Tükürük bezleri; ağız içi sindirimin başlangıcında görev alan, konuşma ve yutma işlevlerinde belirleyici rolü bulunan çift taraflı organ topluluğudur. Parotis, submandibuler ve sublingual bezlerden oluşan majör tükürük bezleri ile ağız içi mukozaya dağılmış yüzlerce minör bez, tümöral oluşumlardan taş hastalıklarına, kronik iltihaplardan otoimmün süreçlere kadar geniş bir patoloji yelpazesine ev sahipliği yapmaktadır. Sialoadenektomi adıyla anılan tükürük bezi ameliyatı; bu patolojilerin cerrahi tedavisinde uygulanan, ileri anatomik bilgi ve mikrocerrahi deneyim gerektiren titiz bir girişimdir. Söz konusu ameliyatlar Kulak Burun Boğaz kliniğinde çağdaş cerrahi standartlar ve intraoperatif sinir monitörizasyonu eşliğinde uygulanmaktadır.
Tükürük Bezi Ameliyatı Nasıl Tanımlanır? Hangi Cerrahi Yöntemler Uygulanır?
Sialoadenektomi kavramı; herhangi bir majör veya minör tükürük bezinin, patolojik durumu nedeniyle tamamen ya da kısmen çıkarılmasını içeren cerrahi girişimlerin tümünü kapsayan çatı bir tanımlamadır. İşlemin planlanmasında bezin anatomik konumu, komşu sinir yapıları, patolojinin benign veya malign niteliği, tümörün büyüklüğü ile lokal yayılım paterni belirleyici olmaktadır. Cerrahi karar; klinik muayene, görüntüleme bulguları ve ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçlarının bir arada değerlendirilmesiyle şekillendirilmekte, hastanın yaşı, eşlik eden sistemik hastalıkları ve estetik beklentileri de planlamaya dahil edilmektedir. Bu bütüncül yaklaşım, hem onkolojik güvenliği hem de fonksiyonel sonuçları koruma amacına hizmet etmektedir.
Parotis bezine yönelik cerrahi seçenekler; yüzeyel parotidektomi, total parotidektomi, ekstrakapsüler diseksiyon ve radikal parotidektomi başlıkları altında gruplandırılmaktadır. Yüzeyel parotidektomi; yüz sinirinin belirlenmesinin ardından bezin süperfisyal lobunun çıkarılmasını içerir ve benign patolojilerin çoğunda tercih edilen yaklaşımdır. Total parotidektomi; derin lobu da kapsayan tutulumlarda uygulanmakta, radikal parotidektomi ise yüz sinirinin infiltre olduğu ileri evre malignitelerde sinir feda edilerek gerçekleştirilmektedir. Ekstrakapsüler diseksiyon; iyi seçilmiş küçük, hareketli ve yüzeyel yerleşimli benign lezyonlarda sinir diseksiyonunu en aza indiren bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Her tekniğin kendine özgü endikasyonları ve komplikasyon profili bulunmaktadır.
Submandibuler bez cerrahisi genellikle submandibulektomi olarak adlandırılmakta, bezin komşu Wharton kanalı ile birlikte çıkarılmasını içermektedir. Sublingual bez lezyonlarında intraoral yaklaşımla eksizyon uygulanmakta, minör tükürük bezi tümörlerinde ise lokal geniş rezeksiyon tercih edilmektedir. Son yıllarda sialoendoskopi ve sialolitotomi gibi minimal invaziv yöntemler; tükürük taşları, kanal darlıkları ve kronik obstrüktif sialadenitlerde bez koruyucu yaklaşımlar sunmakta, hastanın kendi tükürük üretim kapasitesinin korunmasına olanak tanımaktadır. Cerrahi yöntem seçimi; her hasta için ayrı ayrı değerlendirilerek en az invaziv, en güvenli ve onkolojik açıdan en uygun teknik belirlenmektedir.
Ameliyat Hangi Tükürük Bezlerine Uygulanır?
