Akut divertikülit, kolonik divertikülün inflamasyonu ve/veya enfeksiyonu sonucu ortaya çıkan, acil servis pratiğinde sıklıkla karşılaşılan bir gastrointestinal patolojidir. Divertiküller, kolon duvarının mukoza ve submukoza tabakalarının, muskularis propriadaki zayıf noktalardan -- özellikle vasa recta penetrasyon bölgelerinden -- herniasyonu sonucu oluşan kesemsi yapılardır. Bu yapılar genellikle sigmoid kolonda yoğunlaşmakla birlikte, kolonun herhangi bir segmentinde de gelişebilir. Divertiküloz, yani divertiküllerin varlığı, sıklıkla asemptomatik seyreden bir durumdur; ancak bu divertiküllerin inflamasyonu halinde akut divertikülit tablosu ortaya çıkar ve ciddi morbidite ile mortaliteye yol açabilir.
Patofizyolojik açıdan değerlendirildiğinde, akut divertikülitte temel mekanizma divertikül lümeninin obstrüksiyonudur. Fekalit veya inspise gıda artıklarının divertikül ağzını tıkaması sonucunda intralüminal basınç artar, mukozal erozyon gelişir ve bakteriyel translokasyon gerçekleşir. Bu süreç, perikolик inflamasyon ve mikroperforasyonla sonuçlanabilir. İnflamatuar yanıtın şiddetine bağlı olarak hastalık, komplike olmayan basit inflamasyondan yaygın peritonite kadar geniş bir spektrumda seyredebilir. Genetik yatkınlık, bağ dokusu bozuklukları, kolonik motilite değişiklikleri ve diyet alışkanlıkları patogenezde rol oynayan faktörler arasında yer almaktadır.
Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri
Divertiküler hastalık, endüstrileşmiş ülkelerde özellikle yaşlı popülasyonda yüksek prevalansa sahip bir durumdur. Altmış yaş üstü bireylerin yaklaşık yüzde altmışında divertiküloz saptanmakta, bunların yaklaşık yüzde yirmi beşinde yaşam boyunca akut divertikülit gelişmektedir. Son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar, kırk yaş altı genç hastalarda da insidansın belirgin şekilde arttığını ortaya koymaktadır. Bu durum, değişen beslenme alışkanlıkları, sedanter yaşam tarzı ve obezite prevalansındaki artışla ilişkilendirilmektedir.
Risk faktörleri arasında ileri yaş, düşük lifli diyet, obezite, fiziksel inaktivite, sigara kullanımı ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçların kronik kullanımı öne çıkmaktadır. Kortikosteroid ve immünosüpresif tedavi alan hastalarda komplikasyon riski belirgin şekilde yükselmektedir. Bağ dokusu hastalıkları olan bireylerde -- örneğin Ehlers-Danlos sendromu ve Marfan sendromu -- divertikül formasyonu daha erken yaşta ve daha agresif seyirle karşımıza çıkabilir. Aile öyküsü pozitif olan bireylerde divertiküler hastalık riski yaklaşık üç kat artış göstermektedir.
Batı toplumlarında sol kolon tutulumu baskın iken, Asya popülasyonlarında sağ kolon divertiküliti daha sık görülmektedir. Bu coğrafi farklılık, genetik ve çevresel faktörlerin hastalık patogenezindeki kompleks etkileşimini yansıtmaktadır. Erkek ve kadın cinsiyetler arasında genel prevalans açısından belirgin fark bulunmamakla birlikte, elli yaş altında erkeklerde, elli yaş üstünde ise kadınlarda göreceli olarak daha sık rastlanmaktadır.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Akut divertikülitte klasik klinik tablo, sol alt kadran ağrısı, ateş ve lökositoz triadı ile karakterizedir. Ağrı genellikle progresif seyirlidir ve saatler ile günler içinde şiddetlenir. Hastalar sıklıkla ağrının sürekli, künt karakterde olduğunu ve defekasyonla değişmediğini ifade eder. Sigmoid kolon tutulumunun baskın olması nedeniyle ağrı tipik olarak sol iliak fossada lokalizedir; ancak redundant sigmoid kolon varlığında suprapubik bölgede veya sağ alt kadranda da hissedilebilir.
