Beslenme ve Diyet

Zeytin ve Kalp Sağlığı

Zeytin ve zeytinyağının kardiyovasküler sağlığa etkileri, polifenoller ve Akdeniz diyeti Beslenme ve Diyet uzmanları tarafından inceleniyor.

Zeytin, Akdeniz beslenme kültürünün binlerce yıldır süregelen temel besinlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Olea europaea ağacının meyvesi olan zeytin, hem sofralık olarak hem de sıkılarak elde edilen zeytinyağı biçiminde tüketilmektedir. Kalp ve damar sağlığı üzerine yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, zeytin ve zeytinyağı tüketiminin yoğun olduğu Akdeniz havzasında yaşayan toplumlarda koroner arter hastalığı sıklığının görece düşük seyrettiği belirtilmektedir. Bu gözlem, modern kardiyoloji literatüründe zeytinin içerdiği biyoaktif bileşenlerin damar sağlığına etkilerinin incelenmesine zemin hazırlamıştır. Söz konusu meyvenin yapısında bulunan tekli doymamış yağ asitleri, polifenoller, tokoferoller ve fitosteroller, kardiyovasküler koruyucu özelliklerin temel bileşenleri arasında değerlendirilmektedir.

Zeytinin kalp sağlığı üzerindeki etkilerinin anlaşılabilmesi için öncelikle besin değerinin incelenmesi gerekmektedir. Yüz gram sofralık siyah zeytin yaklaşık 115 ile 145 kilokalori arasında enerji içerirken, bu enerjinin büyük bölümünün sağlıklı yağlardan geldiği bilinmektedir. Zeytinin yağ profilinin yaklaşık yüzde yetmiş beşi oleik asit olarak adlandırılan tekli doymamış yağ asidinden oluşmaktadır. Oleik asidin, plazma lipid profili üzerinde olumlu değişikliklere katkı sağladığı çeşitli klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca zeytinde E vitamini, K vitamini, demir, bakır ve kalsiyum gibi mikro besin ögeleri de bulunmaktadır. Bu mineral ve vitamin içeriği, antioksidan savunma sisteminin desteklenmesinde önemli rol üstlenmektedir.

Kardiyovasküler sistem üzerinde belirgin etkileri bulunan bileşenlerin başında polifenoller gelmektedir. Hidroksitirozol, oleuropein, tirozol ve oleokantal gibi fenolik bileşikler, zeytinin acımsı tadını oluşturan yapılar olarak bilinmektedir. Bu moleküllerin damar endotelinde oksidatif stresin azalmasına katkı sağladığı, düşük yoğunluklu lipoprotein parçacıklarının oksidasyona karşı korunmasında rol oynadığı bildirilmektedir. Oksitlenmiş düşük yoğunluklu lipoprotein, aterosklerotik plak gelişiminin temel basamaklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Polifenollerin bu süreçte gösterdiği etkinlik, zeytinin yalnızca bir yağ kaynağı olarak değil, fonksiyonel bir besin olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, günlük beş miligramın üzerinde hidroksitirozol ve türevlerini içeren zeytinyağı tüketiminin kan lipidlerinin oksidatif hasara karşı korunmasına katkı sağladığını ifade etmiştir.

Kan basıncı düzenlenmesi konusunda da zeytin ve türevlerinin değerlendirildiği çalışmalar mevcuttur. Hipertansiyon, koroner kalp hastalığı ve serebrovasküler olaylar için bağımsız bir risk etkeni olarak tanımlanmaktadır. Yapılan kontrollü beslenme çalışmalarında, sızma zeytinyağı içeren beslenme düzenine geçen bireylerin sistolik ve diyastolik kan basıncı değerlerinde ölçülebilir düzeyde azalma gözlendiği aktarılmaktadır. Bu etkinin mekanizmasında, oleik asidin hücre zarındaki yapısal değişikliklere katkıda bulunması ve nitrik oksit üretimini destekleyen polifenollerin damar genişlemesini kolaylaştırması yer almaktadır. Nitrik oksit, endotel fonksiyonunun sürdürülmesinde merkezi bir aracı molekül olarak işlev görmektedir. Endotelyal işlev bozukluğu ise ateroskleroz, hipertansiyon ve metabolik sendrom gibi durumların ortak zemini olarak nitelendirilmektedir.

