Beyin ve Sinir Cerrahisi

Beyin Damar Yumağı Tıkama

AVM Embolizasyonu hastalığının klinik seyri ve yaklaşım seçenekleri. Güncel literatür ışığında uzman değerlendirmesi.

Beyin damar yumağı, tıp dilinde arteriyovenöz malformasyon (AVM) olarak adlandırılan, atardamarlar ile toplardamarlar arasındaki normal kılcal damar ağının doğuştan eksik olduğu bir damarsal yapı bozukluğudur. Sağlıklı dolaşımda atardamarlardan gelen yüksek basınçlı kan, kılcal damarlar aracılığıyla yavaşlayarak toplardamarlara aktarılır. Beyin damar yumağında ise bu ara basamak bulunmadığı için yüksek basınçlı atardamar kanı doğrudan toplardamarlara boşalır. Sonuçta düğümlenmiş, anormal genişlemiş ve duvarı incelmiş bir damar yumağı ortaya çıkar. Bu yapı, çoğunlukla doğumdan itibaren mevcut olmakla birlikte, belirti vermeden uzun yıllar sessiz kalabilir. Beyin dokusunun farklı bölgelerinde yerleşebilen bu lezyonlar, taşıdıkları kanama, nöbet ve nörolojik bozukluk potansiyeli nedeniyle dikkatli bir değerlendirme gerektirir.

Beyin damar yumağının oluşum nedenleri henüz tam olarak aydınlatılamamış olsa da embriyolojik dönemde damar gelişimindeki bozuklukların temel rol oynadığı düşünülmektedir. Genetik yatkınlığın yanı sıra bazı nadir kalıtsal sendromların eşlik ettiği durumlar da bildirilmiştir. Herediter hemorajik telanjiektazi gibi tablolarda birden fazla damarsal anormallik bir arada görülebilir. Ancak olguların büyük çoğunluğu, ailesel geçiş göstermeden tek başına ortaya çıkar. Lezyonun büyüklüğü, anatomik yerleşimi, beslenen ve boşaltan damarların yapısı, kişiden kişiye belirgin farklılık gösterir. Bu nedenle her beyin damar yumağı kendine özgü bir klinik tablo oluşturur ve standart bir yaklaşım yerine bireye özel değerlendirme gereklidir.

Klinik belirtiler oldukça değişken seyreder. Bir kısım hastada lezyon hiçbir belirti vermeden, başka bir nedenle yapılan görüntüleme incelemeleri sırasında rastlantısal olarak fark edilir. Belirti veren olgularda ise en sık karşılaşılan tablo, damar yumağının yırtılmasına bağlı beyin kanamasıdır. Ani başlayan şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, bilinç değişiklikleri, kol veya bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu ve görme kaybı gibi belirtiler kanamanın yerleşim yerine göre farklılık gösterir. Kanama dışında epileptik nöbetler de sık görülen bulgular arasındadır. Bazı hastalarda ise inatçı baş ağrıları, denge bozuklukları, hafıza güçlükleri veya kişiliğe yansıyan değişiklikler ön planda olabilir. Belirtilerin ortaya çıkış yaşı çoğu durumda yirmi ile kırk arasında yoğunlaşır.

Tanı sürecinde ayrıntılı nörolojik muayene ile birlikte ileri görüntüleme yöntemleri kullanılır. Bilgisayarlı tomografi, özellikle akut kanama şüphesinde ilk tercih edilen incelemedir ve hızlı sonuç verir. Manyetik rezonans görüntüleme, lezyonun beyin dokusu içindeki yerleşimini, çevre yapılarla ilişkisini ve eski kanama izlerini ortaya koymada üstün ayrıntı sağlar. Manyetik rezonans anjiyografi ile damarsal yapı hakkında ön bilgi elde edilir. Bununla birlikte beyin damar yumağı değerlendirmesinde altın standart yöntem dijital substraksiyon anjiyografi olarak kabul edilir. Bu incelemede kasıktan ilerletilen ince bir kateter aracılığıyla beyin damarlarına özel bir kontrast madde verilir ve damar yumağının yapısı, besleyen atardamarlar, boşaltan toplardamarlar ile yumak içindeki akım özellikleri ayrıntılı biçimde haritalandırılır.

