Hifema, ön kamarada kan birikmesi olarak tanımlanan ve oftalmolojik aciller arasında önemli bir yere sahip olan klinik bir durumdur. Travmatik veya spontan nedenlerle ortaya çıkabilen hifema, zamanında ve doğru bir şekilde değerlendirilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilecek ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Ön kamara, korneanın arka yüzeyi ile iris ve lens ön yüzeyi arasında kalan boşluk olup normalde aköz hümör ile doludur. Bu bölgede kan birikmesi, intraoküler basınç artışı, korneal kan boyanması ve optik sinir hasarı gibi sekonder patolojilere zemin hazırlayabilir. Acil servis pratiğinde hifema ile karşılaşıldığında, sistematik bir değerlendirme algoritmasının uygulanması ve multidisipliner yaklaşımın benimsenmesi hasta prognozu açısından belirleyici rol oynamaktadır.
Epidemiyoloji ve Etiyoloji
Hifema insidansı yılda yaklaşık 12-20/100.000 olarak bildirilmektedir. Travmatik hifema, tüm olguların yaklaşık yüzde seksenini oluşturmakta olup künt göz travması en sık karşılaşılan etiyolojik faktördür. Erkeklerde kadınlara oranla üç kat daha fazla görülmekte ve en sık etkilenen yaş grubu 10-20 yaş aralığıdır. Sportif aktiviteler, iş kazaları ve şiddete bağlı yaralanmalar başlıca travma nedenleri arasında yer almaktadır.
Spontan hifema ise daha nadir görülmekle birlikte, altta yatan sistemik veya oküler patolojilerin bir göstergesi olabilir. Neovaskülarizasyon, iris veya siliyer cisim tümörleri, juvenil ksantogranülom, lösemi ve hemofili gibi koagülasyon bozuklukları spontan hifemaya yol açabilen durumlar arasındadır. Antikoagülan veya antiplatelet tedavi alan hastalarda da spontan hifema riski artmaktadır. Ayrıca intraoküler cerrahi sonrası gelişen postoperatif hifema da klinik pratikte karşılaşılan bir durumdur ve özellikle katarakt cerrahisi, glokom cerrahisi ve göz içi lens implantasyonu sonrasında görülebilir.
Patofizyoloji
Hifemada kan, iris ve siliyer cismin vasküler yapılarından kaynaklanır. Künt travmada, göz küresine uygulanan ani kompresyon ve ardından gelen dekompresyon kuvvetleri, iris kökü ve siliyer cisim damarlarında yırtılmaya neden olur. Özellikle iris kökündeki majör arteriyel çember ve rekürren koroidal arterler, travmatik hifemada en sık etkilenen vasküler yapılardır.
Kanama ön kamaraya yayıldığında, eritrositler aköz hümör drenaj yollarını tıkayarak trabeküler ağ fonksiyonunu bozar. Bu durum intraoküler basınçta yükselmeye ve sekonder glokom gelişimine yol açabilir. Ayrıca hemoglobin yıkım ürünleri kornea endoteline penetre olarak korneal kan boyanmasına neden olabilir. Bu komplikasyon özellikle uzun süreli hifema varlığında ve yüksek intraoküler basınç durumlarında daha sık görülmektedir.
Pıhtı formasyonu ve fibrinoliz süreci, hifemanın doğal seyrini belirleyen kritik faktörlerdir. İlk kanamadan sonra oluşan pıhtı genellikle 2-7 gün içinde lizise uğrar. Ancak bu fibrinolitik süreç, yeniden kanamaya zemin hazırlayabilir. Sekonder kanama, ilk kanamadan sonraki 2-5 gün içinde en yüksek olasılıkla ortaya çıkar ve genellikle primer kanamadan daha şiddetli seyreder.
Sınıflandırma
Hifema, ön kamaradaki kan miktarına göre derecelendirilmektedir. Bu sınıflandırma hem prognoz tayininde hem de tedavi planlamasında yol gösterici olmaktadır:
- Grade I (Mikrohifema): Ön kamarada süspanse eritrositler mevcuttur ancak belirgin bir kan seviyesi oluşmamıştır. Biyomikroskopik muayenede aköz hümör içinde dağınık eritrositler izlenir. Bu derece en iyi prognoza sahiptir.
- Grade II: Ön kamara hacminin üçte birinden azını dolduran kan seviyesi mevcuttur. Hastalar genellikle iyi prognoza sahiptir ancak komplikasyon gelişimi açısından takip gerektirir.
