Nöroloji

İnmede Trombolitik Tedavi

İskemik inmenin ilk 4,5 saatinde damar tıkanıklığını açmak için damar yoluyla pıhtı eritici doku plazminojen aktivatörünün uygulandığı acil nörolojik tedavidir.

Akut iskemik inme, beyin dokusunu besleyen bir arterin ani tıkanması sonucunda dakikalar içinde milyonlarca nöronun ölümüne yol açan, zamana karşı yarışılan bir nörolojik acildir. İntravenöz doku plazminojen aktivatörü (IV tPA) olarak bilinen alteplazın uygun hastalara uygulanması, semptom başlangıcından itibaren 4,5 saatlik dar bir zaman penceresinde iskemik penumbrayı kurtararak fonksiyonel bağımsızlık oranlarını belirgin şekilde artırabilen tek onaylı intravenöz reperfüzyon tedavisidir. 1995 yılında yayımlanan NINDS çalışmasından bu yana klinik kanıt havuzu genişlemiş; ECASS III çalışması pencereyi 4,5 saate uzatmış, WAKE-UP ve EXTEND gibi görüntüleme temelli çalışmalar ise semptom başlangıç saati bilinmeyen olgularda dahi seçilmiş hastalarda tedaviyi mümkün kılmıştır. Nöroloji ekibi, acil servise başvuran her akut inme adayı için hızlı triyaj, çok kesitli bilgisayarlı tomografi, laboratuvar testleri ve nörolojik değerlendirmeyi eş zamanlı yürüterek kapıdan iğneye süresini uluslararası kılavuzlarda hedeflenen 60 dakikanın altına indirmeyi amaçlar. Bu metin; trombolitik tedavinin mekanizmasını, endikasyon ve kontrendikasyonlarını, doz protokolünü, komplikasyon yönetimini ve ileri tedavilere geçiş kriterlerini kapsamlı biçimde ele almaktadır.

İskemik İnmede 4,5 Saatlik Tedavi Penceresi Neden Bu Kadar Kritiktir?

İskemik inmede bir arteriyel tıkanma gerçekleştiği anda beyin dokusunun tıkanan damar tarafından beslenen bölgesinde iki farklı iskemi alanı ortaya çıkar. Merkezdeki çekirdek bölge, kan akımının tamamen kesildiği ve dakikalar içinde geri dönüşümsüz nöronal ölümün gerçekleştiği alanı ifade eder. Bu alanı çevreleyen penumbra ise henüz canlı fakat fonksiyon kaybı yaşayan, kollateral dolaşım sayesinde kısmi kan akımına sahip olan ve zamanında reperfüzyon sağlandığında kurtarılabilecek dokuyu temsil eder. Yapılan hesaplamalar, tedavisiz geçen her bir dakikada ortalama 1,9 milyon nöronun, 14 milyar sinaptik bağlantının ve 12 kilometre miyelinize aksonun kaybedildiğini göstermektedir. Bu nedenle inmede zaman doğrudan beyin dokusudur ve kaybedilen her dakika kalıcı nörolojik defisit riskini artırır.

4,5 saatlik tedavi penceresi, NINDS çalışmasının ilk üç saatlik verilerinden sonra ECASS III çalışmasının 2008 yılında yayımlanan sonuçlarıyla oluşturulmuş klinik bir çerçevedir. ECASS III çalışması, semptom başlangıcından 3 ile 4,5 saat arasında IV alteplaz uygulanan hastalarda üç aylık modifiye Rankin ölçeğinde bağımsızlık oranının plasebo grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir. Bu pencerenin ötesine geçildikçe reperfüzyonun yararı azalmakta, semptomatik intrakraniyal kanama riski artmaktadır çünkü uzun süre iskemide kalan doku reperfüzyon hasarına ve kan-beyin bariyerinin bozulmasına daha yatkındır. Dolayısıyla 4,5 saat sadece keyfi bir zaman sınırı değil, risk-fayda dengesinin klinik olarak lehte kaldığı bilimsel eşiktir.

Ancak bu pencere içinde bile ne kadar erken tedavi başlanırsa sonuçların o kadar iyi olduğu unutulmamalıdır. Emberson ve arkadaşlarının 6756 hastayı içeren bireysel hasta verisi meta-analizi, semptom başlangıcından tedavi başlangıcına kadar geçen sürenin her 15 dakikalık uzamasında iyi klinik sonuç ihtimalinin yaklaşık %4 azaldığını ortaya koymuştur. Bu bulgu, kapıdan iğneye kadar geçen sürenin 60 dakikanın altında tutulması gerekliliğinin arkasındaki temel klinik gerekçedir. Acil servisinde akut inme protokolü aktive edildiğinde nöroloji uzmanı, radyolog ve laboratuvar ekibi paralel çalışarak tanı ve tedavi kararının olabildiğince erken verilmesini sağlar. Zamanın beyin olduğu bilinci, ekip düzeyinde her karar noktasında ön planda tutulur.

Tedavi penceresinin dışında kalan hastaların tümüyle kaybedilmiş sayılmadığı, günümüzde ileri görüntüleme teknikleriyle seçilmiş olgularda pencerenin genişletilebildiği de belirtilmelidir. DEFUSE 3 ve DAWN çalışmaları mekanik trombektomi için 24 saate kadar uzanan bir pencere tanımlamış; WAKE-UP ve EXTEND çalışmaları ise MR görüntülemede DWI-FLAIR uyumsuzluğu veya perfüzyon uyumsuzluğu olan hastalarda 4,5 saatin ötesinde de IV alteplaz uygulanabildiğini kanıtlamıştır. Bu durum, klasik zaman penceresinin görüntüleme temelli seçim ile bireyselleştirilebildiğini göstermektedir. Yine de standart klinik pratikte 4,5 saat sınırı çoğu hasta için hem güvenlik hem etkinlik açısından altın standarttır.

