bırakmayan modern varis tedavisidir.

Bacaklarda büyüyen, kıvrımlı ve mavimsi renkte kendini gösteren yüzeyel toplardamar genişlemeleri hem estetik hem de klinik açıdan önemli bir sağlık sorunu oluşturur. Uzun süre ayakta kalan meslek gruplarında, gebelik geçirmiş kadınlarda, ailesinde varis öyküsü bulunan bireylerde ve orta yaş üzeri popülasyonda oldukça sık karşılaşılan bu tablo, tedavi edilmediği zaman bacak ağırlığı, gece krampları, ödem, kaşıntı, cilt renk değişiklikleri ve ilerleyen dönemde iyileşmeyen bacak yaraları gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlar. Genel cerrahi pratiği içinde uzun yıllar boyunca klasik açık cerrahi yöntemlerle yürütülen safen ven ameliyatları, son yirmi yılda yerini büyük oranda endovenöz tekniklere bırakmıştır. Endovenöz lazer ablasyon, damarın içinden ilerletilen ince bir fiber aracılığıyla kontrollü ısı verilerek yetmezlikli venin lümenden kapatılması esasına dayanan, günümüzün altın standart minimal invaziv tedavisi olarak kabul edilir. Genel Cerrahi kliniklerde EVLA yöntemini modern radial fiber teknolojisi, 1470 nanometre dalga boyu, dupleks ultrason rehberliği ve tümesan anestezi eşliğinde ayaktan gün içi girişim şeklinde uygulamaktayız.

Endovenöz Lazer Ablasyon Klasik Varis Ameliyatından Hangi Yönleriyle Ayrılır?

Klasik varis cerrahisi olarak bilinen safen stripping ameliyatı, kasık bölgesinde safenofemoral bileşkeye yönelik 3 ila 5 santimetrelik bir insizyon açılmasını, ardından iç yüz safen veninin bir stripper aracılığıyla ayak bileği hizasına kadar çıkarılmasını gerektirir. Bu süreç genellikle genel anestezi veya spinal anestezi altında yürütülür ve hastanın en az bir gece hastanede kalmasını, iki üç hafta işe dönememesini beraberinde getirir. Kasık kesisi bölgesinde hematom, lenfore, yara enfeksiyonu ve postop ağrı klinik pratikte sık karşılaşılan sorunlar arasındadır. Endovenöz lazer ablasyon ise damarın içinden verilen termal enerjinin damar duvarında kontrollü hasar oluşturarak fibrozis ve kalıcı oklüzyona neden olması esasına dayanır ve büyük insizyon gereksinimini ortadan kaldırır.

EVLA sırasında sadece diz altı seviyesinde milimetrik bir cilt delik oluşturulur, buradan Seldinger tekniğiyle 5 ile 7 French çapında bir kılavuz kılıf yerleştirilir ve lazer fiberi bu kılıf içinden safenofemoral bileşkenin iki santimetre distaline kadar ilerletilir. Yalnızca lokal ve tümesan anestezi kullanılması nedeniyle solunum ve dolaşım sistemi üzerindeki genel anestezi yükü ortadan kalkar. Klasik stripping ile karşılaştırıldığında ağrı skorları yaklaşık üçte bir oranında düşer, ekimoz yüzeyi belirgin ölçüde azalır ve hastalar ortalama 24 ila 48 saat içinde günlük yaşamlarına döner. Beş yıllık takip sonuçları incelendiğinde her iki yöntemin oklüzyon başarısı benzer düzeyde seyretse de EVLA lehine yaşam kalitesi ölçekleri, iş gücü kaybı ve kozmetik memnuniyet açıkça öne çıkar.

Klasik cerrahinin en önemli klinik dezavantajlarından biri, kasık disseksiyonu sırasında safenofemoral bileşke bölgesinde oluşan skar dokusudur. Bu skar dokusu, ilerleyen yıllarda neovaskülarizasyon adı verilen yeni damar oluşumlarına zemin hazırlayarak varisin nüks etme olasılığını artırır. Endovenöz lazer ablasyonda kasığa herhangi bir kesi yapılmadığı için neovaskülarizasyon oranı belirgin şekilde düşüktür ve uzun dönem rekürrens profilinde bu durum EVLA lehine bir üstünlük yaratır.

Lazer Fiberi Safen Vene Nasıl Yerleştirilir ve Damar Isı ile Nasıl Kapatılır?

İşlem odasına alınan hasta, ters Trendelenburg pozisyonunda hafif başı yüksek konumda yatırılır, böylece safen vende genişleme sağlanır ve girişimin teknik güvenliği artırılır. Genellikle diz altı iç yüz seviyesinde, bazen durumdan duruma bağlı olarak orta bacak veya ayak bileği üstünde ultrason rehberliğinde ideal giriş noktası belirlenir. Steril örtüm sonrasında girişim bölgesine lidokain infiltrasyonu yapılır, ardından mikropunkchure iğnesiyle safen vene girilir ve içeriye kılavuz tel ilerletilir. Seldinger prensibiyle 5 ya da 7 French çaplı kısa kılıf damara oturtulur ve bu kılıftan içeri lazer fiberi geçirilir.

