Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Bağışıklığı Baskılı Hastada Tüberküloz

Tüberküloz ve immünsüpresyon ilişkisinde reaktivasyon riski, tarama ve profilaksi protokollerini enfeksiyon hastalıkları ekibi olarak ele alınmaktadır.

Bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalarda tüberküloz, klinik seyri, tanı süreci ve yönetim yaklaşımları bakımından bağışıklık sistemi sağlam bireylerdeki tüberkülozdan belirgin biçimde ayrılmaktadır. Mycobacterium tuberculosis etkeninin neden olduğu bu enfeksiyon, hücresel bağışıklığın yetersiz kaldığı durumlarda hem yeni bir enfeksiyon şeklinde ortaya çıkabilmekte hem de yıllar önce edinilmiş latent enfeksiyonun reaktivasyonu biçiminde belirginleşebilmektedir. HIV enfeksiyonu, organ nakli sonrası uygulanan bağışıklık baskılayıcı ilaçlar, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, biyolojik ajanlarla sürdürülen romatolojik izlem, hematolojik maligniteler, kemoterapi süreçleri, kronik böbrek yetmezliği ve diyabet gibi durumlar, hastalığın gelişme olasılığını belirgin biçimde artıran başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Klinik pratikte bu hasta grubunun tüberküloz açısından ayrı bir risk kategorisinde değerlendirilmesi, hem hasta güvenliği hem de toplum sağlığı açısından önem taşımaktadır.

Bağışıklığı baskılanmış bireylerde tüberküloz basilinin konak ile etkileşimi, sağlıklı bireylerdeki granülomatöz yanıttan farklı bir örüntü izlemektedir. Normal koşullarda makrofajların basili sınırlandırdığı olgun granülomlar oluşurken, T lenfosit fonksiyonlarının bozulduğu hastalarda bu yapıların gelişimi yetersiz kalmakta ve basil kontrol altına alınamamaktadır. Bunun sonucunda enfeksiyonun yayılım gösterme, ekstrapulmoner tutuluma ilerleme ve miliyer form kazanma eğilimi artmaktadır. Özellikle CD4 lenfosit sayısı belirli bir eşiğin altına düşen HIV pozitif bireylerde klasik akciğer tüberkülozu görüntüsünden uzaklaşan, atipik radyolojik bulgularla seyreden tablolar daha sık gözlenmektedir. Bu farklılıklar tanı sürecinin daha titiz, çok yönlü ve laboratuvar destekli yürütülmesini gerekli kılmaktadır.

Klinik belirtiler açısından bağışıklığı baskılı hastada tüberküloz, tipik olarak beklenen tabloyu çoğu durumda tam olarak yansıtmayabilmektedir. Uzun süreli öksürük, gece terlemesi, kilo kaybı ve subfebril ateş gibi klasik belirtiler bulunabilse de bu hasta grubunda belirtiler daha silik, daha atipik veya altta yatan hastalığın kliniğiyle örtüşmüş biçimde ortaya çıkabilmektedir. Özellikle organ nakli alıcılarında uzamış açıklanamayan ateş, bilinen bir odak bulunmadan gelişen halsizlik, iştahsızlık ve laboratuvar incelemelerinde saptanan pansitopeni gibi bulgular, ayırıcı tanıda tüberkülozun değerlendirmeye alınmasını gerekli kılmaktadır. Kortikosteroid kullanan hastalarda ise ilacın antienflamatuar etkisi nedeniyle ateş yanıtı baskılanabildiğinden, hastalığın ilerlemiş dönemlerinde bile klinik tabloya yön veren belirtilerin sınırlı kaldığı gözlenebilmektedir.

Ekstrapulmoner tüberküloz, bağışıklığı baskılanmış bireylerde bağışıklık sistemi sağlam bireylere kıyasla belirgin biçimde daha sık karşılaşılan bir klinik formdur. Lenf bezi tüberkülozu, plevra tutulumu, tüberküloz menenjit, kemik ve eklem tutulumu, üriner sistem tüberkülozu, periton tutulumu ve perikardit gibi tablolar bu hasta grubunda ön plana çıkmaktadır. Miliyer tüberküloz olarak isimlendirilen ve basilin kan yoluyla organlara yaygın biçimde yayıldığı form ise hem tanısı hem yönetimi güç, mortalitesi yüksek bir tablo olarak dikkat çekmektedir. Bu nedenle bağışıklığı baskılanmış hastada açıklanamayan çoklu organ tutulumları, hepatosplenomegali, meningeal irritasyon bulguları veya nörolojik kötüleşme durumlarında miliyer tüberküloz tanısal değerlendirmede öncelikli olarak akla getirilmektedir.