Doku Plazminojen Aktivatörü Damar Tıkanıklığını Hangi Mekanizma ile Açar?

Doku plazminojen aktivatörü, endotel hücreleri tarafından sentezlenen ve fibrin varlığında plazminojenden plazmini kopararak fibrinolitik aktiviteyi başlatan bir serin proteazdır. Alteplaz, rekombinant DNA teknolojisiyle üretilen ve endojen tPA ile aynı 527 aminoasitlik yapıya sahip olan biyolojik ilaçtır. Damar içine verildiğinde dolaşımda serbest halde bulunan plazminojene karşı düşük afinite gösterirken pıhtı içinde fibrine bağlanmış plazminojene karşı çok yüksek afinite gösterir. Bu fibrin seçiciliği, tPA'nın sistemik fibrinojen düzeylerini görece koruyarak esas etkisini tıkanıklığın olduğu bölgede yoğunlaştırmasını sağlar; ancak bu seçicilik mutlak değildir ve klinikte fibrinojen düşüşü, kanama komplikasyonları görülebilmektedir.

Fibrine bağlanan plazminojenin plazmine dönüşmesi, fibrin polimerlerinin lizinilesizin bağlarını kırarak pıhtının parçalanmasını başlatır. Serbestleşen fibrin yıkım ürünleri D-dimer olarak dolaşıma karışır ve laboratuvarda tespit edilebilir. Pıhtı çözünüp kaybolduğunda arteriyel akım yeniden sağlanır ve penumbradaki iskemik doku reperfüze olur. Rekanalizasyon başarısı, tıkanan damarın büyüklüğüne, pıhtının bileşimine ve semptomdan tedaviye kadar geçen süreye bağlıdır. Küçük dallardaki trombüsler tPA ile büyük oranda çözünürken proksimal M1 segmenti veya baziler arter gibi büyük damar oklüzyonlarında tek başına IV tPA ile rekanalizasyon oranı %10-30 arasında kalır. Bu nedenle büyük damar oklüzyonlarında mekanik trombektomi ile kombinasyon standart yaklaşım haline gelmiştir.

TPA'nın yarılanma ömrü plazmada yaklaşık 4-5 dakika olup büyük ölçüde karaciğerde metabolize olur. Kısa yarılanma ömrü, klinik olarak iki yönlü bir etki yaratır. Bir yandan sistemik yan etkilerin kontrolünü kolaylaştırırken bir yandan da pıhtının reoklüzyonuna yatkın hastalarda erken reperfüzyon sonrası tekrar tıkanma riskini beraberinde getirir. Bu nedenle özellikle büyük damar oklüzyonlarında IV tPA sonrası mekanik trombektomi kapılarının açık tutulması ve hızlı transfer planlarının hazır olması gerekir. Ayrıca tPA uygulaması sırasında mikrokatater temelli lokal fibrinolitikler ile karşılaştırıldığında sistemik dolaşımın etkilenmesi kanama riskini biraz daha artırır.

IV tPA Uygulamasından Önce Hangi Görüntüleme Tetkikleri Zorunludur?

Trombolitik tedavi kararı verilmeden önce hastanın hemorajik inme değil iskemik inme geçirdiğinin görüntüleme ile kanıtlanması zorunludur. Bu amaçla ilk basamak tetkik, kontrastsız bilgisayarlı tomografidir. Kontrastsız BT çekimi hem hızlı erişilebilir olması hem de intrakraniyal kanamayı yüksek duyarlılıkla ekarte edebilmesi nedeniyle dünya genelinde standart tarama yöntemidir. BT'de erken iskemik değişiklikler ASPECTS skoru ile değerlendirilir; 10 üzerinden verilen bu skorun 7 ve altına düşmesi geniş iskemik alanı işaret eder ve kanama riskini artırır. Hiperdens orta serebral arter işareti ise M1 segmentinde trombüs varlığını gösterir ve mekanik trombektomi ihtimalini gündeme getirir.

Kontrastsız BT'ye ek olarak BT anjiyografi yapılması, büyük damar oklüzyonunun tespiti açısından son yıllarda giderek standart hale gelmektedir. Boyun ve kranial arterlerin BT anjiyografi ile taranması internal karotis arter, M1 ve M2 segmentleri, baziler arter ve vertebral arter tıkanıklıklarını gösterir. Böylece IV tPA öncesi mekanik trombektomiye aday olabilecek hastalar erken belirlenmiş olur. BT perfüzyon çalışması ise özellikle geç pencerede iskemik çekirdek ile kurtarılabilir penumbra oranını objektif olarak değerlendirmede kullanılır. Serebral kan akımı ve serebral kan hacmi haritaları ile çekirdek hacminin 70 mL'nin altında olması ve uyumsuzluk oranının 1,8'in üzerinde olması olumlu görüntüleme kriterleri arasında yer alır.

Manyetik rezonans görüntüleme, özellikle semptom başlangıç saati bilinmeyen wake-up stroke olgularında değerli bilgi sağlar. Difüzyon ağırlıklı görüntülemede parlak sinyal veren fakat FLAIR sekansında henüz parlaklaşmamış lezyonlar, iskeminin son 4,5 saat içinde başladığına işaret eder. Bu DWI-FLAIR uyumsuzluğu, WAKE-UP çalışmasında IV tPA endikasyonu için kullanılmış ve seçilmiş hastalarda anlamlı klinik yarar göstermiştir. Ayrıca MR ile mikrokanamaların gösterilmesi de kanama riskini değerlendirmede yardımcı olur, ancak birkaç mikrokanama varlığı tek başına trombolitik tedavi için mutlak kontrendikasyon oluşturmaz.

