Biyokimya

Suçiçeği IgG Antikoru

Varisella Zoster IgG Referans Değerleri hastalığının risk değerlendirmesi ve yaklaşım planlaması. Güncel klinik kılavuzlar ışığında uzman rehberi.

Suçiçeği, varisella zoster virüsü tarafından oluşturulan, oldukça bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Virüsün yol açtığı birincil enfeksiyon klinik olarak suçiçeği tablosuyla seyrederken, sinir gangliyonlarında yıllarca latent kalan virüs yeniden etkinleşerek zona hastalığına neden olabilmektedir. Bağışıklık sisteminin bu virüse karşı oluşturduğu yanıtın değerlendirilmesinde IgG sınıfı antikorların ölçümü temel laboratuvar parametrelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Söz konusu test, geçmişte yaşanmış enfeksiyonun ya da uygulanan aşılamanın ardından kalıcı bağışıklığın oluşup oluşmadığını belirlemek amacıyla biyokimya ve klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarında sıklıkla çalışılmaktadır.

Varisella zoster virüsüne karşı gelişen IgG antikorlarının saptanması, hücresel bağışıklığın yanı sıra humoral bağışıklığın da bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Birincil enfeksiyondan sonra bağışıklık sistemi, virüsün yapısal proteinlerine yönelik özgül antikorlar üretmekte ve bu antikorlar yıllar boyu kanda saptanabilir düzeyde kalmaktadır. Aşılama programları kapsamında uygulanan canlı zayıflatılmış suçiçeği aşısı sonrasında da benzer bir antikor yanıtı oluşmakta, ancak elde edilen titre düzeyleri kişiden kişiye değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle IgG düzeyinin sayısal olarak değerlendirilmesi, hem bireysel bağışıklık durumunun belirlenmesi hem de toplum sağlığı politikalarının şekillendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Suçiçeği IgG antikoru testinin istenmesini gerektiren çeşitli klinik durumlar bulunmaktadır. Gebelik planlayan kadınlarda, immün yetmezliği bulunan hastalarda, organ nakli adaylarında, sağlık çalışanlarında ve çocukluk döneminde hastalık geçirip geçirmediği belirsiz olan bireylerde antikor düzeyinin belirlenmesi önerilmektedir. Özellikle gebelik öncesi dönemde yapılan değerlendirmeler, anne adayının bağışıklık durumunun anlaşılmasına ve gerektiğinde aşılama planlamasının yapılmasına olanak tanımaktadır. Gebelik sırasında suçiçeği enfeksiyonunun geçirilmesi, fetüs üzerinde ciddi sonuçlara yol açabildiğinden bu değerlendirme klinik takipte belirgin bir yer tutmaktadır.

Test sürecinde hastadan alınan venöz kan örneği santrifüj edilerek serum ayrıştırılmakta ve uygun analiz yöntemleriyle çalışılmaktadır. Günümüzde en yaygın kullanılan yöntemler arasında enzim bağlı immün sorbent yöntemi olarak bilinen ELISA, kemilüminesans immün ölçüm tekniği ve floresan enzim immün ölçüm yer almaktadır. Bu yöntemler arasında kemilüminesans temelli sistemler, yüksek duyarlılık ve özgüllük sunmaları nedeniyle modern laboratuvarlarda tercih edilmektedir. Çalışma süresi, kullanılan platforma göre farklılık göstermekle birlikte sonuçların genellikle aynı gün içinde raporlanabildiği belirtilmektedir.

Sonuçların yorumlanmasında pozitif, negatif ve eşik değer aralığı kavramları büyük önem taşımaktadır. Pozitif bir IgG sonucu, bireyin geçmişte virüsle karşılaşmış olduğunu ya da aşılama yoluyla bağışıklık kazandığını göstermektedir. Negatif sonuç ise virüsle henüz karşılaşılmadığını veya bağışıklığın yeterince gelişmediğini düşündürmektedir. Eşik değer aralığında raporlanan sonuçlar için ise belirli bir süre sonra testin yinelenmesi önerilmektedir. Kantitatif raporlamada antikor titresinin sayısal değeri verilirken, kalitatif raporlamada yalnızca pozitif veya negatif şeklinde bir sonuç paylaşılmaktadır. Klinik karar verme sürecinde kantitatif değerlerin daha açıklayıcı veriler sunduğu kabul edilmektedir.

