Genel Cerrahi

Ana Karın Atardamarı Sıkışma Sendromu

Ana Karın Atardamarı Sıkışma Sendromu hakkında merak edilenler ve sürece dair genel bilgilendirme.

Ana karın atardamarı sıkışma sendromu, tıp literatüründe superior mezenterik arter sendromu ya da bu tablonun ilk kez ayrıntılı biçimde tanımlanmasına önayak olan hekimin adıyla Wilkie sendromu olarak anılan, oniki parmak bağırsağının üçüncü bölümünün ana atardamar aortu ile bu damardan çıkan üst kalın bağırsak atardamarı arasında mekanik olarak sıkışması sonucu ortaya çıkan nadir fakat çarpıcı bir ince bağırsak tıkanıklığı tablosudur. Karın içindeki bu iki büyük damar arasındaki dar geçitten oniki parmak bağırsağının üçüncü kesimi normal koşullarda serbestçe geçerken, bu iki damar arasındaki mesafeyi koruyan mezenterik yağ yastığı belirgin biçimde azaldığında bağırsak segmenti adeta bir mengeneye sıkışmış gibi ezilir ve içeriğin ilerlemesi engellenir. Aylarca süren bulantı, kusma, öğün sonrası ağrı ve ilerleyici kilo kaybı gibi belirsiz yakınmalarla seyrettiği için tanısı sıklıkla gecikir ve hasta pek çok farklı bölümde değerlendirildikten sonra doğru odağa yönlenir. Genel Cerrahi ekibi olarak, bu sinsi tablonun tanınmasında ileri görüntüleme yöntemlerinin doğru kullanımına, ilk basamak beslenme desteğinin titizlikle yürütülmesine ve gerektiğinde laparoskopik ya da robotik minimal invaziv cerrahi seçeneklerin hastaya özgü biçimde planlanmasına özel önem verilmektedir.

Superior Mezenter Arter (SMA) Sendromu Ne Anlama Gelir?

Superior mezenterik arter sendromu, karın içindeki iki büyük damarın oluşturduğu açı içinde oniki parmak bağırsağının üçüncü bölümünün sıkışması sonucu gelişen üst gastrointestinal sistem tıkanıklığı tablosudur. Aort adı verilen ana atardamar, göğüs boşluğundan karın bölgesine indikten sonra kalın ve ince bağırsakları besleyen dallarını verir. Bu dallardan biri olan superior mezenterik arter, oniki parmak bağırsağının üçüncü kesiminin tam önünden aşağı ve öne doğru seyreder. Normal koşullarda aort ile bu atardamar arasındaki açı yirmi beş ile altmış derece arasındadır ve iki damar arasındaki dikey mesafe on ile yirmi milimetre civarındadır. Bu boşluğun geniş kalmasını sağlayan en önemli yapı, damarların çevresini saran mezenterik yağ dokusu ve destekleyici bağ dokusudur.

Hastalığın adı ile klinik gerçekliği arasında kimi zaman kafa karışıklığı doğuran bir ayrıntı vardır. Terim ilk okunduğunda damarın kendisinin hasta olduğu izlenimi verse de, aslında sorun damarda değil, damarın oluşturduğu dar geçitten geçen bağırsakta yatar. Yani superior mezenterik arter kendi başına tıkanmış, daralmış ya da hastalanmış değildir. Buradaki tablo, bir tür anatomik komşuluk sorunu, mekanik bir baskı sendromudur. Oniki parmak bağırsağı, aort ve superior mezenterik arter arasında adeta bir mandal içine sıkışmış giysi gibi ezilir ve mide ile ince bağırsak arasındaki geçiş engellenir.

Bu tablo tıp literatürüne ilk kez ondokuzuncu yüzyılda Rokitansky tarafından işaret edilmiş, yirminci yüzyılın başlarında ise Wilkie tarafından geniş bir hasta serisi üzerinden ayrıntılı biçimde tanımlanmış ve bu nedenle Wilkie sendromu olarak da anılmaya başlanmıştır. Kronik duodenal ileus, arteriomezenterik duodenal tıkanıklık ve cast sendromu gibi farklı adlarla da karşımıza çıkabilir. Kimi metinlerde skolyoz cerrahisi sonrası gelişen özel formu için ayrı bir alt başlık kullanılır. Adları farklı olsa da bu tabloların hepsi aynı anatomik gerçekliğe işaret eder ve tedavi ilkeleri büyük ölçüde ortaktır.