Lipid profili üzerinde gözlenen değişiklikler de zeytinin kalp dostu özelliklerinin bir parçasıdır. Tekli doymamış yağ asitlerinden zengin beslenme düzenine geçen bireylerde, toplam kolesterol ve düşük yoğunluklu lipoprotein düzeylerinde ılımlı azalmalar bildirilmektedir. Bunun yanı sıra yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak adlandırılan koruyucu kolesterol fraksiyonunun göreceli olarak korunduğu, hatta bazı çalışmalarda hafif artış gösterdiği belirtilmektedir. Trigliserid değerleri açısından da olumlu yönde değişikliklerin gözlendiği aktarılmaktadır. Söz konusu lipid değişikliklerinin uzun vadede kardiyovasküler olay riskinin azalmasına katkı sağladığı düşünülmektedir. Ancak bu etkinin elde edilebilmesi için zeytinin tek başına değil, dengeli bir beslenme örüntüsünün parçası olarak ele alınması gerekmektedir.

İnflamasyon, ateroskleroz patogenezinin merkezinde yer alan biyolojik bir süreç olarak kabul edilmektedir. Damar duvarındaki kronik düşük dereceli iltihabi yanıtın, plak oluşumu ve plak kırılmasında belirleyici olduğu bildirilmektedir. Zeytinde bulunan oleokantal molekülünün, steroid olmayan antiinflamatuar etkili maddelerle benzer biyokimyasal etki yolakları üzerinden iltihabi süreçleri yumuşatıcı özellik gösterdiği rapor edilmiştir. Bu bulgu, doğal bileşenlerin sistemik iltihabi belirteçler üzerindeki etkisinin incelenmesine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. C-reaktif protein ve interlökin-6 gibi iltihabi belirteçlerin, sızma zeytinyağı ağırlıklı beslenme düzeninde göreli azalma gösterebileceği aktarılmaktadır. Bu durum, kardiyovasküler sağlığın korunmasına yönelik bütüncül yaklaşımın önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Sızma zeytinyağı ile rafine zeytinyağı arasındaki farkın bilinmesi önem taşımaktadır. Soğuk sıkım yöntemiyle elde edilen ve herhangi bir kimyasal işlem görmemiş olan sızma zeytinyağı, polifenol içeriği bakımından zengin olduğu için kardiyovasküler etkilerin belirgin biçimde gözlendiği üründür. Rafinasyon süreci sırasında ısı ve kimyasal işlemlere maruz kalan zeytinyağlarında ise polifenol miktarının önemli ölçüde azaldığı bilinmektedir. Bu nedenle damar ve kalp sağlığı açısından beklenen yararın elde edilmesinde sızma veya naturel sızma zeytinyağı tercih edilmesi önerilmektedir. Depolama koşulları da bu noktada belirleyicidir. Işıktan ve ısıdan uzak, koyu renkli cam şişelerde saklanan zeytinyağının fenolik bileşenleri daha uzun süre korunabilmektedir. Açıldıktan sonra mümkün olan en kısa sürede tüketilmesi önerilmektedir.

Sofralık zeytin tüketiminin de kalp sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunmakla birlikte, sodyum içeriği nedeniyle dikkatli bir değerlendirme gerektirmektedir. Salamura yöntemiyle hazırlanan zeytinlerde tuz miktarı belirgin düzeyde yüksek olabilmektedir. Hipertansiyonu bulunan bireylerin, kalp yetersizliği tanısı alan hastaların ve böbrek işlev bozukluğu olan kişilerin sodyum alımına dikkat etmesi gerekmektedir. Bu kişilerde düşük tuzlu zeytin çeşitlerinin tercih edilmesi veya tüketimden önce zeytinin sudan geçirilerek tuz oranının azaltılması önerilmektedir. Günlük tüketim miktarı kişiden kişiye değişmekle birlikte, sağlıklı yetişkinler için yedi ile on adet arasında sofralık zeytinin dengeli kahvaltı tabağının doğal bir parçası olabileceği aktarılmaktadır.

