Genel Cerrahi

Robotik Safra Kesesi Ameliyatı

Safra kesesinin tek port veya çok port robotik teknolojiyle çıkarıldığı, iz bırakmayan hassas laparoskopik cerrahi tekniğidir.

Robotik safra kesesi ameliyatı, tıbbi terminolojide robotik kolesistektomi olarak adlandırılan, günümüz genel cerrahi pratiğinde minimal invaziv cerrahinin ulaştığı en ileri noktalardan birini temsil eden ileri teknoloji bir yaklaşımdır. robotik cerrahi platformu aracılığıyla gerçekleştirilen bu operasyonda, cerrah üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntüleme konsolu başında, insan bileğinin yedi serbestlik derecesini taklit eden EndoWrist enstrümanlarla safra kesesini hepatosistik üçgen anatomisi bozulmadan hassas biçimde çıkarmaktadır. Klasik laparoskopik kolesistektomi ile karşılaştırıldığında, robotik yaklaşım özellikle safra yolu yaralanması (BDI) riskini azaltma, kritik güvenlik görünümü (CVS - Critical View of Safety) elde etme ve indocyanine green (ICG) fluoresans ile safra ağacı haritalama gibi teknolojik avantajları bünyesinde barındırmaktadır. Bu yazıda robotik kolesistektominin bilimsel temellerini, klinik endikasyonlarını, güncel kılavuz önerilerini ve Genel Cerrahi bakış açısıyla hastaya sunduğu değeri kapsamlı biçimde ele alacağız.

Robotik Kolesistektomi Klasik Laparoskopik Yönteme Göre Hangi Avantajları Sunar?

Klasik laparoskopik kolesistektomi 1987 yılında Philippe Mouret tarafından gerçekleştirilmesinin ardından altın standart konumuna yükselmiş, safra kesesi cerrahisinde açık yaklaşımın yerini büyük ölçüde almıştır. Ancak laparoskopinin sabit uzun enstrümanları, iki boyutlu görüntüsü ve fulkrum etkisi denilen ters yönlü hareket sorunu, cerrahın ince motor becerileri üzerinde belirli sınırlamalar oluşturmaktadır. Robotik platform bu sınırlamaları büyük oranda ortadan kaldırmakta, EndoWrist teknolojisiyle yedi serbestlik derecesinde dönüş imkânı sunarak insan bileğinin natural hareket açılarını cerrahi sahaya taşımaktadır. Üç boyutlu yüksek tanımlı görüntüleme sistemi, hepatosistik üçgen içindeki cystic artery, cystic duct ve common hepatic duct ilişkisini derinlik algısıyla ortaya koyarak diseksiyonun daha güvenli yürütülmesine olanak vermektedir.

Rojanasarot ve arkadaşlarının 2023 yılında yayımladıkları meta-analiz ile Kalata ve arkadaşlarının çok merkezli veri tabanı çalışmaları, robotik kolesistektomi ile laparoskopik kolesistektomi arasında majör komplikasyon oranlarının benzer olduğunu, ancak robotik yaklaşımda konversiyon (açığa geçiş) oranının daha düşük ve safra yolu yaralanması eğiliminin daha az bulunduğunu ortaya koymuştur. Kompleks olgularda robotik platform, motion scaling ve tremor filtration özellikleriyle cerrahın hassasiyetini artırmakta, özellikle inflamasyon nedeniyle anatomik planların bozulduğu durumlarda diseksiyonu güvenli mesafede yürütmektedir. Firefly ICG fluoresans modülü sayesinde sistik kanal ve koledok kolanjiyografik radyasyon gerektirmeden gerçek zamanlı olarak görüntülenebilmekte, biliyer harita cerrahın önüne ışıklı bir yol haritası gibi serilmektedir.

Ergonomik açıdan da robotik konsol, cerrahın uzun süreli operasyonlarda boyun, omuz ve el bileği üzerindeki yükünü belirgin ölçüde azaltmaktadır. Bu durum yalnızca cerrah konforu meselesi olmayıp, meslek yaşamının sürdürülebilirliği ve komplikasyon eğrisinin düzleştirilmesi açısından da klinik yansımaları olan bir avantajdır. SAGES, EAES ve AHPBA kılavuzlarının güncel önerileri, uygun eğitim programından geçmiş cerrahların elinde robotik kolesistektominin klasik laparoskopiye eşdeğer güvenlik profiliyle uygulanabileceğini vurgulamakta, tek port robotik yaklaşımlarda özellikle üstünlük sağladığını belirtmektedir.

Tek Port Robotik Safra Kesesi Ameliyatı Kimlere Uygulanabilir?

Tek port robotik kolesistektomi ya da uluslararası terminolojideki adıyla single-port robotic-assisted cholecystectomy (SPRA), göbek deliği içerisine yerleştirilen tek bir çok kanallı porttan gerçekleştirilen ileri düzey bir minimal invaziv tekniktir. robotik cerrahi sistemi SP platformu bu amaç için özel olarak geliştirilmiş, üç enstrüman ve bir üç boyutlu kameranın 2,5 cm’lik tek kanüle sığdığı, göbek çukurunda gizli tek insizyonla safra kesesinin çıkarılmasına imkân tanıyan bir teknolojidir. Bu yöntem yalnızca kozmetik açıdan neredeyse iz bırakmama avantajı sunmakla kalmayıp, port yerleşim yerlerindeki fıtık ve enfeksiyon risklerini de matematiksel olarak düşürmekte, hasta konforunu artırmaktadır.

