Çocuk Nefrolojisi

Nefrotik Sendromda Enfeksiyon

Klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Çocuklarda nefrotik sendrom, böbreklerin süzme birimi olan glomerüllerin işlevsel bütünlüğünün bozulması sonucu büyük miktarda proteinin idrarla kaybedilmesiyle karakterize edilen kronik seyirli bir hastalık grubudur. Hastalığın klinik tablosunda göz çevresi, eller, ayaklar ve karında belirgin ödem, kanda albümin düzeyinin düşmesi, kolesterol değerlerinin yükselmesi ve idrarda yoğun protein varlığı dikkat çeker. Pediatrik yaş grubunda en sık karşılaşılan form minimal değişiklik hastalığıdır ve genellikle kortikosteroid grubu ilaçlara yanıt veren bir seyir gösterir. Ancak hastalığın doğrudan kendisi kadar, hastalık sürecinde ortaya çıkan enfeksiyon riski de küçük yaştaki bireylerin sağlık durumunu yakından ilgilendiren önemli bir başlık olarak öne çıkar. Enfeksiyonlar; hem hastalığın alevlenmesinde tetikleyici rol oynayabilmekte hem de uzun süreli ilaç kullanımı nedeniyle daha ağır seyredebilmektedir.

Nefrotik sendromda enfeksiyon riskinin yükselmesinin temel nedeni, bağışıklık sisteminin birden çok mekanizma üzerinden zayıflamasıdır. İdrarla atılan proteinler arasında yalnızca albümin değil, aynı zamanda bağışıklık yanıtında görev alan immünglobulin G gibi koruyucu antikorlar ve kompleman sisteminin belirli alt birimleri de yer almaktadır. Bu kayıplar sonucunda çocukların kapsüllü bakterilere karşı koruma mekanizmaları belirgin biçimde gerilemektedir. Özellikle pnömokok, hemofilus influenza ve meningokok gibi mikroorganizmalara karşı oluşturulması gereken antikor yanıtı yetersiz kalabilmektedir. Buna ek olarak, lenfosit alt grupları arasındaki dengenin bozulması, T hücre fonksiyonlarının baskılanması ve doğal bağışıklık aracılarının azalması da enfeksiyona yatkınlığı artıran faktörler arasında değerlendirilir.

Hastalık seyrinde uygulanan tedavi protokolleri de enfeksiyon riskinin önemli bir bileşenini oluşturur. Kortikosteroidler, kalsinörin inhibitörleri, mikofenolat mofetil ve siklofosfamid gibi bağışıklığı baskılayan ilaçlar uzun süre kullanılmak zorunda kalınabilmektedir. Bu ilaçlar, hastalığın kontrol altına alınmasında temel araçlardır; ancak aynı zamanda enfeksiyon savunmasını zayıflatan ek bir etken haline gelmektedir. Yüksek doz steroid kullanan çocuklarda sadece bakteriyel enfeksiyonlar değil, viral, fungal ve fırsatçı enfeksiyonların görülme sıklığı da artmaktadır. Tedavi süresince çocukların büyüme, gelişme ve okul yaşantısı üzerinde ortaya çıkan etkilerin yanında, ailelerin enfeksiyon belirtilerine yönelik farkındalığının yüksek tutulması da klinik takibin önemli bir parçası olarak değerlendirilir.

Nefrotik sendromlu çocuklarda en sık karşılaşılan ciddi enfeksiyon tablolarından biri spontan bakteriyel peritonittir. Karın içi sıvının arttığı asit tablolarında, peritoneal boşluk içerisinde biriken protein bakımından zayıf sıvı, mikroorganizmalar için elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Çoğu durumda etken Streptococcus pneumoniae olmakla birlikte, gram negatif bakterilere bağlı olgular da bildirilmiştir. Karın ağrısı, ateş, kusma, karında hassasiyet ve genel durum bozukluğu gibi bulguların değerlendirilmesi gerekli görülür. Selülit, pnömoni, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit ve sepsis ise diğer önemli klinik tablolardır. Ödemli dokularda derinin gerilmesi ve mikroçatlakların oluşması, cilt enfeksiyonlarına zemin hazırlayan başka bir faktör olarak öne çıkmaktadır.

