Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Trombosit Transfüzyonu

Çocuk hastalarda Trombosit Transfüzyonu Çocuklarda, klinik bulguları ve gelişimsel etkileri açısından önem taşır. Bulgular ve değerlendirme adımları.

Çocuklarda trombosit transfüzyonu, kan pıhtılaşma sürecinde temel rol üstlenen trombosit hücrelerinin çeşitli nedenlerle yetersiz kaldığı klinik tablolarda uygulanan, hematoloji ve onkoloji pratiğinin önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Çocukluk çağında trombosit sayısının normal sınırların altına inmesi ya da işlevsel olarak yetersiz kalması, kanama eğilimine zemin hazırladığından dikkatli bir izlem ve gerektiğinde transfüzyon desteği gerekmektedir. Söz konusu uygulama, yalnızca trombosit sayısını yükseltme amacı taşımamakta, aynı zamanda kanama kaynaklı yaşamsal risklerin azaltılmasına katkı sağlayan kapsamlı bir destek yaklaşımı olarak değerlendirilmektedir. Pediatrik popülasyonun erişkinlerden farklı fizyolojik özellikleri, transfüzyon kararının daha titiz ölçütlere dayandırılmasını zorunlu kılmaktadır.

Trombositler, megakaryositlerden köken alan, kemik iliğinde üretilen ve dolaşımda yaklaşık yedi ila on gün süreyle görev yapan çekirdeksiz hücrelerdir. Damar bütünlüğünün korunması, hasarlı endotel bölgesine yapışma, agregasyon oluşturma ve pıhtılaşma faktörlerinin aktivasyonuna katkıda bulunma gibi pek çok süreçte etkin biçimde yer almaktadır. Çocuk hastalarda trombosit sayısının düşmesi, üretim azlığı, yıkım artışı veya dağılım bozukluğu gibi farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilmektedir. Bu mekanizmaların ayrıştırılması, transfüzyon endikasyonunun doğru biçimde belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Klinik değerlendirme sırasında yalnızca sayısal değerlere değil, kanama belirtilerinin varlığına, altta yatan hastalığın seyrine ve eşlik eden risk etmenlerine de dikkat edilmektedir.

Pediatrik hematoloji pratiğinde trombosit transfüzyonu endikasyonları, profilaktik ve tedavi amaçlı olmak üzere iki ana kategoride incelenmektedir. Profilaktik uygulamalar, kanama bulgusu bulunmamakla birlikte trombosit düzeyinin belirli bir eşiğin altına indiği durumlarda olası kanama olaylarını önlemek amacıyla planlanmaktadır. Klinik kanama bulgularının eşlik ettiği durumlarda ise transfüzyon, aktif kanamanın denetim altına alınmasına yönelik bir yaklaşımla yönetilir. Akut lösemi, aplastik anemi, miyelodisplastik sendromlar, kemik iliği yetersizliği tabloları, kemoterapi sonrası gelişen geçici sitopeniler ve hematopoetik kök hücre nakli süreçleri, çocuklarda trombosit desteğinin sıklıkla gerektiği klinik durumlar arasında sayılmaktadır.

Yenidoğan döneminde trombosit transfüzyonu kararı, daha düşük eşik değerleri ve özgün klinik koşullar çerçevesinde verilmektedir. Prematüre bebeklerde intrakraniyal kanama riskinin yüksekliği, doğum travması, sepsis, neonatal alloimmün trombositopeni ve dissemine intravasküler koagülasyon gibi tablolar, dikkatli bir transfüzyon stratejisi gerektirmektedir. Yenidoğanlarda hem trombosit kinetiği hem de damar duvarı özellikleri büyük çocuklardan farklılık gösterdiği için, transfüzyon eşik değerleri ve hacim hesaplamaları ayrı bir titizlikle ele alınmaktadır. Bu yaş grubunda kullanılan trombosit ürünlerinin sitomegalovirüs açısından güvenli olması, ışınlanmış olması ve lökositten arındırılmış olması büyük önem taşımaktadır.