Fiber ucu dupleks ultrason kılavuzluğunda safenofemoral bileşkenin yaklaşık iki santimetre distaline konumlandırılır. Bu konumlandırma son derece önemlidir çünkü fiberin bileşkeye çok yakın yerleştirilmesi derin sisteme ısı yansıması ve endovenöz ısı kaynaklı tromboz gelişimi riski oluştururken, çok uzak yerleştirilmesi proksimal güdük kalması ve nüks açısından risk taşır. Fiber konumu doğrulandıktan sonra bacağa perivenöz tümesan solüsyonu infiltrasyonu yapılır ve fiberin lazer enerjisi aktive edilir. Modern radial fiberler otomatik geri çekilme sistemleri ile birlikte 1 ila 2 milimetre saniye hızında geri çekilir ve damar duvarına eşit dağılımlı termal enerji verilir.

Lazer enerjisinin damarda oluşturduğu ısı, hemoglobin veya suyu hedefleyerek endotel hasarı, subendotelyal kollajen büzüşmesi ve damar duvarı boyunca fibrozis reaksiyonu başlatır. Bu süreç birkaç hafta içinde damarın kalıcı olarak oklüde olmasıyla sonuçlanır ve zamanla venöz yapı fibrotik bir kordon halinde küçülür. Verilen enerji miktarı Linear Endovenous Energy Density adı verilen doğrusal endovenöz enerji yoğunluğu birimi ile ölçülür ve safen çapına göre 60 ile 100 Joule santimetre değerleri arasında ayarlanır. Yetersiz enerji rekanalizasyon riskini artırırken aşırı enerji perivenöz doku hasarına, ağrıya ve ekimoza yol açabilir; bu nedenle deneyimli operatör dengesi kritik önem taşır.

Hangi Yetmezlik Derecesindeki Varislerde EVLA Uygulanabilir?

Kronik venöz yetmezlikte hastalar CEAP sınıflaması adı verilen uluslararası bir sistemle klinik, etiyolojik, anatomik ve patofizyolojik açıdan sınıflandırılır. Klinik boyutta C0 asemptomatik dönemi, C1 telangiektatik damarları, C2 varis yumaklarını, C3 ödemi, C4 cilt değişikliklerini, C5 iyileşmiş venöz ülseri ve C6 aktif venöz bacak yarasını ifade eder. Endovenöz lazer ablasyon uygulaması özellikle C2 ve üzeri sınıflarda safen ven aksında dokümante edilmiş kalıcı reflü bulunması durumunda tercih edilir. Reflü ölçütü olarak dupleks ultrasonda saniyenin yarısını aşan geriye doğru akış varlığı kabul görür.

Semptomatik varislerde bacakta ağırlık hissi, gün sonunda artan yorgunluk, ödem, gece krampları, kaşıntı, huzursuz bacak sendromu benzeri şikayetler ve estetik memnuniyetsizlik cerrahi endikasyon oluşturur. C4 sınıfındaki hiperpigmentasyon, egzama, lipodermatosklerozis ve atrofi blanş gibi cilt bulguları, altta yatan venöz hipertansiyonun kronikleştiğini gösterir ve konservatif tedavinin yetersiz kaldığı bir dönemi işaret eder. C5 ve C6 sınıfındaki iyileşmiş veya aktif venöz ülseri olan hastalarda ise EVLA uygulaması yara iyileşmesini hızlandırmakta ve nüks oranını belirgin ölçüde azaltmaktadır. EVeRest ve ESCHAR çalışmalarının uzun dönem sonuçları bu grubun tedaviden en fazla fayda gören hasta popülasyonu olduğunu ortaya koymuştur.

EVLA yalnızca büyük safen veni için değil, aynı zamanda küçük safen veni yetmezliğinde, aksesuar anterior ve posterior safen ven yetmezliğinde ve giant kord yapıdaki uyluk ven segmentlerinde de uygulanabilir. Perforan damar yetmezliği eşlik ediyorsa aynı seansta perforan lazer ablasyonu yapılabilir; yan dal varisleri ise aynı seansta ya da haftalar sonra köpük skleroterapisi veya mikroflebektomi ile tamamlanır. Konservatif tedavi altında altı aydan uzun süre semptomu gerilemeyen hastalar, meslek gereği uzun süre ayakta kalması gereken bireyler ve daha önce geçirilmiş yüzeyel tromboflebit atağı olan olgular EVLA için uygun aday grubunu oluşturur.