Beyin damar yumağı saptanan her hastanın yaklaşımı aynı değildir. Karar verme sürecinde lezyonun büyüklüğü, beyinde yerleştiği bölgenin işlevsel önemi, derin venöz boşalım varlığı, daha önce kanama geçirilip geçirilmediği ve hastanın genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirmede yaygın olarak Spetzler-Martin sınıflaması kullanılır. Sınıflama; lezyon boyutu, çevresindeki beyin dokusunun eloquent yani işlevsel açıdan kritik olup olmadığı ve venöz boşalım özelliklerine göre derecelendirme yapar. Düşük dereceli lezyonlarda girişimsel yaklaşımlar daha rahat planlanabilirken, yüksek dereceli ve derin yerleşimli lezyonlarda kombine stratejiler veya yakın takip değerlendirilir. Karar süreci, beyin ve sinir cerrahisi, girişimsel nöroradyoloji ile radyasyon onkolojisi uzmanlarının bir arada katıldığı çok disiplinli kurullarda şekillendirilir.

Günümüzde beyin damar yumağı yönetiminde üç temel yaklaşım öne çıkmaktadır. Bunlar mikrocerrahi rezeksiyon, stereotaktik radyocerrahi ve endovasküler embolizasyon olarak sıralanır. Bu yöntemler tek başına uygulanabildiği gibi, lezyonun özelliklerine göre birbirini tamamlayacak biçimde de planlanabilir. Cerrahi yöntem, ulaşılabilir yerleşimli ve cerrahi sınırları belirgin lezyonlarda doğrudan çıkarma olanağı sağlar. Radyocerrahi, küçük boyutlu ve derin yerleşimli lezyonlarda odaklanmış ışın enerjisi ile damar yumağının zamanla kapanmasına olanak tanır. Embolizasyon ise damar içinden ilerlenerek yumağın özel maddelerle tıkanmasını esas alır ve hem tek başına hem de diğer yöntemleri destekleyici biçimde kullanılır. Hangi yöntemin seçileceği, hastanın bireysel risk profili ile lezyonun anjiyografik özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesine dayanır.

Endovasküler embolizasyon, son yıllarda görüntüleme ve malzeme teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde belirgin biçimde gelişmiş bir girişimsel yaklaşımdır. İşlem genellikle kasık bölgesindeki femoral atardamardan, bazı seçilmiş olgularda ise kol bölgesindeki radial atardamardan girişle başlatılır. İnce bir kılavuz kateter aort yoluyla yukarı doğru ilerletilir ve damar yumağını besleyen beyin atardamarının ağzına yerleştirilir. Ardından mikrokateter adı verilen çok daha ince bir kateter, eş zamanlı dijital substraksiyon anjiyografi rehberliğinde yumağın hemen yakınına kadar dikkatli biçimde yönlendirilir. Bu aşamada nöroradyoloji uzmanı, yumağın hangi besleyici damar üzerinden ne ölçüde dolduğunu, hangi boşaltan toplardamarın aktif olduğunu ve riskli geçit damarlarının bulunup bulunmadığını ayrıntılı biçimde haritalar.

Embolizasyon işleminde damar yumağının içine sıvı ya da partikül formundaki tıkayıcı maddeler verilir. Günümüzde en sık başvurulan ajan, dimetil sülfoksit içinde çözünmüş etilen vinil alkol kopolimerine dayalı sıvı embolik bir maddedir. Bu sıvı, kan ile temas ettiğinde dışarıdan içeriye doğru katılaşarak damar yumağının iç boşluklarını döşer ve akımın durmasına olanak sağlar. Bazı olgularda ayrılabilen sarmal teller, küçük balonlar ya da farklı boyutlardaki partikül ajanlar da seçilebilir. Kullanılacak ajan; yumağın anjiyo-mimari özelliklerine, besleyici damarların kalibrasyonuna ve boşalım dinamiklerine göre belirlenir. İşlem süresince yüksek çözünürlüklü iki düzlemli anjiyografi cihazları ile gerçek zamanlı görüntüleme sürdürülür, böylece embolik maddenin yayılımı milimetrik düzeyde takip edilir.

