Dahiliye

Terapötik Aferez

Terapötik aferez kanın belirli bileşenlerinin ayrıştırılması işlemidir, kullanım alanları ve süreci hakkında detaylı bilgi alın.

Terapötik aferez, kanın belirli bileşenlerinin özel cihazlar aracılığıyla dolaşımdan ayrıştırılması ve hastalık sürecine katkı sağladığı düşünülen patolojik maddelerin uzaklaştırılması temeline dayanan ileri düzey bir dahiliye uygulamasıdır. Yunanca kökeni "ayırma" anlamına gelen aferez sözcüğü, günümüz klinik pratiğinde geniş bir hastalık yelpazesinde başvurulan destekleyici bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Otoimmün bozukluklardan metabolik hastalıklara, nörolojik sendromlardan hematolojik tablolara kadar uzanan geniş bir endikasyon alanında değerlendirilmekte olan bu yöntem, seçici bir şekilde plazma, lökosit, trombosit veya eritrosit gibi belirli hücresel ve moleküler bileşenlerin hedef alınmasına olanak tanımaktadır. Koru Hastanesi Dahiliye Kliniği bünyesinde yürütülen aferez uygulamalarında, hastalığın niteliğine göre uygun modalitenin seçilmesi ve sürecin çok disiplinli bir ekip tarafından yönetilmesi esas alınmaktadır.

Terapötik aferezin işleyiş prensibi, kanın hastadan alınmasının ardından santrifüj ya da membran filtrasyon teknolojileri yardımıyla bileşenlerine ayrıştırılması ve hedeflenen fraksiyonun uzaklaştırılmasının ardından geri kalan bileşenlerin uygun replasman sıvılarıyla birlikte hastaya iade edilmesine dayanmaktadır. Bu süreçte kullanılan cihazlar, kan akış hızını, antikoagülasyon dengesini ve ayrıştırma verimliliğini eş zamanlı olarak izleyen sensörler içermektedir. Uygulanan modaliteye göre işlem süresi genellikle iki ila dört saat arasında değişmekte olup hasta konforu ve hemodinamik denge açısından sürekli gözlem altında sürdürülmektedir. İşlem öncesinde damar yolu değerlendirmesi yapılmakta, gerektiğinde geçici santral venöz kateter yerleştirilmesi seçeneği düşünülmektedir. Damar erişiminin niteliği, seans sıklığı ve sürenin planlanması açısından belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Plazmaferez, terapötik aferezin en yaygın uygulanan biçimlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu yöntemde plazma fraksiyonu hastanın kan dolaşımından ayrılmakta ve dolaşımda bulunan otoantikorlar, immün kompleksler, kriyoglobulinler, paraproteinler veya toksik metabolitler gibi patolojik moleküllerin azaltılması amaçlanmaktadır. Uzaklaştırılan plazmanın yerine taze donmuş plazma, albümin çözeltileri veya kristaloid sıvılar tercih edilmektedir. Miyastenia gravis, Guillain-Barré sendromu, trombotik trombositopenik purpura ve hızlı ilerleyen glomerülonefrit gibi tablolarda plazmaferez uygulaması, hastalık seyrinde iyileşmeye katkı sağlar. Ayrıca karaciğer yetmezliği zemininde gelişen ansefalopati ya da ilaç zehirlenmeleri gibi acil durumlarda da plazmaferezin klinik yararı değerlendirilmektedir. Endikasyon konulurken güncel uluslararası kılavuzların önerileri ve hastanın bireysel özellikleri birlikte gözetilmektedir.

Selektif immünadsorpsiyon, plazmaferezin daha rafine bir biçimi olarak son yıllarda öne çıkmaktadır. Bu yaklaşımda plazma ayrıştırıldıktan sonra özel adsorban kolonlardan geçirilmekte ve yalnızca hedef antikorlar veya immünoglobulin fraksiyonları bağlanarak uzaklaştırılmaktadır. Böylece plazmanın diğer yararlı bileşenleri hastaya geri verilebilmekte, replasman sıvı ihtiyacı büyük ölçüde azaltılmaktadır. Dilate kardiyomiyopati zemininde saptanan otoantikorların uzaklaştırılması, transplantasyon öncesi ABO uyumsuz alıcılarda desensitizasyon protokolleri ve refrakter otoimmün nörolojik hastalıklar bu yöntemin başlıca uygulama alanları arasında yer almaktadır. Sürecin planlanmasında hedef molekülün yarı ömrü, sentez hızı ve klinik yanıtın izlenmesi kritik parametreler olarak değerlendirilmektedir.