Görüntülemenin yanı sıra laboratuvar testleri de eş zamanlı yürütülmelidir. Tam kan sayımı, glukoz düzeyi, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, INR ve mümkünse trombosit sayısı hızlıca değerlendirilir. Glukozun 50 mg/dL altında veya 400 mg/dL üzerinde olması inmeyi taklit eden metabolik durumları gündeme getirir. Ancak kılavuzlar, düşük klinik inme şüphesi olmayan olgularda glukoz dışındaki laboratuvar sonuçları beklenmeden görüntüleme temelli karar verilmesini önermektedir. Böylece kapıdan iğneye süresi kısaltılabilir.

Trombolitik Tedaviye Uygun Hasta Kriterleri ile Dışlama Kriterleri Nelerdir?

Trombolitik tedavi için uygunluk değerlendirmesi, hem klinik hem laboratuvar hem de görüntüleme parametrelerinin bir arada değerlendirilmesini gerektirir. Temel dahil edilme kriterleri; iskemik inme klinik tanısı, ölçülebilir nörolojik defisit, semptom başlangıcının veya son iyi bilindiği anın 4,5 saati aşmamış olması ve 18 yaş üstü olma şeklindedir. NIHSS skorunun genellikle 4 ve üzerinde olması aranır, ancak minör fakat özürlülüğe neden olabilecek defisitlerde 4'ün altındaki skorlarda da tedavi düşünülebilir. Yaş üst sınırı için mutlak bir kesme değeri bulunmamakla birlikte, 80 yaş üstü hastalarda 3 saat sonrası tedavide bazı kılavuzlar temkinli davranmaktadır.

Mutlak dışlama kriterleri arasında son üç ay içinde geçirilmiş kafa travması veya inme, aktif intrakraniyal kanama, subaraknoid kanama şüphesi, son 21 gün içinde gastrointestinal kanama, son 14 gün içinde majör cerrahi, arteriyel ponksiyon uygulanamayan bir bölgede işlem, aortik disseksiyon, aktif iç kanama, bilinen intrakraniyal neoplazi ve arteriovenöz malformasyon yer alır. Kan basıncının 185/110 mmHg üzerinde olması ve antihipertansif tedaviye rağmen düşürülememesi de dışlama nedenidir. Laboratuvar açısından trombosit sayısının 100.000 altında olması, INR'nin 1,7 üzerinde olması, düşük moleküler ağırlıklı heparin kullanımının son 24 saatte olması ve doğrudan oral antikoagülan kullanımının son 48 saatte olması mutlak dışlama kriterleri arasında sayılır.

Rölatif dışlama kriterleri ise daha nüanslı bir değerlendirme gerektirir. Bunlar arasında minör veya hızla düzelen semptomlar, gebelik, son 7 gün içinde arteriyel ponksiyon, son 3 ay içinde miyokard enfarktüsü, son 3 hafta içinde gastrointestinal veya üriner sistem kanaması, epileptik nöbetle başlayan inme, geniş anevrizma varlığı ve endokardit bulunur. Bu durumlarda risk-fayda dengesi bireysel olarak değerlendirilmeli ve karar hasta ve yakınları ile paylaşılmalıdır. Örneğin epileptik nöbet ile başlayan bir inme adayında görüntülemede belirgin iskemik lezyon gösterilebilirse tedavi yine düşünülebilir.

Son yıllarda kılavuzlar bazı geleneksel dışlama kriterlerini yumuşatmıştır. Örneğin diyabetik retinopati varlığında körlük riski nedeniyle önceden dışlanan hastalar artık uygun görülmekte, geniş boyutta olmayan mikrokanamalar veya iyi kontrollü hipertansiyon tedaviyi engellememektedir. Bu gelişmeler, tedavi kararının katı bir kontrol listesinden çıkarılıp klinik yargı ve görüntüleme verilerinin birlikte değerlendirildiği bireyselleştirilmiş bir yaklaşıma dönüşmesini yansıtmaktadır.

Alteplaz ile Tenekteplaz Arasındaki Klinik Farklar Nelerdir?

Alteplaz, on yıllardır akut iskemik inmede standart trombolitik ilaç olarak kullanılmaktadır. Bu uygulama şeması, hemşirelik ekibinden yakın gözlem gerektirir ve infüzyon süresi boyunca hasta yakın nörolojik izleme alınır. Alteplazın fibrin seçiciliği makul düzeyde olmakla birlikte plazminojen aktivasyonunda kısa yarılanma ömrü nedeniyle reoklüzyon riski taşır.

Tenekteplaz, alteplazın moleküler mühendislikle modifiye edilmiş versiyonudur. Üç bölgesinde yapılan aminoasit değişiklikleri sayesinde fibrin seçiciliği belirgin şekilde artmış, plazminojen aktivatör inhibitörü-1'e karşı direnç kazanmış ve yarılanma ömrü uzatılmıştır. Bu farmakolojik avantajlar tenekteplazın tek bolus şeklinde uygulanabilmesini sağlar. Bu pratik uygulama kolaylığı, özellikle mekanik trombektomiye transfer edilecek hastalarda ve yoğun acil koşullarda önemli bir avantaj sağlar.

Klinik çalışmalarda tenekteplaz ile alteplaz karşılaştırıldığında EXTEND-IA TNK ve AcT çalışmalarında tenekteplazın rekanalizasyon oranlarında en az alteplaz kadar etkili olduğu, hatta büyük damar oklüzyonunda daha yüksek rekanalizasyon sağladığı gösterilmiştir. Semptomatik intrakraniyal kanama oranları benzer bulunmuştur. Bu kanıtlar üzerine güncel kılavuzlar tenekteplazı akut iskemik inmede alternatif tedavi seçeneği olarak kabul etmiş, özellikle mekanik trombektomi öncesi köprüleme tedavisinde tercih edilebileceğini vurgulamıştır. Yine de tenekteplazın inme endikasyonu bazı ülkelerde etiket dışı kullanım kapsamında kalmakta olup ulusal kılavuz ve mevzuata göre karar verilmektedir.

