Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Trombopoietin Reseptör Agonistleri

Çocuklarda Trombopoetin Agonistleri, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir.

Çocuklarda kronik immün trombositopeni başta olmak üzere belirli trombosit üretim bozukluklarının yönetiminde son yıllarda öne çıkan moleküllerden biri trombopoietin reseptör agonistleri olarak adlandırılan ilaç grubudur. Bu ajanlar, kemik iliğinde megakaryosit adı verilen öncül hücreleri uyararak trombosit yapımının desteklenmesine yönelik tasarlanmış hedefe yönelik moleküllerdir. Pediatrik hematoloji uygulamasında bu ilaçların yeri, son on beş yıl içerisinde yapılan kontrollü klinik araştırmalarla giderek netleşmiş; özellikle birinci basamak yaklaşımlara yeterli yanıt vermeyen kronik vakalarda öncelikli seçenekler arasına girmiştir. Çocuk yaş grubunda kullanım, yetişkinlerden farklı olarak büyüme, gelişim, sosyal yaşam, okul devamlılığı ve uzun dönem güvenlik gibi pek çok değişkenin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Trombopoietin, karaciğerde üretilen ve kemik iliğindeki megakaryositlerin olgunlaşmasını yöneten doğal bir hormondur. Megakaryositlerin yüzeyinde bulunan c-Mpl reseptörüne bağlanarak hücre çoğalmasını, olgunlaşmayı ve trombosit salınımını uyarır. Trombopoietin reseptör agonistleri, bu doğal hormonun işlevini taklit edecek biçimde geliştirilmiştir. Farmakolojik açıdan bu ajanlar, doğrudan c-Mpl reseptörüne bağlanan ya da reseptör üzerinde farklı bir bölgeden etkileşim kurarak sinyal iletimini başlatan moleküller şeklinde sınıflandırılır. Çocuklarda bu sınıfın iki temel temsilcisi yaygın olarak kullanılmakta olup biri haftalık subkutan enjeksiyon biçiminde, diğeri ağızdan günlük tablet formunda uygulanmaktadır. Uygulama yolundaki bu farklılık, hastanın yaşı, ilaç uyumu, aile tercihi ve klinik takip olanaklarına göre belirleyici rol oynayabilir.

Pediatrik kronik immün trombositopeni, çocukluk çağında düşük trombosit sayısının on iki ayı aşan biçimde sürmesiyle tanımlanır. Çocukların önemli bir bölümünde hastalık spontan gerileme eğilimindeyken belirli bir grupta süreç uzayabilir ve kanama riski ile yaşam kalitesi üzerinde belirgin yansımalar oluşturabilir. Bu uzun süreli vakalarda klasik yaklaşımlar arasında kortikosteroidler, intravenöz immünoglobulin ve anti-D immünoglobulin gibi seçenekler yer alır. Ancak bu yöntemlere uzun süreli bağımlılık, çocuk hastalarda büyüme geriliği, kemik mineral yoğunluğu kaybı, davranış değişiklikleri ve enfeksiyon eğilimi gibi yan etkileri beraberinde getirebilmektedir. Trombopoietin reseptör agonistleri tam da bu noktada, immün sistemi baskılamadan trombosit yapımını destekleyen alternatif bir yaklaşım sunmaktadır.

Etki mekanizması açısından bu ilaçlar, immün sistemin trombositlere karşı oluşturduğu yıkımı doğrudan engellemez; bunun yerine yıkımı dengeleyecek düzeyde trombosit üretimini artırmaya yönelik çalışır. Bu yaklaşım, otoimmün süreci tamamen baskılamak yerine vücudun kendi telafi mekanizmalarını destekleme felsefesine dayanır. Megakaryositlerin sayısının ve boyutunun arttığı, kemik iliği biyopsisi yapılan çocuk olgularda gözlemlenmiştir. Klinik yanıt çoğunlukla ilk iki ile dört hafta içerisinde belirginleşir; ancak bireysel farklılıklar dikkate alındığında bazı çocuklarda yanıtın daha geç ortaya çıkabileceği bilinmektedir. Yanıt tanımı genellikle trombosit sayısının elli bin hücre üzerinde stabil seyretmesi ve klinik kanama bulgularının gerilemesi şeklinde değerlendirilir.

