Çocuk Kardiyoloji

Çocuklarda Konnektif Doku Hastalıkları ve Kalp

Çocuklarda Konnektif Doku Hastalıkları ve Kalp Uygulamasının İncelikleri, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde.

Konnektif doku hastalıkları, vücudun çeşitli organ ve dokularını bir arada tutan, destek sağlayan bağ dokusunu etkileyen heterojen bir hastalık grubunu kapsamaktadır. Çocukluk çağında karşılaşılan bu hastalıkların önemli bir kısmı kardiyovasküler sistemi de etkileyebilmekte ve uzun vadeli izlem gerektirmektedir. Bağ dokusu; kollajen, elastin ve glikoprotein gibi yapısal proteinlerden oluşmakta olup kalp kapakçıkları, aort duvarı, miyokard ve perikard gibi yapıların bütünlüğünde belirleyici rol üstlenmektedir. Bu nedenle bağ dokusunu hedef alan kalıtsal ya da otoimmün nitelikteki hastalıklarda kalp ve büyük damarlar sıklıkla tutulum göstermektedir. Çocuk kardiyoloji pratiğinde bu hastalıkların erken dönemde tanınması, ilerleyici komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından önemli bir başlık olarak değerlendirilmektedir.

Pediatrik yaş grubunda görülen konnektif doku hastalıkları iki ana kategoride incelenebilmektedir. Birincisi, kalıtsal bağ dokusu bozuklukları olarak adlandırılan ve genetik mutasyonlara bağlı olarak gelişen Marfan sendromu, Ehlers-Danlos sendromu, Loeys-Dietz sendromu ve osteogenezis imperfekta gibi tablolardır. İkincisi ise otoimmün kökenli, sistemik karakterli konnektif doku hastalıkları başlığı altında ele alınan jüvenil sistemik lupus eritematozus, jüvenil dermatomiyozit, sistemik skleroz ve mikst konnektif doku hastalığı gibi durumlardır. Her iki kategori de farklı mekanizmalarla kardiyovasküler sistemde yapısal ya da işlevsel değişikliklere yol açabilmektedir. Bu çeşitliliğin getirdiği klinik tablo zenginliği, multidisipliner bir izlem planını gerekli kılmaktadır.

Marfan sendromu, fibrillin-1 genindeki mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkan ve elastik liflerin yapısal bütünlüğünü bozarak aort kökü genişlemesi, mitral kapak prolapsusu ve mitral yetersizliği gibi bulgulara yol açabilen bir tablodur. Çocuklarda uzun boy, ince yapı, arachnodactyly olarak bilinen uzun parmaklılık, göğüs deformiteleri ve lens dislokasyonu gibi sistemik bulgular dikkat çekici olabilmektedir. Aort kökündeki ilerleyici genişleme, aort diseksiyonu açısından risk oluşturduğundan düzenli ekokardiyografik izlem önerilmektedir. Genetik danışmanlık, ailesel taramayı kolaylaştırarak risk altındaki bireylerin erken dönemde belirlenmesine olanak tanımaktadır. Beta-bloker grubu ilaçlar ve anjiyotensin reseptör blokerleri, aort kökündeki genişleme hızının kontrol altında tutulmasına yönelik yaklaşımla yönetilmektedir.

Loeys-Dietz sendromu, transforme edici büyüme faktörü-beta sinyal yolundaki mutasyonlardan kaynaklanan ve Marfan sendromuyla benzer özellikler taşımakla birlikte daha agresif bir damar tutulumu sergileyen bir tablodur. Bu sendromda aort kökü genişlemesinin yanı sıra arteriyel tortuositas, intrakraniyal damar anevrizmaları ve perifer arter tutulumları gözlemlenebilmektedir. Tanı, klinik bulguların yanı sıra genetik test sonuçlarıyla kesinleştirilmektedir. İzlem stratejisinde ekokardiyografi, manyetik rezonans anjiyografi ve bilgisayarlı tomografi anjiyografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Cerrahi müdahale eşiği, klasik Marfan sendromuna kıyasla daha düşük tutulmakta ve aort çapı belirli sınırlara ulaştığında profilaktik girişim değerlendirilebilmektedir.