İki ilaç arasındaki seçim, kurumsal deneyim, ilaç mevcudiyeti ve mekanik trombektomi lojistiği göz önünde bulundurularak yapılır. Tek bolus uygulanabilirliği tenekteplazı özellikle transfer edilecek hastalarda cazip kılarken alteplazın uzun kullanım geçmişi ve düzenleyici onayları alteplazı halen pek çok merkezde ilk tercih konumunda tutmaktadır. Her iki ilaçta da temel prensip aynıdır: uygun hastada, uygun zamanda, uygun dozda ve uygun izlem altında uygulanmalıdır.

İntrakraniyal Kanama Riskini Artıran Faktörler Hangi Hastalarda Öne Çıkar?

Semptomatik intrakraniyal kanama, trombolitik tedavinin en korkulan komplikasyonudur ve NINDS çalışmasında %6,4 oranında bildirilmiştir. Bu risk, hasta seçimi iyi yapıldığında modern serilerde %2-3 düzeylerine indirilebilmektedir. Semptomatik intrakraniyal kanama, NIHSS skorunda 4 veya daha fazla artışa neden olan yeni kanama olarak tanımlanır ve kısa ve uzun vadeli mortaliteyi belirgin şekilde artırır. Bu nedenle kanama riskini önceden öngörebilmek, hasta seçiminde kritik önem taşır.

Kanama riskini artıran başlıca faktörler; yüksek NIHSS skoru, ileri yaş, hiperglisemi, hipertansiyon, geniş erken iskemik değişiklikler, uzamış tedavi süresi, düşük trombosit sayısı, antikoagülan kullanımı, konjestif kalp yetersizliği ve lökoaraiozis varlığıdır. NIHSS skoru 20'nin üzerinde olan hastalarda kanama riski yaklaşık üç kat artar. Bu durum, geniş iskemi alanında kan-beyin bariyerinin bozulmuş olması ve reperfüzyon hasarının belirgin olması ile açıklanmaktadır. Yaşın kanama riski üzerindeki etkisi de doğrusal olup 80 yaş üstü hastalarda dikkatli değerlendirme gerekir.

Kan glukozunun 200 mg/dL üzerinde olması hem tedavi başarısını azaltır hem de kanama riskini artırır. Hiperglisemi, iskemik dokuda laktik asidozu artırarak nöronal hasarı derinleştirir ve kan-beyin bariyeri geçirgenliğini bozar. Bu nedenle tedavi öncesi ve sonrası glukoz kontrolü önemlidir. Kontrol dışı hipertansiyon da bağımsız bir risk faktörüdür; bu nedenle sistolik kan basıncı 185, diyastolik kan basıncı 110 mmHg üzerinde olduğunda tedavi başlatılmaz ve önce kan basıncı kontrol edilir. Tedavi sonrası ilk 24 saatte kan basıncı 180/105 mmHg altında tutulmalıdır.

Beyaz cevher değişiklikleri olarak bilinen lökoaraiozis, özellikle ileri yaş hastalarında sıktır ve mikrovasküler yatağın kırılganlığını yansıtır. Yaygın lökoaraiozisi olan hastalarda semptomatik kanama riski iki katına kadar çıkabilir, ancak tedavinin genel yararı çoğu olguda kanama riskinden ağır basar. Çoklu mikrokanama varlığı da benzer şekilde artmış kanama riski işaretidir; 10'dan fazla mikrokanaması olan olgularda karar bireyselleştirilmelidir. Bu risk faktörlerinin birlikte değerlendirilmesinde SEDAN ve GRASPS gibi klinik skorlar kullanılabilir, ancak bu skorlar tek başına tedavi kararı için yeterli değildir.

NIHSS Skoru Trombolitik Kararında Nasıl Yorumlanır?

National Institutes of Health Stroke Scale, akut inme değerlendirmesinde altın standart olarak kabul edilen 15 maddelik bir klinik skorlama sistemidir. Bilinç düzeyi, göz hareketleri, görme alanı, yüz felci, motor kuvvet, ataksi, duyu, dil, dizartri ve ihmal gibi kortikal fonksiyonları değerlendiren skor, 0 ile 42 arasında bir değer alır. Skorun yüksek olması nörolojik defisitin şiddetini yansıtır ve prognozu tahmin etmede kullanılır. Trombolitik tedavi kararında NIHSS hem risk hem de fayda değerlendirmesinde temel araçtır.

Genel kabul, NIHSS skorunun 4 ve üzerinde olduğu hastalarda tedavinin yararının riskin üzerinde olduğu yönündedir. Ancak minör inme olarak tanımlanan 4 altındaki skorlarda dahi konuşma bozukluğu, hemianopsi veya izole el fonksiyon kaybı gibi hastanın günlük yaşamını doğrudan etkileyecek defisitler varsa tedavi tartışılabilir. PRISMS çalışması minör inmede tPA'nın yararını net olarak gösterememiş olsa da klinik yargı, özellikle mesleksel işlevleri etkileyen dominan hemisfer semptomlarında tedavi lehine karar verilmesini destekleyebilir.

NIHSS skorunun çok yüksek olduğu 25 ve üzeri olgularda ise trombolitik tedavi kararı dikkatle verilmelidir. Bu grupta hem kanama riski artmakta hem de geniş iskemik alan nedeniyle tedavi yanıtı sınırlı kalmaktadır. Ancak yüksek NIHSS aynı zamanda büyük damar oklüzyonu için de güçlü bir belirteçtir ve bu hastalarda IV tPA sonrası mekanik trombektominin ek yarar sağlaması muhtemeldir. Bu nedenle yüksek skorlu hastalarda görüntüleme ile korele değerlendirme yapılarak trombektomi merkezine erken transfer planlanmalıdır.

