Diyabetik retinopati, uzun sürelidir devam eden diyabetin gözün arka tabakasındaki ince damarlarda yarattığı bozulmalarla ortaya çıkan bir tablodur. Kan şekerinin yıllar boyunca yüksek seyretmesi, retina (gözün arka iç yüzeyini kaplayan ışığa duyarlı sinir tabakası) içindeki küçük damarların duvarlarını zayıflatır. Bu damarlar zamanla sızıntı yapmaya, tıkanmaya ve bazı bölgelerde anormal şekilde yeni damarlar oluşturmaya başlar. Sürecin başlangıcında çoğu insan herhangi bir belirti hissetmediği için hastalık genellikle sessizce ilerler ve düzenli göz kontrolü yapılmadığı sürece fark edilmez.
Türkiye'de diyabetli birey sayısının her geçen yıl artması, diyabetik retinopatinin de görme kaybına yol açan en yaygın nedenlerden biri olmasına neden olmaktadır. Hastalık yalnızca gözleri ilgilendiren tek başına bir sorun değildir; vücuttaki damar sağlığının genel bir yansımasıdır. Bu nedenle endokrinoloji ve göz hekiminin birlikte yürüttüğü bir izlem süreci, ileri evrelere geçişi yavaşlatmak ve görme işlevini korumak açısından belirleyici unsurdur. Erken fark edilen değişiklikler, çoğu zaman çok daha az müdahale ile kontrol altına alınabilir. Hastalığın seyri kişiden kişiye farklılık gösterir; bu nedenle bireysel risk faktörlerinin dikkatle ele alınması, uzun dönemli görme sağlığı açısından temel bir gerekliliktir.
Kimlerde Görülür?
Diyabetik retinopati, hem tip 1 hem de tip 2 diyabeti olan kişilerde gelişebilir. Hastalığın süresi uzadıkça retinada değişiklik görülme olasılığı artar. Tip 1 diyabeti olan bireylerde tanıdan yaklaşık beş yıl sonra retinopati belirtileri belirginleşmeye başlarken, tip 2 diyabetlilerde durum biraz farklıdır. Çünkü tip 2 diyabet uzun süre belirti vermeden seyredebildiğinden, kişi tanı aldığında retinopati bulguları çoktan başlamış olabilir. Bu nedenle tanı anından itibaren göz muayenesinin planlanması büyük önem taşır.
Kan şekeri uzun yıllar boyunca dalgalı seyreden, HbA1c (üç aylık ortalama kan şekerini gösteren değer) hedef aralıkta tutulamayan kişiler daha yüksek risk altındadır. Yüksek tansiyon, kolesterol bozuklukları, böbrek fonksiyonlarında bozulma, sigara kullanımı ve obezite ise retinadaki değişikliklerin ilerlemesini hızlandıran etmenler arasında yer alır. Gebelik döneminde diyabetli kadınlarda retinopati hızla kötüleşebildiği için bu süreçte göz takibi sıklaştırılır. Tip 1 diyabette ergenlik dönemine giren çocuklarda hormonal değişimler nedeniyle retina damarlarında daha hızlı bozulmalar gözlenebilir.
Ailesinde diyabet ve göz hastalığı bulunan bireylerde de yatkınlık daha belirgin olabilir. Genç yaşta diyabet tanısı almış olmak, hastalığın etkisinin daha uzun yıllara yayılmasına neden olduğundan ileri yaşlarda retinopati gelişme olasılığını artırır. Sedanter yaşam tarzı, dengesiz beslenme alışkanlıkları ve düzensiz ilaç kullanımı da bu tablonun zemin bulduğu koşullardır. Diyabet tanısı olan herkesin, yakınmaları olmasa bile yılda en az bir kez göz muayenesinden geçmesi önerilir. Uyku apnesi, kronik böbrek yetmezliği ve kalp damar hastalığı gibi eşlik eden tablolar da retinopati riskini yükselten faktörler arasında değerlendirilmelidir.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Diyabetik retinopatinin en sinsi yönlerinden biri, başlangıç döneminde herhangi bir şikayete yol açmamasıdır. Görme keskinliği uzun süre korunabilir ve kişi gözlerinde bir sorun olmadığını düşünebilir. Ancak retinadaki damarlarda sızıntı, mikroanevrizma (damar duvarındaki küçük balonlaşmalar) ve nokta şeklinde kanamalar çoktan başlamış olabilir. Bu evrede hastalık ancak detaylı bir göz dibi muayenesiyle fark edilir.