Lipid aferezi, ailesel hiperkolesterolemi başta olmak üzere ağır dislipidemilerde başvurulan özgün bir aferez uygulamasıdır. Bu yöntemde düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve lipoprotein(a) düzeylerinin belirgin biçimde düşürülmesi hedeflenmektedir. Standart lipid düşürücü ilaç yaklaşımlarına yeterli yanıt vermeyen ya da erken yaşta kardiyovasküler olay geçirmiş hastalarda periyodik lipid aferezi seansları kardiyovasküler risk yönetimine katkı sağlar. Uygulama sıklığı hastanın lipid profili, klinik seyri ve eşlik eden risk faktörleri gözetilerek belirlenmektedir. Genellikle iki haftada bir uygulanan seanslar aracılığıyla aterojenik lipoproteinlerin dolaşımdaki yükü azaltılmakta, endotel işlevi üzerindeki olumsuz etkilerin sınırlandırılması amaçlanmaktadır.

Lökaferez ve eritrositaferez, hematolojik hastalıkların yönetiminde önemli bir yer tutmaktadır. Hiperlökositoz ile seyreden akut lösemilerde beyaz küre kitlesinin hızla azaltılması, lökostaz komplikasyonlarının önlenmesi açısından değerlidir. Eritrositaferez ise orak hücreli anemide vazookluziv krizlerin yönetiminde, polisitemia verada hematokrit düşürülmesinde ve bazı parazitik enfeksiyonların ağır seyirlerinde uygulanmaktadır. Trombositaferez ise trombosit sayısının belirgin yükseldiği ve tromboz riski taşıdığı esansiyel trombositemi tablolarında gündeme gelmektedir. Bu uygulamalar sırasında hedef hücre sayısının belirli sınırlar içinde tutulması, klinik yanıt ile birlikte laboratuvar takibinin eş güdümlü sürdürülmesini gerektirmektedir.

Ekstrakorporeal fotoferez, aferez teknolojisinin bir başka özgün biçimi olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşımda hastadan alınan mononükleer hücreler, ışığa duyarlandırıcı bir ajan olan sekiz-metoksipsoralen ile muamele edildikten sonra ultraviyole A ışığına maruz bırakılmakta ve ardından hastaya iade edilmektedir. Kutanöz T hücreli lenfoma, kronik graft-versus-host hastalığı ve solid organ nakli sonrası akut rejeksiyon epizodlarında fotoferez, immünmodülatör bir yaklaşımla yönetilir. Yöntemin etki mekanizması, hem apoptotik hücrelerin ortaya çıkması hem de düzenleyici T hücrelerinin uyarılması üzerinden şekillenmektedir. Fotoferez uygulanan hastalarda protokoller genellikle uzun soluklu bir tedavi planı içinde yapılandırılmaktadır.

Terapötik aferezin başarısı, doğru endikasyonun konulması kadar sürecin titiz bir şekilde planlanmasına da bağlıdır. Uluslararası kılavuzlar tarafından belirlenen kanıt düzeylerine göre birinci ve ikinci kategori endikasyonlar öncelikli olarak değerlendirilmekte, bunların dışındaki durumlarda ise hasta bazlı karar verme yaklaşımı benimsenmektedir. Endikasyon değerlendirmesi sırasında hastanın altta yatan hastalığı, komorbidite yükü, hemodinamik durumu, damar erişim uygunluğu ve olası kontrendikasyonlar bütüncül biçimde ele alınmaktadır. Ayrıca aferezin diğer immünosüpresif tedaviler, biyolojik ajanlar veya intravenöz immünoglobulin uygulamaları ile eş zamanlı planlanması durumunda etkileşimlerin ve zamanlamanın dikkatli biçimde ayarlanması gerekmektedir.

Damar erişimi, terapötik aferez sürecinin güvenli yürütülmesinde belirleyici bir bileşen olarak öne çıkmaktadır. Kısa süreli uygulamalarda periferik venlerden yararlanılabilmekle birlikte, uzun süreli veya sık seans gerektiren tablolarda çift lümenli santral venöz kateterlerin yerleştirilmesi tercih edilmektedir. Kronik uygulamalarda arteriyovenöz fistül seçenekleri de değerlendirilmektedir. Kateter ilişkili enfeksiyon, tromboz ve mekanik komplikasyon riskleri gözetilerek uygun bakım protokolleri titizlikle sürdürülmektedir. Antikoagülasyon yönetimi ise sıklıkla sitrat bazlı protokollerle sağlanmakta, alternatif olarak heparin kullanımı da gündeme gelmektedir. Sitrat uygulamasına bağlı hipokalsemi riskine karşı iyonize kalsiyum takibi yapılmakta, gerektiğinde replasman düzenlenmektedir.