NIHSS'in dinamik olarak takip edilmesi, tedavi yanıtının değerlendirilmesinde de kritiktir. Tedavi başlangıcında, 2. Saatte, 24. Saatte ve taburculukta tekrar edilen skorlamalar, klinik iyileşmeyi objektif olarak belgeler. Skorda 8 puan veya daha fazla düşüş erken major klinik iyileşme olarak tanımlanır ve iyi rekanalizasyonun göstergesidir. Aksine tedavi sırasında veya sonrasında skorda 4 puan artış olması, semptomatik kanama veya reoklüzyon açısından hemen görüntüleme gerektiren kritik bir bulgudur.

Kan Basıncı 185/110 mmHg Üzerinde Olan Hastalarda Tedavi Nasıl Yönetilir?

Akut iskemik inmede yüksek kan basıncı sık karşılaşılan bir bulgudur ve genellikle serebral perfüzyon basıncını korumaya yönelik fizyolojik bir yanıttır. Ancak trombolitik tedavi öncesi ve sonrası kan basıncı belirli hedeflerin altında tutulmadığında semptomatik intrakraniyal kanama riski belirgin şekilde artar. Kılavuzlar, IV tPA uygulaması öncesinde sistolik kan basıncının 185, diyastolik kan basıncının ise 110 mmHg altında olmasını şart koşar. Bu değerlerin üzerinde olan hastalarda önce kan basıncı kontrolü sağlanmalı, aksi halde tedavi başlatılmamalıdır.

Kan basıncı kontrolünde ilk basamak tedavi olarak intravenöz labetalol tercih edilir. Alternatif olarak nikardipin 5 mg/saat başlangıç dozunda başlanıp 15 mg/saate kadar titre edilebilir. Klevidipin ise hızlı etkili bir kalsiyum kanal blokeridir. Nitroprussid, intrakraniyal basıncı artırma riski ve siyanür toksisitesi nedeniyle mümkün olduğunca son seçenek olarak bırakılır. Kısa aralıklarla kan basıncı ölçümü yapılarak agresif düşüşten kaçınılmalıdır çünkü ani kan basıncı düşmesi penumbrayı olumsuz etkileyebilir.

Trombolitik tedavi başladıktan sonra ilk 24 saat boyunca kan basıncının 180/105 mmHg altında tutulması hedeflenir. Bu hedefe ulaşmak için ilk 2 saatte her 15 dakikada, sonraki 6 saatte her 30 dakikada ve kalan sürede her saatte bir kan basıncı ölçümü yapılır. Ölçüm sıklığı, kanama komplikasyonlarını erken saptamak açısından da değerlidir. Kan basıncı hedeflerin üzerine çıktığında hızlıca intravenöz antihipertansif tedavi başlatılır ve gerekirse infüzyon şeklinde sürdürülür. Bu süreçte hastanın nörolojik durumu da eş zamanlı takip edilir.

Kan basıncı kontrolünde dikkat edilmesi gereken bir konu, altta yatan sebeplerin dışlanmasıdır. Mesane doluluğu, ağrı, anksiyete, hipoksi, hiperkarbi ve intrakraniyal basınç artışı sistemik kan basıncını yükseltebilir. Bu durumların düzeltilmesi kimi zaman antihipertansif ihtiyacını azaltır. Ayrıca kronik hipertansiyonu olan hastalarda serebral otoregülasyon eğrisi sağa kaymıştır ve bu hastalarda çok agresif kan basıncı düşüşü penumbrayı beslemeye çalışan kollateral akımı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hedef değerlere kademeli olarak ulaşmak esastır.

IV tPA Sonrası Mekanik Trombektomiye Geçiş Hangi Durumlarda Gerekir?

Mekanik trombektomi, büyük damar oklüzyonu olan iskemik inme hastalarında intraarteriyel katater aracılığıyla pıhtının fiziksel olarak çıkarılması işlemidir. Stent retriever ve aspirasyon kateterleri kullanılarak yapılan bu işlem, IV tPA'nın yetersiz kaldığı proksimal tıkanıklıklarda dramatik klinik iyileşme sağlayabilmektedir. MR CLEAN, ESCAPE, EXTEND-IA, SWIFT PRIME ve REVASCAT çalışmalarının 2015'te yayımlanan sonuçları, trombektominin standart tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koymuştur.

Mekanik trombektomi endikasyonları arasında NIHSS skorunun 6 ve üzerinde olması, öncesinde bağımsız fonksiyonel durum (modifiye Rankin skoru 0-1), yaşın 18 üstü olması, internal karotis arter veya M1 segmenti gibi büyük damar oklüzyonunun BT anjiyografi ile gösterilmesi, kasık ponksiyonunun semptom başlangıcından itibaren 6 saat içinde yapılabilmesi ve ASPECTS skorunun 6 üzerinde olması yer alır. Bu kriterleri karşılayan hastalarda önce IV tPA başlanır, ardından trombektomiye yönlendirilir. Bu yaklaşıma köprüleme tedavisi denir.

DAWN ve DEFUSE 3 çalışmaları, semptom başlangıcından 6-24 saat arasında başvuran seçilmiş hastalarda dahi mekanik trombektominin yararlı olduğunu göstermiştir. Bu çalışmalarda hasta seçimi, klinik-görüntüleme uyumsuzluğu veya perfüzyon-çekirdek uyumsuzluğu ile yapılmıştır. Yani küçük iskemik çekirdek ve büyük penumbra alanı olan hastalar geç pencerede de tedaviden yarar görebilmektedir. Bu bulgular akut inme tedavisinde paradigma değişikliği yaratmış ve ileri görüntülemeye dayalı hasta seçiminin önemini pekiştirmiştir.