Tek port yaklaşımın uygun aday seçimi klinik başarının anahtarıdır. Vücut kitle indeksi 35’in altında olan, karın duvarı morbid obezitesi bulunmayan, daha önce üst batın cerrahisi geçirmemiş, semptomatik kolelithiaz ya da safra kesesi polip tanısıyla elektif planlanan hastalar bu teknik için ideal adaylardır. Akut kolesistit atağı geçiren, safra kesesi duvar kalınlığı belirgin şekilde artmış, ampiyem gelişmiş ya da Mirizzi sendromu şüphesi taşıyan hastalarda tek port yerine standart dört portlu robotik yaklaşım tercih edilmelidir. Ayrıca göbek fıtığı, umbilikal herni öyküsü olan bireylerde tek port yerleşimi teknik olarak güçleşebileceğinden dikkatli değerlendirme gerekmektedir.

Gebelik ikinci trimester dışında tek port yaklaşımın kontrendikasyonu, portal hipertansiyon, ciddi koagülopati, dekompanse kardiyopulmoner hastalıklar ve karsinom şüphesi olan olguları kapsamaktadır. Uluslararası veriler tek port robotik kolesistektominin uygun seçilmiş hastalarda çok portlu robotik yaklaşımla eşdeğer güvenlik profiline sahip olduğunu, hastanede kalış süresini kısalttığını ve postoperatif ağrı skorlarını düşürdüğünü göstermektedir. Ancak yöntemin öğrenme eğrisi standart robotik kolesistektomiye göre daha diktir ve deneyimli merkezlerde uygulanması önerilmektedir.

robotik cerrahi sistemi Robotik Sistem Safra Kesesi Cerrahisinde Nasıl Çalışır?

robotik cerrahi sistemi üç ana bileşenden oluşan entegre bir platformdur. Cerrah konsolu, robotun beyni olarak nitelendirilebilecek kısımdır ve cerrahın parmak, bilek ve el hareketlerini algılayan master kollar, üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü sunan stereoskopik ekran ve pedallardan oluşur. Hasta yanı arabası ise ameliyat masasının yanına yerleştirilen ve dört adet robotik koldan meydana gelen kısımdır. Bu kollara üç adet EndoWrist enstrüman ile bir adet üç boyutlu endoskop bağlanır. Görüntü işleme kulesi olarak adlandırılan üçüncü bileşen, insüflasyon, elektrokoter jeneratörü ve görüntü kaydını yöneten teknolojik altyapıyı barındırır.

Safra kesesi cerrahisinde işleyiş şu şekilde ilerler: hasta genel anestezi altında sırtüstü pozisyonda yatırılır, ardından ters Trendelenburg pozisyonu ile sağ tarafı hafifçe yukarı kaldırılır. Umbilikus çevresinden yerleştirilen ilk 8 mm’lik trokar aracılığıyla karboksipnömoperitoneum oluşturulur ve karın içi basınç 12-14 mmHg aralığında tutulur. Sağ üst kadran, sağ orta kadran ve epigastrik bölgeye üç adet 8 mm robotik trokar yerleştirilir. Docking olarak adlandırılan aşamada hasta yanı arabası ameliyat masasına yaklaştırılır, robotik kollar trokarlara bağlanır ve enstrümanlar yerleştirilir. Docking sonrası cerrah konsola geçer.

Konsolda cerrah, üç boyutlu ekranda safra kesesi ve hepatosistik üçgeni on kat büyütülmüş çözünürlükle görürken master kollarla yaptığı ince hareketler dijital olarak filtre edilir, tremor ortadan kaldırılır ve motion scaling ile hassaslaştırılır. Bir taraf enstrümanla Hartmann poşu tutulup lateral traksiyon uygulanırken diğer taraftan monopolar makas ya da spatula ile Calot üçgeni açılır. Sistik arter ve sistik kanal ayrı ayrı diseke edilir, Hem-o-Lok klip ya da robotik stapler ile sekestre edilir. Firefly ICG modülü aktifleştirildiğinde biliyer sistem gerçek zamanlı yeşil-siyah kontrastta belirir. Safra kesesi karaciğer yatağından retrograd olarak ayrıştırıldıktan sonra endokatch torbaya yerleştirilerek çıkarılır.

Safra Yolu Yaralanma Riski Robotik Yöntemde Neden Daha Düşüktür?

Safra yolu yaralanması (Bile Duct Injury - BDI) safra kesesi cerrahisinin en korkulan, mortalite ve morbiditesi en yüksek komplikasyonudur. Klasik laparoskopik kolesistektomide bu yaralanmanın oranı literatürde yüzde 0,3 ile 0,7 arasında bildirilmekte, akut kolesistit gibi zorlu olgularda bu oran yüzde 1’in üzerine çıkabilmektedir. Robotik yaklaşımda ise oranın yüzde 0,1 ile 0,2 aralığına düştüğü, özellikle deneyimli merkezlerde bu değerin daha da azaldığı gösterilmiştir. Bu iyileşmenin altında birbirini destekleyen çok sayıda teknik unsur bulunmaktadır.