Safen Ven Çapı Kaç Milimetreye Kadar Lazer Ablasyona Uygundur?

Safen ven çapı, endovenöz lazer ablasyonun teknik başarısını doğrudan etkileyen en önemli anatomik parametrelerden biridir. Klasik olarak alt uyluk seviyesinde ölçülen ven çapının 4 ile 12 milimetre arasında olması EVLA için en ideal aralık kabul edilir. Bu aralıkta damar duvarına verilen termal enerji homojen şekilde dağılır, endotel hasarı öngörülebilir kalır ve oklüzyon başarısı yüzde 95 ile 98 arasında elde edilir. Çapın 4 milimetrenin altında olması durumunda kılavuz telin ve fiberin damar boyunca ilerletilmesi teknik olarak zorlaşır, spazm gelişimi kolaylaşır ve alternatif olarak köpük skleroterapisi tercih edilebilir.

Genişlemiş safen venlerde, özellikle çap 12 milimetreyi aştığında damar duvarına ulaşan termal enerji lümenin merkezinden çevreye doğru daha az yoğunluk oluşturur ve tam katmanlı fibrozis reaksiyonu gecikebilir. Bu durumda LEED değeri 90 ile 100 Joule santimetre gibi üst sınırda tutulur, radial fiber tercih edilir ve gerekirse aynı safen üzerinde iki geri çekilme pasajı yapılır. Çapın 15 milimetreyi aştığı olgularda EVLA hala uygulanabilir ancak rekanalizasyon riski istatistiksel olarak yükselir ve nüks olasılığına karşı takip aralıkları sıklaştırılır. Bu grup hastalar için hibrit yaklaşımlar, yani lazer ablasyonun yüksek proksimal ligasyonla birlikte uygulandığı teknikler de literatürde tarif edilmektedir.

Ven çapı yanında damarın tortiyozitesi, yani kıvrımlılık derecesi de teknik açıdan belirleyicidir. Çok kıvrımlı bir safen vende fiberin proksimale kadar sorunsuz ilerletilmesi mümkün olmayabilir; bu durumda mümkünse iki farklı giriş noktası kullanılır ya da bu segment köpük skleroterapisi ile tedavi edilir. Dupleks ultrasonografide tespit edilen fokal anevrizmatik dilatasyonlar, safen içi trombüs kalıntıları, çift kanal yapısı ve subkütanöz dokuya çok yakın seyreden yüzeyel segmentler cerrahi planlamayı doğrudan etkileyen parametreler arasındadır.

İşlem Öncesi Renkli Doppler Ultrason Neden Zorunludur?

Renkli dupleks Doppler ultrasonografi, varis hastalığında hem tanı hem de tedavi planlamasında altın standart görüntüleme yöntemidir. İşlem öncesi yapılan detaylı venöz haritalama, endovenöz lazer ablasyonun teknik başarısını doğrudan belirleyen en kritik hazırlık aşamasıdır. Tetkik sırasında hasta ayakta ya da ters Trendelenburg pozisyonunda değerlendirilir, safenofemoral bileşke incelenir, safenopopliteal bileşke araştırılır ve büyük safen veni ile küçük safen veninin tüm seyri boyunca çap, akım yönü, reflü süresi ve trombüs varlığı ayrıntılı biçimde belgelenir.

Reflü ölçümü için Valsalva manevrası veya bacak sıkma testleri sırasında geriye dönüşün yarım saniyeyi aşması patolojik kabul edilir. Derin ven sisteminin patensi ve kompresibilitesi mutlaka değerlendirilmelidir çünkü subklinik derin ven trombozu varlığında yüzeyel sistemin ortadan kaldırılması hemodinamik açıdan sorun oluşturabilir. Perforan damarların lokalizasyonu ve akım yönü, aynı seansta uygulanacak ek işlemleri belirler. Yan dal varislerinin hangi ana venden köken aldığı ortaya konularak köpük skleroterapisi veya mikroflebektomi planlaması yapılır.

Ultrason işlem sırasında da vazgeçilmez bir rehber olarak kullanılır. Giriş noktasının belirlenmesi, kılavuz telin doğru anatomik düzlemde ilerlediğinin doğrulanması, fiber ucunun safenofemoral bileşkeden güvenli mesafeye konumlandırılması ve tümesan solüsyonunun perivenöz alana doğru dağıldığının izlenmesi tümüyle ultrason kontrolünde yapılır. İşlem sonrasında birinci gün, birinci hafta, birinci ay, üçüncü ay ve yıllık takiplerde tekrar edilen dupleks ultrason değerlendirmeleri oklüzyon devamlılığını, olası rekanalizasyonu, endovenöz ısı kaynaklı tromboz varlığını ve derin ven sisteminin durumunu doğrulamak için kullanılır.