Embolizasyon işlemi, bazı durumlarda damar yumağının tamamen kapatılması, bazı durumlarda ise hacminin küçültülerek sonraki cerrahi ya da radyocerrahi adımının daha güvenli hale getirilmesi amacıyla planlanır. Cerrahi öncesi yapılan embolizasyon, lezyonun kanlanmasını belirgin biçimde azaltarak ameliyat sırasındaki kanama riskinin düşürülmesine katkı sağlar. Radyocerrahi öncesi embolizasyon ise büyük lezyonlarda hacmin küçültülmesine ve ışınlanacak hedefin sınırlandırılmasına yardımcı olur. Bazı küçük, yüzeyel ve tek besleyicili lezyonlarda ise embolizasyon tek başına yeterli bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Hangi stratejinin benimseneceği, çok disiplinli kurul kararı ile belirlenir ve hasta ile ailesi bu sürece ayrıntılı biçimde dahil edilir.

Embolizasyon işlemi, çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilir. Genel anestezi, hastanın işlem boyunca tamamen hareketsiz kalmasını sağlayarak mikrokateter çalışmasının güvenliğini artırır ve görüntü kalitesini yükseltir. İşlem süresi, lezyonun karmaşıklığına bağlı olarak belirgin biçimde değişebilir; basit yapıdaki lezyonlarda kısa süren tek seanslı girişimler yeterli olabilirken, karmaşık ve geniş lezyonlarda işlem birden fazla seansa bölünerek planlanır. Seanslar arasında genellikle birkaç hafta süre bırakılır. Bu yaklaşım, beyin dokusunun akım değişikliklerine uyum sağlamasına olanak tanır ve aşamalı bir kapanma süreci ile hemodinamik dalgalanmaların kontrol altında tutulmasına yardımcı olur.

İşlem öncesi hazırlık aşamasında ayrıntılı kan tetkikleri, böbrek fonksiyon testleri, pıhtılaşma değerlendirmesi ve gerektiğinde kardiyolojik konsültasyon istenir. Kullanılmakta olan kan sulandırıcı ilaçların durumu, anestezi açısından risk taşıyan ek hastalıklar ve önceki kontrast madde reaksiyonları sorgulanır. İşlem öncesi belirli bir süre aç kalınması gerekir. Hastaya işlemin amacı, beklenen yararlar ve olası riskler ayrıntılı biçimde anlatılır; bilgilendirilmiş onam alınır. Bu süreçte hekim, lezyonun anjiyografik özellikleri ile bireye özgü risk profilini hasta yakınlarıyla şeffaf biçimde paylaşır. Böylelikle karar süreci, bilimsel veri ile bireysel beklentilerin birlikte değerlendirildiği bir zemine oturtulur.

Her girişimsel işlemde olduğu gibi beyin damar yumağı embolizasyonunda da bazı riskler bulunur. Bu risklerin başında yumağın yırtılması ve buna bağlı beyin içi kanama gelir. Embolik maddenin yumağa ulaşmadan normal beyin damarına kaçması, küçük damar tıkanıklıklarına ve buna bağlı geçici ya da kalıcı nörolojik bulgulara yol açabilir. Kontrast maddeye bağlı böbrek fonksiyon değişiklikleri, damar girişim bölgesinde kanama ya da hematom oluşumu, nadiren enfeksiyon ve anesteziye bağlı genel komplikasyonlar da olası riskler arasında yer alır. Bu risklerin sıklığı; lezyonun boyutuna, yerleşim derinliğine, besleyici damarların yapısına ve uygulayıcı ekibin deneyimine göre değişiklik gösterir. Yüksek hacimli merkezlerde, deneyimli ekiplerle gerçekleştirilen işlemlerde komplikasyon oranlarının daha düşük düzeyde kaldığı bilinmektedir.