Ehlers-Danlos sendromu, kollajen sentezi veya işlenmesindeki bozukluklara bağlı olarak gelişen ve çok sayıda alt tipi bulunan heterojen bir hastalık grubudur. Bu sendromun vasküler tipi, kalp ve büyük damarlar açısından en kritik form olarak değerlendirilmektedir. Tip III kollajen üretimindeki bozukluk, arter duvarlarının kırılganlığını artırarak spontan damar rüptürü, anevrizma oluşumu ve organ perforasyonu gibi ciddi tablolara zemin hazırlamaktadır. Çocuk hastalarda ince, şeffaf cilt, kolay morarma, hipermobil eklemler ve karakteristik yüz görünümü tanıya yönlendirici olabilmektedir. Vasküler tipte yoğun temaslı sporlardan kaçınılması, kan basıncının sıkı kontrolü ve görüntüleme yöntemleriyle düzenli vasküler izlem önerilmektedir. Mitral kapak prolapsusu, hipermobil ve klasik tiplerde göreceli olarak sık karşılaşılan bir bulgu olarak öne çıkmaktadır.

Osteogenezis imperfekta, tip I kollajen üretimindeki niceliksel ve niteliksel bozukluklara bağlı olarak gelişen ve kemik kırılganlığıyla karakterize olan bir bağ dokusu hastalığıdır. Kardiyak tutulum, özellikle ağır formlarda aort kökü genişlemesi, aort yetersizliği ve mitral kapak prolapsusu şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Toraks deformiteleri, akciğer kapasitesi üzerinde olumsuz etki oluşturarak pulmoner hipertansiyon riskini artırabilmektedir. Bisfosfonat grubu ilaçların uzun süreli kullanımı, kemik mineral yoğunluğu üzerinde olumlu etki sağlamakla birlikte kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri açısından da dikkatle izlenmektedir. Düzenli ekokardiyografi kontrolleri, kapak ve aort kökü tutulumunun erken dönemde belirlenebilmesi için önerilen bir yaklaşımdır.

Otoimmün konnektif doku hastalıkları içinde jüvenil sistemik lupus eritematozus, çocukluk çağında perikardit, miyokardit, endokardit ve koroner arter tutulumu gibi geniş bir kardiyak tablo yelpazesiyle karşımıza çıkmaktadır. En sık görülen kardiyak bulgu perikardit olup perikardiyal sıvı birikimi tamponad riskini beraberinde getirebilmektedir. Libman-Sacks endokarditi olarak adlandırılan steril vejetasyonlar, özellikle mitral kapakta yerleşim göstererek kapak işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Antifosfolipid antikorların eşlik ettiği olgularda tromboembolik komplikasyonlar açısından risk artmakta, koroner arter trombozu ve serebrovasküler olaylar gündeme gelebilmektedir. Hidroksiklorokin, kortikosteroid ve immünsupresif ajanlardan oluşan kombinasyonlar, hastalık aktivitesinin kontrol altına alınmasında temel yaklaşımı oluşturmaktadır.

Jüvenil dermatomiyozit, kas zayıflığı ve karakteristik cilt bulgularıyla seyreden inflamatuar bir miyopatidir. Bu hastalıkta kardiyak tutulum, miyokardit, perikardit, aritmiler ve ileti sistemi bozuklukları biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Subklinik kardiyak tutulum, semptomatik döneme göre daha sık gözlemlendiğinden tanı anında ve izlem süresince ekokardiyografi ile elektrokardiyografi değerlendirmesi önerilmektedir. Hastalık aktivitesinin kontrol altına alınmasında metotreksat, intravenöz immünglobulin ve rituksimab gibi seçenekler değerlendirilmektedir. Uzun süreli kortikosteroid kullanımına bağlı olarak gelişebilen hipertansiyon ve metabolik değişiklikler, kardiyovasküler risk yönetiminde göz önünde bulundurulması gereken faktörler arasında yer almaktadır.