- Grade III: Ön kamara hacminin üçte biri ile yarısı arasında kan birikimi vardır. Komplikasyon riski belirgin şekilde artmıştır ve yakın takip gerektirir.
- Grade IV (Total hifema / Eight-ball hifema): Ön kamara tamamen kan ile doludur. Kan koyu kırmızı veya siyah renkte görünür. Bu derece en yüksek komplikasyon riskine sahiptir ve agresif tedavi gerektirir. Korneal kan boyanması, sekonder glokom ve optik atrofi riski çok yüksektir.
Sınıflandırmanın doğru yapılması, tedavi stratejisinin belirlenmesinde ve hasta takip protokolünün planlanmasında kritik öneme sahiptir. Derecelendirme, hasta oturur pozisyondayken yapılmalıdır çünkü yerçekimi etkisiyle kan inferior bölgede toplanarak net bir seviye oluşturur.
Klinik Değerlendirme ve Tanı
Hifema tanısı öncelikli olarak klinik muayene ile konulmaktadır. Acil servis değerlendirmesinde sistematik bir yaklaşım izlenmelidir. Anamnezde travma mekanizması, zamanı, koruyucu ekipman kullanımı, geçirilmiş göz cerrahisi veya hastalık öyküsü, sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar detaylı şekilde sorgulanmalıdır. Özellikle antikoagülan ve antiplatelet ilaç kullanımı, orak hücre hastalığı veya taşıyıcılığı ve kanama diyatezleri açısından dikkatli bir öykü alınması gerekmektedir.
Fizik muayenede görme keskinliği değerlendirmesi ilk adım olmalıdır. Her iki gözün görme keskinliği ayrı ayrı ölçülmeli ve kaydedilmelidir. Pupil reaksiyonları, relatif afferent pupil defekti varlığı açısından değerlendirilmelidir. Çünkü afferent pupil defekti, optik sinir veya retina hasarını düşündüren önemli bir bulgudur. Göz dışı muayenede periorbital ekimoz, subkonjonktival hemoraji ve göz kapağı laserasyonu gibi eşlik eden bulgular araştırılmalıdır.
Yarık lamba biyomikroskopisi, hifema değerlendirmesinde altın standart muayene yöntemidir. Ön kamara derinliği, kan miktarı ve dağılımı, pıhtı varlığı, iris hasarı, lens subluksasyonu ve kornea bütünlüğü detaylı şekilde değerlendirilir. İntraoküler basınç ölçümü mutlaka yapılmalıdır; ancak açık glob şüphesi varsa tonometri kontrendikedir.
Görüntüleme yöntemleri arasında orbital bilgisayarlı tomografi, göz içi yabancı cisim şüphesi veya orbital fraktür varlığında endikedir. B-mod ultrasonografi, fundus görüntülemenin mümkün olmadığı dens hifema olgularında arka segment patolojilerini değerlendirmek amacıyla kullanılabilir. Ön segment optik koherens tomografi ise hifema miktarının objektif ölçümünde ve takibinde yararlı olabilmektedir.
Eşlik Eden Oküler Patolojiler
Travmatik hifema nadiren izole bir bulgu olarak karşımıza çıkar. Künt göz travmasında eşlik edebilecek patolojilerin sistematik olarak araştırılması zorunludur. Iris sfinkter yırtığı, iridodiyaliz, siklodiyaliz, lens subluksasyonu veya dislokasyonu, zonüler diyaliz, vitreöz hemoraji, retina dekolmanı, koroidal rüptür ve optik sinir hasarı, travmatik hifemaya eşlik edebilecek ciddi oküler patolojiler arasında yer almaktadır.
Açık glob yaralanması, hifema ile karşılaşıldığında mutlaka dışlanması gereken acil bir durumdur. Korneal veya skleral laserasyon, göz içi doku prolapsusu, derin ön kamara asimetrisi ve düşük intraoküler basınç, açık glob yaralanmasını düşündüren bulgulardır. Açık glob şüphesi varsa, göze bası yapılmamalı, koruyucu kalkan uygulanmalı ve acil oftalmoloji konsültasyonu istenmelidir.
Angle resesyon, künt göz travmasının geç dönem komplikasyonlarından biri olup goniyoskopik muayene ile tespit edilir. Travmatik angle resesyon, akut dönemde veya yıllar sonra sekonder açık açılı glokoma yol açabilir. Bu nedenle travmatik hifema geçiren hastaların uzun dönem göz içi basınç takibi önerilmektedir.