Mekanik trombektomi için hasta transferi lojistik açıdan zorlu olabilir. Bu nedenle IV tPA başlanan hastada transferin geciktirilmemesi, "önce iğneye, sonra kasığa" prensibinin işletilmesi gerekir. Bazı merkezler tenekteplaz kullanımını bu senaryoda tercih etmektedir çünkü bolus uygulaması, infüzyon süresince transferi güçleştirmez. Ayrıca son yayımlanan DIRECT-MT ve SKIP çalışmaları, seçilmiş büyük damar oklüzyonlarında sadece trombektomi ile IV tPA + trombektomi kombinasyonunu karşılaştırmış ve non-inferiority sonuçları göstermiştir. Ancak güncel kılavuzlar hala uygun hastalarda köprüleme tedavisini önermektedir.

Wake-up Stroke Hastalarında Trombolitik Uygulanabilir mi?

Wake-up stroke, hastanın uyandığında inme semptomlarını fark ettiği ve semptom başlangıç saatinin bilinemediği klinik senaryoyu ifade eder. Tüm iskemik inmelerin yaklaşık dörtte biri bu şekilde başvurmaktadır. Geleneksel yaklaşımda son iyi bilinen anın yatağa yatış saati kabul edildiği için bu hastalar 4,5 saatlik pencerenin dışında kalır ve trombolitik tedavi verilmezdi. Ancak son on yılda yapılan görüntüleme temelli çalışmalar bu yaklaşımı değiştirmiştir.

WAKE-UP çalışması, MR görüntülemede DWI-FLAIR uyumsuzluğu olan wake-up stroke hastalarında IV alteplazın plaseboya üstünlüğünü göstermiştir. DWI-FLAIR uyumsuzluğu, difüzyonda parlak fakat FLAIR'de henüz parlak olmayan lezyon anlamına gelir ve iskeminin son 4,5 saat içinde başlamış olduğuna işaret eder. Bu çalışmada tedavi kolunda modifiye Rankin skoru 0-1 olan hastaların oranı belirgin şekilde yüksek bulunmuştur. Semptomatik kanama oranı hafif artmış olsa da genel klinik yarar pozitif kalmıştır.

EXTEND çalışması ise perfüzyon-çekirdek uyumsuzluğu kriterleri ile 4,5-9 saat penceresinde ve wake-up olgularda IV alteplazın yararını göstermiştir. Bu çalışmada BT perfüzyon veya MR perfüzyon ile kurtarılabilir doku alanı belirlenmiş ve tedavi ile fonksiyonel iyileşme oranı artmıştır. Bu iki çalışmanın bulguları, wake-up stroke ve geç pencere olgularında görüntüleme temelli seçimle IV trombolitiğin uygulanabilir olduğunu kanıtlamıştır. Güncel Amerikan Kalp Derneği kılavuzları da bu endikasyonu onaylamaktadır.

Klinik pratikte wake-up stroke ile başvuran hastada MR görüntülemenin hızla yapılabilmesi kritik önemdedir. MR'ın erişilebilir olmadığı merkezlerde BT perfüzyon alternatif seçim aracıdır. Uzaktan konsültasyon ve tele-nöroloji sistemleri, uzak merkezlerde bu tür kararların hızla verilmesinde kolaylaştırıcıdır. Wake-up stroke hastalarında da mekanik trombektominin, büyük damar oklüzyonu varlığında geç pencerede etkili olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle karar süreci bireyselleştirilmeli, görüntüleme ve klinik veriler entegre değerlendirilmelidir.

Tedavi Sonrası İlk 24 Saatte Hangi Nörolojik ve Vital Takip Yapılır?

Trombolitik tedavi sonrası ilk 24 saat, hem etkinlik hem güvenlik açısından en kritik dönemdir. Bu süreçte hasta yoğun bakım veya inme ünitesinde yakın takibe alınır. Nörolojik muayene ve NIHSS skoru düzenli aralıklarla tekrar edilir. Standart protokolde ilk 2 saat boyunca her 15 dakikada, sonraki 6 saatte her 30 dakikada ve kalan 16 saatte her saatte bir nörolojik değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmelerde bilinç düzeyi, konuşma, motor kuvvet ve pupilla muayenesi ön plandadır.

Vital bulgular arasında kan basıncı, kalp hızı, oksijen saturasyonu ve vücut ısısı yakından izlenir. Kan basıncı hedefi 180/105 mmHg altındadır ve bu hedef aşıldığında hızla intravenöz antihipertansif tedavi başlatılır. Oksijen saturasyonu %94 üzerinde tutulmalı, hipoksi kolayca düzeltilmelidir. Vücut ısısı 38 derece üzerine çıktığında antipiretik uygulanır çünkü hipertermi iskemik dokuda metabolik hasarı artırır. Kan glukoz düzeyi de 140-180 mg/dL aralığında tutulmaya çalışılır; hem hipoglisemi hem hiperglisemi prognozu olumsuz etkiler.

Yirmi dört saat sonunda kontrol beyin görüntülemesi yapılır. Bu görüntüleme, tedavi sonrası kanama olup olmadığını değerlendirmek ve iskemik alanın son durumunu belgelemek amaçlıdır. Kanama saptanmazsa antitrombosit tedavi başlanabilir. Asetilsalisilik asit genellikle 24. Saatten sonra yükleme dozu ile başlanır. Büyük damar oklüzyonu olan ve trombektomi uygulanmış olgularda antikoagülan başlama zamanı bireysel değerlendirilir. Erken antitrombosit başlanması sekonder inme profilaksisi açısından önemlidir.

Bu dönemde disfaji taraması, derin ven trombozu profilaksisi, basınç yarası önlemleri ve erken mobilizasyon planları da yürütülür. Aspirasyon pnömonisi, üriner enfeksiyon ve derin ven trombozu inme sonrası morbidite ve mortaliteyi artıran majör komplikasyonlardır. Bunların önlenmesi için multidisipliner ekip yaklaşımı gerekir. Nöroloji, yoğun bakım, fizyoterapi, konuşma terapisi ve beslenme uzmanlarının koordineli çalışması, kısa sürede rehabilitasyon sürecine geçişi sağlar.