Latent tüberküloz enfeksiyonu, bağışıklığı baskılanmış hastalarda ayrı bir öneme sahiptir. Latent enfeksiyon, canlı basilin vücutta bulunduğu ancak aktif hastalığın gelişmediği durumu tanımlamakta olup bağışıklık sistemi sağlam bireylerde reaktivasyon riski görece düşük kalmaktadır. Bağışıklığın baskılandığı koşullarda ise bu risk belirgin biçimde artmakta ve yıllar öncesinde edinilmiş enfeksiyonun aktif hastalığa dönüşme olasılığı yükselmektedir. Bu nedenle biyolojik ajan başlanacak romatoloji hastalarında, organ nakli adaylarında, uzun süreli kortikosteroid kullanımı planlanan bireylerde, HIV pozitif hastalarda ve diyaliz hastalarında latent enfeksiyon açısından sistematik tarama yapılması önerilmektedir. Bu tarama süreci hem klinik değerlendirmeyi hem laboratuvar incelemesini hem de radyolojik görüntülemeyi kapsayan bütüncül bir yaklaşımla yürütülmektedir.

Latent enfeksiyon taramasında tüberkülin cilt testi ve interferon gama salınım testleri yaygın biçimde kullanılan iki temel yöntem olarak öne çıkmaktadır. Tüberkülin cilt testi, düşük ekonomik yüki ve yaygın erişilebilirliği ile klasik bir tarama aracı olmakla birlikte bağışıklığı baskılanmış bireylerde yanlış negatiflik oranı yüksek kalabilmektedir. İnterferon gama salınım testleri ise BCG aşısından ve tüberküloz dışı mikobakterilerden etkilenmemesi bakımından avantaj sağlamakta ve özellikle bağışıklığı baskılı hastalarda daha güvenilir sonuçlar sunabilmektedir. Ancak her iki testin de belirli sınırlılıkları bulunduğundan sonuçlar mutlaka klinik değerlendirme, radyolojik bulgular ve hastanın epidemiyolojik özellikleri ile birlikte yorumlanmaktadır. Testlerin negatif çıkması, yüksek risk altındaki bir hastada tüberküloz olasılığını dışlamayabilmektedir.

Tanı sürecinde radyolojik incelemeler önemli bir yere sahiptir. Klasik akciğer grafisinde üst lob infiltrasyonları, kaviteler, fibrotik değişiklikler ve hiler lenfadenopati sık gözlenen bulgular arasında yer almakla birlikte bağışıklığı baskılanmış hastalarda bu klasik görüntülerin çoğu durumda saptanmadığı bilinmektedir. Alt lob tutulumları, atipik nodüler görünümler, plevral efüzyonlar, mediastinal ve hiler lenfadenopatiler ile miliyer patern gibi farklı radyolojik tablolarla karşılaşılabilmektedir. İleri değerlendirmelerde yüksek çözünürlüklü toraks bilgisayarlı tomografi, akciğer parankim değişikliklerinin daha ayrıntılı incelenmesine olanak tanımaktadır. Ekstrapulmoner tutulum düşünülen olgularda beyin manyetik rezonans görüntüleme, abdominal ultrasonografi ve tomografi, ekokardiyografi gibi ek görüntüleme yöntemleri klinik gereklilik doğrultusunda planlanmaktadır.

Mikrobiyolojik doğrulama, tüberküloz tanısının temel taşı olma özelliğini korumaktadır. Balgam örneğinden yapılan direkt yayma ve kültür incelemesi altın standart yaklaşımı oluşturmakla birlikte, bağışıklığı baskılanmış hastalarda yaymanın negatif kalma olasılığı görece yüksektir. Bu durumda bronkoalveolar lavaj örnekleri, aç karnına alınan mide suyu örnekleri, plevra sıvısı, beyin omurilik sıvısı, lenf bezi biyopsileri ve diğer doku örneklerinden kültür ve moleküler inceleme yapılması gündeme gelmektedir. Nükleik asit amplifikasyon testleri, tüberküloz basilinin hızlı biçimde tanımlanmasına olanak tanımakta ve aynı zamanda rifampisin direncinin erken saptanmasına katkı sunmaktadır. Bu testlerin duyarlılığı özellikle yayma negatif olgularda geleneksel yöntemlere kıyasla üstün sonuçlar vermektedir. Kültür ise hem canlılık gösterimi hem de kapsamlı ilaç duyarlılık testi bakımından temel yöntem olma niteliğini sürdürmektedir.