Suçiçeği IgG sonucunun klinik anlamı, hastanın yaşına, immün durumuna ve mevcut şikayetlerine göre farklılık göstermektedir. Çocukluk döneminde suçiçeği geçirdiği bilinen ancak aşı kaydı bulunmayan erişkinlerde pozitif sonuç beklenen bir bulgu olarak kabul edilmektedir. Bağışıklığı baskılanmış bireylerde antikor düzeylerinin zaman içinde azalabildiği bilinmekte ve bu durum yeniden enfeksiyona ya da zona gelişimine zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle özellikle kronik hastalığı olan, uzun süreli kortikosteroid kullanan veya kemoterapi alan hastalarda antikor düzeyinin periyodik olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.

Akut enfeksiyon tablosunda IgM ve IgG antikorlarının birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. IgM antikorları enfeksiyonun erken döneminde yükselmekte ve birkaç hafta içerisinde gerilemektedir. IgG antikorları ise yaklaşık iki haftadan itibaren yükselmeye başlayıp uzun süre yüksek seyretmektedir. Bu nedenle yalnızca IgG pozitifliğinin saptanması, akut bir enfeksiyon varlığını desteklemekten çok geçmişe ait bir bağışıklığın göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Yeni bir enfeksiyon şüphesi taşıyan olgularda iki haftalık aralarla alınan örneklerde IgG titresinde belirgin artış gözlenmesi durumunda akut enfeksiyonun varlığı düşünülebilmektedir.

Gebelik döneminde yapılan değerlendirmeler ayrı bir önem taşımaktadır. Suçiçeğine karşı bağışıklığı olmayan gebelerde virüsle karşılaşma riskinin yönetimi titiz bir izlem gerektirmektedir. Özellikle gebeliğin ilk yirmi haftası içinde geçirilen enfeksiyon, konjenital varisella sendromu olarak adlandırılan tabloya neden olabilmektedir. Bu nedenle gebelik planlama döneminde IgG değerlendirmesi yapılarak, bağışıklığın bulunmaması halinde gebelik öncesi aşılama önerilmektedir. Aşı sonrasında belirli bir süre gebelikten kaçınılması gerektiği, kadın doğum hekimliği rehberlerinde kurumsal şekilde belirtilmektedir.

Sağlık çalışanlarında ise meslek riski göz önünde bulundurularak işe başlangıçta IgG taraması yapılması yaygın bir uygulama olarak öne çıkmaktadır. Bağışıklığı bulunmayan personelde aşılama programının tamamlanması, hem çalışanın hem de bakım verilen hastaların güvenliği açısından gerekli görülmektedir. Yenidoğan servisi, onkoloji birimi, organ nakli kliniği ve immün yetmezlik takibi yapılan ünitelerde çalışan personel için bu değerlendirme özellikle vurgulanmaktadır. Periyodik kontrollerle antikor düzeyinin korunup korunmadığı izlenmekte ve gerekli durumlarda rapel doz uygulaması planlanmaktadır.

Organ nakli adaylarında, kemik iliği nakli öncesi dönemde ve uzun süreli immünsüpresif kullanımı planlanan hastalarda da suçiçeği IgG düzeyi değerlendirilmektedir. Nakil sonrası dönemde bağışıklık sisteminin baskılanması nedeniyle latent virüsün yeniden etkinleşme olasılığı yükselmekte, bu durum klinik olarak zona tablosuyla seyredebilmektedir. Yapılan ön değerlendirme ile bağışıklık durumu belirlenmekte, uygun bulunan adaylarda nakil öncesi aşılama planlanmaktadır. Canlı zayıflatılmış aşının nakil sonrası dönemde uygulanmasının uygun olmadığı, bu nedenle değerlendirmenin nakil öncesi dönemde tamamlanması gerektiği klinik rehberlerde belirtilmektedir.