Tükürük bezi cerrahisi; parotis, submandibuler ve sublingual olmak üzere üç majör bez grubu ile ağız içi mukozaya dağılmış minör bezlere uygulanabilmektedir. Parotis bezi; kulak önü ve altı bölgede yerleşim gösteren, yüz sinirinin bez içerisinden geçtiği en büyük tükürük bezidir ve tükürük bezi tümörlerinin yaklaşık yüzde seksen beşi bu bezde ortaya çıkmaktadır. Bezin salgısı Stensen kanalı aracılığıyla ikinci üst molar diş hizasında ağız içine boşalmaktadır. Parotis lezyonlarında en sık karşılaşılan tanı pleomorfik adenom olup Warthin tümörü, onkositom, mukoepidermoid karsinom ve adenoid kistik karsinom da bu bölgede sıklıkla görülmektedir. Kitlenin fasiyal sinire yakın veya uzak olması, cerrahi planı doğrudan etkilemektedir.
Submandibuler bez; çene altı üçgende konumlanmakta, tükürüğün büyük bölümünü üreten ve Wharton kanalı aracılığıyla ağız tabanına açılan ikinci büyük bezdir. Bu bezin cerrahi tedavisi; sialolithiasis olarak bilinen tükürük taşı hastalığı, kronik obstrüktif sialadenit ve tümöral oluşumlar başta olmak üzere geniş bir hastalık grubunda gündeme gelmektedir. Wharton kanalının uzun, kıvrımlı seyri ve alkalen yapıda salgılanan tükürük özellikleri; taş oluşumunu bu bezde belirgin şekilde artırmaktadır. Submandibuler cerrahide marginal mandibular sinir, lingual sinir ve hipoglossal sinir güvenliği ön planda tutulmaktadır. Bez ile birlikte kanalın bir bölümünün de çıkarılması, nüksü önlemek açısından önemli bir teknik ayrıntıdır.
Sublingual bezler; ağız tabanında dil altı bölgede yerleşim gösteren en küçük majör bezler olup Rivinus ve Bartholin kanalları aracılığıyla salgılarını iletmektedir. Bu bezlerde en sık karşılaşılan patoloji ranula adı verilen mukozal retansiyon kistidir. Cerrahi tedavi; genellikle intraoral yaklaşımla bezin çıkarılmasını içermektedir. Minör tükürük bezleri; dudak, yanak, damak, dil ve orofarengeal bölgede binlerce mikroskobik ünite halinde bulunmakta, özellikle sert damak ve dudak yerleşimli tümörlerde cerrahi eksizyon gerekmektedir. Minör bez tümörlerinin belirgin bir malignite eğilimi taşıması, geniş sınırlı rezeksiyon ihtiyacını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bez seçimi ve cerrahi sınır planlaması, patolojik risk profiline göre bireyselleştirilmektedir. Ameliyat planlanırken bez çevresindeki kritik anatomik yapılara ait üç boyutlu ilişki mutlaka değerlendirilmekte, gerektiğinde intraoperatif sinir monitörizasyonu ve mikroskop desteği ile diseksiyon yapılmaktadır.
Bez seçimi belirlendikten sonra cerrahi ekip; her hastaya özgü olarak kesi hattı planlamasını, rezeksiyon sınırlarını ve rekonstrüksiyon stratejisini ayrıntılı biçimde belirlemektedir. Parotidektomi vakalarında modifiye Blair kesisi veya ritidektomi tarzı gizli kesi tercih edilebilmekte, submandibulektomi işlemlerinde ise doğal cilt çizgilerine paralel yerleştirilmiş ince kesiler kullanılmaktadır. Kesi planlamasında estetik kaygılar cerrahi ekspozisyondan taviz vermeksizin gözetilmekte, iyileşme sonrası cerrahi izin en aza indirilmesi hedeflenmektedir. Sublingual bez cerrahisi ve minör bez tümörlerinde intraoral yaklaşımla dış cilt bütünlüğü hiç bozulmadan işlem tamamlanabilmektedir. Bu bireysel planlama; hem onkolojik yeterlilik hem de yüksek yaşam kalitesi hedeflerini bir arada gerçekleştirmeye olanak tanımaktadır.
