Behçet hastalığı, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlayan iltihabi ataklar ile karakterli, sistemik vaskülit (damar iltihabı) özelliği gösteren kronik bir hastalıktır. 1937 yılında Türk dermatolog Hulusi Behçet tarafından tanımlanan bu hastalık, başlangıçta ağız ülserleri, genital ülserler ve göz iltihabı üçlüsü ile tanımlanmıştır. Günümüzde Behçet hastalığının cilt, eklem, sinir sistemi, damarlar, gastrointestinal sistem ve diğer organları etkileyebilen sistemik bir tablo olduğu bilinmektedir.
Behçet hastalığı dünya genelinde belirli coğrafi dağılım gösterir; özellikle "İpek Yolu" olarak adlandırılan Akdeniz, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerinde sık görülür. Türkiye Behçet hastalığının yüksek sıklıkta görüldüğü ülkelerin başında gelir. Genetik yatkınlık ve çevresel etmenlerin birlikte rol oynadığı kabul edilmekle birlikte hastalığın kesin nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Tedavi yaklaşımı tutulan organa ve hastalık aktivitesine göre planlanır. Bu yazıda hastalığın görüldüğü kesimler, belirtileri, nedenleri, tanı yöntemleri, yönetim yaklaşımları, olası komplikasyonları ve hangi durumlarda hekime başvurulması gerektiği ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Kimlerde Daha Sık Görülür?
Behçet hastalığı genellikle genç erişkinlerde, 20-40 yaş arası bireylerde belirgin biçimde sık görülür. Hastalık çocukluk döneminde de görülebilir ancak sık değildir; çocukluk başlangıçlı Behçet hastalığı pediatrik romatoloji açısından özel bir konudur. İleri yaşlarda yeni tanı konulması daha az sıklıkta görülür.
Behçet hastalığı tipik olarak coğrafi dağılım gösterir. "İpek Yolu" üzerindeki ülkelerde (Türkiye, İran, Japonya, Çin, Kore, Orta Doğu ülkeleri, Akdeniz havzası) sıklığı belirgin biçimde yüksektir. Türkiye Behçet hastalığının yüksek sıklıkta görüldüğü ülkelerin başında gelir. Avrupa, Kuzey Amerika ve Afrika'da görülme sıklığı daha düşüktür. Bu coğrafi dağılım genetik ve çevresel etmenlerin etkileşimi ile açıklanır.
Cinsiyet dağılımı bölgesel farklılıklar gösterir. Orta Doğu ülkelerinde erkeklerde, Kuzey Avrupa ve Amerika'da kadınlarda biraz daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Erkeklerde hastalık daha ağır seyirlidir; göz, sinir sistemi ve damar tutulumu erkeklerde daha sık görülür. Bu cinsiyet farkları hormonal ve genetik etmenler ile açıklanmaktadır.
Genetik yatkınlık Behçet hastalığında belirleyici rol oynar. HLA-B51 alleli Behçet hastalığı ile en güçlü ilişkili genetik faktördür; özellikle Akdeniz, Orta Doğu ve Uzak Doğu popülasyonlarında bu ilişki belirgindir. Ancak HLA-B51 pozitifliği hastalık gelişimi için tek başına yeterli değildir; çevresel etmenler de gereklidir. Diğer HLA bölgeleri (HLA-A26, HLA-B5701) ve diğer immün genler ile ilişki gösterilmiştir.
Aile öyküsü olan bireylerde sıklık artmıştır; ancak basit mendelyen kalıtım örüntüsü göstermez. Çevresel tetikleyiciler (bakteriyel ve viral enfeksiyonlar - özellikle streptokok, herpes simpleks; çevresel toksinler; stres) Behçet hastalığı gelişiminde rol oynar. Diş ve diş eti enfeksiyonları, kötü ağız hijyeni hastalık aktivitesini etkileyebilir.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Behçet hastalığının belirtileri çoklu sistem tutulumu nedeniyle çeşitlidir. Hastalık başlangıçta ve seyri boyunca farklı bulgular ile başvurabilir. Ataklar ve sessiz dönemler arasında değişen seyir göstermesi tipik özelliklerindendir.