Çocukluk çağında uygulanan rutin aşılama programları, toplumdaki bağışıklık düzeyinin artırılmasına önemli katkılar sunmaktadır. Aşı sonrası dönemde oluşan IgG yanıtının ölçümü, bireysel bağışıklığın değerlendirilmesi açısından kıymetli bir veri sağlamaktadır. Bazı çalışmalar, tek doz aşılama sonrasında oluşan antikor yanıtının zaman içinde azalabildiğini göstermekte ve bu nedenle iki dozluk aşılama şemasının daha uzun süreli koruyuculuk sağladığı vurgulanmaktadır. Aşı sonrası antikor düzeyi düşük bulunan bireylerde rapel doz uygulamasının değerlendirilmesi önerilmektedir.

Test sürecinde hasta hazırlığı açısından özel bir gereklilik bulunmamakla birlikte, kan örneğinin alındığı saatte hastanın genel durumu, kullandığı ilaçlar ve son dönemde uygulanan aşılar laboratuvar talep formuna kaydedilmektedir. Hemoliz, lipemi ya da ikter gibi serum kalitesini etkileyen durumlar, sonuçların doğru yorumlanmasını güçleştirebilmektedir. Bu nedenle örnek alımı ve işlenmesi sürecinde standart laboratuvar uygulamalarına bağlı kalınması, güvenilir sonuç elde edilmesi açısından gerekli görülmektedir. Örneklerin saklanma koşulları ve nakli, üretici firmanın belirttiği standartlara uygun şekilde yapılmaktadır.

Sonuçların değerlendirilmesinde klinik tablo, hasta öyküsü ve diğer laboratuvar bulguları birlikte ele alınmaktadır. Yalnızca antikor düzeyine dayanarak yapılan değerlendirmenin sınırlılıkları bulunduğundan, gerektiğinde polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle virüs DNA'sının saptanması da klinik değerlendirme süreçlerine eklenebilmektedir. Özellikle merkezi sinir sistemi tutulumu düşünülen olgularda, beyin omurilik sıvısında yapılan moleküler testlerin tanı koyma sürecine katkı sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle IgG antikoru ölçümü, daha geniş bir tanısal değerlendirmenin önemli bir parçası olarak konumlandırılmaktadır.

Sonuçların hekim tarafından bütüncül bir bakışla yorumlanması, doğru klinik kararların alınabilmesi açısından temel bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Hastanın yaşı, bağışıklık durumu, meslek öyküsü, gebelik planı ve eşlik eden kronik hastalıklar değerlendirme sürecine dahil edilmektedir. Antikor düzeyi düşük bulunan bireylerde aşılama planlaması, yüksek riskli temas durumlarında ise pasif bağışıklama seçenekleri klinik rehberler ışığında değerlendirilmektedir. Suçiçeği varisella zoster IgG antikoru testinin yerinde kullanımı, gerek bireysel sağlık gerekse toplum sağlığı açısından kıymetli veriler sunmakta ve bağışıklama politikalarının kurumsal düzeyde şekillendirilmesine katkıda bulunmaktadır.

Laboratuvar sonuçlarının zaman içinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği durumlar da gözden kaçırılmamalıdır. Bağışıklığı baskılayan bir hastalığın ortaya çıkması, yoğun ilaç kullanımı, ileri yaş ya da kronik hastalık süreçlerinde antikor düzeylerinde gözlenen değişiklikler klinik öneme sahiptir. Bu kapsamda yapılan izlem çalışmaları, hastanın risk profiline uygun şekilde bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla yönetilmekte ve gerekli durumlarda yeniden test çalışılması önerilmektedir. Kurumsal sağlık hizmeti süreçleri içerisinde bu değerlendirmelerin titizlikle yürütülmesi, hem tanısal doğruluk hem de uzun vadeli sağlık çıktıları açısından belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Kaynakça

  1. National Center for Immunization and Respiratory Diseases, CDC (CDC) — Suçiçeği (varisella) bağışıklık kanıtı ve serolojik testcdc.gov/chickenpox/hcp/index.html
  2. World Health Organization (WHO) — Varisella ve herpes zoster aşıları pozisyon belgesiwho.int/teams/immunization-vaccines-and-biologicals/diseases/varicella
  3. StatPearls, NCBI Bookshelf (StatPearls) — Varicella-Zoster virüsü enfeksiyonu ve tanısıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK448191

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Biyokimya Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.