Birinci unsur, Steven Strasberg tarafından 1995 yılında tanımlanan Critical View of Safety (CVS) prensibinin robotik platformda çok daha net biçimde uygulanabilmesidir. CVS elde edebilmek için hepatosistik üçgen tüm yağ ve fibröz dokudan temizlenmeli, safra kesesi karaciğer yatağından alt üçte birlik kısmında ayrıştırılmalı ve safra kesesine giren yalnızca iki tübüler yapı (sistik arter ve sistik kanal) izlenmelidir. Üç boyutlu on kat büyütmeli görüntü ve artiküle enstrümanlar bu prensibin robotik cerrahide neredeyse son derece düzgün uygulanmasına imkân vermektedir. Rouviere sulkusu ve karaciğer segment 4b işaretleri robotik ekranda çok daha belirgin olarak seçilebilmekte, cerrahın anatomik yönelim hataları en aza inmektedir.

İkinci unsur ICG fluoresans yani Firefly teknolojisinin gerçek zamanlı biliyer anatomi haritalaması sunmasıdır. Ameliyattan yaklaşık kırk beş dakika önce intravenöz olarak uygulanan indocyanine green safra ile atılır ve near-infrared ışık altında koledok, sistik kanal ve common hepatic duct yeşil-siyah kontrastta parlayarak görüntülenir. Bu sayede cerrah, hem bilinen anatomik varyasyonları (aksesuar sistik kanal, düşük sistik kanal birleşimi, sağ posterior sektörel kanal anomalisi) tanıyabilmekte hem de yaralanmaya yaklaşılan bölgelerde uyarı sistemi elde etmektedir. Üçüncü unsur, robotik enstrümanların titreme filtrasyonu ve hareket ölçekleme özellikleridir. Sonuç olarak bu üç faktörün birleşimi, safra yolu yaralanma riskini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmaktadır.

Akut Kolesistit Atağında Robotik Cerrahi Uygulanabilir mi?

Akut kolesistit, safra kesesi taşlarının sistik kanalı tıkaması sonucu kesenin akut enflamasyonu ile karakterize klinik tablodur. Tokyo Guidelines 2018 (TG18) kriterleri hafif, orta ve şiddetli olarak üç derecede sınıflandırma yapmakta, tedavi yaklaşımının bu derecelere göre şekillenmesini önermektedir. Uzun yıllar akut kolesistitli hastalarda erken laparoskopik kolesistektominin güvenliği tartışılmışsa da son yirmi yılın verileri, semptomların başlangıcından itibaren ilk 72 saat içinde uygulanan minimal invaziv cerrahinin gecikmiş cerrahiye üstünlüğünü açık biçimde ortaya koymuştur. Bu bağlamda robotik yaklaşım, akut kolesistit tedavisinde önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.

Akut kolesistit olgularında karşılaşılan zorluklar; safra kesesi duvar kalınlığının artması, hepatosistik üçgen içerisinde yoğun enflamatuvar yapışıklıklar, gerginleşmiş distandü kese, çevre dokuların ödemli ve frajil hale gelmesi ile Mirizzi sendromu benzeri komplike anatomilerdir. Robotik platform bu zorluklarla mücadelede belirgin avantajlar sağlamaktadır. Üç boyutlu görüntü sayesinde ödemli dokular arasında plan bulmak daha kolay, artiküle enstrümanlar sayesinde dar açılarla çalışmak daha güvenlidir. Konversiyon oranları klasik laparoskopiye göre akut olgularda robotik yaklaşımda daha düşük seyretmektedir; büyük seri çalışmalarda robotik yaklaşımda konversiyon yüzde 1-3 arasında bildirilirken, klasik laparoskopide akut kolesistit için bu oran yüzde 5-10’a kadar çıkabilmektedir.

WSES (World Society of Emergency Surgery) 2020 kılavuzu, uygun teknik altyapıya ve deneyimli cerrah kadrosuna sahip merkezlerde akut kolesistit tedavisinde robotik kolesistektominin güvenli bir alternatif olduğunu belirtmekte, özellikle grade 2 (orta) olgularda ICG fluoresans destekli robotik yaklaşımın önerilebilir olduğunu vurgulamaktadır. Grade 3 (şiddetli) olgularda ise organ yetmezliği stabilize edildikten sonra elektif cerrahi ya da perkütan kolesistostomi köprü tedavisi ardından ikinci aşama robotik kolesistektomi düşünülebilir. Genel Cerrahi ekibi, akut kolesistit olgularının değerlendirilmesinde bu güncel kılavuz önerilerini hastaya özel karar mekanizmasıyla birleştirmektedir.

Safra Kesesi Polipleri Hangi Boyutta Robotik Cerrahi Gerektirir?

Safra kesesi polipleri, safra kesesi mukozasından lümene doğru uzanan asemptomatik ya da nadiren semptomatik lezyonlardır. Genel popülasyonda ultrasonografik prevalansı yüzde 4-7 civarında bildirilmektedir. Poliplerin büyük çoğunluğu kolesterol polipi, adenomiyomatoz ya da inflamatuvar polip gibi benign özellik göstermekle birlikte, bir kısmı gerçek neoplastik lezyonlar (adenom, kanser) olabilmektedir. Bu nedenle safra kesesi poliplerinin takip ve cerrahi kararı, boyut, morfoloji ve eşlik eden risk faktörlerine göre şekillenmektedir. European Society of Gastrointestinal and Abdominal Radiology, European Association for Endoscopic Surgery ve diğer altı derneğin ortak 2022 kılavuzu bu konudaki en güncel çerçeveyi ortaya koymuştur.