Jüvenil sistemik skleroz, çocukluk çağında nadir görülmekle birlikte ciddi kardiyak komplikasyonlara yol açabilen bir bağ dokusu hastalığıdır. Miyokardiyal fibrozis, perikardit, pulmoner arteriyel hipertansiyon ve aritmiler bu hastalıkta öne çıkan kardiyak bulgular arasında yer almaktadır. Pulmoner arteriyel hipertansiyon, sistemik skleroz seyrindeki mortalitenin önemli belirleyicilerinden biri olarak kabul edilmekte ve erken dönemde tanı konulması büyük önem taşımaktadır. Sağ kalp kateterizasyonu, pulmoner basınçların kesin ölçümü açısından altın standart olarak değerlendirilmektedir. Endotelin reseptör antagonistleri, fosfodiesteraz-5 inhibitörleri ve prostasiklin analogları, pulmoner vasküler direncin azaltılmasına yönelik yaklaşımla yönetilmektedir.

Mikst konnektif doku hastalığı, sistemik lupus eritematozus, sistemik skleroz, polimiyozit ve romatoid artrit özelliklerini bir arada barındıran bir tablo olarak tanımlanmaktadır. U1-RNP antikorlarının yüksek titrede saptanması bu hastalığın laboratuvar belirteci olarak öne çıkmaktadır. Pediatrik olgularda perikardit, miyokardit, kapak tutulumu ve özellikle pulmoner hipertansiyon gibi kardiyak komplikasyonlar gözlemlenebilmektedir. Hastalığın seyri sırasında baskın bulguların değişebilmesi nedeniyle izlem süreci dinamik bir değerlendirme gerektirmektedir. Tedavi yaklaşımında baskın klinik tabloya yönelik immünmodülatör ajanlar tercih edilmekte, kardiyovasküler izlem ekokardiyografi ve gerektiğinde kardiyak manyetik rezonans görüntülemesiyle desteklenmektedir.

Akut romatizmal ateş, A grubu beta-hemolitik streptokok enfeksiyonunu izleyen ve bağ dokusunu hedef alan inflamatuar bir hastalık olarak konnektif doku tutulumunun klasik örneklerinden birini oluşturmaktadır. Çocukluk çağında en sık 5-15 yaş aralığında gözlemlenen bu hastalıkta karditin varlığı, uzun vadeli prognozu belirleyen en önemli unsur olarak değerlendirilmektedir. Pankardit tablosunda endokard, miyokard ve perikard birlikte etkilenebilmekte, mitral ve aort kapaklarında kalıcı hasar gelişebilmektedir. Romatizmal kalp hastalığının önlenmesinde streptokok enfeksiyonlarının etkin antibiyotik tedavisiyle yönetilmesi ve sekonder profilaksi uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Tanı, Jones kriterleri çerçevesinde klinik, laboratuvar ve ekokardiyografik bulgular birlikte değerlendirilerek konulmaktadır.

Konnektif doku hastalıklarının kardiyak tutulumunda tanısal değerlendirme, çok yönlü bir görüntüleme ve laboratuvar incelemesini kapsamaktadır. Transtorasik ekokardiyografi, kapak yapıları, oda boyutları, ventrikül fonksiyonları ve perikardiyal sıvı varlığının değerlendirilmesinde temel bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Aort kökü ölçümü için z-skor değerleri kullanılmakta, yaşa ve vücut yüzey alanına göre normalize edilmiş değerlerle karşılaştırma yapılmaktadır. Kardiyak manyetik rezonans görüntülemesi, miyokardit, fibrozis ve doku karakterizasyonu konusunda detaylı bilgi sağlamaktadır. Holter monitorizasyonu, aritmi ve ileti bozukluklarının belirlenmesinde başvurulan bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Laboratuvar incelemesinde antinükleer antikorlar, anti-dsDNA, anti-Sm, anti-RNP, anti-Scl-70 ve antifosfolipid antikorlar gibi otoantikor panelleri ön plana çıkmaktadır.