Pediatrik kullanım onayı, kapsamlı çok merkezli çalışmaların sonuçlarına dayanarak verilmiştir. Bir yaş üzerindeki çocuklarda haftalık enjeksiyon formundaki ajan, altı yaş ve üzerindeki çocuklarda ise oral form değerlendirilebilir; ancak ülkelere göre yaş eşikleri ve onay kapsamı farklılık gösterebilmektedir. Doz ayarlaması çocuğun kilosuna, başlangıçtaki trombosit sayısına ve takip sürecinde elde edilen yanıta göre düzenlenir. Başlangıç dozu genellikle düşük seçilir; ardından iki ile dört haftalık aralarla trombosit sayısı izlenerek doz titre edilir. Hedeflenen aralık çoğu zaman elli ile iki yüz bin arasında tutulmaya çalışılır. Aşırı yüksek trombosit değerleri tromboz riskini artırabileceğinden, hedefin üzerinde değerlere ulaşıldığında doz azaltımına ya da geçici ara vermeye gidilebilir.

Klinik çalışmalarda elde edilen veriler, kronik immün trombositopenili çocukların yaklaşık yüzde altmış ile yetmiş arasındaki bölümünde anlamlı trombosit yanıtı sağlandığını göstermektedir. Uzun dönem izlem verileri, bazı çocuklarda ilacın kademeli olarak azaltılıp kesilebildiğini ve trombosit sayısının kalıcı biçimde normal sınırlarda kalabildiğini ortaya koymuştur. Bu durum literatürde sürekli yanıt olarak tanımlanır ve çocukların önemli bir kısmında uzun süreli ilaçsız izlem olanağı sağlayabilir. Ancak her olguda bu yanıtın elde edilmesi beklenmemelidir; bir grup hasta için sürekli ya da aralıklı uygulama gerekli olmaya devam edebilir.

Güvenlik profili açısından değerlendirildiğinde, pediatrik popülasyonda bildirilen yan etkilerin büyük çoğunluğu hafif ve geçici niteliktedir. Baş ağrısı, üst solunum yolu enfeksiyonları, burun akıntısı, kas iskelet sistemine ait ağrılar ve ateş gibi belirtiler en sık bildirilen reaksiyonlar arasında yer alır. Oral form kullanımında ise karaciğer enzimlerinde geçici yükselmeler, çocuk yaş grubunda da yetişkinlerde olduğu gibi izlem gerektiren bir parametre olarak öne çıkar. Bu nedenle ilaca başlanmadan önce karaciğer fonksiyon testleri yapılır; tedavi süresince düzenli aralıklarla kontrol edilmesi önerilir. Oral form ile birlikte besin etkileşimleri de dikkat edilmesi gereken konular arasındadır. Kalsiyum, magnezyum, alüminyum ve demir gibi mineralleri içeren süt ürünleri ve takviyeler, ilacın emilimini belirgin biçimde azaltabilir; bu nedenle alım saatlerinin planlanması önem taşır.

Tromboz riski, yetişkin popülasyonda bu ilaç grubu için tartışılan konulardan biridir; ancak çocuklarda yapılan çalışmalarda bu risk yetişkinlere kıyasla belirgin biçimde daha düşük gözlemlenmiştir. Yine de aşırı yüksek trombosit değerleri, tromboza yatkınlık oluşturabilecek ek faktörler ile birleştiğinde değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Pediatrik hastalarda damar içi kateter varlığı, hareketsizlik, dehidratasyon ve protrombotik genetik özellikler gibi etkenler bireysel risk değerlendirmesinde göz önünde bulundurulur. Kemik iliğinde retikülin liflerinde artış da literatürde tartışılan bir konu olup uzun dönem izlemli çalışmalarda klinik olarak anlamlı miyelofibroz tablosuna ilerlemenin nadiren bildirildiği belirtilmektedir. Yine de uzun süreli kullanılan olgularda periyodik kemik iliği değerlendirmesi tartışmalı bir konu olup hekimin klinik kararına bırakılır.

Çocuklarda büyüme ve gelişim üzerine olası etkiler, ailelerin sıklıkla merak ettiği konuların başında gelir. Mevcut veriler, trombopoietin reseptör agonistlerinin boy uzaması, kilo alımı, kemik mineral yoğunluğu ve nörogelişimsel parametreler üzerinde olumsuz bir yansıma oluşturmadığını desteklemektedir. Bu yönüyle, uzun süreli kortikosteroid kullanımının yarattığı büyüme baskısı, kemik dansitesi kaybı ve davranış değişiklikleri gibi yan etkilerle karşılaştırıldığında daha güvenli bir profil sunduğu söylenebilir. Yine de izlem süresince periyodik antropometrik ölçümler, kemik mineral yoğunluğu değerlendirmesi ve genel pediatrik sağlık taramaları önerilen rutin parçalardandır.