Tümesan Anestezi Lazer Ablasyonda Neden Kullanılır ve Nasıl Uygulanır?

Tümesan anestezi endovenöz lazer ablasyon prosedürünün güvenlik profilinin tam merkezinde yer alır ve bu tekniğin geniş kabul görmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Tümesan solüsyonu genellikle 500 mililitre serum fizyolojik içine seyreltilmiş düşük konsantrasyonlu lidokain, adrenalin ve sodyum bikarbonat karışımından oluşur. Yaklaşık yüzde 0,1 konsantrasyonda hazırlanan bu solüsyon, safen veninin çevresini saran fasyal kılıfın içine ultrason kılavuzluğunda enjekte edilir ve safen kompartmanı boyunca uzun bir sıvı yastığı oluşturur.

Bu sıvı yastığın üç temel işlevi vardır. Birinci olarak çevre dokulara termal enerjinin yayılmasını engelleyerek cilt yanıkları, safen sinir hasarı ve subkütanöz yağ dokusu nekrozu gibi komplikasyonların önüne geçer. İkinci olarak lidokain aracılığıyla lokal analjezi sağlar ve işlem süresince hastanın ağrı hissi minimize edilir. Üçüncü olarak damar duvarını fiberin çevresine yaklaştırarak enerjinin daha etkin transfer olmasını ve daha küçük lümen çapı üzerinde hedef ısı oluşmasını sağlar. Ayrıca adrenalin lokal vazokonstriksiyon yaparak sistemik lidokain emilimini yavaşlatır ve güvenli maksimum doz sınırlarını genişletir.

Uygulama sırasında ultrason probu safen kompartmanına yerleştirilir, uzun otomatik pompa infiltratörü veya spinal iğne yardımıyla solüsyon fiberin geçtiği hat boyunca segment segment enjekte edilir. Doğru uygulanmış tümesan anestezide safen ven kompartmanı ultrasonda dairesel bir hipoekoik halo görüntüsü oluşturur; bu görüntü teknik olarak yeterli infiltrasyonun belirtecidir. Anestezi öncesinde hastanın kilosuna göre lidokain doz limiti hesaplanır ve genellikle 35 miligram kilogram sınırının altında kalınır. Kardiyak ritim monitorizasyonu, oksijen saturasyonu takibi ve intravenöz damar yolu güvenliği tüm işlem boyunca sürdürülür.

1470 nm ve 980 nm Lazer Dalga Boyları Arasındaki Fark Sonucu Etkiler mi?

Endovenöz lazer ablasyonda kullanılan farklı dalga boyları, ışığın hedef dokudaki farklı kromoforlar tarafından ne kadar iyi soğurulduğuna bağlı olarak klinik profiller üretir. 980 nanometre dalga boyu ilk jenerasyon diode lazer teknolojisinin temel dalga boyudur ve hemoglobin tarafından ağırlıklı olarak absorbe edilir. Bu absorpsiyon paterni damar içindeki kanı ısıtır, kan buharı oluşumu ve karbonize kalıntı damar duvarına termal enerjiyi transfer eder. Etkili bir oklüzyon sağlansa da bu yöntemin ana dezavantajı komşu dokulara yayılan ısının subkütanöz alanda ekimoz ve ağrıya neden olmasıdır.

1470 nanometre dalga boyu ise ikinci jenerasyon endovenöz lazer teknolojisini temsil eder ve hedef kromofor olarak damar duvarındaki suyu seçer. Suyun bu dalga boyundaki absorpsiyon katsayısı hemoglobinden yaklaşık 40 kat daha yüksektir. Bu nedenle enerji doğrudan damar duvarında absorbe edilir, karbonize kalıntı oluşumu minimaldir ve komşu dokulara ısı yayılımı belirgin biçimde azalır. Klinik olarak bu durum, hastalarda daha az postoperatif ağrı, daha az ekimoz, daha az geçici parestezi ve daha kısa iyileşme süresi olarak yansır. Karşılaştırmalı çalışmalarda 1470 nm dalga boyunun görsel analog ağrı skorlarını yaklaşık yüzde 30 ile 40 oranında azalttığı, ekimoz alanını ise yaklaşık yarıya indirdiği gösterilmiştir.

Dalga boyu tercihi tek başına değil, kullanılan fiber tipi ile birlikte değerlendirilmelidir. Klasik bare tip fiberler enerjiyi ileri yönlü nokta dağılım şeklinde iletirken, radial fiberler enerjiyi 360 derece dairesel dağılımla damar duvarına homojen aktarır. 1470 nanometre ve radial fiber kombinasyonu günümüzde EVLA için altın standart olarak kabul edilmektedir. Oklüzyon başarısı açısından farklı dalga boyları arasında dramatik farklılıklar bulunmasa da hasta konforu, iyileşme hızı ve kozmetik memnuniyet açısından 1470 nm belirgin üstünlük sağlar.