Eşlik eden semptomlar arasında bulantı, kusma, iştahsızlık, defekasyon alışkanlığında değişiklik -- konstipasyon veya diyare --, abdominal distansiyon ve dizüri sayılabilir. Dizüri ve pollakiüri, inflame sigmoid kolonun mesaneye komşuluğu nedeniyle ortaya çıkan irritatif semptomlar olup, kolovesikal fistül gelişimi açısından dikkatli değerlendirilmelidir. Rektal kanama genellikle minimal düzeydedir; masif hematokezya varlığında divertiküler kanama ayırıcı tanıda düşünülmelidir ancak bu durum tipik olarak akut divertikülitsiz seyreder.
Fizik muayenede sol alt kadran hassasiyeti, defansı ve rebound pozitifliği saptanabilir. Palpabl kitle, perikolik apse formasyonunu düşündürmelidir. İmmünosüpresif hastalarda ve yaşlı bireylerde klinik bulgular silik kalabilir ve fizik muayene bulguları hastalığın ciddiyetini yansıtmayabilir. Bu nedenle bu hasta popülasyonunda tanısal eşik düşük tutulmalı ve görüntüleme yöntemlerine erken başvurulmalıdır.
Tanısal Yaklaşım ve Görüntüleme Modaliteleri
Akut divertikülitte tanı, klinik değerlendirme ve görüntüleme yöntemlerinin birlikte kullanımıyla konulur. Laboratuvar incelemelerinde lökositoz, C-reaktif protein yüksekliği ve sedimantasyon hızında artış beklenen bulgulardır. CRP düzeyi, hastalığın şiddeti ve komplikasyon varlığıyla korelasyon göstermekte olup, özellikle iki yüz miligramın üzerindeki değerler komplike divertikülit lehine yorumlanmalıdır. Tam kan sayımı, biyokimyasal parametreler, koagülasyon testleri ve idrar analizi rutin olarak istenmelidir.
Bilgisayarlı tomografi, akut divertikülitte altın standart görüntüleme yöntemidir. İntravenöz kontrastlı abdominopelvik BT, tanısal doğruluğu yüzde doksan beşin üzerinde olan, hem tanı koymada hem de komplikasyonların belirlenmesinde üstün performans gösteren bir modalitedir. BT bulguları arasında kolon duvarında kalınlaşma, perikolik yağ dokusunda inflamatuar değişiklikler, divertikül varlığı, perikolik sıvı ve apse formasyonu sayılabilir. Hinchey sınıflandırması, BT bulgularına dayanarak hastalığın evrelenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Hinchey sınıflandırmasına göre Evre I perikolik veya mezenterik apseyi, Evre II pelvik veya retroperitoneal apseyi, Evre III purülan peritoniti ve Evre IV fekal peritoniti ifade eder. Bu sınıflandırma, tedavi stratejisinin belirlenmesinde ve prognozun öngörülmesinde kritik öneme sahiptir. Ultrasonografi, deneyimli ellerde tanısal değere sahip olmakla birlikte, operatör bağımlılığı ve obez hastalardaki limitasyonları nedeniyle BT kadar güvenilir değildir. Manyetik rezonans görüntüleme ise radyasyon maruziyetinden kaçınılması gereken genç ve gebe hastalarda alternatif olarak değerlendirilebilir.
Ayırıcı tanıda kolorektal kanser, inflamatuar bağırsak hastalığı, iskemik kolit, over torsiyonu, ektopik gebelik, apandisit ve üriner sistem patolojileri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle ilk atak divertikülit olgularında, altta yatan malignite olasılığını ekarte etmek amacıyla akut fazın çözülmesinden altı ila sekiz hafta sonra kolonoskopi planlanmalıdır.
Komplike Olmayan Akut Divertikülitte Tedavi Stratejileri
Komplike olmayan akut divertikülit, apse, perforasyon, fistül veya obstrüksiyon gibi komplikasyonların eşlik etmediği, lokalize perikolik inflamasyonla sınırlı hastalık formunu ifade eder. Bu hastaların büyük çoğunluğu konservatif tedavi ile başarılı şekilde yönetilebilir. Güncel kılavuzlar, hafif semptomlu ve komorbidite yükü düşük hastalarda ayaktan tedavinin güvenli ve etkin olduğunu vurgulamaktadır.