SMA Sendromu Nasıl Gelişir? Altta Yatan Patofizyolojik Süreç Nedir?

Sendromun temelinde, aort ile superior mezenterik arter arasındaki açının ve mesafenin patolojik biçimde daralması yatar. Sağlıklı bireyde bu iki damar arasında oldukça belirgin bir açı bulunur ve bu açı içerisinde oniki parmak bağırsağının üçüncü kesimi rahatça yer alır. Damarların arasında yer alan yumuşak yağ yastığı, bir tampon görevi görerek bağırsağın ezilmesini önler. Ne var ki bu yağ yastığının azaldığı, mezenter kökünün kısaldığı ya da bağırsağın Treitz ligamanı adı verilen asıcı bağ ile alışılmadık biçimde yukarıda tutulduğu durumlarda bu boşluk kritik seviyenin altına iner. Yirmi iki dereceden daha dar bir açı ve sekiz milimetreden kısa bir mesafe, radyolojik olarak sendromun anatomik ölçütü olarak kabul edilir.

Süreci başlatan en sık sebep, dramatik ve kısa sürede yaşanan kilo kaybıdır. Vücudun genel yağ deposu erirken, karın içindeki mezenter kökünü saran özelleşmiş yağ yastığı da hızla küçülür. Bu yağın azalması, aort ile superior mezenterik arter arasındaki köprünün çökmesi anlamına gelir ve iki damar birbirine yaklaşır. Aradaki dar geçitten geçmek zorunda olan oniki parmak bağırsağı, kalın bir kalemin ince bir mengene arasında ezilmesi gibi mekanik baskı altına girer. Baskıya bağlı olarak mideye kadar uzanan içerik geri kaçar ve mide genişler; midenin gerilmesi bulantı ve kusmayı tetikler.

Süreç ilerledikçe bir kısır döngü oluşur. Yemek yiyen hastanın karnı şişer, ağrı ve kusma başlar, hasta yemekten korkar ve daha az beslenir. Az beslenen hastanın kilo kaybı derinleşir, mezenterik yağ yastığı daha da erir, açı iyice daralır, tıkanma daha belirginleşir. Bu döngü tablonun kendi kendini beslemesine yol açar. Skolyoz cerrahisi, uzun süreli sırtüstü yatak istirahati ya da geniş alçı korselerin uygulandığı durumlarda ise mekanizma biraz farklı işler. Vertebra kolonu düzeltildiğinde ya da gövde geriye doğru gerildiğinde, mezenterik damar kökü yukarı doğru çekilir ve oniki parmak bağırsağı üzerine mekanik olarak bindirilir. Böylece kilo kaybı olmasa dahi aynı sıkışma sendromu ortaya çıkabilir.

SMA Sendromunun Bulguları Nelerdir? Öğün Ardından Şiddetlenen Karın Sancısı Nasıl Ortaya Çıkar?

Hastalığın klinik yüzü büyük ölçüde mekanik bir üst gastrointestinal sistem tıkanıklığı tablosudur, ancak süreç sıklıkla yavaş ve dalgalı seyrettiği için başlangıçta akut cerrahi bir aciliyeti düşündürmez. En tipik yakınma, öğünden hemen sonra ya da bir saat içinde başlayan ve giderek şiddetlenen epigastrik ağrı, dolgunluk ve şişkinlik hissidir. Hasta yediği yemeğin midede takılıp kaldığını, adeta bir taş gibi ağırlık yaptığını tarif eder. Ağrının ardından bulantı ve zorlu kusma gelir. Kusma içeriği çoğu zaman az önce yenilen yiyecekler ve safralı sıvılardan oluşur; bu safranın varlığı, tıkanmanın oniki parmak bağırsağının orta ve alt kesiminde, safra kanalının açıldığı bölgenin distalinde olduğunun önemli bir işaretidir.

Kliniğin en ayırt edici özelliklerinden biri, yakınmaların pozisyonla değişmesidir. Hasta sırt üstü yatınca ağrı ve şişkinlik artar; sol yan yatış, dizleri karına çekme ya da yüzükoyun yatma pozisyonlarında ise belirgin biçimde rahatlar. Bunun nedeni, bu pozisyonlarda ince bağırsak kitlesinin öne doğru kayması ve mezenterik damar kökünün oniki parmak bağırsağı üzerindeki baskıyı azaltmasıdır. Deneyimli hekim, öykü alırken bu pozisyonel özelliği sorguladığında, tanı yönünde çok güçlü bir ipucu elde eder. Aynı biçimde hastanın ayakta durmakta zorlanması, öğün sonrası oturamayıp uzanma ihtiyacı duyması, yatağa yığılıp saatlerce hareketsiz kalması dikkat çekici bulgulardır.