Kılavuza göre 10 mm ve üzerindeki safra kesesi polipleri için kesin cerrahi endikasyon mevcuttur. Bu boyuttaki poliplerde neoplastik risk anlamlı ölçüde artmakta olup malignite oranı yaklaşık yüzde 40-70’lere çıkabilmektedir. 6-9 mm aralığındaki polipler için risk faktörleri (60 yaş üstü, Hint etnik kökeni, primer sklerozan kolanjit, safra kesesi taşı eşliği, tek polip, sesil morfoloji) bulunuyorsa cerrahi önerilmekte, aksi durumda 6 ay aralıklarla ultrasonografik takip yapılmaktadır. 6 mm altındaki polipler için ise düşük riskli hasta gruplarında takip yeterli görülmektedir. Cerrahi endikasyon konulan olgularda robotik kolesistektomi mükemmel bir seçenektir çünkü küçük polip lezyonlarında intraoperatif safra kesesi manipülasyonunun minimal tutulması ve intakt olarak çıkarılması onkolojik prensipler açısından önem taşımaktadır.

Malignite şüphesi bulunan büyük poliplerde (özellikle 15-20 mm ve üzeri) robotik yaklaşım, sadece kolesistektomiyle yetinilmeyip gerektiğinde karaciğer yatağı segment 4b/5 rezeksiyonu ve porta hepatis lenfadenektomisine geçiş imkânı sunması bakımından avantajlıdır. T1a safra kesesi kanserlerinde basit kolesistektomi yeterli iken T1b ve üzerinde ekstended kolesistektomi gerekebilmektedir. Robotik platform bu ekstended prosedürlerde de hassas diseksiyon ve vasküler kontrolde belirgin katkı sağlamaktadır. AHPBA (Americas Hepato-Pancreato-Biliary Association) 2023 önerileri, insidental safra kesesi kanseri olgularında robotik yaklaşımın onkolojik güvenlik açısından açık cerrahi ile eşdeğer olduğunu belirtmektedir.

Robotik Kolesistektomi Sonrası Karın Duvarında Kaç Adet İz Kalır?

Robotik kolesistektomi sonrası karın duvarında bırakılan iz sayısı, kullanılan tekniğe göre değişiklik göstermektedir. Standart çok portlu robotik yaklaşımda dört adet 8 mm’lik trokar insizyonu bulunmakta olup bunların iyileşme sonrası görüntüsü klasik laparoskopik kolesistektomideki 5 ve 10 mm’lik izlerden anlamlı ölçüde daha küçük olmaktadır. Trokarlar bir tanesi umbilikusa, iki tanesi sağ üst ve orta kadrana, bir tanesi de epigastrik bölgeye yerleştirilir. Klasik laparoskopik yaklaşımdaki dört porttan iki tanesi 5 mm iken iki tanesi 10-12 mm olduğundan robotik izler ortalamada daha ince kalmaktadır. Üstelik robotik trokarlar için özel geliştirilen yerleştirme kanülleri travmatik doku hasarını azaltmaktadır.

Tek port robotik kolesistektomi (SPRA) tekniğinde ise durum bambaşkadır. Bu yaklaşımda göbek çukurunun içine tek bir 2,5-3 cm’lik insizyon açılmakta, çok kanallı robotik port bu insizyondan yerleştirilmektedir. Ameliyat sonrası iyileşme tamamlandığında göbek çukurunun doğal katmanları arasına gizlenen bu insizyon neredeyse görünmez hale gelmektedir. Hastalar bu tekniği kozmetik olarak çok yüksek memnuniyet düzeyinde değerlendirmekte, ameliyat izi neredeyse fark edilmemektedir. Kozmetik kaygıların ön planda olduğu genç kadın hastalarda tek port robotik yaklaşım özellikle tercih edilebilir bir seçenektir.

İyileşme sonrası iz görünümünü etkileyen faktörler arasında hasta cilt tipi, keloid eğilimi, sütür materyali ve tekniği önemli yer tutmaktadır. Robotik yaklaşımda cilt kapatması genellikle emilebilir subkutiküler dikişlerle sağlanmakta, gerektiğinde cerrahi tutkal desteği ile pansuman gizlenmektedir. Ameliyat sonrası ilk üç ay iz üzerine güneş koruyucu uygulanması ve silikon jel kullanımı önerilmekte, bu sayede pigmentasyon değişiklikleri ve hipertrofik skar oluşumu en aza indirilmektedir. Uzun dönem takiplerde çok portlu robotik izlerin 1-2 yıl içinde belirgin ölçüde soluklaştığı, tek port izinin ise göbek katmanları içinde tamamen kaybolduğu izlenmektedir.

Şişman Hastalarda Robotik Safra Kesesi Cerrahisi Neden Daha Kolay Uygulanır?