Lazer Tedavisi Sonrası Aynı Gün Yürümeye Başlanabilir mi?

Endovenöz lazer ablasyonun klasik varis cerrahisi karşısındaki en önemli üstünlüklerinden biri hızlı mobilizasyona olanak tanımasıdır. İşlem tamamlandıktan hemen sonra bacak elastik bandajla sarılır, üzerine sınıf II kompresyon çorabı giydirilir ve hasta işlem odasından çıktıktan yaklaşık 15 ile 30 dakika sonra yürümeye başlayabilir. Erken mobilizasyon, derin ven trombozu gelişme riskini azalttığı için sadece izin verilen değil, aynı zamanda tıbbi olarak önerilen bir uygulamadır. Hastalara işlem gününden itibaren düzenli aralıklarla, tercihen her saat başı 10 ile 15 dakikalık yürüyüşler yapmaları söylenir.

İlk 24 saat içinde ağır kaldırma, koşu, çömelme ve uzun süreli ayakta kalma gibi bacak venöz basıncını artıran aktivitelerden kaçınılması önerilir. Yatağa uzanılan dönemlerde bacağın kalp seviyesinden 15 ile 20 santimetre yükseğe kaldırılması venöz dönüşü kolaylaştırır ve ödem gelişimini azaltır. Uçak yolculuğu veya uzun mesafe araba yolculuğu yapması gerekiyorsa hastalara her bir buçuk saatte bir hareket etmeleri, ayak bileği egzersizleri yapmaları ve gerekirse profilaktik düşük moleküler ağırlıklı heparin uygulaması düşünülmelidir.

Ofis çalışanı hastalar genellikle işlemin ertesi günü işlerine dönebilirken, fiziksel iş yapan hastalar için üç ile beş günlük bir istirahat dönemi tavsiye edilir. Yüzme, sauna, hamam, sıcak duş ve termal havuz gibi ısı temaslı aktiviteler ilk iki hafta içinde kaçınılması gereken durumlardır. Spora dönüş genellikle üçüncü haftadan itibaren aşamalı olarak planlanır; hafif tempoda yürüyüş ve bisiklet ilk aşamada, koşu ve ağırlık antrenmanları ise dördüncü haftadan sonra güvenle başlanabilir. Tüm bu öneriler bireysel olarak hastanın klinik durumuna, ven çapına ve postop ultrason kontrolüne göre bireyselleştirilir.

Varis Çorabı EVLA Sonrası Ne Kadar Süre Kullanılmalıdır?

Kompresyon çorabı, endovenöz lazer ablasyon sonrası postoperatif bakımın vazgeçilmez bir parçasıdır. Sınıf II, yani ayak bileğinde 20 ile 30 milimetre cıva basınç uygulayan medikal varis çorapları en sık tercih edilen tiptir. Postoperatif dönemde çorabın kullanım süresi konusunda uluslararası kılavuzlar arasında farklılık bulunsa da genel kabul gören yaklaşım ilk 48 ile 72 saat çorabın gece dahil çıkarılmaması, ardından iki ile dört hafta boyunca gündüz saatlerinde giyilmeye devam edilmesidir.

Kompresyon uygulamasının birden fazla klinik faydası vardır. Öncelikle işlem yapılan safen ven çevresinde oluşabilecek ekimoz ve subkütanöz kanamayı sınırlar, bacakta ödem gelişimini engeller ve postoperatif ağrıyı azaltır. İkinci olarak yüzeyel venöz sistemin çapını daraltır, akım hızını artırır ve yan dallardaki hemodinamik yükü hafifletir. Üçüncü olarak derin ven sisteminde tromboz gelişme riskini istatistiksel olarak azaltır. Ayrıca lazerle kapatılan damar bölgesindeki fibrozis sürecinin kontrollü ilerlemesine katkı sağlar.

Uzun dönemde kompresyon çorabı kullanımı, altta yatan kronik venöz yetmezliğin şiddetine, hastanın mesleki koşullarına ve yeni varis oluşumu riskine göre bireyselleştirilir. Uzun süre ayakta kalması gereken meslek gruplarında, gebelik planı olan kadınlarda, obez hastalarda ve önceden C4 ile C6 sınıflarında bulunan hastalarda çorap kullanımının aylar hatta yıllar boyunca sürdürülmesi önerilir. Doğru boy ölçümü ve doğru sınıf seçimi kritik önem taşır; ölçüsü uygun olmayan çorap etkinliğini yitirdiği gibi kan dolaşımını olumsuz etkileyebilecek turnike etkisi de yaratabilir.

Endovenöz Lazer Ablasyon Sonrası Damarda Rekanalizasyon Görülür mü?