Akdeniz tipi beslenme örüntüsünün kardiyovasküler hastalıklardan korunma açısından sahip olduğu önem, son yıllarda yapılan büyük ölçekli klinik çalışmalarla detaylı biçimde incelenmiştir. Bu beslenme örüntüsünde zeytinyağı temel yağ kaynağı olarak yer almakta, sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar ve balık tüketimi ön plana çıkmaktadır. İspanya'da yürütülen ve binlerce katılımcının yer aldığı geniş çaplı bir araştırmada, sızma zeytinyağı veya çiğ kuruyemiş ile zenginleştirilmiş Akdeniz tipi beslenme örüntüsünün ciddi kardiyovasküler olay sıklığında belirgin azalma ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu sonuçlar, zeytinyağının izole bir besin olarak değil, bütüncül bir beslenme yaklaşımının parçası olarak değerlendirildiğinde anlamlı yarar gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Diyabet ve insülin direnci, kardiyovasküler hastalıkların önemli risk etkenleri arasında sayılmaktadır. Zeytinyağı ağırlıklı beslenme düzenine geçen bireylerde insülin duyarlılığında ölçülebilir iyileşmelerin gözlendiği bildirilmektedir. Tekli doymamış yağ asitlerinin hücre zarı akışkanlığı üzerindeki olumlu etkisi, insülin reseptörünün işleyişini destekleyici bir rol üstlenmektedir. Tip 2 diyabet tanısı bulunan hastaların beslenme planlarında zeytinyağının doymuş yağ kaynaklarının yerine kullanılması, kan şekeri regülasyonunun iyileşmeye katkı sağlayabilmektedir. Aynı zamanda metabolik sendrom bileşenleri olan bel çevresi artışı, kan basıncı yüksekliği ve trigliserid yüksekliği üzerinde ılımlı düzeltici etkilerin gözlendiği aktarılmaktadır.

Pıhtılaşma ve trombosit fonksiyonları üzerindeki etkileri de zeytinin kardiyovasküler değer profiline katkıda bulunmaktadır. Polifenollerin trombosit agregasyonunu hafifletici özellik gösterdiği, fibrinojen düzeylerinde ılımlı azalmaya katkı sağlayabildiği rapor edilmektedir. Akut koroner olayların büyük çoğunluğunun, aterosklerotik plak üzerinde gelişen pıhtı oluşumu sonucunda ortaya çıktığı düşünüldüğünde, pıhtılaşma süreçleri üzerindeki bu hafifleyici etkinin klinik önemi anlaşılmaktadır. Ancak antikoagülan ilaç kullanan bireylerin, beslenme düzeninde belirgin değişiklik yapmadan önce kardiyoloji uzmanı ile görüşmesi önerilmektedir. Bu öneri özellikle warfarin gibi K vitamini metabolizmasıyla etkileşen ilaçları kullanan kişiler için geçerlidir.

Pişirme yöntemleri ve mutfak uygulamaları, zeytinyağının sağlık etkilerinin korunması açısından göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. Sızma zeytinyağının duman noktası yaklaşık yüz seksen ile iki yüz on derece arasında değişmektedir. Bu sıcaklık aralığı, ev mutfaklarında uygulanan birçok pişirme yöntemi için yeterlidir. Buharlı pişirme, hafif kavurma, fırınlama ve sote işlemlerinde sızma zeytinyağı güvenli biçimde kullanılabilmektedir. Salata ve mezelerde çiğ olarak tüketilmesi, fenolik bileşenlerin tamamına yakınının korunmasını sağlamaktadır. Derin kızartma gibi yüksek ısıyı uzun süre gerektiren işlemlerde ise yağın yapısının bozulabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Pişirme sonrasında yağın tekrar tekrar kullanılması önerilmemektedir.