Ağız ülserleri Behçet hastalığının en sık ve karakteristik bulgusudur. Yuvarlak ya da oval, beyaz-sarımsı taban ve kızarık halkalı, ağrılı, yıllar boyunca tekrarlayan aft tipi ülserlerdir. Genellikle yıl içinde en az üç kez tekrarlama ile karakterizedir. Ülserler dudak iç yüzü, dil, yanak iç kısımları, damak, diş etleri, yumuşak damakta görülür. 1-3 hafta içinde skar bırakmadan iyileşir.
Genital ülserler önemli klinik bulgudur. Erkeklerde skrotumda, kadınlarda vulvada, vajina ve serviksde görülür. Ağız ülserlerinden daha az sıklıkta tekrarlar ancak skar bırakabilir. Genellikle ağrılıdır; ileri ağrı genital aktiviteyi etkileyebilir. Anal ve perianal ülserler de görülebilir. Genital ülserlerin doğru tanısı ayırıcı tanı (cinsel yolla bulaşan hastalıklar, diğer ülseratif tablolar) gerektirir.
Göz tutulumu Behçet hastalığının ciddi komplikasyonlarındandır. Anterior üveit (iridosiklit) ve posterior üveit görülebilir; özellikle posterior üveit, retinal vaskülit ve makula tutulumu görme kaybına yol açabilir. Hipopiyon (göz ön kamarasında irin birikimi), keratit, episklerit, retinal arter tıkanıklığı görülebilir. Göz tutulumu erkeklerde ve genç hastalarda daha sık ve ağır seyirlidir.
Cilt tutulumu çeşitli formlarda görülür. Eritema nodozum (cilt altında ağrılı, kırmızı nodüller - özellikle bacaklarda), papülopüstüler lezyonlar (akne benzeri lezyonlar), psödofolikülit, paterji testi pozitifliği (cilde iğne batırma sonrası 24-48 saatte papül ya da püstül gelişimi) görülür. Paterji testi Türk hastalarda yüksek pozitiflik gösterir.
Eklem tutulumu non-erozif artrit şeklinde görülür; özellikle dizler, ayak bilekleri ve dirsekler etkilenir. Eklemler ağrılı ve şiş olabilir; sabah katılığı görülebilir. Bu artrit genellikle deforme edici değildir. Damar tutulumu (vasküler Behçet) hem arter hem ven tutulumunu içerebilir; derin ven trombozu, pulmoner emboli, anevrizmalar, arteriyel tıkanıklıklar görülebilir. Pulmoner arter anevrizmaları yaşamı tehdit edici komplikasyonlar arasındadır. Nöro-Behçet (sinir sistemi tutulumu) ciddi komplikasyondur; beyin parankim tutulumu (özellikle beyin sapı), kafa içi venöz sinüs trombozu görülebilir. Gastrointestinal tutulum ileoçekal bölgede ülser, abdominal ağrı, ishal, kanama ile seyreder.
Nedenleri Nelerdir?
Behçet hastalığının kesin nedeni tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte çok etmenli bir mekanizma olduğu kabul edilir. Genetik yatkınlık, otoinflamatuvar bağışıklık yanıtlarındaki bozukluklar, çevresel tetikleyiciler (özellikle enfeksiyonlar) ve immün düzenleyici sorunlar birlikte rol oynar.
Genetik etmenler hastalık gelişiminde belirleyici rol oynar. HLA-B51 alleli en güçlü genetik bağlantıdır; bu alleli taşıyanlarda Behçet hastalığı geliştirme olasılığı belirgin biçimde yüksektir. Türk popülasyonunda Behçet hastalarının önemli bir bölümünde HLA-B51 pozitif olduğu gösterilmiştir. Diğer HLA bölgeleri (HLA-A26, HLA-B5701) ve gen polimorfizmleri (IL-10, IL-23R, ERAP1, STAT4, CCR1, NOD2) Behçet hastalığı ile ilişkilendirilmiştir.
Otoinflamatuvar ve otoimmün mekanizmalar hastalık patogenezinde rol oynar. Behçet hastalığı tipik bir otoimmün hastalık değildir ve klasik otoantikorlar yoktur; ancak T lenfositlerin ve nötrofillerin aşırı aktivasyonu önemlidir. Th1 ve Th17 lenfosit yanıtları artmıştır; sitokinler (IL-6, IL-17, IL-23, TNF-alfa) hastalık aktivitesinde rol oynar. Bu nedenle bu sitokinleri hedef alan biyolojik tedaviler etkilidir.