Ayaktan tedavide berrak sıvı diyeti, oral antibiyoterapi ve ağrı kontrolü temel bileşenlerdir. Antibiyotik seçiminde gram negatif basilleri ve anaerop mikroorganizmaları kapsayan geniş spektrumlu rejimler tercih edilmelidir. Metronidazol ile fluorokinolon veya trimetoprim-sülfametoksazol kombinasyonu yaygın kullanılan rejimler arasındadır. Amoksisilin-klavulanat monoterapisi de etkin bir alternatiftir. Tedavi süresi genellikle yedi ila on gün olarak planlanır.
Son yıllarda yapılan randomize kontrollü çalışmalar, seçilmiş komplike olmayan divertikülit olgularında antibiyotik tedavisinin zorunlu olmadığını göstermiştir. AVOD ve DIABOLO çalışmaları, antibiyotiksiz gözlemsel yaklaşımın antibiyotik tedavisiyle benzer klinik sonuçlar sağladığını ortaya koymuştur. Ancak bu yaklaşım, immünokompetan, komorbidite yükü düşük ve yakın takip imkanı olan hastalar için uygun olup, klinik pratikte bireyselleştirilmiş karar verme süreci esastır.
Hastanede yatış endikasyonları arasında oral alım intoleransı, ciddi ağrı, yüksek ateş, ileri yaş, immunosüpresyon, önemli komorbidite varlığı ve ayaktan tedaviye yanıtsızlık sayılabilir. Yatarak tedavide intravenöz sıvı resüsitasyonu, parenteral antibiyoterapi ve yakın klinik monitorizasyon uygulanır. İntravenöz antibiyotik rejimlerinde seftriakson veya sefotaksim ile metronidazol kombinasyonu ya da piperasilin-tazobaktam monoterapisi sıklıkla tercih edilen seçeneklerdir.
Komplike Akut Divertikülitte Yönetim
Komplike akut divertikülit, apse formasyonu, serbest perforasyon, fistül oluşumu veya intestinal obstrüksiyonun eşlik ettiği ileri evre hastalığı tanımlar. Bu olgularda multidisipliner yaklaşım, yoğun medikal tedavi ve sıklıkla girişimsel veya cerrahi müdahale gereksinimi söz konusudur. Hinchey Evre I ve II apseler, boyutlarına ve lokalizasyonlarına göre farklı tedavi stratejileri gerektirir.
Üç santimetreden küçük perikolik apseler genellikle intravenöz antibiyoterapi ile konservatif olarak tedavi edilebilir. Dört santimetreden büyük apseler ise perkütan drenaj endikasyonu taşır. Girişimsel radyoloji eşliğinde gerçekleştirilen perkütan apse drenajı, acil cerrahi gereksinimini azaltmakta ve hastaya elektif koşullarda tek aşamalı cerrahi rezeksiyon şansı tanımaktadır. Perkütan drenajın teknik başarı oranı yüzde seksen ile doksanın üzerindedir ve klinik iyileşme genellikle yetmiş iki saat içinde gözlenir.
Hinchey Evre III purülan peritonit ve Evre IV fekal peritonit olgularında acil cerrahi müdahale kaçınılmazdır. Purülan peritonitte laparoskopik lavaj ve drenaj, son yıllarda tartışmalı olmakla birlikte, seçilmiş hastalarda alternatif bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Ancak LOLA, SCANDIV ve LADIES çalışmalarının sonuçları, laparoskopik lavajın Hartmann prosedürüne göre reoperasyon oranlarını artırabileceğini göstermiştir. Fekal peritonitte ise Hartmann prosedürü veya primer anastomoz ile saptırıcı ileostomi standart cerrahi yaklaşımlardır.
Divertiküler fistüller, komplike divertikülitın kronik sonuçları arasında yer alır. Kolovesikal fistül en sık görülen tiptir ve pnömatüri ile fekaalüri gibi patognomonik semptomlarla prezente olur. Kolovajinal, kolokütan ve koloenterik fistüller de görülebilir. Fistül yönetiminde cerrahi rezeksiyon ve fistül onarımı definitif tedavi yaklaşımıdır.