Obezite ve safra kesesi taşı arasındaki ilişki dekad süren epidemiyolojik çalışmalarla açık biçimde ortaya konmuştur. Vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan bireylerde safra kesesi taşı prevalansı normal ağırlıktaki bireylere kıyasla iki ila üç kat daha yüksektir. Morbid obez hastalarda ise safra kesesi cerrahisi hem daha sık gerekmekte hem de teknik olarak daha zorlayıcı olmaktadır. Kalın karın duvarı, artmış visseral yağ dokusu, hepatomegali, yağlı karaciğer ve mekanik ventilasyon güçlükleri klasik laparoskopik yaklaşımda uzun enstrümanların manevra kabiliyetini kısıtlamaktadır. Robotik platform ise bu zorlukların üstesinden gelmede belirgin avantajlar sunmaktadır.

Robotik kolların uzunluğu ve artikülasyon yeteneği, kalın karın duvarına rağmen batın içi enstrüman ucunun tüm serbestlik derecelerinde hareket etmesine izin vermektedir. Klasik laparoskopide sabit uzun enstrümanın fulkrum etkisi obez hastalarda daha da belirginleşirken, robotik enstrümanlar bu etkiyi dijital olarak nötralize etmektedir. Sağ üst kadranda karaciğer altına yerleştirilmiş kese ile umbilikustan geçen trokar arasındaki mesafe obez hastalarda 20-25 cm’yi bulabilmektedir. Bu mesafede klasik enstrümanların hassasiyeti belirgin ölçüde azalırken robotik enstrümanlar aynı hassasiyeti korumaktadır. Motion scaling özelliği sayesinde cerrahın konsoldaki büyük hareketleri operasyon sahasına küçültülmüş olarak yansıtılmaktadır.

Obez hastalarda pozisyonlama, karboksipnömoperitoneum oluşturma ve ventilasyon parametreleri de robotik yaklaşımda daha standardize edilebilmektedir. Ters Trendelenburg pozisyonunda robotik dockingin ardından hasta pozisyonu değişmese bile robotik kollar yeniden yönlendirilebilmekte, esneklik sağlanmaktadır. Bariatrik cerrahi geçirmiş hastalarda oluşabilen safra taşı komplikasyonlarında robotik yaklaşım özellikle değerli hale gelmektedir çünkü gastroenterostomi anastomozları çevresinde çalışmak, biyopsi almak ve ayrıştırmak robotik hassasiyetle daha güvenli yürütülebilmektedir. Kılavuzlar morbid obez hastalarda robotik kolesistektominin klasik laparoskopiye tercih edilebilir bir seçenek olduğunu belirtmektedir.

Ameliyat Sırasında İntraoperatif Kolanjiyografi Robotik Sistemle Nasıl Yapılır?

İntraoperatif kolanjiyografi (IOC), ameliyat sırasında safra yollarının radyolojik ya da fluoresan yöntemlerle görüntülenmesidir. Bu yöntem hem safra kesesi kanalı ile ana safra kanalı ilişkisini haritalamak hem de koledok içerisinde saptanamamış taş varlığını ortaya koymak amacıyla kullanılmaktadır. Robotik platform iki tip kolanjiyografiyi entegre biçimde sunma imkânı vermektedir: klasik radyografik kolanjiyografi ve ICG fluoresans kolanjiyografisi. Bu iki yöntem birbirini tamamlayıcı biçimde çalışmakta, cerraha kapsamlı bir biliyer harita sağlamaktadır.

Klasik radyografik IOC uygulanacaksa, sistik kanala küçük bir insizyon yapılarak kolanjiyografi kateteri yerleştirilir. Robotik enstrümanlar bu ince kanülasyon işleminde çok yardımcı olmaktadır çünkü artiküle enstrümanlar sayesinde sistik kanala tam açıyla girmek mümkün hale gelmektedir. Kateter yerleştirildikten sonra hasta yanı arabası geçici olarak geri çekilir ve C-kollu radyografi cihazı çekim için pozisyonlandırılır. Radyoopak madde kateter yoluyla enjekte edilir ve gerçek zamanlı floroskopi altında safra ağacının görüntüsü elde edilir. Bu görüntüde koledok, ana hepatik kanal, sağ ve sol hepatik kanallar ile duodenuma akış izlenir. Anatomik varyasyonlar, koledok içi taşlar veya kanal yaralanmaları bu evrede tespit edilebilir.

ICG fluoresans kolanjiyografisi ise kateterizasyon gerektirmeyen ve radyasyon içermeyen yenilikçi bir yöntemdir. Ameliyattan 30-45 dakika önce intravenöz olarak uygulanan indocyanine green karaciğerde metabolize edilerek safra ile atılır ve near-infrared ışık altında yeşil-siyah kontrastta biliyer ağacı aydınlatır. robotik cerrahi sistemi sistemindeki Firefly modülü tek tuşla aktive edilerek cerrahın konsol görüntüsünde beyaz ışık ile ICG modu arasında geçiş yapılmasına olanak verir. ICG kolanjiyografinin başlıca avantajları arasında kesintisiz gerçek zamanlı görüntüleme, radyasyon maruziyetinin olmaması, sistik kanal ligasyonundan önce anatomiyi doğrulama olanağı ve kompleks anatomik varyasyonların (aksesuar kanal, düşük sistik kanal birleşimi) net biçimde tespit edilebilmesi sayılmaktadır.