Çevresel tetikleyiciler hastalık aktivitesinde önemli rol oynar. Streptokok bakterileri (özellikle Streptococcus sanguinis) ile ilişki gösterilmiştir; ağız ülserleri sırasında streptokok antijenlerine karşı çapraz reaktivite önerilen bir mekanizmadır. Herpes simpleks virüs enfeksiyonu da etkili olabilir. Diş ve diş eti enfeksiyonları, kötü ağız hijyeni hastalık aktivitesini etkileyebilir.
Çevresel ve yaşam tarzı etmenleri etkili olabilir. Stres, çevresel toksinler, sigara kullanımı, yağlı yiyecekler hastalık ataklarını tetikleyebilir. Sigara kullanımının paradoksal olarak ağız ülserlerini azalttığı bildirilmiştir; ancak diğer komplikasyon riskini artırır. İklim ve mevsimsel etmenler de etkili olabilir.
Mikrobiyota değişiklikleri son yıllarda araştırılan konulardır; bağırsak ve oral mikrobiyota değişikliklerinin Behçet hastalığı ile ilişkisi gösterilmektedir. Endotelyal disfonksiyon ve damar hasarı hastalığın vasküler komplikasyonlarının temel mekanizmasıdır. Çoklu damar tutulumu (hem arter hem ven) Behçet hastalığının önemli özelliğidir.
Tanısı Nasıl Konulur?
Behçet hastalığı tanısı klinik değerlendirme ile konulur; spesifik bir tanı testi yoktur. Uluslararası tanı kriterleri klinik bulgular üzerinden değerlendirme yapar. Uluslararası Çalışma Grubu (ISG) 1990 kriterleri ve Uluslararası Behçet Hastalığı Kriterleri (ICBD) 2014 kriterleri yaygın kullanılır.
ISG 1990 kriterlerine göre tekrarlayan oral ülserler (yıl içinde en az üç kez) zorunlu kriter olup, ek olarak tekrarlayan genital ülserler, göz tutulumu, cilt lezyonları (eritema nodozum, papülopüstüler lezyonlar, paterji testi pozitifliği) bulgularından en az ikisinin varlığı tanı için gereklidir. Bu kriterler diğer hastalıkların dışlanması gerektiğini belirtir.
ICBD 2014 kriterleri puanlama sistemi kullanır. Oral aft (2 puan), genital aft (2 puan), oküler lezyonlar (2 puan), cilt lezyonları (1 puan), nörolojik tutulum (1 puan), vasküler tutulum (1 puan), paterji testi pozitifliği (1 puan) puanlanır; toplam 4 puan ve üzeri tanı koydurur. Bu kriterler daha duyarlıdır.
Öyküde ağız ülserlerinin sıklığı, süresi, yeri, tekrarlama örüntüsü, genital ülserler, göz belirtileri (görme bulanıklığı, kızarıklık, ışığa hassasiyet), cilt değişiklikleri, eklem ağrıları, nörolojik belirtiler, damar tıkanıklığı belirtileri, ailesel öyküsü, etnik köken ayrıntılı sorgulanır.
Fizik muayenede oral mukoza, genital bölge, cilt (eritema nodozum, papülopüstüler lezyonlar), eklemler, kalp, akciğerler, damar yapıları, nörolojik muayene, oftalmolojik muayene yapılır. Oftalmolojik değerlendirme deneyimli göz hekimi tarafından yapılmalıdır; üveit, retinal vaskülit, retinal damarsal tutulum değerlendirilir.
Paterji testi tanıda yardımcı bir bulgudur; 0.5-1 cm aralıkla ön kola steril iğne batırılır ve 24-48 saat sonra papül ya da püstül gelişimi değerlendirilir. Pozitif paterji Türk hastalarda yüksek oranda görülür; Batı ülkelerinde daha az sıklıktadır.
Laboratuvar tetkikleri arasında tam kan sayımı (anemi, lökositoz, trombositozis), C-reaktif protein, sedimentasyon hızı (aktif dönemde yükselir), HLA-B51 testi (Behçet hastalığı için spesifik değildir ancak destekleyici olabilir), pıhtılaşma testleri yapılır. Görüntüleme yöntemleri tutulan sisteme göre planlanır; nöro-Behçet için kraniyal MRG, vasküler Behçet için anjiyografi, MR anjiyografi, BT anjiyografi, doppler ultrasonografi, gastrointestinal tutulum için kolonoskopi yapılır. Ayırıcı tanıda Crohn hastalığı, ülseratif kolit, reaktif artrit, ankilozan spondilit, sistemik lupus eritematozus, herpes simpleks virüs enfeksiyonu, sifiliz, HIV, sarkoidoz, multipl skleroz, vaskülitler değerlendirilir.