Cerrahi Müdahale Endikasyonları ve Teknikler
Akut divertikülitte cerrahi müdahale endikasyonları acil ve elektif olmak üzere iki kategoride değerlendirilir. Acil cerrahi endikasyonları arasında diffüz peritonit, konservatif tedaviye yanıtsız sepsis, perkütan drenaja uygun olmayan veya drenaja yanıtsız apse ve obstrüksiyon yer almaktadır. Elektif cerrahi ise tekrarlayan divertikülit atakları, kronik semptomatik hastalık, fistül varlığı ve malignite şüphesi durumlarında planlanır.
Elektif cerrahi zamanlaması konusunda güncel yaklaşım, atak sayısından ziyade hastalığın şiddeti ve hastanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisine göre bireyselleştirilmiş karar vermeyi öne çıkarmaktadır. Amerikan Kolon ve Rektal Cerrahi Derneği kılavuzları, otomatik olarak iki atak sonrası cerrahi önerilmesi yaklaşımından uzaklaşılmasını ve her hastanın bireysel risk-yarar değerlendirmesiyle ele alınmasını tavsiye etmektedir.
Cerrahi teknik açısından laparoskopik sigmoid rezeksiyon, elektif koşullarda altın standart yaklaşımdır. Laparoskopik cerrahinin açık cerrahiye göre daha az postoperatif ağrı, kısa hastanede kalış süresi, düşük yara enfeksiyonu oranı ve erken fonksiyonel iyileşme gibi avantajları mevcuttur. Rezeksiyon sınırları, tüm inflame sigmoid kolonun çıkarılmasını ve distal anastomozun üst rektumda gerçekleştirilmesini kapsamalıdır. Proksimal rezeksiyon sınırında tüm divertiküllerin çıkarılması zorunlu değildir; ancak kalınlaşmış, kompliansa sahip olmayan kolon segmentinin tamamen eksize edilmesi önemlidir.
Acil cerrahi koşullarında Hartmann prosedürü -- sigmoid rezeksiyon, rektal güdük kapatılması ve uç kolostomi -- uzun yıllar standart yaklaşım olmuştur. Ancak güncel kanıtlar, deneyimli merkezlerde primer anastomoz ile koruyucu loop ileostominin Hartmann prosedürüne güvenli bir alternatif olduğunu desteklemektedir. Bu yaklaşım, stoma kapatma oranlarının daha yüksek olması ve ikinci cerrahi girişimin daha düşük morbiditeyle gerçekleştirilmesi açısından avantaj sağlamaktadır.
Acil Servis Yönetimi ve Triyaj Protokolü
Acil servise akut karın ağrısı ile başvuran hastalarda divertikülit şüphesi durumunda sistematik bir değerlendirme protokolü uygulanmalıdır. İlk değerlendirmede hemodinamik stabilite, peritonit bulguları ve sepsis kriterleri hızla değerlendirilmelidir. Vital bulgular, oksijen saturasyonu ve mental durum yakından takip edilmeli, hemodinamik instabilite varlığında agresif sıvı resüsitasyonu ve vazoaktif ajan desteği başlatılmalıdır.
Ağrı yönetimi acil servis pratiğinde öncelikli yaklaşımlardan biridir. İntravenöz parasetamol ilk basamak analjezik olarak tercih edilmeli, yetersiz kaldığı durumlarda opioid analjezikler titre edilerek uygulanmalıdır. Nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, perforasyon riskini artırabilecekleri endişesiyle genellikle kaçınılması gereken ajanlar arasında yer almaktadır. Antiemetik tedavi, bulantı ve kusma kontrolü için gerektiğinde eklenmelidir.
Triyaj aşamasında hastalığın şiddetini belirleyen parametreler dikkatle değerlendirilmelidir. Yüksek riskli hastalar arasında yaşlılar, immunosüpresif tedavi alanlar, antikoagülan kullananlar, diyabet ve kronik böbrek yetmezliği gibi komorbiditesi olanlar ve önceki divertikülit öyküsü bulunan bireyler sayılabilir. Bu hasta grubunda tanısal sürecin hızlandırılması ve erken cerrahi konsültasyon alınması büyük önem taşımaktadır.