Hastalık ilerledikçe görmede bulanıklık ortaya çıkar. Kişi gazete okurken harflerin silikleştiğini, uzaktaki tabelaları seçemediğini ya da renklerin eskisi kadar canlı görünmediğini fark edebilir. Gün içinde değişen görme netliği özellikle dikkat çekicidir; kan şekerindeki dalgalanmalar gözün merceğindeki sıvı dengesini etkileyerek geçici netlik kayıplarına yol açabilir. Uçuşan cisimler, siyah noktalar ya da örümcek ağı görünümünde gölgeler, retina içinde kanama olduğunun habercisi olabilir.
İleri evrelerde görme alanında karanlık bölgeler, perde inmiş gibi gölgelenme veya ani görme kaybı yaşanabilir. Bu durum genellikle vitreus (gözün içini dolduran jel kıvamlı saydam yapı) içine kanama veya retina dekolmanı (retinanın bulunduğu yerden ayrılması) gibi ciddi olaylarla ilişkilidir. Gece görmede zorluk, ışıklara karşı hassasiyet ve okuma sırasında çift görme şikayetleri de tabloya eşlik edebilir. Bu tür belirtilerin ihmal edilmemesi ve geciktirilmeden hekime danışılması gerekir. Bazı kişilerde okuma mesafesinde harflerin dalgalı veya eğri görünmesi, makula bölgesinde sıvı birikmesinin erken işareti olarak değerlendirilebilir.
- Görmede dalgalı seyreden bulanıklıklar
- Uçuşan cisimler, noktalar veya gölgeler
- Renklerin soluk algılanması
- Gece görmede azalma
- Görme alanında karanlık bölgeler veya perde hissi
Nedenleri Nelerdir?
Diyabetik retinopatinin temelinde, uzun süre yüksek seyreden kan şekerinin retinadaki ince damarlara verdiği zarar yatar. Yüksek glikoz düzeyi, damar duvarlarındaki hücrelerin yapısını bozar; damarlar geçirgen hale gelir ve içindeki sıvı, protein ve yağ molekülleri retina dokusuna sızar. Bu sızıntılar makula (retinanın net görmeyi sağlayan merkez bölgesi) çevresinde biriktiğinde, makula ödemi denilen ve görmeyi belirgin biçimde etkileyen bir tablo oluşur.
Zamanla bazı damarlar tıkanır ve retinanın o bölgesi yeterli oksijen alamaz hale gelir. Oksijensiz kalan doku, vücudun damar büyütücü sinyaller üretmesine yol açar. Bu sinyallerle birlikte retina yüzeyinde yeni fakat dayanıksız damarlar oluşmaya başlar. Bu yapılar kolayca kanar ve göz içine kanama, skar dokusu oluşumu ve retinanın yerinden ayrılması gibi sorunlara zemin hazırlar. Bu evre, proliferatif diyabetik retinopati olarak adlandırılır ve ileri görme kaybı riskinin en yüksek olduğu dönemdir. Damar büyüme faktörü (VEGF) adı verilen molekülün artması, bu sürecin merkezindeki tetikleyici etmenlerden biridir.
Kan şekeri kontrolünün dışında, kan basıncının yüksek seyretmesi damar duvarlarına binen yükü artırır ve sızıntıları belirgin biçimde hızlandırır. Kolesterol yüksekliği retinadaki yağlı birikimlerin artmasına yol açarken, böbrek hastalığı varlığında damar sağlığı genel olarak bozulduğundan retinopatinin ilerleme hızı da artar. Sigara, hem damar duvarına doğrudan zarar vererek hem de oksijen taşınmasını azaltarak süreci olumsuz etkiler. Gebelik, ergenlik ve şiddetli stres dönemleri ise hormonal dalgalanmalar nedeniyle retinopatinin daha hızlı seyrettiği özel dönemlerdir. Ayrıca uyku apne sendromu gibi gece oksijen düzeyini düşüren tablolar da retina dokusunun beslenmesini olumsuz etkileyerek hastalığın seyrini ağırlaştırabilir.