Yönetim ve Yaklaşım Nasıldır?
Behçet hastalığı yönetimi tutulan organa, hastalık aktivitesine ve şiddetine göre planlanır. Hafif mukokutanöz tutulumdan hayatı tehdit edici damar ve nörolojik tutuluma kadar geniş spektrum vardır; tedavi buna göre bireyselleştirilir. Multidisipliner ekip yaklaşımı (romatoloji, oftalmoloji, dermatoloji, nöroloji, gastroenteroloji, kardiyovasküler cerrahi) belirleyicidir.
Mukokutanöz tutulum için topikal tedaviler ön plandadır. Topikal kortikosteroidler (oral kortikosteroidli gargara, kortikosteroid pomatları), topikal anestezik ajanlar, sukralfat oral süspansiyonu, antiseptik gargaralar ağız ülserleri için kullanılır. Genital ülserler için topikal kortikosteroid, topikal anestezikler kullanılır.
Kolşisin ağız ve genital ülserlerde, eritema nodozumda ve eklem tutulumunda etkili ilk basamak tedavidir. Düzenli kullanım atak sıklığını azaltır. Apremilast (fosfodiesteraz 4 inhibitörü) ağız ülserlerinde FDA onayı almıştır ve etkili bir seçenektir. Talidomid dirençli mukokutanöz olgularda kullanılabilir ancak teratojen etki nedeniyle gebelik döneminde kontrendikedir.
Sistemik kortikosteroidler ağır ataklar, üveit, vasküler ve nöro-Behçet için kullanılır. Yüksek doz prednizolon (1 mg/kg/gün) ya da pulse metilprednizolon (1 g/gün, 3 gün) ağır olgularda başlanır. Kortikosteroid dozu kademeli olarak azaltılır. Uzun süreli yüksek doz yan etkileri nedeniyle steroid azaltıcı immünomodülatörler eklenir.
İmmünomodülatör tedaviler (azatiyoprin, siklosporin, metotreksat, mikofenolat mofetil, siklofosfamid) ağır organ tutulumunda kullanılır. Azatiyoprin göz tutulumunda standart tedavidir. Siklosporin posterior üveit ve retinal vaskülitte etkilidir. Siklofosfamid pulmoner arter anevrizmaları, ağır nöro-Behçet, ağır vasküler tutulumda kullanılır.
Biyolojik tedaviler son yıllarda Behçet hastalığı yönetiminde önemli yer kazanmıştır. TNF-alfa inhibitörleri (infliximab, adalimumab) ağır göz tutulumu, gastrointestinal tutulum, nöro-Behçet ve dirençli mukokutanöz tutulumda etkilidir. İnterferon alfa göz tutulumunda kullanılır. Anti-IL-17 (sekukinumab), anti-IL-6 (tocilizumab), JAK inhibitörleri yeni tedavi seçenekleri arasındadır.
Vasküler tutulum için immün baskılayıcı tedavi ile birlikte antikoagülasyon gerekir; ancak Behçet'te trombozlar vaskülitik kaynaklıdır ve antikoagülasyon tek başına yeterli değildir. Pulmoner arter anevrizmaları için antikoagülasyon dikkatli olunmalıdır; kanama riski olabilir. Cerrahi yaklaşımlar (anevrizma onarımı, bypass cerrahisi) seçilmiş olgularda yapılır. Düzenli izlem ve aktif hastalık döneminde tedavi yoğunlaştırılması, sessiz dönemde idame tedavi sürdürülmesi belirleyicidir.
Komplikasyonları Nelerdir?
Behçet hastalığının komplikasyonları hastalığın tutulan organına göre belirgin biçimde değişir. Hafif mukokutanöz formlardan yaşamı tehdit eden formlara kadar geniş spektrum vardır. Ciddi komplikasyonlar genç erkeklerde ve uzun süreli hastalık seyirinde daha sık görülür.
Göz tutulumu görme kaybına yol açabilen ciddi bir komplikasyondur. Tekrarlayan posterior üveit, retinal vaskülit, makula etkilenmesi, retinal damar tıkanıklıkları, optik sinir tutulumu görme kaybına neden olabilir. Uygun zamanda agresif immün baskılayıcı tedavi görme kaybını önleyebilir ya da geciktirebilir.