Acil serviste başlangıç antibiyoterapisi, kültür sonuçları beklenmeksizin ampirik olarak başlatılmalıdır. Hafif-orta şiddetteki olgularda intravenöz seftriakson ve metronidazol kombinasyonu, ağır sepsis veya septik şok tablosunda ise piperasilin-tazobaktam veya karbapenem grubu antibiyotikler tercih edilmelidir. Kan kültürleri, antibiyotik başlanmadan önce alınmalıdır.
Komplikasyonların Erken Tanınması ve Yönetimi
Akut divertikülitte komplikasyonların erken tanınması, morbidite ve mortaliteyi doğrudan etkileyen kritik bir faktördür. Serbest perforasyon, en korkulan komplikasyon olup acil cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur. Perforasyon şüphesinde ayakta direkt batın grafisinde diyafram altı serbest hava aranmalı, BT incelemesinde ekstralüminal hava ve serbest sıvı varlığı değerlendirilmelidir. Yaygın peritonit bulguları olan hastalarda görüntüleme için zaman kaybedilmemeli ve acil cerrahi ekip aktivasyonu sağlanmalıdır.
Divertiküler kanama, divertiküler hastalığın bir diğer önemli komplikasyonudur ve alt gastrointestinal sistem kanamalarının en sık nedenidir. Kanama genellikle ağrısız ve masif hematokezya şeklinde prezente olur. Hastaların yüzde yetmiş beşinde kanama spontan olarak durur; ancak devam eden veya tekrarlayan kanamalarda kolonoskopik hemostaz, anjiyografik embolizasyon veya cerrahi müdahale gerekebilir. Hemodinamik instabilite gelişen hastalarda masif transfüzyon protokolü aktivasyonu ve cerrahi ekiple eşzamanlı koordinasyon sağlanmalıdır.
İntestinal obstrüksiyon, tekrarlayan inflamasyon ataklarına bağlı striktür formasyonu sonucunda gelişebilir. Parsiyel obstrüksiyon genellikle konservatif yaklaşımla yönetilebilirken, komplet obstrüksiyonda cerrahi müdahale gerekir. Obstrüksiyon tablosunda kolorektal malignitenin ekarte edilmesi büyük önem taşımaktadır. Pileflebit, portal ven trombozu ve karaciğer apsesi gibi nadir ancak ciddi komplikasyonlar da akut divertikülitte bildirilmiştir ve nedeni açıklanamayan ateş ve karaciğer fonksiyon bozukluğu varlığında düşünülmelidir.
Özel Hasta Gruplarında Akut Divertikülit
İmmünosüpresif hastalarda akut divertikülit, belirgin olarak daha agresif seyir göstermektedir. Organ transplant alıcıları, kemoterapötik ajan kullanan onkoloji hastaları, kronik kortikosteroid tedavisi alan bireyler ve HIV pozitif hastalar bu risk grubunda yer almaktadır. Bu popülasyonda inflamatuar yanıtın baskılanması nedeniyle klinik bulgular minimal olabilir, ateş ve lökositoz gelişmeyebilir, fizik muayene bulguları hastalığın gerçek ciddiyetini yansıtmayabilir. Perforasyon ve mortalite oranları immünokompetan hastalara kıyasla belirgin şekilde yüksektir ve cerrahi müdahale eşiği düşük tutulmalıdır.
Genç hastalarda divertikülit, geleneksel olarak daha agresif seyirli ve cerrahi gereksinimi daha yüksek bir hastalık olarak kabul edilmekteydi. Ancak güncel veriler, genç hastalarda hastalık seyrinin yaşlı hastalardan farklı olmadığını ve otomatik cerrahi yönlendirmenin gerekli olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, genç hastalarda ilk atak sonrası nüks oranlarının daha yüksek olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve uzun vadeli takip planı oluşturulmalıdır.
Gebelikte akut divertikülit nadir görülmekle birlikte tanısal ve terapötik zorluklar içermektedir. Radyasyon maruziyetinden kaçınma gerekliliği nedeniyle MR görüntüleme tercih edilmelidir. Antibiyotik seçiminde teratojenik potansiyel göz önünde bulundurulmalı, fluorokinolonlar ve metronidazol özellikle birinci trimesterde kaçınılmalıdır. Cerrahi endikasyonlarda hem maternal hem fetal riskler birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlı ve kırılgan hastalarda ise komorbidite yükü, fonksiyonel kapasite ve yaşam beklentisi tedavi kararlarını doğrudan etkileyen faktörlerdir.