Onkolojik tanı almış çocuk hastalar, kemoterapi protokollerinin kemik iliği baskılayıcı etkisi nedeniyle uzun dönemli trombositopeni dönemleri yaşayabilmektedir. Yoğun kemoterapi rejimleri sonrasında ortaya çıkan derin trombositopeni, kanama riskini belirgin biçimde artırdığından düzenli izlem ve gerektiğinde profilaktik transfüzyon ile yönetilir. Kemik iliği nakli alıcılarında ise hem nakil öncesi hazırlık rejimleri hem de nakil sonrası iyileşme süreci boyunca trombosit desteği yoğun biçimde gerekebilmektedir. Bu hastalarda alloimmünizasyon gelişimini en aza indirmek amacıyla lökositten fakir, ışınlanmış ürünlerin tercih edilmesi standart uygulama olarak benimsenmektedir.

Trombosit transfüzyon eşikleri, hastanın klinik durumu, planlanan girişimsel işlemler ve eşlik eden risk etmenleri göz önünde bulundurularak belirlenmektedir. Stabil seyirli hastalarda profilaktik transfüzyon için genellikle on bin mikrolitre düzeyi referans olarak kullanılırken, ateş, sepsis veya mukozit gibi ek risk etmenlerinin bulunduğu durumlarda eşik değerinin yükseltilmesi önerilmektedir. Lomber ponksiyon, santral venöz kateter yerleştirilmesi, kemik iliği aspirasyonu gibi girişimsel işlemler öncesinde farklı eşik değerleri uygulanmaktadır. Cerrahi girişim planlanan hastalarda ise işlem türüne ve kanama riskine göre daha yüksek trombosit düzeyleri hedeflenir. Tüm bu değerlendirmelerin bireysel klinik koşullar ışığında yapılması gerekmektedir.

Trombosit ürünleri, tek vericiden aferez yöntemiyle elde edilen aferez trombositleri ve birden çok vericiden toplanan tam kandan hazırlanan havuzlanmış trombosit konsantreleri olmak üzere iki temel formda sunulmaktadır. Aferez yöntemiyle hazırlanan ürünlerin tek vericiden geliyor olması, alloimmünizasyon ve transfüzyonla bulaşan enfeksiyon hastalıkları açısından göreceli bir avantaj sağlamaktadır. Çocuk hastalarda hacim kısıtlılığı nedeniyle uygun dozda ürün hazırlanması büyük önem taşımakta, doz hesaplaması vücut ağırlığı ve hedef trombosit artışı dikkate alınarak yapılmaktadır. Genellikle her bir kilogram başına on ila on beş mililitre trombosit süspansiyonu önerilmektedir.