İşlem sonrası dönemde hasta, ilk saatlerde yoğun bakım koşullarında yakın takibe alınır. Nörolojik muayene düzenli aralıklarla tekrarlanır, kan basıncı sıkı biçimde kontrol altında tutulur. Kan basıncının düşük tutulması, embolizasyon sonrası gelişebilecek normal perfüzyon basıncı atılım fenomeni olarak adlandırılan tabloda önem taşır. Bu tablo, uzun süredir düşük basınçlı akıma alışmış komşu beyin dokularının ani basınç değişikliğine uyum sağlayamamasıyla ilişkilidir. Damar girişim yerine birkaç saat boyunca basınç uygulanır, hastanın bacağı belirli bir süre düz tutulur. Genel durumu uygun olan hastalarda mobilizasyon, hekimin uygun gördüğü saatlerde kademeli biçimde sağlanır. Hastanede kalış süresi genellikle birkaç gün ile sınırlı kalır.

Taburculuk sonrasında belirli bir süre ağır fiziksel aktiviteden, ani basınç değişikliği yaratacak hareketlerden ve uzun uçak yolculuklarından kaçınılması önerilebilir. Damar girişim bölgesindeki morarmaların birkaç hafta içinde silikleşmesi beklenir. İlk kontrol genellikle birkaç hafta sonra planlanır; bu görüşmede nörolojik durum yeniden değerlendirilir. İşlemin uzun dönem etkinliğinin değerlendirilmesinde ise belirli aralıklarla kontrol anjiyografisi yapılır. Genellikle altıncı ay ile birinci yıl arasında planlanan bu inceleme, damar yumağının kapalı kalıp kalmadığını doğrulamak ve nadiren görülebilecek yeniden açılma durumlarını erken yakalamak açısından önemli bir basamaktır. Epileptik nöbet öyküsü olan hastalarda nöroloji takibi ve gerekli durumlarda ilaç düzenlemesi bu süreçte sürdürülür.

Beyin damar yumağı, gebelik gibi hemodinamik yükün arttığı dönemlerde dikkat gerektiren bir tablodur. Tanı konmuş hastalarda gebelik planı, doğum şekli ve takip stratejisi kadın doğum, beyin ve sinir cerrahisi ile girişimsel nöroradyoloji uzmanlarının ortak değerlendirmesiyle belirlenir. Çocuk yaş grubunda saptanan damar yumakları ise yetişkin olgulardan farklı seyir özellikleri taşıyabilir; tedavi planlamasında büyüme potansiyeli ve uzun dönem yaşam beklentisi göz önünde bulundurulur. Yaşlı hastalarda ek hastalıkların varlığı ve genel performans durumu, girişim kararını etkileyen önemli ölçütler arasında yer alır. Tüm bu özel durumlarda yaklaşım, sabit bir reçete yerine bireye uyarlanmış bir yol haritası biçiminde şekillendirilir.

Beyin damar yumağı embolizasyonu, doğru endikasyonla, deneyimli ekipler tarafından, ileri görüntüleme olanaklarına sahip merkezlerde gerçekleştirildiğinde değerli bir girişimsel yaklaşım olarak öne çıkar. İşlemin amacı; kanama riskini azaltmak, mevcut nörolojik belirtilerin yönetimine katkı sağlamak ve gerektiğinde diğer yöntemlerle birlikte bütüncül bir stratejinin parçası olmaktır. Hastanın bireysel öyküsü, lezyonun anatomik ve hemodinamik özellikleri, eşlik eden hastalıklar ile beklenti ve değerleri bir arada değerlendirildiğinde, en uygun yol haritası çok disiplinli bir bakış açısıyla belirlenebilir. Bu nedenle beyin damar yumağı tanısı alan kişilerin, deneyimli bir beyin ve sinir cerrahisi ekibi ile girişimsel nöroradyoloji uzmanının birlikte değerlendirme yaptığı merkezlerde takip edilmesi önemli bir basamak olarak öne çıkar.

Kaynakça

  1. National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) — Beyin arteriyovenöz malformasyonları (AVM) bilgi sayfasıninds.nih.gov/health-information/disorders/arteriovenous-malformations
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Serebral arteriyovenöz malformasyonlar ve endovasküler tedavincbi.nlm.nih.gov/books/NBK531479
  3. Mayo Clinic — Beyin AVM tanı ve tedavi yöntemleri (embolizasyon dahil)mayoclinic.org/diseases-conditions/brain-avm/diagnosis-treatment/drc-20350265
  4. National Cancer Institute / MedlinePlus (NIH) — Arteriyovenöz malformasyon genel bilgimedlineplus.gov/ency/article/000779.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.