Acil Tedavi Yaklaşımı
Hifema tedavisinde temel hedefler; sekonder kanamayı önlemek, intraoküler basıncı kontrol altına almak, korneal kan boyanmasını engellemek ve görme fonksiyonunu korumaktır. Tedavi yaklaşımı, hifema derecesine, eşlik eden patolojilere ve hastanın risk profiline göre bireyselleştirilmelidir.
Konservatif tedavi, Grade I ve komplikasyonsuz Grade II hifema olgularının büyük çoğunluğunda yeterli olmaktadır. Yatak istirahati veya aktivite kısıtlaması, başın 30-45 derece elevasyonu, etkilenen gözün kapatılması veya koruyucu kalkan uygulanması temel konservatif tedavi yaklaşımlarıdır. Başın elevasyonu, kanın yerçekimi etkisiyle inferior bölgede toplanmasını sağlayarak görme aksının açık kalmasına ve trabeküler ağ tıkanıklığının azalmasına katkıda bulunur.
Topikal sikloplejik ajanlar, özellikle atropin yüzde bir damlası, siliyer spazm ve ağrıyı azaltmak, kan-aköz bariyerini stabilize etmek ve yeniden kanama riskini azaltmak amacıyla kullanılmaktadır. Topikal kortikosteroidler ise intraoküler inflamasyonu kontrol altına almak ve posterior sineşi oluşumunu önlemek için uygulanır. Genellikle prednizolon asetat yüzde bir damla günde dört kez önerilmektedir.
Aminokaproik asit, fibrinolizi inhibe ederek sekonder kanama riskini azaltan bir antifibrinolitik ajandır. Oral yoldan 50-100 mg/kg/gün dozunda, maksimum 30 gram/gün olacak şekilde beş gün süreyle uygulanabilir. Traneksamik asit de benzer etki mekanizmasıyla kullanılabilen alternatif bir antifibrinolitik ajandır. Bu ajanların sekonder kanama oranını önemli ölçüde azalttığı çalışmalarla gösterilmiştir.
Analjezi için asetaminofen tercih edilmeli, aspirin ve diğer nonsteroid antiinflamatuar ilaçlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu ilaçlar trombosit fonksiyonlarını bozarak yeniden kanama riskini artırabilir. Bulantı ve öksürük gibi intraoküler basıncı artırabilecek durumlar da uygun şekilde tedavi edilmelidir.
İntraoküler Basınç Yönetimi
İntraoküler basınç yüksekliği, hifemada sık karşılaşılan ve agresif tedavi gerektiren bir komplikasyondur. Eritrositler ve pıhtı materyali trabeküler ağı tıkayarak aköz hümör drenajını engellemekte ve sekonder açık açılı glokom tablosuna yol açmaktadır. İntraoküler basınç 21 mmHg üzerine çıktığında medikal tedavi başlanmalıdır.
Topikal beta-blokerler, timolol yüzde 0,5 gibi preparatlar, aköz hümör üretimini azaltarak intraoküler basınç düşürücü etki göstermektedir. Topikal alfa-2 agonistler brimonidin gibi ajanlar da ek tedavi olarak kullanılabilir. Karbonik anhidraz inhibitörleri, hem topikal dorzolamid hem de sistemik asetazolamid formunda etkili seçeneklerdir. Ancak orak hücre hastalığı veya taşıyıcılığı olan hastalarda sistemik karbonik anhidraz inhibitörlerinden kaçınılmalıdır; çünkü bu ajanlar aköz hümör pH değerini düşürerek eritrosit oraklaşmasını artırabilir ve trabeküler ağ tıkanıklığını ağırlaştırabilir.
Ozmotik ajanlar, özellikle intravenöz mannitol yüzde yirmi, dirençli intraoküler basınç yüksekliğinde kullanılabilecek güçlü hipotansif ajanlardır. Prostaglandin analogları ise inflamatuar potansiyelleri nedeniyle akut hifema döneminde genellikle önerilmemektedir.
Orak hücre hastalığı olan bireylerde intraoküler basınç yönetimi özel dikkat gerektirmektedir. Bu hastalarda eritrosit oraklaşması, trabeküler ağda daha şiddetli tıkanıklığa neden olur ve daha düşük basınç değerlerinde bile optik sinir hasarı gelişme riski yüksektir. Bu nedenle intraoküler basınç eşik değeri daha düşük tutulmalı ve agresif tedavi yaklaşımı benimsenmelidir.