Vasküler komplikasyonlar Behçet hastalığının ciddi sonuçlarındandır. Derin ven trombozu, üst ve alt ekstremite venöz tıkanıklıkları, Budd-Chiari sendromu (hepatik venöz tıkanıklık), kafa içi venöz sinüs trombozu görülebilir. Arteriyel tutulumda pulmoner arter anevrizmaları (hemoptizi ve yaşamı tehdit edici akciğer kanaması nedeni), aort anevrizması, koroner arter tutulumu, ekstremite arteriyel tıkanıklıkları görülebilir. Pulmoner arter anevrizmaları acil müdahale gerektirir.
Nöro-Behçet ciddi nörolojik komplikasyonlara yol açabilir. Beyin parankim tutulumu (özellikle beyin sapı, talamus, bazal ganglionlar), kafa içi venöz sinüs trombozu (kafa içi basınç artışı, papil ödemi, baş ağrısı), aseptik menenjit, miyelopati görülebilir. Kalıcı motor defisit, bilişsel sorunlar, demans tablosu gelişebilir.
Gastrointestinal tutulum (intestinal Behçet) Crohn hastalığı benzeri tablo oluşturur. İleoçekal bölgede ülserler, abdominal ağrı, ishal, kanama, perforasyon görülebilir. Cerrahi gerekebilir; cerrahi sonrası nüks riski yüksektir. Reaktif amiloidoz uzun süreli ve aktif Behçet hastalığında gelişebilir; böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir.
Kardiyak komplikasyonlar arasında perikardit, miyokardit, endokardit, koroner arter tutulumu, intrakardiyak tromboz yer alır. Pulmoner tutulum (pnömoni, pulmoner emboli, pulmoner arter anevrizması) ileri komplikasyonlardır. Genitoüriner tutulum (epididimit, sistit, üreter darlığı), kulak tutulumu (sensorinöral işitme kaybı) seyrek görülen ek tutulumlardır. Psikososyal etkiler (depresyon, anksiyete, sosyal izolasyon, evlilik problemleri) yaşam kalitesini etkiler. İlaç yan etkileri (kortikosteroid yan etkileri, immün baskılayıcı tedavi yan etkileri) uzun dönem sorunlardır.
Nasıl Gelişir?
Behçet hastalığının gelişimi bireysel olarak değişkendir. Çoğu hastada ağız ülserleri ilk bulgudur ve uzun yıllar tek bulgu olarak kalabilir. Ek bulgular (genital ülserler, göz tutulumu, cilt lezyonları) yıllar içinde eklenebilir.
Hastalık genellikle ataklar ve sessiz dönemler arasında değişen seyir gösterir. Aktif dönemlerde belirgin klinik bulgular görülür; sessiz dönemlerde belirtiler azalır ya da kaybolur. Hastalık aktivitesi yıllar içinde değişkendir; bazı hastalarda zamanla aktivite azalır, bazılarında sürekli yüksek aktivite görülür.
Genç erkeklerde hastalık daha ağır seyirlidir. Erkek cinsiyet, genç yaşta başlangıç, HLA-B51 pozitifliği, sigara kullanımı, kötü ağız hijyeni, çeşitli organ tutulumlarının erken dönemde gelişmesi kötü prognostik etmenlerdir. Bu olgularda göz, sinir sistemi ve damar tutulumu daha sık ve ağır seyirlidir.
Tedavi süreci uzun soluklu olabilir. Hastalığa yönelik yaklaşım aktif dönemlerde yoğunlaştırılır, sessiz dönemlerde idame tedavi sürdürülür. Hastalık aktivitesinin değerlendirilmesi (klinik bulgular, akut faz belirteçleri, görüntüleme) düzenli olarak yapılır. Tedavi yanıtı kademeli olarak değerlendirilir.