Bağışıklığı baskılanmış hastalarda ilaç direnci ihtimali de göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. Çok ilaca dirençli tüberküloz ve yaygın ilaca dirençli tüberküloz olguları bu hasta grubunda hem tanı gecikmesi hem klinik seyir açısından daha ağır sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle mikobakteri izole edildiğinde ilk basamak ilaçlara duyarlılık testinin yanı sıra gerektiğinde ikinci basamak ilaç duyarlılıklarının da değerlendirilmesi önerilmektedir. Moleküler yöntemler, direnç genlerinin hızlı biçimde saptanmasına olanak tanıyarak klinik karar sürecine önemli katkı sağlamaktadır. Direnç profili bilinmeden başlanan uygunsuz ilaç seçimleri, hem klinik yanıtın gecikmesine hem de mevcut direncin daha da genişlemesine zemin hazırlayabilmektedir.

İlaç yönetimi, bağışıklığı baskılanmış hastada bağışıklık sistemi sağlam bireylerdeki temel prensiplerle önemli ölçüde örtüşmekle birlikte, birtakım özgün noktaları da içermektedir. Standart yaklaşımda başlangıç fazında dörtlü ilaç kombinasyonu ve idame fazında iki ilaç kullanılan rejimler yaygın biçimde uygulanmaktadır. Ancak bağışıklığı baskılanmış hastalarda tedavi süresinin uzatılması, ekstrapulmoner tutulumlarda daha uzun idame dönemlerinin planlanması ve hasta özelinde kişiselleştirilmiş yaklaşımların benimsenmesi sık karşılaşılan durumlar arasındadır. Menenjit gibi santral sinir sistemi tutulumlarında rejim seçimi, ilaç dozajı ve kan-beyin bariyerinden geçiş özellikleri ayrıca değerlendirilmektedir. Tedavi izleminde klinik yanıt, mikrobiyolojik yanıt ve laboratuvar takipleri sistematik biçimde birlikte ele alınmaktadır.

İlaç etkileşimleri, bu hasta grubunda dikkatle yönetilmesi gereken bir başka önemli alandır. Rifampisin başta olmak üzere tüberküloz ilaçları, sitokrom P450 enzim sistemi üzerinden birçok ilacın metabolizmasını etkilemektedir. HIV pozitif hastalarda antiretroviral tedavi ile rifampisin arasındaki etkileşim, rejim seçimini doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Organ nakli alıcılarında takrolimus, siklosporin, sirolimus ve mikofenolat gibi bağışıklık baskılayıcı ilaçların kan düzeylerinde belirgin değişiklikler gözlenebilmekte, bu durum hem greft reddi hem toksisite riski bakımından yakın izlemi gerektirmektedir. Bu nedenle tüberküloz ilaçlarının başlanmasından sonra bağışıklık baskılayıcı ilaç düzeyleri sık aralıklarla ölçülmekte ve doz ayarlamaları klinik gereklilik çerçevesinde yapılmaktadır.

Karaciğer toksisitesi ve diğer ilaç yan etkileri bağışıklığı baskılanmış hastalarda özellikle dikkat gerektiren konular arasındadır. Hepatit B veya hepatit C ile birlikteliği bulunan hastalarda, kronik karaciğer hastalığı olanlarda ve hepatotoksik potansiyeli olan başka ilaçları kullananlarda transaminaz yüksekliği riski artmaktadır. Bu nedenle tüberküloz ilaçlarına başlanmadan önce karaciğer fonksiyon testleri değerlendirilmekte ve süreç boyunca düzenli izlem planlanmaktadır. Periferik nöropati, görme değişiklikleri, işitsel sorunlar, hematolojik yan etkiler ve böbrek fonksiyon değişiklikleri gibi durumlar da sistematik biçimde takip edilen parametreler arasında yer almaktadır. Yan etki gelişimi durumunda ilacın kesilmesi, dozun düzenlenmesi veya rejimin yeniden yapılandırılması gibi kararlar multidisipliner değerlendirme ile alınmaktadır.