Cerrahi Endikasyonlar
Hifema olgularının büyük çoğunluğu konservatif tedavi ile başarılı şekilde yönetilebilmektedir. Ancak belirli durumlarda cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelebilir. Cerrahi endikasyonlar arasında en sık karşılaşılanlar şunlardır:
- Kontrolsüz intraoküler basınç yüksekliği: Maksimal medikal tedaviye rağmen intraoküler basıncın 50 mmHg üzerinde 5 günden fazla veya 35 mmHg üzerinde 7 günden fazla sürmesi cerrahi endikasyon oluşturur. Orak hücre hastalarında bu eşik değerler daha düşük tutulmalıdır.
- Korneal kan boyanması: Erken dönemde gelişen veya progresif korneal kan boyanması, cerrahi müdahale için endikasyon oluşturabilir. Özellikle çocuk hastalarda ambliyopi riski nedeniyle daha erken müdahale düşünülmelidir.
- Total hifema: Grade IV hifema, özellikle 10 günden fazla süren ve intraoküler basınç kontrolü sağlanamayan olgularda cerrahi gerekebilir.
- Sekonder kanama ile birlikte kötüleşen klinik tablo: Yeniden kanama sonrası hifema derecesinin artması ve komplikasyon gelişimi cerrahi kararını destekler.
Cerrahi seçenekler arasında ön kamara yıkaması en sık uygulanan prosedürdür. Limbal veya korneal kesiden girilerek pıhtı ve kan materyali irrigasyon-aspirasyon yöntemiyle temizlenir. Trabekülektomi, dirençli intraoküler basınç yüksekliğinde ek prosedür olarak uygulanabilir. İridektomi ise pupiller blok gelişen olgularda endikedir. Vitrektomi, arka segmente uzanan kanama veya eşlik eden vitreoretinal patolojilerde gerekebilir.
Cerrahi zamanlama konusunda dikkatli bir değerlendirme yapılmalıdır. Mümkün olduğunca pıhtı organizasyonunun tamamlanması beklenmeli, ancak komplikasyon riski gözetilerek geciktirilmemelidir. Cerrahi sonrası dönemde yakın intraoküler basınç takibi ve antiinflamatuar tedavinin devamı önemlidir.
Özel Hasta Grupları
Pediatrik hastalarda hifema yönetimi, yetişkinlere kıyasla ek zorluklar içermektedir. Çocuklarda kooperasyon güçlüğü, muayene kısıtlılığı ve ambliyopi riski tedavi yaklaşımını etkileyen önemli faktörlerdir. Ambliyojenik dönemdeki çocuklarda görme aksının uzun süre kapalı kalması amblyopi gelişimine yol açabileceğinden, tedavi sürecinin dikkatli bir şekilde planlanması gerekmektedir. Genel anestezi altında muayene, pediatrik olgularda detaylı değerlendirme için sıklıkla gerekebilir.
Orak hücre hastalığı ve taşıyıcılığı olan hastalarda hifema, artmış komplikasyon riski nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Oraklaşmış eritrositler rijit yapıları nedeniyle trabeküler ağdan geçemez ve şiddetli intraoküler basınç yüksekliğine neden olabilir. Ayrıca orak hücre hastalığında optik sinir kan akımının bozulmuş olması, daha düşük basınç değerlerinde bile optik nöropati gelişme riskini artırmaktadır. Bu hasta grubunda karbonik anhidraz inhibitörleri, metazolamid hariç, kontrendikedir. Hiperozmotik ajanlar da dikkatli kullanılmalıdır çünkü dehidratasyon oraklaşmayı tetikleyebilir.
Antikoagülan tedavi alan hastalarda hifema yönetimi, hematoloji ile iş birliği içinde yürütülmelidir. Antikoagülasyonun kesilmesi veya devam ettirilmesi kararı, tromboembolik risk ile oküler kanama riski arasındaki denge gözetilerek verilmelidir. Warfarin kullanan hastalarda INR düzeyi yakından takip edilmeli, yeni nesil oral antikoagülan kullanan hastalarda ise ilacın yarılanma ömrü ve böbrek fonksiyonları değerlendirmeye alınmalıdır.