Solunum yolu enfeksiyonları, nefrotik sendromlu çocuklarda hem sık görülmesi hem de hastalığın alevlenmesini tetikleyici özelliği nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır. Üst solunum yolunun viral enfeksiyonları, çoğunlukla relaps olarak adlandırılan hastalık aktivasyonunu başlatan olaylar arasında yer almaktadır. Bu nedenle okula devam eden, kardeşleri olan veya toplu yaşam alanlarında bulunan çocuklarda enfeksiyondan korunma stratejileri ön planda tutulur. El hijyenine özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulması, hava kalitesinin düşük olduğu mevsimlerde maske kullanımının değerlendirilmesi ve ev içinde havalandırmanın düzenli sağlanması, riskin azaltılması için önerilen genel önlemler arasında yer almaktadır.

Aşılama, nefrotik sendromlu çocuklarda enfeksiyon riskinin yönetiminde temel basamaklardan biri olarak değerlendirilmektedir. Pnömokok aşıları, konjuge ve polisakkarit formlarıyla birlikte tamamlanmalı, mevsimsel grip aşısı her yıl önerilmekte ve suçiçeği bağışıklığı bulunmayan çocuklarda canlı aşı kararı bağışıklık baskılayıcı tedavi durumuna göre verilmektedir. Meningokok aşılarının yaş aralığına uygun şekilde uygulanması ve hepatit B aşı serisinin tamamlanmış olması da önem taşımaktadır. Bağışıklık baskılayıcı tedavinin yoğun uygulandığı dönemlerde canlı aşıların ertelenmesi gerekebilmekte, bu nedenle tanı konulduğunda aşı şemasının gözden geçirilmesi tavsiye edilmektedir. Aşı kararlarının hekim tarafından bireysel değerlendirme ile alınması süreçte belirleyici olmaktadır.

Nefrotik sendromlu çocukların yakınlarına ve ev içinde bulunan diğer bireylere uygulanan aşılar da dolaylı bir koruma sağlamaktadır. Anne, baba, kardeşler ve çocukla aynı ortamı paylaşan yakın çevredeki bireylerin grip aşısı olmaları, çocuğa virüs taşınma olasılığını azaltmaktadır. Bağışıklığı baskılanmış bir çocuğun çevresindeki kişilerin canlı aşılar açısından belirli dönemlerde dikkatli davranması, özellikle suçiçeği veya rotavirüs aşısı yapılan kardeşlerle yakın temas konusunda hekim önerilerine uyulması da hastane takiplerinde sıklıkla vurgulanan konular arasında yer almaktadır. Bu çevresel önlemler, hastanın doğrudan kendisine yapılan girişimleri tamamlayan bir koruma katmanı oluşturur.

Beslenme durumu, enfeksiyon riskinin yönetiminde göz ardı edilmemesi gereken bir alan olarak değerlendirilmektedir. Hastalık sürecinde protein kaybı belirgin olmakla birlikte aşırı protein alımı önerilmemektedir; çünkü ek protein yükü, glomerüler hasarın ilerlemesine katkıda bulunabilmektedir. Dengeli, yaşa uygun kalori ve protein içeren beslenme planı, çinko ve D vitamini gibi bağışıklık fonksiyonlarında rol oynayan mikro besinlerin yeterli düzeyde alımı, immün yanıtın korunmasına katkı sağlar. Steroid kullanımı sırasında tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, kemik sağlığı için kalsiyum desteği değerlendirilmesi ve şeker metabolizmasının izlenmesi de bütüncül bakımın parçası olarak ele alınmaktadır.