Robotik Safra Kesesi Ameliyatından Sonra Yağlı Yiyeceklere Ne Zaman Dönülebilir?

Safra kesesi çıkarıldıktan sonra vücudun yağ sindirim mekanizması belirli bir dönem geçici uyum sürecine girer. Karaciğerde üretilen safra artık depolanma imkânı bulamadığından duktus koledokustan doğrudan duodenuma sürekli olarak akmaya devam eder. Bu durum yağlı gıdaların büyük miktarda ve tek seferde tüketilmesi halinde safra sekresyonunun geçici olarak yetersiz kalmasına, karın ağrısı, şişkinlik ve ishal gibi semptomlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ameliyat sonrası beslenme protokolünün kademeli olarak ilerlemesi büyük önem taşımaktadır. Robotik kolesistektomi sonrası bu geçiş genellikle klasik laparoskopik yaklaşıma göre daha hızlı seyretmektedir çünkü minimal doku travması metabolik iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

İlk 24 saat: cerrahi sonrası ilk gün berrak sıvılar (su, bitki çayı, tuzsuz et suyu) ile başlanmakta, tolerans varlığında yumuşak ve düşük yağlı gıdalara geçilmektedir. Yoğurt, çorba, haşlanmış tavuk, pilav ve sebze püreleri ilk günün klasik menüsünü oluşturur. Kızartma, kremalı gıdalar, kırmızı et yağı, tam yağlı süt ürünleri, çikolata, hamur işleri ve baharatlı yiyecekler ilk üç hafta sıkı biçimde kısıtlanmalıdır. Öğünler günde 5-6 küçük porsiyon şeklinde bölünmeli, tek seferde büyük miktar tüketiminden kaçınılmalıdır. Bu dönemde bol lif tüketimi (yulaf, kepekli tahıllar, sebze) safra akış düzeninin oturmasına yardımcı olmaktadır.

Üçüncü haftadan itibaren yağ oranı yavaş yavaş artırılabilir, ancak dengeli ve sağlıklı yağlar (zeytinyağı, avokado, ceviz, badem) tercih edilmelidir. Genellikle altıncı hafta sonunda çoğu hasta normal beslenme düzenine dönebilmektedir. Kızartmalar, aşırı yağlı kırmızı etler, kremalı soslar ve fast food türü gıdalar mümkün olduğunca sınırlı tutulmalıdır çünkü bunlar postkolesistektomi sendromu semptomlarını tetikleyebilir. Bazı hastalarda uzun dönemde yağlı yiyeceklere tam tolerans gelişmeyebilir ve düzenli safra tuzu takviyesi ya da diyet düzenlemesi gerekebilir. Bireysel farklılıklar dikkate alınarak beslenme planı hazırlanmalı, gerektiğinde diyetisyen desteği alınmalıdır.

Postkolesistektomi Sendromu Robotik Yöntemde Görülür mü?

Postkolesistektomi sendromu (PCS), safra kesesi çıkarıldıktan sonra ortaya çıkan ya da ameliyat öncesinde var olup ameliyat sonrası devam eden abdominal semptomlar bütünüdür. Bu sendrom karın sağ üst kadran ağrısı, dispepsi, şişkinlik, ishal, safra reflüsü ve sarılık gibi belirtileri kapsamaktadır. Literatürde PCS insidansı yüzde 5 ile 40 arasında geniş bir aralıkta bildirilmekte olup çoğu hastada semptomlar hafif ve geçicidir. PCS’nin gerçek nedenleri arasında Oddi sfinkter disfonksiyonu, safra kanalında kalıntı taş, sistik kanal güdüğü uzunluğu, aksesuar safra kanalı, karaciğer yatağı safra kaçağı ve gastroözofageal reflü hastalığı ile irritable bowel sendromu gibi safra kesesi dışı sebepler yer almaktadır.

Robotik kolesistektomi PCS gelişimini önlemede bazı önemli avantajlar sunmaktadır. Birinci olarak, üç boyutlu görüntüleme ve ICG fluoresans sayesinde sistik kanal güdüğü optimal uzunlukta bırakılabilmekte, uzun güdük sendromu olarak bilinen ve kalan güdükte taş oluşumuna yol açabilen durum önlenebilmektedir. İkinci olarak, kompleks anatomik varyasyonlar (aksesuar kanallar, düşük sistik kanal birleşimi) robotik ekranda net biçimde tanımlanabilmekte, ligasyonda hata olasılığı azaltılmaktadır. Üçüncü olarak, karaciğer yatağında yapılan diseksiyonun hassaslığı safra kaçağı riskini düşürmektedir. Bu üç faktörün birleşimi PCS insidansını klasik laparoskopik yaklaşıma göre bir miktar aşağıya çekmektedir.