Uzun süreli seyirde ilerleyici kilo kaybı ön plana çıkar. Hasta yemekten sürekli kaçındığı için beslenmesi bozulur, kaslarında erime, ciltte kuruma, saç dökülmesi ve halsizlik belirir. Ağız kokusu, kabızlık, tekrarlayan safralı kusmalar tabloya eşlik edebilir. Genç kadın hastalarda yeme bozukluğu ile karışabilecek psikojenik bir görünüm oluşabilir, ancak burada kritik ayrım hastanın yemek istediği halde yiyememesidir. Yeme bozukluğu olan hastada iştah çoğu kez baskılanmıştır; SMA sendromu olan hastada ise iştah korunmasına rağmen yemek yeme eylemi ağrı ve kusma nedeniyle refleks olarak reddedilir. Buna refleksif anoreksi denir ve tanı için önemli bir ipucudur. Uzun süredir sürüncemede kalan olgularda su ve tuz kayıpları, hipokalemi, alkaloz ve ağır malnütrisyon gelişebilir.

SMA Sendromu Cerrahi Olmadan İyileşir mi? Konservatif Yaklaşım Nasıl Uygulanır?

Superior mezenterik arter sendromunun tedavisinde ilk basamak, hemen hemen tüm rehberlerde ortak biçimde cerrahi dışı yaklaşımdır. Tabloyu ortaya çıkaran mekanizma büyük oranda mezenterik yağ yastığının azalması olduğu için, hastanın kilo alması ve beslenme durumunun düzelmesi çoğu olguda anatomik açının yeniden genişlemesini sağlar. Bu nedenle beslenme desteği, tedavinin merkezine yerleştirilir. Kısa süre önce ciddi kilo kaybı yaşamış, tetikleyici faktörü açıkça belirlenmiş genç hastalarda konservatif tedavi ile yüzde yetmiş ile seksen arasında değişen oranlarda tam iyileşme mümkündür.

Beslenme desteği farklı yolları kapsar. Hafif olgularda küçük ve sık öğünler, öğün sonrası sol yan ya da yüzükoyun pozisyonda dinlenme, sıvı ve yumuşak kıvamlı gıdaların tercih edilmesi, prokinetik özellikte ilaçların kullanılması yeterli olabilir. Kusmanın ve dehidratasyonun ön planda olduğu olgularda nazogastrik tüp ile mide boşaltılır, sıvı ve elektrolit dengesi damar yoluyla düzenlenir. Daha ağır tablolarda oniki parmak bağırsağının tıkalı kesiminin uzağına yerleştirilen nazojejunal beslenme tüpü ile enteral beslenme başlatılır; bu yaklaşım hem tıkanmayı by-pass eder hem de bağırsağın işlevini korur. Şiddetli malnütrisyonu olan hastalarda ise total parenteral nütrisyon adı verilen damar yolu ile tam beslenme devreye girer ve hastanın hızla kilo alması hedeflenir.

Konservatif tedavinin başarısı, altta yatan tetikleyicinin ortadan kaldırılmasına da bağlıdır. Skolyoz cerrahisinin ardından ortaya çıkan olgularda uygulanan gövde alçısının ya da korsenin çıkarılması gerekebilir. Uzun süreli yatak istirahati zorunlu olan hastalarda pozisyon değişiklikleri, mobilizasyon planı ve fizyoterapi desteği önem kazanır. Yeme bozukluğu tanısı da olan olgularda psikiyatrik değerlendirme ve davranışsal tedavi eş zamanlı yürütülür. Kanser, HIV, malabsorpsiyon ya da yüksek katabolik yükü olan durumlarda ise altta yatan hastalığın tedavisi ile beslenmenin toparlanması birlikte planlanır. Belirli bir süre yeterli beslenme desteğine rağmen semptomlar gerilemez ya da tekrarlar ise cerrahi seçenekler gündeme gelir.

SMA Sendromu Cerrahisinde Hangi Operasyon Teknikleri Uygulanır?