Tromboemboli, nefrotik sendromun enfeksiyondan bağımsız fakat sıklıkla onunla iç içe geçen bir komplikasyonu olarak bilinmektedir. İdrarla antitrombin gibi pıhtılaşma düzenleyicilerinin kaybı, fibrinojen ve diğer pıhtılaşma faktörlerinde artış, hemokonsantrasyon ve uzun süreli hareketsizlik birlikte değerlendirildiğinde tromboz riski yükselmektedir. Bu tabloya bir de enfeksiyon eklendiğinde, sistemik inflamasyon nedeniyle pıhtılaşma eğilimi daha da artabilmektedir. Bu nedenle ateşli, halsiz veya yatağa bağımlı dönemlerde sıvı dengesinin korunması, hareketin teşvik edilmesi ve gerektiğinde antikoagülan değerlendirmesinin yapılması süreç içerisinde önem kazanmaktadır.

Ailelerin enfeksiyon belirtilerini erken fark edebilmesi, klinik gidişatı doğrudan etkileyen bir konudur. Ateş, üşüme titreme, karın ağrısı, kusma, ödemde ani artış, idrar miktarında azalma, ciltte kızarıklık, halsizlik, beslenme isteksizliği, soluk renk ve uyku düzenindeki bozulma gibi bulguların önemsenmesi gereklidir. Bağışıklığı baskılayıcı tedavi alan çocuklarda enfeksiyon bulguları hafif başlayıp hızlı biçimde ilerleyebilmektedir. Ayrıca steroid kullanımı, ateş yanıtını maskeleyebildiği için bazı çocuklarda ciddi enfeksiyon varlığında bile yüksek ateş gözlenmeyebilmektedir. Bu durum, klinik değerlendirmenin yalnızca ateşe değil, genel durum, iştah, aktivite düzeyi ve karın muayenesine de dayandırılmasını gerektirmektedir.

Hastanın takibinde laboratuvar parametrelerinin düzenli izlenmesi, enfeksiyon riskinin yönetiminde belirleyici bir yere sahiptir. İdrar tahlilinde proteinüri düzeyinin değerlendirilmesi, kan albümin ve immünglobulin seviyelerinin ölçülmesi, tam kan sayımı ile lökosit alt gruplarının izlenmesi, akut faz reaktanlarının takip edilmesi ve gerektiğinde kültür incelemelerinin yapılması rutin değerlendirmenin parçaları arasında yer almaktadır. Antikor düzeylerinin belirgin biçimde düştüğü dönemlerde, seçili olgularda immünglobulin replasmanı gündeme gelebilmekte, ancak bu yaklaşım her hasta için standart bir uygulama olarak önerilmemektedir. Karar süreci, klinik tablo ve laboratuvar bulgularının bütünlüklü değerlendirmesiyle şekillenmektedir.

Antibiyotik kullanımının nefrotik sendromlu çocuklarda dengeli biçimde planlanması gereklidir. Bir kısım merkezde, özellikle ağır relaps dönemlerinde kapsüllü bakterilere karşı koruyucu antibiyotik uygulamasının yararlı olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak rutin profilaktik antibiyotik kullanımı, direnç gelişimi ve mikrobiyota üzerindeki etkileri nedeniyle genel bir öneri olarak kabul görmemektedir. Enfeksiyon şüphesinde örneklerin alınmasının ardından geniş spektrumlu tedavinin başlatılması, etken belirlendikten sonra tedavinin daraltılması ve süre yönetiminin dikkatli yapılması temel yaklaşım olarak benimsenmektedir. Antifungal ve antiviral ilaçların değerlendirmesi de bağışıklık baskılayıcı tedavi yoğunluğu göz önünde bulundurularak yapılır.