Ameliyat sonrası PCS semptomu gelişen hastalarda değerlendirme kademeli olarak yapılmaktadır. İlk basamakta ultrasonografi ve karaciğer fonksiyon testleri, ikinci basamakta manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (MRCP), üçüncü basamakta gerektiğinde endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi (ERCP) ile safra ağacı ayrıntılı olarak incelenmektedir. Oddi sfinkter disfonksiyonu şüphesinde manometri yapılabilir ve gerekirse endoskopik sfinkterotomi düşünülebilir. Kalıntı taş saptanırsa ERCP ile taş ekstraksiyonu uygulanmaktadır. Fonksiyonel dispepsi ve irritable bowel sendromuyla bağlantılı semptomlar için gastroenteroloji konsültasyonu ve uygun medikal tedavi düzenlenmektedir. Semptomların önlenmesinde ameliyat öncesi ayrıntılı değerlendirme ve teknik açıdan mükemmel bir cerrahi büyük önem taşımaktadır.

Koledok Taşı Şüphesinde Aynı Seansda Safra Yolu Eksplorasyonu Yapılabilir mi?

Koledokolitiyaz yani koledok içerisinde safra taşı bulunması, semptomatik safra kesesi taşı olan hastaların yüzde 10-20’sinde eşlik eden bir durumdur. Karaciğer fonksiyon testlerinde bilirubin ve alkalen fosfataz yüksekliği, dilate koledok görüntüsü, akut biliyer pankreatit öyküsü ya da MRCP’de saptanmış taş varlığında koledok taşı şüphesi doğar. Klasik yaklaşımda bu durumda önce endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi (ERCP) ile koledok temizlenmekte, ardından ikinci seansta safra kesesi çıkarılmaktadır. Ancak bu iki aşamalı strateji hasta konforu, komplikasyon riski ve maliyet açısından bazı dezavantajlar taşımaktadır. Robotik platform tek seansta koledok eksplorasyonu ve kolesistektomi imkânı sunmaktadır.

Robotik koledok eksplorasyonu (LCBDE - Laparoscopic Common Bile Duct Exploration) iki farklı yaklaşımla gerçekleştirilebilir: transsistik yaklaşım ve koledokotomi. Transsistik yaklaşımda sistik kanal genişletilerek küçük çaplı koledoskop bu kanaldan koledoka ilerletilir ve taşlar Dormia sepeti ya da irrigasyon yoluyla dışarı alınır. Bu yöntem 6 mm’nin altındaki taşlar ve sistik kanal çapı uygun hastalarda tercih edilir. Koledokotomi yaklaşımında ise koledok üzerine 1-1,5 cm’lik longitudinal insizyon yapılır, koledoskop ile taşlar temizlenir ve koledok primer olarak dikilir ya da T-tüp yerleştirilir. Robotik artikülasyon, koledoka mikroskobik dikişleri hassasiyetle atmayı sağlayarak bu prosedürün açık cerrahiye eşdeğer teknik başarıyla tamamlanmasına imkân vermektedir.

ICG fluoresans, koledok taşı eksplorasyonunda büyük değer taşımaktadır. Firefly modülü ile koledok safra sekresyonu üzerinden aydınlatıldığında taşların lokalizasyonu net biçimde saptanabilmekte, temizlik sonrasında kalıntı taş varlığı da kontrol edilebilmektedir. WSES 2018 kılavuzu tek seansta robotik kolesistektomi + koledok eksplorasyonunun deneyimli merkezlerde ERCP + kolesistektomi ikili yaklaşımına eşdeğer başarı oranıyla uygulanabildiğini belirtmektedir. Tek seans yaklaşım hastanede kalış süresini kısaltmakta, iki ayrı anestezi ihtiyacını ortadan kaldırmakta ve ERCP kaynaklı pankreatit riskini elimine etmektedir. Ancak bu yöntem sadece bu prosedürde deneyimli robotik cerrahlar tarafından uygun donanımlı merkezlerde gerçekleştirilmelidir.

Robotik Kolesistektomi Sonrası İşe ve Günlük Aktivitelere Dönüş Süresi Nedir?

Robotik kolesistektomi sonrası günlük yaşama ve iş hayatına dönüş süresi, klasik laparoskopik yaklaşıma göre benzer ancak biraz daha hızlıdır. Bu ameliyat çoğunlukla günübirlik ya da bir gecelik yatışla tamamlanmakta, hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilebilmektedir. Robotik yaklaşımın minimal doku travması ve daha küçük insizyon boyutu, postoperatif ağrının belirgin ölçüde azalmasına, oral analjezik ihtiyacının kısıtlanmasına ve mobilizasyonun hızlanmasına katkı sağlamaktadır. Ameliyattan taburculuğa, taburculuktan tam aktiviteye geçiş süreci hasta özelliklerine göre bir program dahilinde ilerlemektedir.

Taburculuk sonrası ilk 48 saatte hasta evde dinlenmeli, ancak yatak istirahati yerine ev içi yürüyüşler tercih edilmelidir. Bu yürüyüşler derin ven trombozu ve postoperatif atelektazi gibi immobilizasyon komplikasyonlarını önlemek açısından önemlidir. Duş almak genellikle 24 saat sonra mümkün olmakla birlikte küvet, havuz ve deniz gibi tam batırılmayı gerektiren aktivitelere iki hafta boyunca izin verilmemektedir. Araç kullanımı 5-7 gün sonrasında ağrı kesici kullanmayan hastalarda başlatılabilir. Masa başı, ofis türü işler yapan hastalar 5-10 gün içinde çalışmaya dönebilmekte, telekonferans ve bilgisayar tabanlı işlere daha erken (3-5 gün) başlayabilmektedir.