Terapötik aferez uygulamaları sırasında bazı istenmeyen etkilerin ortaya çıkabileceği bilinmektedir. Hipotansiyon, bulantı, parestezi, kas krampları, alerjik reaksiyonlar ve nadir de olsa aritmiler gibi tablolar seans sırasında gözlemlenebilmektedir. Sitrat toksisitesine bağlı elektrolit dengesizlikleri, replasman sıvısı olarak kullanılan taze donmuş plazmaya bağlı transfüzyon reaksiyonları ve immünglobulinlerin azalmasına bağlı enfeksiyon eğilimi ise ayrı olarak değerlendirilmesi gereken durumlardır. Bu nedenle her seans öncesinde ve sırasında hasta vital bulguları, elektrolit dengesi, koagülasyon parametreleri ve klinik yanıt yakından izlenmektedir. Deneyimli ekip yönetimi ve standardize protokollerin uygulanması, komplikasyon oranlarının düşük düzeyde tutulmasına katkı sunmaktadır.

Nörolojik hastalıklarda terapötik aferez, özellikle antikor aracılı patogenez tanımlanan tablolarda önemli bir yer edinmiştir. Miyastenia gravis atağında, kronik inflamatuar demiyelinizan polinöropati alevlenmelerinde, nöromiyelitis optika spektrum bozukluğunda ve otoimmün ansefalitlerde plazmaferez veya immünadsorpsiyon uygulamaları sıklıkla değerlendirilmektedir. Bu yaklaşımın nörolojik semptomların gerilemesine katkı sağlaması, hastalığa özgü otoantikorların dolaşımdan uzaklaştırılması ile ilişkilendirilmektedir. Multipl skleroz akut ataklarında yüksek doz kortikosteroide yeterli yanıt vermeyen olgularda ise plazmaferez destekleyici bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Nörolog ile aferez uygulayan dahiliye ekibi arasındaki iş birliği, sürecin klinik seyre uygun biçimde şekillenmesini kolaylaştırmaktadır.

Nefroloji pratiğinde de terapötik aferez, hızla ilerleyen glomerülonefrit tabloları, anti-glomerüler bazal membran hastalığı, ANCA ilişkili vaskülitler ve fokal segmental glomerüloskleroz nüksleri gibi durumlarda değerlendirilmektedir. Böbrek nakli öncesi ABO uyumsuz veya HLA duyarlı alıcılarda desensitizasyon protokollerinde de aferez uygulamaları önemli bir role sahiptir. Nakil sonrası akut hümoral rejeksiyon epizodlarında plazmaferez ile intravenöz immünoglobulin kombinasyonu sıkça başvurulan bir stratejidir. Bu tablolarda aferezin zamanlaması, seans sayısı ve eş zamanlı immünosüpresif ilaç planlaması, greft sağkalımı açısından belirleyici öneme sahip parametreler olarak değerlendirilmektedir.

Romatolojik ve otoimmün hastalıklarda kriyoglobulinemik vaskülit, katastrofik antifosfolipid sendromu ve dirençli sistemik lupus eritematozus alevlenmeleri terapötik aferezin dikkate alındığı klinik durumlar arasında yer almaktadır. Bu tablolarda dolaşımdaki patolojik immünkompleksler, kriyoglobulinler ve otoantikorların uzaklaştırılması, klinik alevlenmenin kontrol altına alınmasına destek olmaktadır. Aferezin bu hastalıklarda tek başına değil, sıklıkla kortikosteroidler, siklofosfamid veya rituksimab gibi ajanlarla birlikte planlandığı görülmektedir. Ayrıca hiperviskozite sendromu ile başvuran multipl miyelom ve Waldenström makroglobulinemisi hastalarında plazmaferezin acil semptomatik iyileşmeye katkı sağlar. Bu tabloların yönetimi, hematoloji ve dahiliye ekipleri arasında koordineli bir sürecin ürünü olarak yürütülmektedir.

Terapötik aferez sürecinin başarısı yalnızca cihaz ve teknik altyapı ile sınırlı olmamakta, aynı zamanda hasta eğitimi, psikososyal destek ve uzun soluklu takip organizasyonu ile de şekillenmektedir. Süreç öncesinde hastaya yöntemin gerekçesi, olası yararları, taşıdığı riskler ve sürecin ne kadar süreceği anlaşılır bir dille aktarılmakta, aydınlatılmış onam süreci titizlikle yürütülmektedir. Seans sonrası halsizlik, geçici tat değişiklikleri veya hafif kas kramplarının olabileceği önceden paylaşılmakta, hastaların beslenme, sıvı alımı ve ilaç uyumu konusunda bilgilendirilmesi sağlanmaktadır. Kronik seans programına dahil edilen hastalarda ise psikolojik dayanıklılığın desteklenmesi amacıyla multidisipliner destek yapıları etkin biçimde işletilmektedir.