Rekanalizasyon, lazerle kapatılmış safen veninde zamanla lümenin yeniden açılması ve reflünün geri dönmesi anlamına gelir. Endovenöz lazer ablasyonun uzun dönem başarısının değerlendirilmesinde en önemli parametrelerden biridir. Modern radial fiber ve 1470 nanometre dalga boyu kombinasyonuyla yapılan işlemlerde birinci yıl oklüzyon başarısı yüzde 97 ile 98, beşinci yıl oklüzyon oranı ise yüzde 90 ile 95 arasında belgelenmiştir. Bu rakamlar EVLA’yı klasik stripping ile eş değer, hatta bazı çalışmalarda üstün konumlandırır.

Rekanalizasyonun ana nedenleri arasında yetersiz doğrusal enerji yoğunluğu, teknik olarak uzun bir güdük kalması, safen ven çapının 12 milimetreyi aşması, tümesan anestezinin yetersiz infiltrasyonu ve fiber geri çekilme hızının uygunsuz olması sayılabilir. Ayrıca hastaya bağlı faktörler de rekanalizasyon riskini etkiler. Obezite, sigara kullanımı, hormonal kontrasepsiyon, uzun süreli ayakta kalma, tekrarlayan gebelikler ve genetik venöz duvar zayıflığı süreç boyunca damarın yeniden açılmasına zemin hazırlayabilir.

Rekanalizasyon her zaman semptomatik değildir. Postoperatif rutin dupleks ultrasonografi kontrollerinde saptanan kısmi rekanalizasyonların bir kısmı klinik olarak sessiz seyreder ve tedavi gerektirmez. Ancak reflü süresinin yeniden yarım saniyeyi aşması, bacak ağrısı, ödem veya yeni varis pakelerinin gelişmesi gibi bulgular ortaya çıkarsa tekrar tedavi planlanır. Bu durumda tercih genellikle köpük skleroterapisi olur; bazı seçilmiş vakalarda ise tekrar endovenöz lazer ablasyon uygulanabilir. Modern trend, tekrar tedavilerde siyanoakrilat gibi non-termal, non-tumescent yöntemlerin de gündeme gelmesi yönündedir.

İşlem Sonrası Derin Ven Trombozu Riski Ne Kadardır?

Endovenöz lazer ablasyon sonrası derin ven trombozu gelişme riski oldukça düşük olmakla birlikte, klinik pratikte mutlaka göz önünde bulundurulması gereken bir komplikasyondur. Literatür verilerine göre genel DVT insidansı yüzde 0,3 ile 1 arasında değişir; pulmoner emboli ise çok daha nadir olup yüzde 0,1 in altında rapor edilir. Bu risk klasik stripping ameliyatı ile karşılaştırıldığında EVLA lehine belirgin şekilde düşük düzeydedir.

Endovenöz ısı kaynaklı tromboz, İngilizce literatürde EHIT olarak kısaltılan spesifik bir postoperatif komplikasyondur ve safenofemoral bileşkeden derin sisteme uzanan trombüs gelişimi ile karakterizedir. Kabus ve arkadaşlarının önerdiği sınıflamada evre 1 bileşkede sınırlı trombüs, evre 2 derin sisteme yüzde 50 den az uzanan, evre 3 yüzde 50 den fazla uzanan, evre 4 ise derin sistemi tamamen tıkayan trombüsü tanımlar. Evre 1 ve 2 genellikle asetilsalisilik asit veya profilaktik dozda düşük moleküler ağırlıklı heparin ile takip edilirken, evre 3 ve 4 tam terapötik antikoagülasyon gerektirir.

DVT gelişme riskini artıran hasta ilişkili faktörler arasında ileri yaş, önceki DVT öyküsü, trombofili varlığı, aktif kanser hastalığı, obezite, oral kontrasepsiyon kullanımı, gebelik ve uzun immobilizasyon dönemleri sayılabilir. Bu risk faktörleri taşıyan hastalarda işlem öncesi Caprini skoru gibi risk sınıflama araçları kullanılır ve gerektiğinde profilaktik düşük moleküler ağırlıklı heparin uygulaması planlanır. İşlem sonrası erken mobilizasyon, kompresyon çorabı kullanımı ve bacak elevasyonu DVT profilaksisinin temel taşları arasındadır. Postoperatif birinci hafta ve birinci ay dupleks ultrasonografi kontrolleri EHIT ve DVT gelişimini erken saptamak için altın standart yöntemdir.

Yan Dal Varisleri ve Örümcek Damarlar İçin Ek İşlem Gerekir mi?

Safen ven aksı endovenöz lazer ablasyon ile kapatıldığında, bu venin beslediği yan dal varisleri çoğu hastada zaman içinde küçülür ve bir kısmı tamamen kaybolur. Ancak orta ve büyük çaplı yan dal varislerinin, özellikle üç milimetreyi aşan pakelerin, yalnızca safen ablasyonu ile kaybolması nadiren gerçekleşir. Bu nedenle EVLA sıklıkla tamamlayıcı işlemlerle birlikte planlanır. En sık kullanılan tamamlayıcı yöntemler köpük skleroterapisi ve mikroflebektomidir.