Konservatif tedaviye yanıt vermeyen, uzun süredir semptomatik olan ya da ciddi malnütrisyon ile başvuran hastalarda cerrahi tedavi kaçınılmaz hale gelir. Cerrahinin temel amacı, oniki parmak bağırsağının sıkışmış olan kesimini rahatlatmak ya da mide-oniki parmak bağırsağı geçişini uygun bir başka noktadan yeniden kurmaktır. Uygulanabilecek üç ana cerrahi teknik vardır. Bunlardan Strong prosedürü, Treitz ligamanı adı verilen asıcı bağın kesilerek oniki parmak bağırsağının aşağıya doğru sarkıtılmasını, böylece damar açısından uzaklaştırılmasını hedefler. Görece basit ve organ kaybı gerektirmeyen bu teknik seçilmiş hasta grubunda etkili olabilir, ancak nüks olasılığı diğer yöntemlere göre daha yüksektir.

Günümüzde en sık tercih edilen ve altın standart olarak kabul edilen operasyon duodenojejunostomi olarak adlandırılır. Bu ameliyatta oniki parmak bağırsağının dördüncü kesimi ile ince bağırsağın jejunum adı verilen üst kısmı arasında bir yan yana ağızlaştırma yapılır. Böylece sıkışmış üçüncü duodenal bölge, adeta bir yan yola kavuşturulmuş gibi devre dışı bırakılır ve mide içeriği rahatça geçecek yeni bir kanaldan akmaya başlar. Ameliyat açık cerrahi ile yapılabildiği gibi, deneyimli merkezlerde laparoskopik yani kapalı yöntemle ve robotik cerrahi ile de gerçekleştirilir. Daha nadir seçilen gastrojejunostomi ise mide çıkışının hemen distalinden ince bağırsağa açılan bir başka by-pass yoludur, ancak kör kese ve peptik ülser gibi geç sorunlar açısından duodenojejunostomiye göre daha az tercih edilir.

Laparoskopik duodenojejunostomi, son yıllarda çoğu merkezde tercih edilen yaklaşım haline gelmiştir. Küçük deliklerden yerleştirilen kamera ve ince el aletleri ile büyük bir karın kesisi açılmadan aynı işlem gerçekleştirilir. Ameliyat süresi genellikle doksan ile yüz elli dakika arasında değişir, kan kaybı azdır, ağrı belirgin biçimde daha azdır ve hastanın hastanede kalış süresi kısalır. Yatış süresi ortalama üç ile yedi gün arasındadır. Robotik cerrahi ise özellikle dar açılı ve derin lokalizasyonlu bu bölgede el hareketlerinin daha hassas biçimde kontrol edilebilmesi, üç boyutlu görüntüleme ve titremeyi ortadan kaldıran mekanik sistemi ile ek avantaj sunar. Cerrahi tedavi sonrası hastaların yaklaşık yüzde seksen ile doksanında semptomlarda belirgin ve kalıcı iyileşme gözlenir. Nadir görülmekle birlikte anastomoz kaçağı, karın içi kanama, cerrahi alan enfeksiyonu ve ameliyat sonrası uzamış bağırsak durgunluğu olası komplikasyonlar arasında sayılır.

SMA Sendromu Tanısında Hangi Görüntüleme Yöntemleri ve Testler Kullanılır?

Superior mezenterik arter sendromunun tanısı için hem klinik hem de görüntüleme temelli bir bütünlük gerekir. Sadece belirtilerle konulan tanı yanıltıcı olabilir, çünkü tablo pek çok farklı üst gastrointestinal sistem hastalığını taklit edebilir. Bu nedenle görüntüleme yöntemleri hem tanının konmasında hem de diğer hastalıkların dışlanmasında merkezi rol oynar. Günümüzde altın standart olarak kabul edilen yöntem, damarların iyi görüntülendiği bilgisayarlı tomografi anjiyografidir. Kontrast maddeli çekimlerde aort ile superior mezenterik arter arasındaki açı ve mesafe milimetrik hassasiyetle ölçülebilir. Açının yirmi iki dereceden dar, mesafenin sekiz milimetreden az olması sendromu radyolojik olarak destekler.

Manyetik rezonans anjiyografi de benzer bilgileri radyasyon içermeden sağlayabilir ve özellikle genç kadın hastalarda, gebelik olasılığı olan olgularda ya da tekrarlayan görüntüleme gerektiği durumlarda tercih edilir. Klasik yöntemlerden biri olan baryumlu üst gastrointestinal sistem geçiş grafisinde, hasta baryumlu sıvı içirdikten sonra ardışık grafiler çekilir ve oniki parmak bağırsağının üçüncü kesiminde ani ve keskin bir duraklama, mide ve ilk iki duodenal bölgede genişleme, baryumun tıkanma noktasında hastanın pozisyon değişikliği ile yer değiştirmesi tipik olarak izlenir. Bu bulgu klasik duodenal ileus tablosu olarak adlandırılır ve tanının konulmasında hâlâ değerlidir.