Yaşam tarzının bütünsel olarak ele alınması, zeytin ve zeytinyağı tüketiminden beklenen yararın elde edilmesinde belirleyicidir. Düzenli fiziksel etkinlik, tütün ürünlerinden uzak durulması, uyku düzeninin korunması ve stres yönetimi, kardiyovasküler sağlığın temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Beslenme örüntüsüne entegre edilmiş zeytin tüketimi, bu yaşam tarzı bileşenleri ile birleştirildiğinde damar sağlığının iyileşmeye katkı sağlayabilmektedir. Bireysel risk profiline göre özelleştirilmiş beslenme planlarının kardiyoloji uzmanı veya beslenme uzmanı eşliğinde oluşturulması önerilmektedir. Özellikle daha önce kalp krizi geçirmiş, koroner damar girişimi uygulanmış veya kalp yetersizliği tanısı bulunan hastalarda beslenme önerilerinin hastaya özgü biçimde düzenlenmesi gerekmektedir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde edinilen beslenme alışkanlıklarının yetişkinlikte sürdürüldüğü bilinmektedir. Bu nedenle erken yaşlardan itibaren zeytin ve zeytinyağının dengeli biçimde sofraya dahil edilmesi, ileri dönemde kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine katkı sağlayabilecek bir alışkanlık olarak değerlendirilmektedir. Geleneksel Türk mutfağının kahvaltı sofrasında zeytinin yer alması, kültürel bir uygulamanın ötesinde beslenme açısından da değerli bir alışkanlığı yansıtmaktadır. Bununla birlikte sofralık zeytinin işleme yöntemi, kullanılan tuz miktarı, koruyucu madde içeriği ve hijyen koşullarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ev yapımı veya güvenilir üreticilerden temin edilen ürünlerin tercih edilmesi, sağlıklı tüketim için önemli bir adım olarak ele alınmaktadır.

Sonuç olarak zeytin ve zeytinyağı, içerdiği oleik asit, polifenoller, tokoferoller ve diğer biyoaktif bileşenler aracılığıyla kardiyovasküler sağlığın korunmasına çok yönlü katkı sağlayan besinler arasında yer almaktadır. Lipid profilinin dengelenmesine, kan basıncı regülasyonuna, iltihabi süreçlerin yumuşatılmasına ve endotel işlevinin korunmasına yönelik etkileri, modern beslenme yaklaşımlarında zeytinyağının merkezi bir yere konumlandırılmasını sağlamıştır. Ancak elde edilen yararın kalıcı olabilmesi için zeytinin tek başına değil, dengeli ve çeşitli bir beslenme örüntüsünün doğal parçası olarak tüketilmesi gerekmektedir. Bireysel sağlık durumu, kronik hastalık varlığı ve kullanılan ilaçlar göz önünde bulundurularak hazırlanan beslenme planları, kalp ve damar sağlığının uzun vadede korunmasına önemli bir katkı sunmaktadır. Bu yazı bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup bireysel sağlık değerlendirmesi yerine geçmemektedir.

Kaynakça

  1. American Heart Association (AHA) — Akdeniz diyeti ve kalp sağlığıheart.org/en/healthy-living/healthy-eating/eat-smart/nutrition-basics/mediterranean-diet
  2. National Center for Biotechnology Information (PMC/NCBI) — Zeytinyağı tüketimi ve kardiyovasküler riskncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6770785
  3. American Heart Association (AHA) — Zeytinyağı kalp hastalığı riskini azaltabilirheart.org/en/news/2020/03/05/olive-oil-may-lower-heart-disease-risk
  4. National Center for Biotechnology Information (NCBI/PMC) — Zeytinyağı tüketimi ve kardiyovasküler hastalık riski (PREDIMED Çalışması)pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4030221

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Beslenme ve Diyet Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.