Transfüzyon uygulamasından önce ürünün ABO ve Rh uyumu açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Trombositler ABO antijenleri taşıdığından ideal koşullarda aynı kan grubundan ürün tercih edilmektedir; ancak acil durumlarda farklı gruplardan ürün kullanılabilmektedir. Rh negatif kız çocuklarına Rh pozitif trombosit verilmesi durumunda ileride gelişebilecek alloimmünizasyonu önlemek amacıyla anti-D immünglobulin uygulaması düşünülebilir. Lökositten arındırma işlemi, hem febril non-hemolitik reaksiyonların hem de HLA alloimmünizasyonunun azaltılmasına katkı sağladığından pediatrik hastalarda standart bir önlem olarak benimsenmektedir. Işınlama işlemi ise transfüzyonla ilişkili graft versus host hastalığının önlenmesinde temel bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Transfüzyon süresince hastanın yakın izleme alınması, olası reaksiyonların erken döneme ait belirtilerinin saptanması açısından önemli bir uygulamadır. Vital bulgular işlem başlangıcında, ilk on beş dakikalık dönemde ve transfüzyon sonrasında düzenli aralıklarla kayıt altına alınmaktadır. İşlem süresi genellikle otuz ila altmış dakika arasında değişmektedir; daha hızlı uygulamalar kardiyak yüklenmeye neden olabileceğinden, özellikle küçük yaş grubu hastalarda hacim ve hız ayarlamasına özen gösterilmektedir. Ateş yükselmesi, titreme, ürtiker benzeri döküntü, dispne, taşikardi veya hipotansiyon gibi bulguların ortaya çıkması durumunda transfüzyonun durdurulması ve değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Trombosit transfüzyonu uygulamalarında karşılaşılabilecek olumsuz olaylar, hafif düzeyde alerjik reaksiyonlardan yaşamı tehdit edebilecek anafilaksiye kadar geniş bir yelpazede yer almaktadır. Febril non-hemolitik transfüzyon reaksiyonları, en sık görülen olumsuz olaylar arasında bulunmaktadır. Bakteriyel kontaminasyon, trombositlerin oda sıcaklığında saklanması nedeniyle diğer kan ürünlerine kıyasla daha yüksek bir risk taşımaktadır; bu nedenle ürünlerin uygun koşullarda hazırlanması ve mümkün olan en kısa sürede kullanılması gereklidir. Transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı nadir görülmekle birlikte ciddi sonuçlar doğurabilen bir tablo olarak nadiren karşılaşılmaktadır.

Tekrarlayan transfüzyon uygulamaları, çocuk hastalarda alloimmünizasyon gelişimi açısından risk oluşturmaktadır. HLA antijenlerine karşı gelişen antikorlar, sonraki transfüzyonlarda beklenen trombosit artışının sağlanamamasına yol açabilir. Bu durumda HLA uyumlu trombosit ürünlerinin kullanılması ya da çapraz uyumlu ürün seçimi gibi yaklaşımlar gündeme gelmektedir. Refrakter trombositopeni olarak adlandırılan bu tabloda, ürün seçimi yanında destekleyici antifibrinolitik ajanlar ve diğer hemostatik yaklaşımlar da değerlendirilmektedir. Uzun dönemli transfüzyon ihtiyacı bulunan hastalarda demir birikimi açısından izlem yapılması, geç dönem komplikasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır.

Aktif kanama bulunan çocuklarda trombosit desteği, klinik tablonun ciddiyetine göre düzenlenmektedir. Hayatı tehdit eden intrakraniyal, intraabdominal veya gastrointestinal kanamalarda hedef trombosit düzeyleri elli bin ila yüz bin mikrolitre aralığında belirlenmektedir. Cerrahi girişim öncesi ve sonrasında benzer hedefler doğrultusunda destek planlanır. Travma sonrası gelişen masif kanamalarda eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma ve trombosit ürünleri belirli oranlarda birlikte kullanılarak masif transfüzyon protokolleri uygulanmaktadır. Pediatrik masif transfüzyon protokolleri, vücut ağırlığına göre standardize edilmiş hacim hesaplamaları içermektedir.

İmmün kaynaklı trombositopeni tablosunda transfüzyon kararı dikkatli biçimde verilmelidir. Bu hastalarda dolaşımdaki antikorlar, transfüzyonla verilen trombositlerin de hızla yıkılmasına yol açabileceğinden, yalnızca ciddi kanama bulgusu bulunan veya yaşamsal risk taşıyan durumlarda transfüzyon düşünülmektedir. İmmün trombositopenide birinci basamak yaklaşımlar kortikosteroidler, intravenöz immünglobulin ve anti-D immünglobulin uygulamalarını içermektedir. Trombosit transfüzyonu, bu hastalarda destekleyici bir önlem olarak değerlendirilmekte ve kronik dönemde özgün yaklaşımlarla yönetilmektedir. Kronik immün trombositopenide ileri basamak yaklaşımlar arasında trombopoietin reseptör agonistleri yer almaktadır.