Üst gastrointestinal sistem endoskopisi, doğrudan sendromun tanısını koyan bir tetkik olmasa da eşlik edebilecek peptik ülser, mide çıkış tıkanıklığı, tümör ya da özefagus patolojisinin dışlanması için mutlaka yapılır. Endoskopi sırasında kimi zaman mide genişlemesi ve oniki parmak bağırsağının üçüncü kesiminde dışarıdan bası izlenimi görülebilir. Laboratuvar incelemeleri, hastalığın sonuçlarının değerlendirilmesi açısından önemlidir. Tekrarlayan kusmaya bağlı hipokalemi, hipokloremik metabolik alkaloz, düşük prealbumin ve albümin düzeyleri, demir ve vitamin eksiklikleri, tam kan sayımında anemi bulguları görülebilir. Tanı bir kez konduğunda, tedavi kararı yalnızca görüntüleme bulgularına değil, hastanın klinik ağırlığına, kilo kaybına, kusma ve malnütrisyon durumuna göre kişiselleştirilir.

SMA Sendromu Hangi Hastalıklarla Karıştırılır ve Ayırıcı Tanıda Nelere Dikkat Edilir?

Superior mezenterik arter sendromu, öğün sonrası ağrı, bulantı, safralı kusma ve kilo kaybı ile giden bir çok farklı hastalıkla karışabilir. Bu geniş ayırıcı tanı listesi, hasta doğru ele alınmadığında yıllarca süren, sonuçsuz araştırmalara ve gereksiz girişimlere yol açar. Ayırıcı tanıda ilk sırayı, mide çıkışının mekanik tıkanıklığına neden olan hastalıklar alır. Kronik peptik ülser hastalığına bağlı skarlaşma, mide çıkışında darlığa yol açarak benzer bir öğün sonrası kusma tablosu yaratabilir. Mide kanseri, özellikle antrum ve pilor yerleşimli tümörlerde aynı belirtileri taklit edebilir. Bu nedenle üst gastrointestinal endoskopi neredeyse tüm olgularda zorunludur.

Gastroparez, yani midenin motor fonksiyonlarının bozulması, uzun süreli şeker hastalığı olan bireylerde, bazı ilaçları kullananlarda ya da geçirilmiş cerrahilerden sonra gelişebilir. Bu tabloda da öğün sonrası dolgunluk, bulantı ve kusma vardır, ancak mekanik bir engel bulunmaz. Sintigrafik mide boşalma çalışmaları bu ayrımı yapmaya yardımcı olur. Kronik pankreatit, bilier kolik ve safra kesesi taşlarına bağlı yakınmalar, oniki parmak bağırsağı divertikülleri, süperiyor mezenterik arter kompresyonuna benzeyen ancak farklı mekanizmalarla ortaya çıkan tablolar oluşturabilir. Kronik mezenter iskemi ise özellikle yaşlı ve damar hastalığı olan bireylerde öğün sonrası ağrı sendromu olarak ortaya çıkar, ancak bunda sorun bağırsağın sıkışması değil, damarsal kan akımının yetersizliğidir.

Genç kadın hastalarda yeme bozuklukları ve psikojenik kusma tabloları özel bir dikkat gerektirir. Anoreksia nervoza olan bir hastada dahi ciddi kilo kaybı sonrası gerçek anlamda superior mezenterik arter sendromu gelişebilir ve iki tablo iç içe geçebilir. Bu ikili durum tanıyı geciktiren en önemli nedenlerden biridir. Bu nedenle ağırlıklı olarak genç, zayıf, öğün sonrası ağrı ve kusma yakınması olan her hastada tekniğe uygun görüntüleme, endoskopi ve radyolojik ölçüm ile organik neden mutlaka aranmalıdır. Ayırıcı tanının doğru yapılması, gereksiz cerrahi girişimlerin, psikiyatrik yanlış yönlendirmelerin ve uzun süreli sağlık kayıplarının önlenmesi bakımından yaşamsal önem taşır.

SMA Sendromu Kimlerde Daha Sık Görülür ve Hızlı Kilo Kaybı Neden Tetikleyici Faktördür?