Köpük skleroterapisi, polidokanol veya sodyum tetradesil sülfat gibi sklerozan ajanların hava veya karbondioksitle mikroköpük haline getirilerek varis lümenine enjekte edilmesi tekniğidir. Ultrason kılavuzluğunda uygulanan bu yöntem, orta çaplı retiküler venlerde ve dallarda oldukça etkilidir. Aynı seansta EVLA ile birlikte veya haftalar sonra ikinci bir randevuda ayaktan uygulanabilir. Komplikasyon oranı düşüktür; hiperpigmentasyon, kısa süreli görme bulanıklığı, öksürük ve nadiren yüzeyel tromboflebit gelişebilir.

Mikroflebektomi ise Muller tekniği olarak da bilinen, bir milimetreyi geçmeyen cilt insizyonlarından özel kancalar yardımıyla varis pakelerinin çıkarılması işlemidir. Özellikle kalın, tortiyoz ve büyük paket varislerde tercih edilir. İz bırakmayan, sütür gerektirmeyen bu teknik lokal anestezi altında uygulanır. Örümcek damar olarak bilinen bir milimetreden ince telangiektatik damarlar için ise transkütan lazer veya seyreltik sklerozan enjeksiyonu daha etkili bir çözüm oluşturur. Bu estetik amaçlı işlemler safen ven aksı stabilize edildikten sonra genellikle iki ile dört seans halinde uygulanır ve tekrarlayıcı tedavi gerektirebilir.

Radyofrekans Ablasyon ile Lazer Ablasyon Arasında Hangi Yöntem Daha Etkilidir?

Endovenöz radyofrekans ablasyon ve endovenöz lazer ablasyon, günümüzün en yaygın kullanılan iki termal ablasyon yöntemidir ve her ikisi de safen ven içine yerleştirilen bir kateter aracılığıyla kontrollü ısı verilmesi esasına dayanır. Radyofrekans ablasyon 120 santigrat derece civarında sabit bir hedef ısı ile çalışırken, lazer ablasyon fiberden çıkan ışığın damar duvarında ürettiği ısı ile yaklaşık 700 ile 1300 santigrat derece arası pik sıcaklıklara ulaşır. İki teknik arasındaki temel farklar termal profili, ağrı skorunu, ekimoz miktarını ve uzun dönem başarı oranını etkiler.

Randomize kontrollü çalışmaların meta-analizleri, her iki yöntemin bir yıllık oklüzyon başarısı açısından benzer sonuçlar verdiğini göstermektedir. Beş yıllık takiplerde de klinik sonuçlar ve rekürrens oranları büyük ölçüde örtüşmektedir. Bununla birlikte bazı çalışmalarda radyofrekans ablasyonun ilk haftada daha az postoperatif ağrı ve daha az ekimoza yol açtığı bildirilmiştir. Diğer yandan modern 1470 nanometre radial fiber lazer teknolojisi bu farkı belirgin ölçüde daralttmıştır ve yeni jenerasyon çalışmalarda iki yöntem arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamaktadır.

Yöntem seçimini etkileyen faktörler arasında merkezin ekipman altyapısı, cerrahın deneyim düzeyi, hastanın ekonomik durumu, safen ven çapı ve anatomik özellikler yer alır. Çapı geniş, uzun segment yetmezlikli safen venlerde lazer ablasyon daha yüksek enerji yoğunluğu sağlayabilirken, kısa segment ve nispeten dar çaplı venlerde radyofrekans ablasyon daha konforlu bir postoperatif dönem sunabilir. Sonuç olarak günümüz kılavuzları her iki yöntemi eş değer birinci basamak minimal invaziv tedavi seçenekleri olarak sunmaktadır ve seçim büyük ölçüde hastaya özel değişkenler ve cerrahın deneyimi doğrultusunda yapılmaktadır.

Hamilelik Döneminde Oluşan Varisler İçin Lazer Tedavisi Uygun mudur?

Gebelik dönemi, artan östrojen ve progesteron seviyeleri, büyüyen uterusun pelvik venlere baskısı ve dolaşan kan hacminin artışı gibi çok sayıda faktörün bir araya gelmesiyle varis oluşumu için son derece elverişli bir hormonal ve mekanik ortam oluşturur. Gebelerin yaklaşık yüzde 30 ile 40’ında bacaklarda yeni varis pakelerinin belirgin hale geldiği veya mevcut varislerin büyüdüğü gözlenir. Ancak gebelik döneminde endovenöz lazer ablasyon uygulaması, standart bir tedavi seçeneği değildir ve genellikle önerilmez.