Hastane içi takip ve evde izlem arasında kurulan denge, sürecin başarısını doğrudan etkileyen başka bir konudur. Hafif solunum yolu enfeksiyonlarının evde yakın gözlem altında izlenmesi mümkün olabilirken, ateşin yüksek seyrettiği, karın ağrısının eşlik ettiği, idrar çıkışında belirgin azalma görülen veya genel durumda bozulma saptanan çocuklarda hastane başvurusu önerilmektedir. Aileye verilen yazılı bilgi materyalleri, kontrol planı, acil başvuru ölçütleri ve iletişim kanallarının net biçimde tanımlanması, gecikmiş başvuruların önlenmesinde yarar sağlamaktadır. Bu yapılanma, çocuğun günlük yaşamındaki belirsizlikleri azaltmakta ve ailelerin sürece daha güvenli bir biçimde uyum sağlamasına katkı sunmaktadır.

Çocuğun okul yaşamı ve sosyal etkinlikleri, nefrotik sendrom seyrinde sıklıkla soru konusu olmaktadır. Hastalığın kontrol altında olduğu dönemlerde okula devam edilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi ve fiziksel aktiviteye uygun düzeyde katılım sağlanması psikososyal gelişim açısından önemli bulunmaktadır. Ancak salgın dönemlerinde, sınıf içinde yoğun enfeksiyon dolaşımının saptandığı zaman dilimlerinde veya bağışıklık baskılayıcı tedavinin yoğun uygulandığı sürelerde geçici düzenlemeler yapılabilmektedir. Okul yönetimi ile koordineli bir bilgilendirme yürütülmesi, çocuğun hem akademik ilerlemesinin hem de güvenli bir ortamda bulunmasının desteklenmesinde yararlı olmaktadır. Hijyen alışkanlıklarının okul ortamında da sürdürülmesi koruyucu yaklaşımın bir parçasıdır.

Uzun dönem bakım planlaması, nefrotik sendromun sık relaps gösteren veya steroide bağımlı seyreden formlarında daha da önem kazanmaktadır. Bu çocuklarda bağışıklık baskılayıcı tedavi süresi uzayabilmekte, böylece enfeksiyon riski de uzun bir döneme yayılmaktadır. Büyüme geriliği, kemik mineral yoğunluğunda azalma, davranışsal değişiklikler, görme bulguları ve metabolik komplikasyonların izlenmesi, multidisipliner takibin parçası olarak değerlendirilir. Pediatrik nefroloji, çocuk enfeksiyon hastalıkları, beslenme uzmanı, psikolog ve gerekli durumlarda diğer ilgili branşların birlikte çalıştığı bir bakım modeli, hem hastalığın hem de eşlik eden enfeksiyon risklerinin yönetiminde bütüncül bir çerçeve sunmaktadır. Bu çok yönlü yaklaşımla, çocukların okul, oyun ve aile yaşamına olabildiğince yakın bir günlük rutin sürdürebilmesi hedeflenmektedir.

Sonuç olarak çocuklarda nefrotik sendrom, yalnızca böbrek fonksiyonlarıyla sınırlı kalmayan, bağışıklık sisteminin pek çok bileşenini etkileyen ve enfeksiyonlara karşı yatkınlığı belirgin biçimde artıran bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Hastalığın tanınması, uygun klinik takibin sürdürülmesi, aşı programının eksiksiz uygulanması, beslenme ve hijyen alışkanlıklarının düzenlenmesi, enfeksiyon belirtilerinin erken fark edilmesi ve bağışıklık baskılayıcı tedavi sürecinin dikkatli yönetilmesi enfeksiyon riskinin azaltılmasında belirleyici basamaklar olarak öne çıkmaktadır. Aile, çocuk ve sağlık ekibi arasında kurulan iletişim, uzun soluklu izlem sürecinin niteliğini doğrudan etkilemekte; çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişiminin korunmasında bütüncül bir bakım anlayışının önemini ortaya koymaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Pediatrik nefrotik sendromncbi.nlm.nih.gov/books/NBK470444
  2. MedlinePlus - National Library of Medicine (NLM) — Çocuklarda nefrotik sendrommedlineplus.gov/ency/article/000490.htm
  3. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Bağışıklığı baskılanmış çocuklarda aşılama ve pnömokok korumasıcdc.gov/vaccines/vpd/pneumo/index.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Nefrolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.