Koru Hastanesi Dahiliye Kliniği bünyesinde yürütülen terapötik aferez uygulamalarında modern cihaz teknolojileri, kanıta dayalı protokoller ve deneyimli ekip yaklaşımı bir arada değerlendirilmektedir. Sürecin her aşamasında hasta güvenliğinin ön planda tutulması, komplikasyon oranlarının en aza indirilmesi ve klinik yanıtın nesnel parametrelerle izlenmesi temel prensipler arasında yer almaktadır. Dahiliye uzmanları, hematologlar, nefrologlar, nörologlar ve transfüzyon tıbbı ekibinin ortak çalışması ile yürütülen bu süreç, aferezin ilgili hastalığa özgü kılavuzlara uygun biçimde planlanmasına olanak tanımaktadır. Böylelikle her hasta için bireyselleştirilmiş, kanıta dayalı ve güvenli bir aferez yaklaşımının kurgulanması hedeflenmektedir.

Terapötik aferezin geleceğine dair araştırmalar, daha seçici adsorban kolonların geliştirilmesi, hedefli antikor uzaklaştırma tekniklerinin genişletilmesi ve moleküler düzeyde daha rafine ayrıştırma yöntemlerinin klinik pratiğe kazandırılması yönünde ilerlemektedir. Ekstrakorporeal sitokin adsorpsiyon uygulamaları, ağır seyirli sepsis ve sitokin fırtınası tablolarında araştırma konusu olmayı sürdürmektedir. Onkolojide adoptif hücresel yaklaşımlar için mononükleer hücrelerin toplanması amacıyla kullanılan aferez uygulamaları da hızla genişleyen bir alan olarak dikkat çekmektedir. Kronik miyeloid lösemi, çoklu miyelom ve otolog kök hücre nakli süreçlerinde stem hücre aferezi, günümüz hematoloji pratiğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu gelişmeler, terapötik aferezin dahiliye ve ilişkili tüm dallarda önemini giderek artırdığını göstermektedir.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Terapötik aferez nedir?
Terapötik aferez, kan bileşenlerinin özel makinelerle ayrıştırılıp belirli bileşenin uzaklaştırılması ya da değiştirilmesi temeline dayanan bir yöntemdir. Çeşitli hastalıklarda destekleyici olarak kullanılır. Multidisipliner ekip gerektirir. Karar bireyseldir.
Hangi durumlarda uygulanır?
Otoimmün hastalıklar, bazı nörolojik tablolar, hematolojik bozukluklar ve metabolik hastalıklar başlıca endikasyonlardır. Karar uzman değerlendirmesi sonrası verilir. Bireysel plan yapılır. Düzenli izlem önemlidir.
Nasıl uygulanır?
Damar yolu açılır ve kan özel makineye yönlendirilir. Hedef bileşen ayrıştırılır ve kalan kan vücuda iade edilir. İşlem genellikle birkaç saat sürer. Yakın izlem yapılır.
Plazmaferez nedir?
Plazmaferez, kanın plazma kısmının ayrılarak hedef antikorların veya zararlı bileşenlerin uzaklaştırıldığı bir aferez yöntemidir. Bazı otoimmün ve nörolojik hastalıklarda kullanılır. Karar bireyseldir. Yakın izlem gerekir.
Yan etkileri nelerdir?
Hipotansiyon, kalsiyum eksikliği belirtileri, alerjik reaksiyon ve damar erişimi ile ilgili komplikasyonlar olası yan etkilerdir. Yakın izlem ile bunlar yönetilir. Deneyimli ekip önemlidir. Bireysel yanıt farklıdır.
Kaç seans gerekir?
Seans sayısı altta yatan hastalığa göre değişir. Birkaç seansta sonuç alınabilen olgular olduğu gibi düzenli tekrar gerektirenler de vardır. Plan bireyseldir. Hekim karar verir.
İşlem ağrılı mıdır?
İşlem genellikle ağrısızdır. Damar yolu açılması sırasında hafif rahatsızlık olabilir. Anestezi gerekmez. Hasta süreç boyunca uyanıktır.
Sonrasında ne yapılmalı?
Bol sıvı tüketimi, dinlenme ve ilaç önerilerine uyum önemlidir. Düzenli kontroller yapılır. Yakın izlem süreklidir. Hekim önerileri izlenmelidir.
Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
İşlem sonrası şiddetli halsizlik, ateş, alerjik reaksiyon veya damar yeri sorunları durumunda hekime başvurulmalıdır. Belirtiler ihmal edilmemelidir. Düzenli kontrol önemlidir. İzlem süreklidir.
WhatsApp Online Randevu