Fiziksel aktivite gerektiren işlerde çalışan hastalar için dönüş süresi daha uzun olmaktadır. Hafif kaldırma ve yürüme temelli işler için 10-14 gün, orta düzey fiziksel aktivite gerektiren işler için 3-4 hafta, ağır yük kaldırma ve inşaat gibi zorlu işler için 4-6 haftalık bir dinlenme dönemi önerilmektedir. Spor aktivitelerinde ise yürüyüş ve hafif tempolu jogging 2 hafta sonra, aerobik ve pilates 3 hafta sonra, ağır ağırlık kaldırma ve karın kaslarını yoğun çalıştıran egzersizler 4-6 hafta sonra kademeli olarak başlatılabilir. Cinsel yaşam ise ameliyat sonrası konfor duyulan andan itibaren, genellikle 1-2 hafta sonra sürdürülebilir. Uzun mesafe uçak yolculuğu 7-10 gün sonrasında tercih edilebilir. Bu genel çerçeve hasta özelinde cerrahın kontrolüyle bireyselleştirilmektedir.

Ameliyat Sırasında Açık Cerrahiye Geçiş Gereksinimi Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?

Minimal invaziv cerrahide açık cerrahiye geçiş (konversiyon), teknik başarısızlık olarak değil güvenli cerrahinin bir uzantısı olarak değerlendirilmektedir. Robotik kolesistektomide konversiyon oranları klasik laparoskopik yaklaşıma göre daha düşüktür ve genellikle yüzde 1-3 aralığında bildirilmektedir. Konversiyona karar veren cerrahi ekip, hastanın güvenliğini ve başarılı cerrahi sonucu ön planda tutmakta, teknik zorlukların ısrarla aşılmaya çalışılmasının yaralanma riski oluşturabileceği durumlarda geçiş yapmaktadır. Konversiyon nedenleri geniş bir yelpazede yer almaktadır ve her biri özenle değerlendirilmesi gereken durumları temsil etmektedir.

Konversiyona yol açan başlıca durumlar arasında hepatosistik üçgenin yoğun enflamasyon ve fibrozis nedeniyle güvenli diseksiyonun mümkün olmaması, anatomik yönelimin kaybedilmesi, safra kesesi duvarının aşırı kalınlaşması, safra kesesi ampiyemi, gangrenli kolesistit, Mirizzi sendromu, aksesuar biliyer kanal yaralanması şüphesi, ciddi karaciğer parankim kanaması, portal ven ya da hepatik arter yaralanması riski, hemodinamik instabilite, dev karın içi yapışıklıklar (önceki karın cerrahileri sonrası) ve teknik ekipman arızası sayılabilir. Ayrıca beklenmedik onkolojik durumlarda (safra kesesi kanseri şüphesi) rezeksiyon sınırlarının onkolojik uygunlukla belirlenebilmesi için de açık cerrahiye geçiş düşünülebilir.

Robotik konversiyon karar verilen olgularda süreç şu şekilde ilerler: hasta yanı arabası dockingden ayrılır, robotik enstrümanlar çıkarılır ve trokar yerleri işaretlenir. Ardından sağ subkostal kesi (Kocher insizyonu) ya da sağ üst kadran vertikal insizyonu ile açık cerrahiye geçilir. Konversiyon yapılmasına rağmen ameliyat sonuçlanana kadar geçen süre robotik hazırlık öncesindeki dönemi de kapsadığı için toplam operasyon süresi biraz uzayabilmektedir. Ancak konversiyon başarısızlık değil, aksine iyi cerrahi yargı göstergesidir. Uluslararası kılavuzlar konversiyona karar verme eşiğinin zamanında ve tereddütsüz olmasının önemini vurgulamaktadır. Genel Cerrahi ekibi bu prensiple çalışmakta, hasta güvenliği her koşulda operasyon başarısının önünde tutulmaktadır. Robotik kolesistektomi güvenli, etkili ve teknolojik açıdan ileri bir yöntem olmakla birlikte, her cerrahi girişim gibi bireyselleştirilmiş değerlendirme, deneyimli ekip ve modern donanım gerektirmektedir; bu üçlü Genel Cerrahi tarafından bir bütün olarak sunulmaktadır.

Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup profesyonel tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. Robotik safra kesesi ameliyatı endikasyonu, uygulama tekniği ve postoperatif takip süreci her hastada bireysel değerlendirme gerektirir. Karın ağrısı, dispepsi ya da safra kesesi taşı şüphesi bulunan bireylerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak bir genel cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilmektedir. Ameliyat kararı hasta özelinde risk faktörleri, komorbiditeler, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ile güncel bilimsel kılavuzlar ışığında verilmelidir.

Kaynakça

  1. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Safra kesesi taşı ve kolesistektominiddk.nih.gov/health-information/digestive-diseases/gallstones/treatment
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Laparoskopik/robotik kolesistektomincbi.nlm.nih.gov/books/NBK448145
  3. MedlinePlus (U.S. National Library of Medicine) — Safra kesesi çıkarılması (laparoskopik)medlineplus.gov/ency/article/007406.htm
  4. Mayo Clinic — Kolesistektomi ameliyatımayoclinic.org/tests-procedures/cholecystectomy/about/pac-20384818

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.