Komplikasyonlar ve Prognoz
Hifemada gelişebilecek komplikasyonlar arasında en önemlileri sekonder kanama, intraoküler basınç yüksekliği, korneal kan boyanması, optik atrofi ve posterior sineşidir. Sekonder kanama, ilk kanamadan sonraki 2-5 gün içinde en yüksek insidansa sahiptir ve olguların yüzde 3,5 ile 38 arasında değişen oranlarda görülebilir. Yeniden kanama genellikle primer kanamadan daha şiddetli seyreder ve komplikasyon oranları belirgin şekilde artar.
Korneal kan boyanması, hemoglobin degradasyon ürünlerinin kornea stromasına penetre olması sonucu gelişen ve görme keskinliğini ciddi şekilde etkileyen bir komplikasyondur. Genellikle yüksek intraoküler basınç varlığında ve total hifema olgularında daha sık görülür. Korneal kan boyanması, aylar içinde yavaş yavaş gerileyebilir; ancak tam rezolüsyon yıllar sürebilir ve bazı olgularda kalıcı korneal opasiteye neden olabilir.
Genel olarak hifema prognozunu belirleyen faktörler arasında hifema derecesi, sekonder kanama varlığı, eşlik eden oküler patolojiler, intraoküler basınç kontrolü ve hastanın orak hücre durumu sayılabilir. Grade I hifema olgularında görme prognozu genellikle iyidir ve hastaların büyük çoğunluğu tedavi öncesi görme düzeyine ulaşabilir. Total hifema ve sekonder kanama gelişen olgularda ise prognoz daha kötüdür ve kalıcı görme kaybı riski yüksektir.
Uzun dönem takipte, travmatik angle resesyon nedeniyle geç dönem glokom gelişme riski göz önünde bulundurulmalıdır. Travma sonrası angle resesyonun yüzde 6-9 oranında geç dönem glokoma ilerlediği bildirilmektedir. Bu nedenle travmatik hifema öyküsü olan hastaların yıllık oftalmolojik kontrollere devam etmesi önerilmektedir.
Takip Protokolü ve Hasta Eğitimi
Hifema tanısı alan hastaların takip protokolü, hifema derecesine ve klinik tabloya göre planlanmalıdır. Ayaktan takip edilen hastalarda ilk hafta içinde günlük kontrol önerilmektedir. Her vizitte görme keskinliği, intraoküler basınç ölçümü ve yarık lamba muayenesi yapılmalıdır. Hifema rezolüsyonu sonrasında, fundus muayenesi ve goniyoskopi ile eşlik eden patolojiler değerlendirilmelidir.
Hasta ve hasta yakınlarının eğitimi, tedavi başarısı ve komplikasyonların erken tespiti açısından kritik öneme sahiptir. Hastalara yatak istirahati veya aktivite kısıtlamasının önemi, ilaç kullanım şekli ve zamanlaması, acil başvuru gerektiren belirtiler kapsamlı şekilde anlatılmalıdır. Görme bulanıklığında artış, şiddetli ağrı, bulantı-kusma ve gözde kızarıklıkta artış gibi belirtilerin acil müdahale gerektirebileceği vurgulanmalıdır.
Fiziksel aktivite kısıtlaması konusunda, en az bir hafta süreyle ağır egzersiz, kontakt sporlar ve Valsalva manevrasını gerektiren aktivitelerden kaçınılması gerektiği belirtilmelidir. Çocuk hastalarda okul devamsızlığı ve aktivite kısıtlaması konusunda aileye detaylı bilgi verilmeli ve gerektiğinde okul için rapor düzenlenmelidir.
Travmatik hifema olgularında, özellikle şiddete bağlı yaralanmalarda, sosyal hizmet değerlendirmesi ve gerekli durumlarda adli bildirim yapılması da göz ardı edilmemelidir. Pediatrik olgularda çocuk istismarı olasılığı her zaman akılda tutulmalıdır.
Hifema, doğru ve zamanında müdahale edildiğinde büyük oranda olumlu klinik sonuçlarla yönetilebilen bir oftalmolojik acildir. Acil servis hekimlerinin hifemayı hızla tanıması, derecelendirmesi, eşlik eden patolojileri araştırması ve uygun tedavi protokolünü başlatması, hasta prognozu üzerinde doğrudan etkili olan kritik adımlardır. Multidisipliner yaklaşım, özellikle oftalmoloji, hematoloji ve gerektiğinde pediatri iş birliği, optimal hasta bakımının sağlanmasında vazgeçilmez bir unsurdur. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, hifema dahil tüm oftalmolojik acil durumların hızlı tanı ve etkin tedavisinde güncel kılavuzlar doğrultusunda multidisipliner bir yaklaşımla hizmet vermektedir.