İlaca başlama kararı, sadece trombosit sayısına bakılarak verilmez. Kanama bulgularının ağırlığı, çocuğun yaşam tarzı, okul ve spor aktivitelerine katılımı, geçirilmiş kanama olayları, eşlik eden hastalıklar ve ailesel risk faktörleri bir bütün olarak değerlendirilir. Beş yaşında okul öncesi dönemdeki bir çocuğun günlük yaşam riski ile on iki yaşında aktif spor yapan bir çocuğun riski farklı olup ilaç seçiminde ve dozlamada bu farklılıklar belirleyici olabilir. Aynı şekilde sosyal yaşam kısıtlamaları, sürekli kortikosteroid bağımlılığı, tekrarlayan immünoglobulin uygulamaları için hastane ziyaretleri ve okul devamlılığındaki aksamalar da karar sürecinde ağırlık verilen unsurlardır.

Uygulama biçimleri açısından enjeksiyon formu, haftada bir kez sağlık çalışanı tarafından deri altına uygulanır; ancak uygun eğitim sonrası bazı ailelerde evde uygulama da değerlendirilebilir. Oral form ise günde bir kez, aç karnına alınması önerilen bir formdur. Süt ve süt ürünlerinden, mineral içeren takviyelerden en az iki saat önce ya da dört saat sonra alınması, emilimin yeterli düzeyde gerçekleşmesi açısından önemlidir. Çocuklarda ilaç uyumu, oral formlarda özellikle dikkat edilmesi gereken bir konudur; aile içi rutin oluşturulması, hatırlatıcılar ve görsel takvimler bu süreçte yardımcı olabilir. Doz atlanması durumunda ne yapılacağı, hangi durumda hekime başvurulması gerektiği ve acil servise başvurmayı gerektiren kanama belirtileri konusunda aileye ayrıntılı bilgi verilmesi önerilir.

İzlem süreci çok katmanlı bir yapıya sahiptir. İlk haftalarda haftalık trombosit sayımı yapılarak yanıt değerlendirilir; yanıt elde edildikten sonra kontrol aralıkları kademeli olarak iki haftaya, ardından dört haftaya uzatılabilir. Karaciğer enzimleri, tam kan sayımı, periferik yayma incelemesi ve bazı vakalarda kemik iliği değerlendirmesi izlem planının parçalarıdır. Periferik yaymada lökosit ve eritrosit serilerinde anormallik gözlenmesi, ek değerlendirme yapılmasını gerektirebilir. Trombosit değerinin aşırı yükselmesi durumunda doz azaltımı, geçici ara verme ya da dozlama aralığının uzatılması seçenekleri uygulanabilir. Buna karşılık yanıt alınamayan olgularda doz artışı, ilaç değişikliği ya da farklı bir mekanizmaya sahip alternatif yaklaşımların değerlendirmeye alınması gündeme gelebilir.

Aşı uygulamaları, kronik immün trombositopenili çocuk hastalarda dikkat gerektiren konulardan biridir. Trombopoietin reseptör agonisti kullanımının aşı yanıtı üzerine olumsuz bir etkisi gösterilmemiş olmakla birlikte canlı aşılar konusunda hekim değerlendirmesi öncelikli olarak yapılır. Mevsimsel grip aşısı, pnömokok aşıları ve diğer rutin pediatrik aşılar genellikle uygun zamanlamayla uygulanabilir. Aşı sonrası enjeksiyon bölgesinde minör morarmalar gözlemlenebilir; ancak bu durum çoğu olguda klinik açıdan önemli bir kanama olarak değerlendirilmez. Aşıların planlanması, ilaç dozunun stabil olduğu ve trombosit değerlerinin uygun aralıkta seyrettiği dönemlere denk getirilmeye çalışılır.