Ameliyat Güvenliği İçin Yüz Siniri Takip Sistemi Nasıl Kullanılır?
Yüz siniri; parotis bezinin içinden geçerek yüz mimik kaslarını innerve eden, cerrahide en fazla dikkat gerektiren yedinci kraniyal sinirdir. Sinirin ana gövdesi stilomastoid foramenden çıktıktan sonra bez içinde önce temporofasiyal ve servikofasiyal olmak üzere iki ana dala ayrılmakta, ardından temporal, zigomatik, bukkal, marjinal mandibular ve servikal olmak üzere beş terminal dala dallanmaktadır. Bu karmaşık dallanma paterni, cerrahide her bir dalın ayrı ayrı korunmasını zorunlu kılmaktadır. Ameliyat sırasında yüz sinirinin doğru tanımlanması ve tüm dalların bütünlüğünün korunması; hastanın postoperatif yüz simetrisi ve mimik fonksiyonları açısından en kritik hedeflerden biridir.
İntraoperatif yüz siniri monitörizasyonu; sinir aksiyon potansiyellerinin elektromiyografik olarak sürekli izlenmesini sağlayan modern cerrahi teknolojidir. Fasiyal kaslara yerleştirilen ince iğne elektrotlar aracılığıyla, cerrahın kullandığı stimülasyon probu sinire yaklaştığında görsel ve işitsel uyarı üretilmekte, böylece sinirin konumu güvenle belirlenmektedir. Bu sistem; özellikle inflamasyonun cerrahi düzlemleri bozduğu revizyon vakalarında, büyük tümörlerde ve derin lob tutulumlarında sinir hasarı riskini belirgin şekilde azaltmaktadır. Nörom monitörü teknolojisi; sinir dallarının kapsül altında seyrettiği ince dallanma bölgelerinde de cerraha rehberlik etmektedir.
Yüz siniri tanımlanmasında monitörizasyon yanında anatomik referans noktaları da kullanılmaktadır. Tragal işaret parmağı, digastrik kasın posterior karnı, tympanomastoid sütür hattı ve stilomastoid foramen; ana gövdenin belirlenmesinde başvurulan güvenilir kılavuzlardır. Cerrahi sırasında sinir üzerinde koter kullanımından kaçınılmakta, mikrocerrahi enstrümanlar ve büyütme aygıtları eşliğinde nazik diseksiyon uygulanmaktadır. Postoperatif geçici yüz zayıflığı görülme sıklığı yüzde on ila otuz arasında bildirilmekte, kalıcı paralizi oranı ise deneyimli merkezlerde yüzde bir ile üç arasında kalmaktadır. Sinir bütünlüğü korunduğunda geçici zayıflıklar haftalar veya birkaç ay içinde tam anlamıyla geri kazanılmaktadır.
Tükürük Bezi Ameliyatı Sonrası Ödem ve İyileşme Süreci Nasıldır?
Sialoadenektomi sonrası iyileşme süreci; uygulanan cerrahi tekniğe, çıkarılan bezin büyüklüğüne, patolojinin niteliğine ve hastanın genel sağlık durumuna göre farklılıklar göstermektedir. Ameliyat sonrası ilk kırk sekiz saatte cerrahi bölgede ödem, hafif hassasiyet ve renk değişiklikleri beklenen bulgular arasındadır. Cilt altına yerleştirilen aspiratif drenaj sistemi; kan ve seröz sıvı birikimini engellemekte, günlük dren miktarı yeterince azaldığında genellikle yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde çıkarılmaktadır. Baş ve boyun bölgesine uygulanan buz kompresi ile hafif basınçlı bandaj, ödemin kontrol altında tutulmasına belirgin katkı sunmaktadır. İlk günlerde başın kalp seviyesinden yüksekte tutulması, drenajın kolaylaşmasını sağlamaktadır.