Anjiyoödem ve Orolingual Şişlik Gibi Nadir Yan Etkiler Nasıl Yönetilir?

Trombolitik tedavi sırasında ortaya çıkabilen nadir fakat ciddi bir yan etki orolingual anjiyoödemdir. İnsidansı yaklaşık %1-5 arasında bildirilmiş olup özellikle ACE inhibitörü kullanan hastalarda daha sıktır. Anjiyoödem, dilde ve dudaklarda ani başlangıçlı şişlik ile karakterize olup nadiren solunum yolu obstrüksiyonuna kadar ilerleyebilir. Genellikle infüzyonun başlamasından 30-90 dakika sonra ortaya çıkar ve iskemi tarafının karşısındaki hemifasiyal bölgede daha belirgin olabilir.

Anjiyoödem tespit edildiğinde tPA infüzyonu hemen durdurulur ve ACE inhibitörü tedavisi askıya alınır. Solunum yolunun açık kalıp kalmadığı yakından değerlendirilir. Hızlı ilerleyen olgularda subkutan veya nebül adrenalin uygulanabilir. Solunum yolu tehlikeye giren hastalarda erken entübasyon veya krikotirotomiye hazırlıklı olunmalıdır. Anjiyoödem tanısı almış hastalarda bradikinin aracılı mekanizma öne çıktığı için ikanatibant gibi bradikinin reseptör antagonistleri seçilmiş olgularda kullanılabilir.

Trombolitik tedavinin bir diğer yan etki kategorisi kanamalardır. En sık ekstrakraniyal kanamalar; kateter giriş yerlerinde, gastrointestinal sistemde ve üriner sistemde görülür. Genellikle bası ile durdurulabilecek düzeyde olan bu kanamalar ciddi bir müdahale gerektirmez. Ancak hemodinamik bozukluk yaratan kanamalarda infüzyon durdurulur, kan ve taze donmuş plazma verilir, kriyopresipitat ile fibrinojen desteği sağlanır ve gerektiğinde antifibrinolitik olarak traneksamik asit uygulanır. Trombosit süspansiyonu ise trombositopeni varlığında düşünülür.

Semptomatik intrakraniyal kanamanın erken saptanmasında klinik izlem çok önemlidir. Ani baş ağrısı, bulantı, kusma, kan basıncında ani yükselme veya nörolojik durumda ani kötüleşme uyarıcı bulgulardır. Bu durumda infüzyon durdurulur, acil kontrastsız BT çekilir. Kanama saptanırsa nöroşirürji konsültasyonu istenir. Reversal ajanların hızla temini için hastane protokolleri önceden hazırlanmış olmalıdır.

Antikoagülan veya Antiagregan Kullanan Hastalarda tPA Güvenli midir?

Antitrombotik ilaç kullanımı, trombolitik tedavi kararında ayrıntılı değerlendirilmesi gereken bir konudur. Asetilsalisilik asit veya klopidogrel gibi antiagreganlar tek başına kullanıldığında IV tPA kontrendikasyonu oluşturmaz. Yapılan büyük kohort çalışmalar ve ikincil analizler, antiagregan kullanan hastalarda tedavi sonrası semptomatik kanama riskinin belirgin şekilde artmadığını, mutlak yararın korunduğunu göstermiştir. Bu nedenle antiagregan kullanımı IV tPA için engel değildir.

Vitamin K antagonistleri açısından karar INR düzeyine bağlıdır. INR 1,7 üzerinde olan hastalarda kanama riski yüksek olduğu için IV tPA kontrendikedir. INR 1,7 altında olan hastalarda ise tedavi uygulanabilir. Warfarin kullanan bir hastada acil INR sonucu elde etmek kritik önemdedir; hızlı point-of-care testleri bu amaçla kullanılabilir. INR sonucu beklenmeden tedavi kararı verilmemelidir çünkü yanıltıcı yüksek INR ile agresif kanama riski taşıyan hastalara ilaç verilmesi ciddi komplikasyonlara yol açar.

Doğrudan oral antikoagülanlar için durum daha karmaşıktır. Dabigatran, rivaroksaban, apiksaban ve edoksaban gibi ilaçların son 48 saat içinde kullanılmış olması kılavuzlarca IV tPA için kontrendikasyon kabul edilir. Ancak son yıllarda dabigatran için spesifik antidot idarucizumab geliştirilmiş, faktör Xa inhibitörleri için ise andeksanet alfa onaylanmıştır. Bu ajanların uygulanmasından sonra seçilmiş hastalarda tPA verilebileceği bildirilmiştir. Buna karşın klinik kanıt sınırlı olduğundan bu yaklaşım deneyimli merkezlerde bireyselleştirilmiş kararla uygulanmalıdır. Ayrıca DOAK'ın son doz alım zamanı, böbrek fonksiyonu ve spesifik pıhtılaşma testleri karar sürecinde değerlendirilmelidir.

Düşük moleküler ağırlıklı heparin son 24 saatte tedavi dozunda kullanılmışsa IV tPA verilmemelidir. Profilaktik doz için aynı katı sınır geçerli değildir. Standart heparin infüzyonu alan hastalarda aPTT sonuçları değerlendirilmelidir. Antitrombotik kullanan hastalarda karar süreci, tekli veya çoklu ilaç kombinasyonlarına, doz zamanlamasına ve laboratuvar bulgularına göre karmaşık hale gelebilir. Bu nedenle akut inme protokolünde bir ilaç envanteri sorgulaması hızla yapılmalı ve karar veren hekimin klinik yargısı belirleyici olmalıdır.

Rekanalizasyon Sonrası Nörolojik İyileşme Hangi Sürede Değerlendirilir?