Kalıtsal trombosit fonksiyon bozuklukları, sayısal anormallikler bulunmaksızın işlevsel yetersizlik gösteren özgün bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Glanzmann trombastenisi, Bernard Soulier sendromu ve depolanma havuzu hastalıkları gibi durumlarda trombosit transfüzyonu ihtiyacı duruma göre değerlendirilmektedir. Bu hastalarda alloimmünizasyon riskinin yüksek olması nedeniyle transfüzyon, yalnızca ciddi kanama veya cerrahi girişim öncesinde uygulanmaktadır. Profilaktik kullanım, alternatif hemostatik ajanlarla desteklenerek sınırlı tutulmaktadır. Rekombinan aktif faktör yedi ve antifibrinolitik ajanlar, bu grup hastalarda destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır.

Çocukluk çağı kanser hastalarının ve hematolojik hastalığı bulunan bireylerin uzun dönemli izleminde, transfüzyon kayıtlarının düzenli biçimde tutulması ve alloimmünizasyon gelişiminin yakından takip edilmesi gerekmektedir. Aile bireylerinin trombosit bağışı konusunda bilinçlendirilmesi, akraba dışı vericilerin de güvenli biçimde değerlendirilmesi ve kan ürünlerinin etik ilkeler doğrultusunda kullanılması temel ilkeler arasında yer almaktadır. Pediatrik hematoloji ve onkoloji birimlerinde, kan bankası uzmanları, hemşireler ve klinik hekimler arasında koordineli bir çalışma yürütülerek transfüzyon süreçlerinin güvenli biçimde tamamlanmasına özen gösterilmektedir.

Trombosit transfüzyon süreçlerinin değerlendirilmesinde, işlem sonrasındaki trombosit sayım artışının ölçülmesi önemli bir göstergedir. Transfüzyondan bir saat ve yirmi dört saat sonra yapılan kontroller, beklenen artışın sağlanıp sağlanmadığı konusunda bilgi vermektedir. Düzeltilmiş artış değeri, vücut yüzey alanı ve uygulanan trombosit miktarı dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Düşük artış değerleri, alloimmünizasyon, sepsis, splenomegali, dissemine intravasküler koagülasyon veya ilaç ilişkili mekanizmalar gibi farklı nedenleri akla getirmektedir. Bu durumlarda altta yatan nedene yönelik değerlendirme yapılmaktadır.

Çocuklarda trombosit transfüzyonu, hematolojik destek uygulamalarının önemli bir parçası olarak güvenli ve etkin biçimde yürütülmesi gereken bir süreçtir. Doğru endikasyonun belirlenmesi, uygun ürünün seçilmesi, hassas hacim ayarlaması ve dikkatli izlem birlikte ele alındığında, kanama kaynaklı risklerin azaltılmasına ve hastaların klinik seyrinin iyileşmesine katkı sağlanmaktadır. Pediatrik hasta grubuna özgü fizyolojik özelliklerin gözetilmesi, multidisipliner yaklaşımın benimsenmesi ve transfüzyon güvenliğine ilişkin güncel ölçütlere uyulması, sürecin başarısı açısından temel öneme sahiptir. Kan ürünlerinin akılcı kullanımı, hem hastaların yararı hem de toplumsal kaynakların sürdürülebilirliği açısından gerekli bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Trombosit transfüzyonu endikasyonları ve uygulamasıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK534279
  2. Cochrane — Profilaktik trombosit transfüzyonu değerlendirmesicochrane.org/CD004269/HAEMATOL_prophylactic-platelet-transfusion-prevent-bleeding-people-low-platelet-counts
  3. StatPearls Publishing / National Library of Medicine (NLM) — Trombosit Transfüzyonu: Endikasyonlar ve Eşik Değerlerncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560632
  4. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine (NLM) — Trombositopeni (Düşük Trombosit Sayısı)medlineplus.gov/ency/article/000586.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

22 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.