Tanı Nasıl Konulur?
Diyabetik retinopatinin değerlendirmesinde, ayrıntılı bir göz muayenesi başlangıç noktasıdır. Hekim, görme keskinliği ölçümü ve göz tansiyonu kontrolünün ardından damla ile göz bebeklerini genişleterek göz dibini detaylı bir biçimde inceler. Bu sayede retinadaki mikroanevrizmalar, kanama odakları, sert eksudalar (yağlı birikintiler), pamuk yumağı görünümünde lekeler ve damar düzensizlikleri ortaya konabilir. Pupil genişletilmeden yapılan muayene, çoğu zaman erken değişiklikleri gözden kaçırabildiği için tercih edilmez.
Optik koherens tomografi (OCT) yöntemi, retinanın tabakalarını kesitler halinde ayrıntılı şekilde gösteren ışın tabanlı bir görüntüleme tekniğidir. Makulada ödem olup olmadığını, sıvı birikimlerinin derinliğini ve retina tabakalarındaki incelmeleri belirlemek için sıklıkla başvurulan bir incelemedir. Floresein anjiyografi ise koldan verilen kontrast maddenin retina damarlarındaki dolaşımını fotoğraflayarak sızıntı, tıkanma ve yeni damar oluşumu olan bölgelerin haritasını çıkarır. Bu inceleme özellikle tedavi planının şekillenmesinde belirleyici olur.
Son yıllarda OCT anjiyografi gibi kontrastsız görüntüleme yöntemleri de tanıda kullanılmaya başlanmıştır. Geniş açılı retina fotoğraflama cihazları, retinanın çok daha geniş bir alanını tek karede görüntüleyerek çevresel bölgelerdeki değişikliklerin tespitine olanak verir. Tüm bu incelemeler yalnızca hastalığı saptamakla kalmaz; aynı zamanda evrelendirilmesine, ilerleme hızının izlenmesine ve uygulanacak yaklaşımın belirlenmesine kesin tanı sağlar. Endokrinoloji konsültasyonu ile birlikte kan şekeri profili, HbA1c, böbrek fonksiyonları ve lipid değerleri de değerlendirilir. Tarama programlarında kullanılan dijital retina fotoğrafları, uzman değerlendirmesine ön bilgi sunarak takip sürecinin sistemli ilerlemesine yardımcı olur.
- Pupil genişletilerek yapılan detaylı göz dibi muayenesi
- Optik koherens tomografi (OCT) ile retina kesitlerinin incelenmesi
- Floresein anjiyografi ile damar haritalaması
- Geniş açılı retina fotoğraflama
- HbA1c, kan basıncı ve lipid panelinin değerlendirilmesi
Komplikasyonlar Nelerdir?
Diyabetik retinopatinin ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkabilen en sık komplikasyonlardan biri makula ödemidir. Net görme bölgesinde sıvı birikmesi, okuma, yüz tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi günlük işlevleri belirgin biçimde zorlaştırır. Hastalar genellikle ortada bir bulanıklık, harflerin dalgalı görünmesi veya satırların yerlerinin değişmesi gibi rahatsız edici durumlardan söz eder. Bu tablo, zamanında müdahale edilmediğinde kalıcı görme kaybına dönüşebilir.
Proliferatif evrede oluşan yeni damarlar oldukça kırılgan yapıdadır. Bu damarların yırtılmasıyla vitreus boşluğuna kan dolması, kişinin aniden görme keskinliğinde belirgin bir düşüş yaşamasına yol açar. Hafif kanamalar zamanla geri çekilebilirken, geniş kanamalar cerrahi girişim gerektirebilir. Tekrarlayan kanamalar, gözün içinde skar dokusu oluşumuna ve bu dokunun retinayı çekiştirerek yerinden ayırmasına neden olabilir. Traksiyonel retina dekolmanı denilen bu durum, görme açısından en ciddi sonuçlar doğurabilen tablolardan biridir.