Bağışıklık yeniden yapılanma enflamatuar sendromu, özellikle HIV pozitif hastalarda antiretroviral tedavi başlanmasının ardından tüberküloz kliniğinde geçici kötüleşme şeklinde ortaya çıkabilen bir tablodur. Bu durum, bağışıklığın yeniden kazanılması ile birlikte var olan tüberküloz odaklarına karşı gelişen aşırı enflamatuar yanıtı yansıtmakta ve klinik pratikte önemli bir değerlendirme başlığı oluşturmaktadır. Benzer bir mekanizma organ nakli sonrasında bağışıklık baskılayıcı ilaç dozlarının azaltılması sırasında da gözlenebilmektedir. Sendromun yönetiminde tüberküloz ilaçlarının sürdürülmesi, klinik ihtiyaca göre kortikosteroid eklenmesi ve destek tedavilerinin planlanması gündeme gelen yaklaşımlar arasındadır. Ancak bu karmaşık klinik tablo, her hasta için ayrı ayrı ve titiz biçimde değerlendirilmesi gereken bir süreç olarak öne çıkmaktadır.

Koruyucu yaklaşımlar açısından bağışıklığı baskılanmış hastalarda tüberkülozun önlenmesi ayrı bir öneme sahiptir. Latent enfeksiyon saptanan hastalarda koruyucu ilaç yönetimi planlanmakta ve bu süreç bireysel risk profili, ilaç etkileşimleri, karaciğer fonksiyonları ve komorbiditeler dikkate alınarak şekillendirilmektedir. Organ nakli öncesi dönemde alıcı adaylarının latent enfeksiyon açısından değerlendirilmesi, uzun süreli bağışıklık baskılayıcı ilaç başlanacak romatoloji hastalarında tarama yapılması ve HIV pozitif hastalarda düzenli izlem, koruyucu stratejinin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra hastane içi enfeksiyon kontrol önlemleri, aktif tüberkülozlu hastalarla temas eden bağışıklığı baskılı bireylerin değerlendirilmesi ve kalabalık ortamlardan korunma gibi çevresel önlemler de bütüncül yaklaşımın parçasını oluşturmaktadır.

Hasta izlemi, tüberküloz yönetiminin belki de en kritik unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda ilaç uyumunun sağlanması, düzenli klinik değerlendirme yapılması, mikrobiyolojik yanıtın izlenmesi ve olası komplikasyonların erken saptanması bakımından çok disiplinli bir yaklaşım gerekmektedir. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, primer hastalıktan sorumlu klinisyen, klinik eczacı ve gerektiğinde diğer branşların birlikte yürüttüğü bir izlem süreci, hasta güvenliği açısından belirleyici olmaktadır. Uzun süreli ilaç kullanımının psikososyal etkileri, beslenme durumu, komorbid hastalıkların yönetimi ve genel yaşam kalitesinin desteklenmesi de sürecin ayrılmaz parçaları arasında değerlendirilmektedir. Bu bütüncül izlem yaklaşımı, bağışıklığı baskılı hastada tüberkülozun daha iyi sonuçlarla yönetilmesine katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak bağışıklığı baskılanmış hastalarda tüberküloz, klasik tüberküloz kliniğinden farklılık gösteren, atipik tablolarla karşılaşılabilen ve yönetimi özenli bir multidisipliner yaklaşım gerektiren bir enfeksiyon hastalığıdır. Erken şüphe, sistematik tarama, ileri mikrobiyolojik yöntemlerle desteklenen tanı süreci, direnç profilinin belirlenmesi, ilaç etkileşimlerinin titiz biçimde yönetilmesi ve düzenli izlem, hasta sonuçlarını belirleyen temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü, bu hasta grubunun değerlendirilmesinde diğer klinik dallarla eşgüdüm içinde çalışarak bireysel risk profiline uygun izlem planlarının oluşturulmasına katkı sunmaktadır. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda tüberkülozun bilinmesi, farklılıklarının tanınması ve süreçlerin bilgi temelli yürütülmesi, hem hasta güvenliği hem de kamu sağlığı açısından ayrı bir değer taşımaktadır.

Kaynakça

  1. World Health Organization (WHO) — Tuberculosiswww.who.int/news-room/fact-sheets/detail/tuberculosis
  2. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — TB and HIV Coinfectionwww.cdc.gov/tb/topic/basics/tbhivcoinfection.htm
  3. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Tuberculosiswww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK441916/
  4. MedlinePlus — Tuberculosismedlineplus.gov/tuberculosis.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.