Hastanede yatış süresi; parotidektomi uygulanan hastalarda genellikle bir ile üç gün, submandibulektomi hastalarında ise bir gün kadar sürmektedir. Yatış boyunca ağrı kontrolü modern analjezik protokollerle sağlanmakta, profilaktik antibiyotik tedavisi enfeksiyon riskini en aza indirmek üzere uygulanmaktadır. Ameliyat sonrası ilk günlerde yumuşak, ılık ve az baharatlı beslenme önerilmekte, ağız hijyenine özel önem verilmektedir. Ekşi ve mayhoş yiyeceklerden uzak durulması, kalan tükürük bezlerinin aşırı uyarılmasını ve dolayısıyla cerrahi bölgede sızıntı riskini azaltmaktadır. Taburculuk sonrası genellikle bir hafta içinde yara kontrol muayenesi yapılmakta, dikiş almalar aynı ziyarette gerçekleştirilebilmektedir.
Ödem tamamıyla gerileme süreci iki ila dört hafta arasında değişmekte, cerrahi sikatrisin renk ve doku olarak zeminle uyumlanması ise altı ila on iki ayı bulabilmektedir. Masa başı çalışan hastalar bir ila iki hafta içinde iş yaşamına dönebilmekte, fiziksel efor gerektiren mesleklerde bu süre üç ila dört haftaya uzayabilmektedir. Boyun hareketlerinde geçici kısıtlanma yaşanabilmekte, erken dönemde hafif rehabilitasyon egzersizleri ile bu sınırlanma kısa sürede aşılmaktadır. Cilt üzerinde uygulanan silikon jel ve masaj tedavisi, iz kalitesinin arttırılmasında etkili yöntemlerdir. İyileşme süresince güneş ışınlarına karşı yüksek koruma faktörlü ürünlerin kullanılması ise sikatriste pigmentasyon oluşumunu engellemektedir. Yara bakımı sırasında dikiş hattının kuru tutulması, ilk günlerde duşta cerrahi bölgenin doğrudan su akışına maruz bırakılmaması ve kuvvetli parfüm veya kolonya benzeri iritan maddelerin uygulanmaması hasta bilgilendirmesinde özenle vurgulanmaktadır.
İyileşme sürecinde beslenme desteği; doku onarımı, immün yanıt ve genel iyilik hali açısından belirleyici bir rol üstlenmektedir. Yeterli protein alımı, C ve E vitamini ile çinko açısından zengin gıdalar, cerrahi bölgede kollajen sentezini destekleyerek yara iyileşmesini hızlandırmaktadır. Bol sıvı tüketimi; kalan tükürük bezlerinin işlevini korumak ve ağız içi mukozayı nemli tutmak açısından önemli görülmektedir. Sigara ve alkol tüketimi; iyileşmeyi geciktirdiği, enfeksiyon riskini artırdığı ve sikatris kalitesini olumsuz etkilediği için ameliyat sonrası dönemde kesinlikle önerilmemektedir. Hastalara özel rehabilitasyon programı; fizyoterapi uzmanı gözetiminde boyun ve omuz mobilitesini yeniden kazandıracak yumuşak germe ve postür egzersizlerini kapsamaktadır.
Tükürük Bezi Ameliyatı Öncesi Hangi Tetkikler ve Görüntüleme Yöntemleri İstenir?
Ameliyat öncesi değerlendirme; ayrıntılı bir öykü alınması, sistematik fizik muayene ve hedefe yönelik laboratuvar tetkiklerinin bir bütün olarak yürütülmesini içermektedir. Klinik değerlendirmede kitlenin büyüklüğü, kıvamı, komşu yapılarla ilişkisi, hareketliliği ve ağrılı olup olmadığı belirlenmektedir. Ağrı, hızlı büyüme, cilt tutulumu, servikal lenfadenopati ve yüz kasılmalarında zayıflık gibi bulgular; malignite şüphesini artıran uyarıcı işaretlerdir. Bimanuel palpasyon; submandibuler ve sublingual bez patolojilerinde kitlenin ağız içinden ve dışarıdan aynı anda değerlendirilmesini sağlamakta, klinik izlenimi güçlendirmektedir. Bu ayrıntılı muayene ile görüntüleme planlaması yönlendirilmektedir.