Rekanalizasyon sonrası nörolojik iyileşme, hem erken hem de geç dönemlerde farklı boyutlarda değerlendirilir. Erken major klinik iyileşme, tedavi başlangıcından itibaren ilk 24 saat içinde NIHSS skorunda 8 puan veya daha fazla azalma ya da skorun tamamen normalleşmesi olarak tanımlanır. Bu erkuygunleşme, başarılı rekanalizasyonun ve iskemik dokuda kurtarılan penumbranın en objektif göstergesidir. Erkuygunleşme yaşayan hastaların üç aylık fonksiyonel bağımsızlık oranları anlamlı şekilde daha yüksektir.

Klinik iyileşmenin patofizyolojik temeli, iskemik penumbranın reperfüzyonla fonksiyonel olarak geri kazanılmasıdır. Reperfüzyon sonrası ilk saatlerde hastalarda dramatik iyileşme görülebilir. Ancak bazı olgularda başlangıçta iyileşme gözlenirken saatler içinde nörolojik durumun tekrar kötüleştiği reoklüzyon veya reperfüzyon hasarı ortaya çıkabilir. Bu nedenle sık nörolojik değerlendirme, herhangi bir kötüleşmenin hızla saptanmasına olanak tanır. Kötüleşme durumunda görüntüleme tekrar edilmeli, kanama ve reoklüzyon açısından hasta değerlendirilmelidir.

Uzun vadeli değerlendirme için standart araç modifiye Rankin skalasıdır. Bu skala 0 ile 6 arasında değer alır; 0 asemptomatik, 6 ise ölüm anlamına gelir. Skor 0-2 arası fonksiyonel bağımsızlık olarak tanımlanır. IV tPA verilen hastalarda üç aylık mRS 0-2 oranı NINDS çalışmasında yaklaşık %39 iken plasebo grubunda %26 bulunmuştur. Bu farkın sürdürüldüğü mRS değerlendirmesi 30, 90 ve 180. Günlerde tekrar edilir. Rehabilitasyon süreci de bu dönemlerde yakından takip edilmelidir çünkü fiziksel tıp ve rehabilitasyon, konuşma terapisi ve mesleki rehabilitasyon kazanımlarına önemli katkı sağlar.

İyileşme süreci lineer değildir. İlk üç ayda hızlı motor iyileşme gözlenirken sonraki dönemde daha yavaş ama süregelen kazanımlar olabilir. Kronik dönemde depresyon, anksiyete, bilişsel bozukluk ve inme sonrası ağrı gibi sekonder sorunlar sık görülür. Bu nedenle inme sonrası izlem sadece motor fonksiyonlarla sınırlı kalmamalı, psikiyatrik değerlendirme, bilişsel testler ve yaşam kalitesi ölçümleri de yapılmalıdır. Sekonder inme profilaksisi kapsamında antitrombotik tedavi, kan basıncı kontrolü, lipid tedavisi, diyabet yönetimi, sigara bırakma ve fiziksel aktivite düzenlemesi hastanın uzun vadeli prognozunu belirleyen temel bileşenlerdir.

Akut iskemik inmede intravenöz trombolitik tedavi, kanıta dayalı tıbbın en güçlü müdahale araçlarından biridir; ancak etkinliği ve güvenliği kesin bir zaman disiplini, doğru hasta seçimi ve yakın izlem gerektirir. Wake-up stroke ve geç pencere olgularında MR temelli DWI-FLAIR uyumsuzluğu veya perfüzyon-çekirdek uyumsuzluğu ile hasta seçimi mümkün olabilmekte, tenekteplaz alteplaza güçlü bir alternatif olarak öne çıkmakta ve büyük damar oklüzyonu olan olgularda mekanik trombektomi ile köprüleme tedavisi standart yaklaşım haline gelmektedir. Nöroloji ekibi bu güncel tedavi paradigmalarını benimseyerek akut inme hastasına ilk dakikadan itibaren multidisipliner ve zaman odaklı bir yaklaşım sunmayı amaçlar; kapıdan iğneye ve kapıdan kasığa sürelerinin kısaltılması, semptomatik intrakraniyal kanamanın en aza indirilmesi ve fonksiyonel bağımsızlığın en üst düzeye çıkarılması bu yaklaşımın temel hedefleridir.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hiçbir şekilde hekim muayenesi, klinik değerlendirme, tanı veya tedavi kararının yerini tutmaz. Akut inme kliniği ile başvuran her hasta bireyseldir ve tedavi kararı; semptomların başlangıç zamanı, nörolojik muayene bulguları, görüntüleme sonuçları, laboratuvar parametreleri, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan ilaçlar dikkate alınarak deneyimli bir nöroloji uzmanı tarafından verilmelidir. Ani başlayan yüz kayması, kol güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu, görme kaybı, denge sorunu veya şiddetli baş ağrısı gibi belirtilerin varlığında zaman kaybetmeden 112 aranmalı ve en yakın inme merkezine başvurulmalıdır. Trombolitik tedavi, mekanik trombektomi ve yoğun bakım süreci gibi seçenekler ancak yetkin bir sağlık kuruluşunda ve deneyimli bir ekip tarafından uygulanabilir; bu nedenle inme şüphesinde en doğru yaklaşım gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. American Heart Association / American Stroke Association (AHA/ASA) — Akut iskemik inme erken yönetimi kılavuzuahajournals.org/doi/10.1161/STR.0000000000000375
  2. National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) — İnmede doku plazminojen aktivatörü (tPA) çalışmasıninds.nih.gov/health-information/stroke
  3. StatPearls / National Center for Biotechnology Information (NCBI) — İskemik inmede trombolitik tedavi (alteplaz/tenekteplaz)ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507917
  4. National Health Service (NHS) — İnme tedavisi ve trombolizin klinik uygulamasınhs.uk/conditions/stroke/treatment

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Nöroloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.