Prognoz, Nüks Önleme ve Uzun Vadeli Takip
Komplike olmayan akut divertikülitte prognoz genellikle mükemmeldir ve hastaların büyük çoğunluğu konservatif tedavi ile tam iyileşme gösterir. Ancak ilk atak sonrası nüks riski yüzde on beş ile otuz arasında değişmektedir. Komplike ataklarda morbidite ve mortalite oranları belirgin şekilde yükselmekte olup, Hinchey Evre IV olgularda mortalite yüzde kırkın üzerine çıkabilmektedir. Nüks riskini azaltmaya yönelik stratejiler arasında yüksek lifli diyet, düzenli fiziksel aktivite, obezite yönetimi ve sigara bırakma yer almaktadır.
Mesalazin ve rifaksimin gibi ajanların nüks önlemedeki rolü araştırılmakta olup, güncel kanıtlar rutin kullanımlarını destekleyecek düzeyde değildir. Probiyotiklerin divertiküler hastalıktaki etkinliği de tartışmalıdır ve yeterli kanıt düzeyi henüz oluşmamıştır. Uzun vadeli takipte, ilk atak sonrası kolonoskopi ile kolorektal malignite taraması standart yaklaşımdır. Tekrarlayan ataklarda cerrahi değerlendirme, hastanın semptom yükü, yaşam kalitesi ve komplikasyon riski göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmelidir.
Divertiküler hastalıkta beslenme danışmanlığı önemli bir bileşendir. Akut fazda düşük posalı veya berrak sıvı diyetle başlanmalı, semptomlar geriledikçe kademeli olarak yüksek lifli diyete geçilmelidir. Günlük yirmi beş ila otuz gram lif alımı hedeflenmelidir. Fındık, tohum ve mısır gibi gıdaların divertikülit riskini artırdığına dair yaygın inanç, bilimsel kanıtlarla desteklenmemektedir ve bu gıdaların kısıtlanması güncel kılavuzlarca önerilmemektedir.
Multidisipliner Yaklaşım ve Koru Hastanesi Acil Servis Deneyimi
Akut divertikülit yönetiminde multidisipliner ekip çalışması optimal hasta sonuçlarının elde edilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Acil tıp uzmanları, genel cerrahlar, girişimsel radyologlar, gastroenterologlar, enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve yoğun bakım ekibinin koordineli çalışması, özellikle komplike olgularda kritik öneme sahiptir. Standartlaştırılmış tanı ve tedavi protokollerinin uygulanması, klinik karar verme sürecini hızlandırmakta ve tedavi kalitesini artırmaktadır.
Hasta eğitimi ve bilgilendirmesi, tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hastalara hastalığın doğası, tedavi planı, beklenen klinik seyir, alarm semptomları ve diyet önerileri hakkında kapsamlı bilgi verilmelidir. Taburculuk sonrası takip planı açıkça belirlenmeli, kontrol muayenesi ve kolonoskopi randevusu organize edilmelidir. Hastaların acil servise yeniden başvurma kriterleri konusunda bilgilendirilmesi, komplikasyonların erken tanınmasını sağlayarak morbiditeyi azaltmaktadır.
Akut divertikülit, acil servis pratiğinde doğru tanı ve zamanında müdahale ile başarılı şekilde yönetilebilen bir patolojidir. Klinik şüphenin yüksek tutulması, uygun görüntüleme yöntemlerinin zamanında kullanılması, hastalık şiddetine göre bireyselleştirilmiş tedavi stratejilerinin uygulanması ve komplikasyonların erken tanınması başarılı klinik sonuçların temel belirleyicileridir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut divertikülit dahil tüm acil gastrointestinal patolojilerde güncel kanıta dayalı protokoller çerçevesinde, multidisipliner ekip koordinasyonuyla yedi gün yirmi dört saat kesintisiz hizmet sunmaktadır.