Ultrasonografi; tükürük bezi patolojilerinin değerlendirilmesinde ilk basamak görüntüleme yöntemidir ve iyonize radyasyon içermemesi nedeniyle güvenli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. USG; kitlenin solid veya kistik yapısını, sınırlarını, damarlanmasını ve komşu yapılarla ilişkisini ortaya koymakta, aynı seansta ince iğne aspirasyon biyopsisine rehberlik etmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme; yumuşak doku ayrıntısı, tümörün derin lob ile ilişkisi, perinöral yayılım ve kafa tabanı tutulumunun değerlendirilmesinde tercih edilen ileri yöntemdir. Bilgisayarlı tomografi; tükürük taşlarının belirlenmesinde ve kemik yapılara olan invazyonun gösterilmesinde ek bilgi sunmaktadır. Sialografi ve MR sialografi; kanal sisteminin ayrıntılı gösteriminde başvurulan özel tekniklerdir.
Doku tanısı için altın standart yöntem ince iğne aspirasyon biyopsisidir. Ultrason eşliğinde uygulanan bu işlem; kitleden yeterli hücresel örnek alınmasını sağlamakta, sitolojik değerlendirme sonrasında lezyonun benign veya malign niteliğine ilişkin güvenilir bilgi vermektedir. Milan sitoloji raporlama sistemi; sonuçların standardize bir çerçevede yorumlanmasına imkan tanımaktadır. Ameliyat öncesi rutin kan tetkikleri, koagülasyon parametreleri, elektrokardiyografi ve akciğer grafisi anestezi güvenliği açısından tamamlanmaktadır. Aspirin ve diğer antikoagülan ilaçların kullanımı; anestezi ekibi ile birlikte gözden geçirilmekte, ameliyat öncesi belirlenen sürede uygun şekilde düzenlenmektedir. Bu bütüncül hazırlık, cerrahi başarı için sağlam bir temel oluşturmaktadır.
Ameliyat Sırasında Hangi Anestezi Türü Uygulanır ve İşlem Ne Kadar Sürer?
Tükürük bezi ameliyatları; kas gevşemesi ve endotrakeal entübasyon gerektirmesi nedeniyle genel anestezi altında yürütülmektedir. Anestezi indüksiyonu öncesi anestezi uzmanı tarafından ayrıntılı bir değerlendirme yapılmakta, hastanın kardiyak, pulmoner ve nörolojik durumu, kronik ilaç kullanımı ve önceki anestezi deneyimleri değerlendirilmektedir. Yüz siniri monitörizasyonu planlanan vakalarda kas gevşetici ajanlar özel bir protokole göre uygulanmakta, siniri baskılamayacak dozlar seçilmektedir. Ameliyat masasında hastanın başı, cerrahın kolay çalışabileceği şekilde yana ve arkaya doğru yerleştirilmekte, boyun altına yerleştirilen destek ile cerrahi alan optimal düzeye getirilmektedir. Ameliyat süresince tüm yaşamsal parametreler kesintisiz izlenmektedir.
Ameliyat süresi; uygulanan cerrahi tekniğe, patolojinin karmaşıklığına ve komşu yapılara olan ilişkisine göre değişmektedir. Yüzeyel parotidektomi genellikle doksan ile yüz seksen dakika sürmekte, total parotidektomi bu süreyi bir miktar uzatabilmektedir. Submandibulektomi; altmış ile doksan dakikalık bir süreçte tamamlanmakta, sublingual bez ve minör bez eksizyonları ise daha kısa sürebilmektedir. Radikal parotidektomi ve boyun diseksiyonu birlikte uygulanan ileri onkolojik girişimler ise üç ila beş saatlik cerrahi zamanı gerektirebilmektedir. Yüz siniri diseksiyonu, revizyon ihtiyacı ve büyük tümörler işlem süresini uzatabilecek başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Cerrahi ekibin deneyimi ise süreci doğrudan etkileyen bir başka değişkendir.