Yıllar geçtikçe hastalık aktivitesi çoğu hastada azalma eğilimi gösterir; bu durum "yanma" (burnout) olarak adlandırılır. Yaşlandıkça yeni atak sıklığı azalır; ancak önceki tutulumlardan kalan sekeller kalıcı olabilir. Bazı hastalarda yıllar sonra reaktivasyon olabilir; bu nedenle uzun süreli izleme alınma yararlıdır. Görme kaybı, sinir sistemi sekelleri, vasküler komplikasyonlar yaşam kalitesini uzun dönemde etkileyebilir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Tekrarlayan ağız ülserleri (yıl içinde üç kez ya da daha fazla), eşlik eden genital ülserler, göz belirtileri (kızarıklık, ileri ağrı, görme bulanıklığı, ışığa hassasiyet), cilt değişiklikleri (eritema nodozum, akne benzeri lezyonlar), eklem ağrıları durumunda hekim değerlendirmesi yapılmalıdır. Behçet hastalığı şüphesinde romatoloji uzmanına başvurulmalıdır.
Acil değerlendirme gerektiren durumlar arasında ani başlangıçlı ileri baş ağrısı, görme kaybı ya da görme bulanıklığı, kol ya da bacakta ani şişlik (derin ven trombozu), nefes darlığı (pulmoner emboli ya da pulmoner arter anevrizması), kanlı balgam, nörolojik belirtiler (güçsüzlük, konuşma sorunları, denge bozukluğu, bilinç değişikliği), ağır karın ağrısı, kanlı dışkı yer alır. Bu bulgular ciddi komplikasyonları düşündürür.
Aile öyküsünde Behçet hastalığı olan bireyler benzer belirtiler için duyarlı olmalıdır. Türkiye'de yaşayan ya da risk gruplarındaki bireylerin (genç erkekler, HLA-B51 pozitif) tekrarlayan oral ülserler için değerlendirilmeleri yararlıdır. Erken tanı ve uygun tedavi başlanması ciddi komplikasyonları önleyebilir.
Tedavi alan Behçet hastalarının düzenli izleme alınması belirleyicidir. Hastalık aktivitesinin değerlendirilmesi, tedavi yanıtı, yan etkiler, eşlik eden komplikasyonların izlemi için periyodik kontrol görüşmeleri önemlidir. Yıllık oftalmolojik değerlendirme (göz tutulumu varlığında daha sık), düzenli laboratuvar tetkikleri (kan sayımı, akut faz belirteçleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri), gerektiğinde görüntüleme yapılır.
Yeni belirti gelişimi (yeni organ tutulumu, atak), tedavi yan etkileri, gebelik planlaması, eşlik eden enfeksiyon ya da diğer hastalıklar durumlarında hekim ile görüşülmelidir. Diş ve diş eti sağlığı önemlidir; düzenli diş kontrolleri yararlıdır. Psikolojik destek vitiligo dahil çoğu kronik hastalıkta olduğu gibi yaşam kalitesini desteklemede değerlidir.
Son Değerlendirme
Behçet hastalığı, sistemik vaskülit özelliği gösteren ve farklı organ tutulumları ile seyreden kronik bir hastalıktır. Türkiye'de tanımlanmış olup Türkiye'de yaygın olarak görülür. Erken tanı, uygun multidisipliner yaklaşım, hastalık aktivitesine göre planlanmış tedavi başarılı yönetimin temellerindendir. Mukokutanöz tutulumdan yaşamı tehdit eden vasküler ve nörolojik tutuluma kadar farklı klinik tablolar bireyselleştirilmiş tedavi gerektirir.
Önleyici ve destekleyici yaklaşımlar arasında düzenli ağız ve diş sağlığı kontrolleri, ileri stres yönetimi, sigara bırakma (paradoksal olarak ağız ülserlerini azaltabilir ancak damar tutulumu açısından zararlıdır), sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, eşlik eden enfeksiyonların kontrolü yer alır. Aile bireylerinin bilgilendirilmesi, hasta destek grupları, psikolojik destek yararlıdır. Düzenli izleme alınma, eşlik eden komplikasyonların erken saptanması ve uygun yaklaşım uzun dönem sağlığı destekler.
Koru Hastanesi Romatoloji, Dermatoloji, Göz Hastalıkları, Nöroloji ve ilgili dal bölümlerinde uzman hekimlerimiz, Behçet hastalığı ve ilişkili tabloların tanı, ayırıcı tanı, yönetim ve uzun süreli takip süreçlerinde bütüncül bir yaklaşım sunar. Hastalarımızın bireysel özelliklerine, eşlik eden hastalıklarına ve klinik durumlarına uygun değerlendirme yapılır; süreç boyunca hastalarımızın yanında durmaktadır.