Superior mezenterik arter sendromu tüm nüfusta oldukça nadir görülür ve toplumdaki sıklığı yüzde sıfır virgül on üç ile sıfır virgül üç arasında bildirilir. Ancak belirli hasta gruplarında bu oran belirgin biçimde artar. Klasik olarak sendrom, on ile otuz yaş arasındaki genç ve ince yapılı kadınlarda öne çıkar. Kadın hasta sıklığı toplam olguların yaklaşık dörtte üçüne ulaşır. Bu yaş grubundaki kilo kaybı olayları, hormonal ve psikososyal etkenlerle birlikte anatomik zemini de etkileyerek sendromun ortaya çıkışına uygun bir ortam hazırlar. Çocuk yaş grubunda sıklıkla skolyoz cerrahisi sonrası, alçı korse uygulaması ile birlikte tablo gelişir ve bu durum yenidoğan ve pediatrik cerrahide özel bir ilgi alanı oluşturur.

Sendromu tetikleyen faktörler arasında en dikkat çekici olanı, hızlı ve büyük çaplı kilo kaybıdır. Anoreksia nervoza, bulimia nervoza gibi yeme bozuklukları, kanser hastalığı, edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu, uzun süreli enfeksiyonlar, tüberküloz, ağır yanık sonrası hipermetabolizma, malabsorpsiyon hastalıkları, ağır depresyon ve nörolojik hastalıkların bir kısmı bu gruba girer. Aynı biçimde belirgin kilo kaybına yol açan cerrahi girişimler, bariyatrik ameliyatlar ya da yoğun bakım süreçleri sonrası da tablo tetiklenebilir. Kilo kaybının büyüklüğünden çok, kısa sürede ve hızlı biçimde yaşanması sendromun ortaya çıkışında belirleyici rol oynar; çünkü mezenterik yağ yastığının erimesi için vücut yeterli süre bulamaz ve anatomik açı hızla daralır.

Skolyoz cerrahisi, uzun süreli yatak istirahati, gövde alçısı ve brace uygulamaları ise kilo kaybı olmadan da tabloyu tetikleyebilir. Bunlarda mekanizma, vertebra kolonunun düzeltilmesi ya da hastanın uzun süre sırt üstü yatırılması sonucu mezenter kökünün patolojik biçimde yukarı çekilmesi ve oniki parmak bağırsağının üstüne bindirilmesidir. Konjenital nedenler arasında ise kısa Treitz ligamanı, düşük süperiyor mezenter arter orijini, alışılmadık bağırsak dönüşü gibi durumlar sayılabilir. Bu durumlarda kilo kaybı ya da başka bir tetikleyici olmaksızın, doğuştan gelen anatomik özellikler nedeniyle tablo hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Genel Cerrahi bölümü olarak, hızlı kilo kaybı yaşayan ya da skolyoz cerrahisi sonrası öğün sonrası ağrı, bulantı ve kusma yakınması gelişen tüm hastalarda superior mezenterik arter sendromunun mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini vurguluyor, tanı ve tedavinin çok disiplinli bir yaklaşımla titizlikle planlanması gerektiğini hatırlatıyoruz.

Bu sayfa, Genel Cerrahi bölümü tarafından yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Metin içeriği, hekim muayenesi, tıbbi öykü, klinik değerlendirme, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar tetkikleri ile şekillenen kişiye özgü tıbbi değerlendirmenin, tanı sürecinin ve tedavi kararının yerine geçmez. Ana karın atardamarı sıkışma sendromu düşündüren öğün sonrası ağrı, bulantı, kusma, ilerleyici kilo kaybı ya da benzer yakınmaları olan bireylerin internet üzerinden edindiği bilgilerle kendi kendine değerlendirme yapması, tanı koyması ya da tedavi başlatması sağlığa ciddi zarar verebilir. Belirtileri olan hastaların en kısa sürede genel cerrahi ya da ilgili dahili branşlara başvurmaları, uygun görüntüleme ve endoskopik incelemelerini yaptırmaları büyük önem taşır.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information, StatPearls (NCBI) — Superior Mezenterik Arter Sendromu: tanı ve tedavincbi.nlm.nih.gov/books/NBK482209
  2. National Institutes of Health, Genetic and Rare Diseases Information Center (GARD/NIH) — Superior mezenterik arter sendromu genel bilgirarediseases.info.nih.gov/diseases/7712/superior-mesenteric-artery-syndrome
  3. National Library of Medicine, PubMed Central (PMC) — SMA sendromu klinik değerlendirme ve yönetimncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5127964
  4. U.S. National Library of Medicine, MedlinePlus — İnce bağırsak tıkanıklığı ve karın ağrısımedlineplus.gov/ency/article/000260.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.