Aile eğitimi ve psikososyal destek, pediatrik hematoloji uygulamasının ayrılmaz parçalarıdır. Kronik bir tanıyla yaşamak hem çocuk hem de aile için duygusal yük oluşturabilir. Okul çağındaki çocuklarda akademik performans, sosyal ilişkiler ve özgüven üzerinde hastalığın yansımaları olabilir. Bu noktada okul ile iletişim kurulması, beden eğitimi derslerinin uygun biçimde planlanması, kanama riski olan sporların seçilmemesi ve okul hemşiresiyle iş birliği yapılması önerilir. Genç yaşa ulaşan ergenlerde ilaç uyumu, alkol ve sigara gibi karaciğer üzerinde ek yük oluşturabilecek faktörlerden uzak durulması ve uzun dönem izlem planına aktif katılım konularında ayrıntılı bilgilendirme yapılır. Geçiş döneminde pediatri kliniğinden erişkin hematoloji kliniğine devir süreci, yapılandırılmış bir protokol çerçevesinde yürütülür.

Ekonomik yük etkinlik ve erişim, bu ilaç grubunun gündeme gelen başka bir boyutudur. Trombopoietin reseptör agonistleri, klasik immünmodülatör yaklaşımlara kıyasla daha yüksek ekonomik yük oluşturabilen ajanlardır. Ancak uzun süreli kortikosteroid yan etkilerinin yönetimi, sık intravenöz immünoglobulin uygulamaları için hastane başvuruları, kanama nedenli acil servis ziyaretleri ve okul ile iş gücü kayıpları birlikte değerlendirildiğinde toplam sağlık ekonomisi açısından dengeli bir tablo ortaya çıkabilir. Geri ödeme süreçleri ülkeden ülkeye farklılık gösterir; çocuk hastalar için onaylı endikasyon kapsamında geri ödeme sıklıkla mümkün olmaktadır. Hastanın yaşı, tanı süresi, daha önce uygulanan yaklaşımlar ve mevcut trombosit sayısı bu süreçte sunulan raporlarda belirtilen başlıca verilerdir.

Gelecek perspektifi açısından, pediatrik popülasyonda trombopoietin reseptör agonistleri ile ilgili araştırmalar yalnızca kronik immün trombositopeni ile sınırlı kalmamaktadır. Aplastik anemi, kemoterapi sonrası uzamış trombositopeni, miyelodisplastik sendromlar ve bazı kalıtsal trombosit üretim bozukluklarında bu ajanların yeri değerlendirilmektedir. Pediatrik aplastik anemide immünsüpresif yaklaşıma eklenmiş trombopoietin reseptör agonisti uygulamalarının hematolojik yanıt oranlarını artırdığını bildiren çalışmalar yayımlanmaktadır. Kemoterapi sonrası trombositopenide ise destekleyici rolü konusunda veriler birikmeye devam etmektedir. Kalıtsal trombositopenilerin bir alt grubunda, megakaryosit fonksiyonunun korunmuş olduğu durumlarda bu ajanların seçilmiş olgularda fayda sağlayabildiği gösterilmiştir; ancak tüm kalıtsal formlarda etkili olduğu söylenemez ve bu alanda titiz bir genetik değerlendirme önem taşır.

Sonuç olarak, çocuklarda trombopoietin reseptör agonistleri, son dönemde pediatrik hematoloji pratiğine önemli katkılar sağlamış hedefe yönelik bir ilaç grubunu oluşturur. Etki mekanizmasının immün sistemi baskılamadan trombosit üretimini desteklemesi, uzun dönem güvenlik profilinin pediatrik popülasyonda kabul edilebilir düzeyde olması, büyüme ve gelişim üzerine olumsuz bir yansımanın bildirilmemiş olması, yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeye katkı sağlaması ve sürekli yanıt olasılığı sunması bu grubu ön plana çıkaran başlıca özelliklerdir. Bireysel değerlendirme, deneyimli bir pediatrik hematoloji ekibi tarafından yapıldığında ve düzenli izlem planı uygulandığında, bu ajanlar pek çok çocuk hasta için anlamlı bir klinik kazanım sağlayabilir.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Trombopoietin reseptör agonistleri farmakolojisincbi.nlm.nih.gov/books/NBK585116
  2. American Society of Hematology (ASH) — İmmün trombositopeni tedavi kılavuzuhematology.org/education/clinicians/guidelines-and-quality-care/clinical-practice-guidelines/immune-thrombocytopenia-guidelines
  3. National Center for Biotechnology Information (PubMed) — Çocuklarda eltrombopag ve romiplostim kullanımıpubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26516066
  4. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls / Bookshelf — İmmün Trombositopeni ve Trombopoietin Reseptör Agonistleri (eltrombopag, romiplostim)ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537240

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.