Anestezi süresince, sinir monitörünün sağlıklı çalışması için ilk cerrahi kesim sonrası ek kas gevşetici uygulanmasından kaçınılmaktadır. Vücut sıcaklığının korunması, sıvı elektrolit dengesinin sürdürülmesi ve kan basıncının belirli sınırlar içinde tutulması; anestezi ekibinin öncelikli sorumlulukları arasındadır. Kontrollü hipotansiyon uygulaması; cerrahi alanda kanamayı azaltarak diseksiyonun daha net görülmesine olanak sağlamaktadır. Ameliyat sonunda hasta uyandırma odasına alınmakta, iki ila dört saatlik yakın gözlem sonrasında servisteki yatağına transfer edilmektedir. Postoperatif ilk saatlerde bulantı, kusma ve titreme gibi geçici semptomlar modern protokoller ile önlenmekte, ağrı yönetimi çoklu ilaç kombinasyonları ile sağlanmaktadır.
Tükürük Bezi Ameliyatı Sonrası Ağız Kuruluğu ve Tat Alma Değişiklikleri Yaşanır mı?
Tek taraflı ve kısmi tükürük bezi cerrahisi sonrasında belirgin ağız kuruluğu yaşanması nadir bir durum olarak değerlendirilmektedir. Vücutta çift taraflı üç adet majör tükürük bezi ile binlerce minör bez bulunmakta, tek bir bezin çıkarılması durumunda karşı taraf ve diğer bezler kompansatuar mekanizmalarla tükürük üretimini artırmaktadır. Bu nedenle yüzeyel parotidektomi, submandibulektomi veya sublingual bez eksizyonu geçiren hastaların çoğunda uzun dönemde belirgin bir ağız kuruluğu belirtisi ortaya çıkmamaktadır. Ancak Sjögren sendromu gibi otoimmün süreçlere bağlı bilateral parotidektomi ve boyun bölgesine radyoterapi eklenen malign vakalarda geçici veya kalıcı kuruluk sorunu görülebilmektedir. Bu durumda tükürük yerine kullanılan spreyler ve nemlendirici jeller destekleyici olarak önerilmektedir.
Tat alma; ön iki bölgede korda timpani, arka bir bölgede glossofarengeal sinir aracılığıyla iletilmektedir. Korda timpani; submandibuler bezin cerrahi diseksiyonu sırasında yakın komşulukta bulunmakta, dikkatli koruma sağlanmadığında tat algısında geçici değişiklikler ortaya çıkabilmektedir. Bu değişiklikler genellikle metalik tat, tuzlu ve tatlı ayrımında güçlük ya da genel duyarlılık azalması şeklinde bildirilmektedir. Çoğu hastada bu bulgular altı ila on iki ay içinde geriler ve normal tat algısı yeniden kazanılmaktadır. Parotidektomi sonrası büyük auriküler sinir yaralanmasına bağlı kulak memesi ve retroauriküler bölgede uyuşukluk hissi ortaya çıkabilmekte, bu duyusal değişiklik zaman içinde gerilemektedir.
Parotidektomi sonrası özel bir durum olarak tanımlanan Frey sendromu; yemek yeme sırasında ameliyat bölgesinde terleme ve kızarıklık ile karakterize edilen aurikülotemporal sinir kompleksinin rejenerasyonuna bağlı klinik tablodur. Bu durum, hastaların yüzde otuz ile ellisinde farklı şiddetlerde bildirilmekte, minor terleme testi ile objektif olarak belgelenebilmektedir. Botulinum toksin enjeksiyonu; Frey sendromunun tedavisinde etkili, güvenli ve tekrarlanabilen bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Antiperspiran preparatlar, topikal antikolinerjik ürünler ve pudralar da tamamlayıcı seçenekler arasındadır. Cerrahi sırasında kas fasyası ve dermal yağ greftinin cilt ile parotis lojasına yerleştirilmesi; Frey sendromu görülme olasılığını belirgin şekilde azaltan koruyucu bir tekniktir.