Gebelik sırasında oluşan varislerin önemli bir bölümü postpartum dönemde, yani doğumdan sonraki üç ile altı ay içinde kendiliğinden gerileme eğilimi gösterir. Hormonal seviyeler normale döndükçe damar duvarındaki gevşeme azalır, pelvik venöz kompresyon ortadan kalkar ve intravasküler hacim önceki değerlere iner. Bu dönemde önerilen yaklaşım konservatif tedavidir; bunun temelini hamile için özel olarak tasarlanmış medikal kompresyon çorabı kullanımı, bacak elevasyonu, uzun süre ayakta veya oturur pozisyonda kalmaktan kaçınma, düzenli yürüyüş ve yeterli hidrasyon oluşturur.

Gebelik sırasında endovenöz lazer ablasyon uygulamasının önerilmemesinin temel nedeni, lidokain ve adrenalin içeren tümesan solüsyonun fetusa olan güvenliğine dair yeterli veri bulunmaması, gebelikte hiperkoagülabilite artışının DVT riskini yükseltmesi ve postop takiplerin gebelik dönemi klinik seyrini karmaşıklaştırma potansiyelidir. Doğum sonrası altı ay beklenerek yapılan yeniden değerlendirmede kalıcı reflü ve semptomatik varis devam ediyorsa EVLA güvenle uygulanabilir. Bebeğini emziren annelerde lokal ve tümesan anestezinin süt yoluyla bebeğe geçiş miktarı klinik olarak anlamsız düzeydedir; bu nedenle emzirme dönemi EVLA için mutlak bir kontrendikasyon oluşturmaz ancak işlem günü emzirmeden birkaç saat sonrasına planlanır.

Endovenöz lazer ablasyon, yetmezlikli safen venlerin tedavisinde günümüzün altın standart minimal invaziv yöntemidir ve klasik cerrahi ile karşılaştırıldığında hasta konforu, iyileşme hızı ve kozmetik sonuç açısından belirgin üstünlükler sunar. Ancak her tıbbi girişimde olduğu gibi başarı, ayrıntılı klinik değerlendirme, doğru hasta seçimi, ileri düzey ultrason planlaması ve deneyimli operatör eliyle uygulanan teknik doğrulukla sağlanır. İşlem öncesi yapılan detaylı venöz haritalama, uygun dalga boyu ve fiber teknolojisinin seçimi, doğru enerji yoğunluğu ayarı, yeterli tümesan infiltrasyonu ve postoperatif takibin titiz yürütülmesi yöntemin başarısını doğrudan belirleyen bileşenlerdir. Genel Cerrahi kliniklerde her hastaya özel oluşturulan tedavi protokolüyle EVLA’nın tüm modern parametrelerini eksiksiz uyguluyor, işlem öncesi ve sonrası tüm takipleri hastalarımızın uzun vadeli sağlığını güvence altına alacak biçimde yürütülmektedir. Uluslararası ESVS ve SVS kılavuzlarına uygun olarak yürüttüğümüz bu süreçte multidisipliner yaklaşım birimimizin temel çalışma prensibidir. Radial fiber teknolojisi, 1470 nanometre dalga boyu, dupleks ultrason rehberliği, tümesan anestezi ve gerektiğinde eş zamanlı köpük skleroterapisi veya mikroflebektomi ile kombine yaklaşım sayesinde tek seansta kapsamlı tedavi imkânı sunulmaktadır. Verilen bilgilerin genel tıbbi bilgilendirme amaçlı olduğunu, kişisel tanı ve tedavi kararlarının yalnızca yüz yüze muayene ve dupleks ultrasonografi değerlendirmesi sonrasında verilebileceğini önemle vurgulamak isteriz. Her hastanın klinik durumu, ven anatomisi, eşlik eden sistemik hastalıkları ve yaşam koşulları farklı olduğu için tedavi planı bireysel olarak şekillendirilmelidir. Bacaklarındaki varis şikayetleri için modern lazer tedavisi seçeneklerini değerlendirmek isteyen tüm hastalarımızı, uzman ekip ve gelişmiş teknolojik altyapımızla Genel Cerrahi bir sağlık kuruluşuna bekliyoruz.

Kaynakça

  1. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Bacak varislerinde tanı ve yönetim rehberi (CG168)nice.org.uk/guidance/cg168
  2. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Endovenöz ablasyon ve venöz yetmezlikncbi.nlm.nih.gov/books/NBK470194
  3. National Health Service (NHS) — Varislerin tedavisi ve endovenöz işlemlernhs.uk/conditions/varicose-veins/treatment
  4. MedlinePlus (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi - NLM) — Varis ve Örümcek Damarlar: Tedavi Seçenekleri ve Endovenöz Ablasyonmedlineplus.gov/varicoseveins.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.