Bunların yanında, ileri retinopatide göz içi basıncının yükselmesiyle gelişen neovasküler glokom önemli bir sorundur. Bu tabloda yeni damarlar gözün ön bölümünde de oluşur ve sıvı drenajını engelleyerek hızla ağrılı bir basınç artışına yol açabilir. Erken evrede kontrol altına alınmadığı takdirde optik sinir hasarı kalıcı görme kaybıyla sonuçlanabilir. Diyabetin yarattığı genel damar sorunları nedeniyle katarakt (göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi) da bu hastalarda daha erken yaşlarda gelişebilir. Ayrıca retina damarlarındaki tıkanıklıklar, görme alanında kalıcı kör noktalar oluşmasına ve okuma hızının azalmasına neden olabilir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Diyabet tanısı aldıysanız, herhangi bir görme şikayetiniz olmasa bile düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırmanız gerekir. Tip 2 diyabette tanı anından itibaren, tip 1 diyabette ise tanıdan beş yıl sonra başlamak üzere yılda en az bir kez göz dibinin değerlendirilmesi önerilir. Hekiminiz retinanızdaki bulgulara göre kontrol sıklığını sizin için yeniden düzenleyebilir.
Görmenizde aniden ortaya çıkan bulanıklık, gözünüzün önünde uçuşan noktalar, ışık çakmaları, perde inmiş gibi gölgelenme ya da görme alanınızda kararmalar fark ederseniz vakit kaybetmeden hekime başvurmalısınız. Bu belirtiler, retinada kanama, dekolman veya makula ödemi gibi acil değerlendirme gerektiren tabloların habercisi olabilir. Gebelik planlıyorsanız ya da gebeyseniz, retinopatinin hızla ilerleyebileceğini göz önünde bulundurarak göz muayenenizi planlamanız önemlidir.
Kan şekeri kontrolünüzde belirgin bozulmalar, sık tekrarlayan hipoglisemi atakları, tansiyon dengesizliği veya yeni başlayan böbrek sorunları varsa göz muayenesinin de gözden geçirilmesi yerinde olur. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç düzenlemeleri ve uygun zamanlamayla yapılan göz tedavileri, hastalığın seyrini olumlu yönde etkiler. Endişelerinizi hekiminizle paylaşmak, sürecin doğru adımlarla yönetilmesine katkı sağlar. Yeni başlanan insülin tedavisi sonrasında kan şekerinin hızla düşmesi de kısa dönemde retina bulgularını etkileyebileceğinden bu dönemde göz değerlendirmesinin yapılması yerinde olur.
- Tanıdan itibaren yılda en az bir kez göz dibi muayenesi
- Ani görme bulanıklığı, ışık çakmaları veya gölge görme durumunda hızlı başvuru
- Gebelik planı veya gebelik döneminde ek kontrol
- Kan şekeri ve tansiyon kontrolünde bozulma olduğunda yeniden değerlendirme
Son Değerlendirme
Diyabetik retinopati, diyabetin uzun süreli etkilerinin gözde yansıması olan ve sessizce ilerleyebilen bir damar hastalığıdır. Erken evrede belirti vermemesi, düzenli göz muayenesinin önemini öne çıkarır. Kan şekeri, tansiyon ve kolesterolün dengeli tutulması, sigaradan uzak durulması ve hekim önerilerine uyulması, retinada gelişebilecek değişiklikleri yavaşlatmaya katkı sağlar. Erken fark edilen tablolar, çok daha az müdahale ile kontrol altına alınabilir ve görme işlevi büyük ölçüde korunabilir. Düzenli izlem, beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ve fiziksel etkinliğin günlük yaşama yerleştirilmesi de damar sağlığını destekleyen önemli unsurlardır.
Koru Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları bölümünde uzman hekimlerimiz, diyabetik retinopati gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.