Tükürük Bezi Tümörlerinde Ameliyat Sonrası Nüks Riski Nedir ve Takip Nasıl Yapılır?
Tükürük bezi tümörlerinde nüks riski; tümörün histolojik alt tipine, cerrahi sınırların yeterliliğine, perinöral ve lenfovasküler invazyon varlığına, tümör derecesine ve ilk cerrahide uygulanan tekniğe göre değişkenlik göstermektedir. Benign patolojiler arasında en sık karşılaşılan pleomorfik adenomda; kapsül dışı uzantılar nedeniyle yetersiz cerrahi sınır sonrası nüks oranı yüzde beş ile on arasında bildirilmektedir. Bu tümörün nadir de olsa uzun yıllar sonra kötü huylu dönüşüm gösterebilme özelliği, uzun dönem takibi zorunlu kılmaktadır. Warthin tümörü ise düşük nüks riskiyle ilerlemekte ancak bilateral ve multifokal seyredebilme özelliğiyle takip gerektirmektedir. Onkositom ve monomorfik adenom gibi diğer benign lezyonlarda da uygun rezeksiyon sonrası nüks oranları düşük düzeydedir.
Malign tükürük bezi tümörlerinde; mukoepidermoid karsinom, adenoid kistik karsinom, asinik hücreli karsinom ve karsinoma ex pleomorfik adenom en sık karşılaşılan alt tipler arasında yer almaktadır. Adenoid kistik karsinom; perinöral yayılım eğilimiyle bilinmekte ve uzak organ metastazı yönünden uzun süreli izlem gerektirmektedir. Yüksek dereceli mukoepidermoid karsinom ve karsinoma ex pleomorfik adenom; agresif seyir eğilimindedir. Malign vakalarda; yüksek derece, pozitif cerrahi sınır, perinöral invazyon, ileri T evresi ve boyun lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varlığında ameliyat sonrası radyoterapi eklenmesi güncel kılavuzlar tarafından önerilmektedir. Boyun diseksiyonu; klinik veya radyolojik lenfadenopati saptanan olgularda cerrahi planlamaya dahil edilmektedir.
Takip programı; benign patolojilerde yılda bir kez klinik muayene ve gerektiğinde görüntüleme ile sürdürülmekte, malign vakalarda ise ilk iki yıl üç ayda bir, sonraki üç yıl altı ayda bir ve devam eden yıllarda yılda bir kez düzenlenmektedir. Takip muayenesinde; cerrahi alan ile birlikte boyun lenf bezleri, karşı taraf tükürük bezleri ve yüz siniri işlevleri değerlendirilmektedir. Ultrason, MR ve gerektiğinde pozitron emisyon tomografi gibi görüntüleme yöntemleri risk profiline göre planlanmaktadır. Adenoid kistik karsinom gibi geç nüks ve akciğer metastazı eğilimi taşıyan tümörlerde; on ile on beş yılı aşan uzun süreli izlem gereklidir. Onkolojik başarı; beş yıllık sağkalım oranları benign patolojilerde neredeyse tam iken, malign tümörlerde histoloji, evre ve uygulanan tedavi kombinasyonuna göre yüzde altmış ile doksan aralığında bildirilmektedir. Kulak Burun Boğaz kliniğinde; her hastanın patolojik ve klinik özellikleri temel alınarak bireysel takip planı oluşturulmakta, kulak burun boğaz ile birlikte tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi ekiplerinin koordinasyonuyla çok yönlü izlem sağlanmaktadır. Sialoadenektomi sonrası bakım; Kulak Burun Boğaz uzman ekibinin uzun soluklu desteğiyle sürdürülmektedir.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.