Pediatrik hastalarda kardiyovasküler izlem stratejisi, altta yatan hastalığın doğasına ve mevcut tutulum derecesine göre bireysel olarak planlanmaktadır. Kalıtsal bağ dokusu hastalıklarında genetik test sonuçlarına göre risk sınıflaması yapılarak görüntüleme sıklığı belirlenmektedir. Otoimmün konnektif doku hastalıklarında ise hastalık aktivitesi, tedavi yanıtı ve komplikasyon gelişimi takip edilerek izlem planı dinamik biçimde güncellenmektedir. Multidisipliner yaklaşım çerçevesinde çocuk kardiyoloji, çocuk romatoloji, genetik, oftalmoloji ve ortopedi gibi bölümlerin koordineli çalışması ön plana çıkmaktadır. Ailelerin bilgilendirilmesi, hastalık seyri ve olası komplikasyonlar konusunda farkındalık oluşturulması, uzun vadeli izlemin sürdürülebilirliği açısından önem taşımaktadır.

Tedavi yaklaşımları, hastalığın tipine, kardiyak tutulumun derecesine ve hastanın klinik durumuna göre şekillenmektedir. Kalıtsal bağ dokusu hastalıklarında profilaktik medikal yaklaşımlar, aort kökü genişlemesinin ilerleme hızını yavaşlatmaya yönelik stratejiler ve gerektiğinde cerrahi müdahaleler değerlendirilmektedir. Otoimmün hastalıklarda kortikosteroidler, hastalık modifiye edici antiromatizmal ilaçlar ve biyolojik ajanlar tedavi cephaneliğinde yer almaktadır. Pulmoner arteriyel hipertansiyon gelişen olgularda hedefe yönelik vazodilatör ajanlar değerlendirilmektedir. Kalp yetersizliği bulguları gelişen hastalarda standart kalp yetersizliği tedavi protokolleri uygulanmakta, ileri evre olgularda transplantasyon değerlendirmesi gündeme gelebilmektedir. Yaşam tarzı önerileri arasında temaslı sporlardan kaçınma, kan basıncı kontrolü ve düzenli izlem ön plana çıkmaktadır.

Çocukluk çağında tanı konulan konnektif doku hastalıkları, erişkin döneme uzanan kronik bir izlem süreci gerektirmektedir. Geçiş dönemi olarak adlandırılan adölesan-erişkin dönüşümünde hasta izleminin kesintisiz biçimde sürdürülmesi, tedavi uyumunun sağlanması ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Eğitim, meslek seçimi, gebelik planlaması ve genetik danışmanlık gibi konular bu dönemde özellikle ele alınmaktadır. Marfan sendromu ve benzeri kalıtsal hastalıklarda gebelik döneminde aort diseksiyonu riskinin artması, kapsamlı bir ön değerlendirme ve takip planını gerekli kılmaktadır. Çocuk kardiyoloji ile erişkin kardiyoloji ekipleri arasındaki koordinasyon, uzun vadeli sonuçların iyileşmeye katkı sağlaması açısından belirleyici olmaktadır.

Konnektif doku hastalıklarının kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri, modern tıbbi yaklaşımlar ve gelişen tanı yöntemleriyle daha erken dönemde belirlenebilmektedir. Genetik testlerin yaygınlaşması, kalıtsal formların pre-semptomatik dönemde tanınmasına olanak tanımaktadır. İlerleyen görüntüleme teknolojileri, kardiyak tutulumun ince ayrıntılarını ortaya koymakta ve izlem stratejilerinin daha hassas biçimde planlanmasına imkân vermektedir. Biyolojik ajanların ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesi, otoimmün konnektif doku hastalıklarının seyrinde olumlu değişikliklere zemin hazırlamaktadır. Çocuk kardiyoloji alanındaki bilimsel gelişmeler, bu hastalık grubuyla yaşayan çocukların yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır.

Kaynakça

  1. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Marfan sendromu ve kalp-damar tutulumunhlbi.nih.gov/health/marfan-syndrome
  2. MedlinePlus (NIH) — Çocukluk çağı Marfan ve konnektif doku bozukluklarımedlineplus.gov/genetics/condition/marfan-syndrome
  3. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Mitral kapak prolapsusuncbi.nlm.nih.gov/books/NBK470288
  4. Mayo Clinic — Juvenil lupus ve kardiyak tutulummayoclinic.org/diseases-conditions/lupus/symptoms-causes/syc-20365789

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Kardiyoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.