Biyokimya

Plazminojen Düzeyi

Referans Değerleri, günlük yaşamı etkileyebilen ve doğru takiple yönetilebilen bir durumdur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Plazminojen, karaciğerde sentezlenen ve kan dolaşımında inaktif bir zimojen olarak bulunan, fibrinolitik sistemin merkezindeki glikoprotein yapıdaki bir moleküldür. Doku plazminojen aktivatörü ya da ürokinaz plazminojen aktivatörü tarafından kesilerek aktif enzim olan plazmine dönüşür ve oluşan plazmin, pıhtının iskeletini meydana getiren fibrin ağını parçalayarak damar içi pıhtıların eritilmesini sağlar. Bu döngü, vücudun pıhtılaşma ile pıhtı çözünmesi arasında kurduğu hassas dengenin temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Plazminojen düzeyinin ölçülmesi, fibrinolitik sistemin işleyişine ilişkin değerli bilgiler sunduğundan modern hematoloji ve göz hastalıkları pratiğinde özel bir yer tutar. Kanın akışkanlığını koruyan bu sistem, en küçük damarlarda dahi mikropıhtıların birikmesini önleyerek dokuların oksijenlenmesinin sürdürülmesine katkı sağlar.

Plazminojen düzeyinin laboratuvar ortamında değerlendirilmesi, çoğunlukla iki yöntemle gerçekleştirilir. Birinci yaklaşım, fonksiyonel ölçümdür ve plazminojenin aktif plazmine dönüştürülmesinin ardından kromojenik bir substrat üzerindeki etkisinin gözlenmesi esasına dayanır. İkinci yaklaşım ise antijenik ölçüm olup molekülün miktarsal düzeyini immünolojik tekniklerle belirler. Bu iki ölçümün birlikte değerlendirilmesi, hekimlerin plazminojen eksikliğinin tipini ayırt etmesine olanak tanır. Tip 1 eksiklikte hem antijen hem de aktivite düzeyi azalmışken, tip 2 olarak adlandırılan disfonksiyonel formda antijen düzeyi normal sınırlarda kalmakla birlikte fonksiyonel aktivite belirgin biçimde düşüktür. Bu ayrımın yapılabilmesi, hastanın klinik yönetiminin doğru biçimde planlanması açısından büyük önem taşır.

Sağlıklı yetişkinlerde plazminojen aktivitesi genellikle yüzde seksen ile tam otuz arasında değişen referans aralığında bulunur. Antijenik düzey ise litre başına yaklaşık altı ile yirmi beş miligram arasında raporlanır. Ancak laboratuvarlar arasında kullanılan reaktif kitlerine ve ölçüm yöntemlerine bağlı olarak referans değerleri farklılık gösterebileceğinden sonuçların yorumlanmasında testin yapıldığı merkezin kendi standartlarının dikkate alınması önerilir. Yenidoğanlarda plazminojen düzeyleri erişkin değerlerin yaklaşık yarısı kadardır ve yaşamın ilk altı ayında erişkin düzeylerine ulaşır. Bu fizyolojik farklılık, pediatrik hasta grubunda yapılan ölçümlerin yaşa özgü referans aralıklarıyla karşılaştırılmasını gerektirir. Gebelik döneminde ise hormonal değişimlerin etkisiyle plazminojen düzeyinde belirgin bir artış gözlenir; bu durum fizyolojik kabul edilir ve patolojik bir bulgu olarak yorumlanmaz.

Plazminojen düzeyinde düşüklük, çeşitli klinik tablolarla ilişkilendirilebilir. Konjenital plazminojen eksikliği, otozomal resesif kalıtım gösteren ve oldukça nadir rastlanan bir hastalık olarak tanımlanır. Tahmini görülme sıklığı milyonda birkaç olarak bildirilen bu klinik tablo, başta gözlerde olmak üzere müköz membranlarda yalancı zar olarak adlandırılan kalın, sarımsı renkte ve fibrin içeriği yüksek lezyonların oluşması ile karakterizedir. Ligneoz konjonktivit olarak da bilinen göz tutulumu, etkilenen bireylerde sıklıkla erken yaşlarda fark edilir ve uygun yaklaşımla yönetilmediğinde görme keskinliğini olumsuz etkileyebilir. Aynı patogenez, kulak burun boğaz bölgesinde ligneoz jinjivit ya da ligneoz vajinit gibi farklı klinik tablolar şeklinde de karşımıza çıkabilir.

Edinilmiş plazminojen düşüklüğü ise konjenital formuna kıyasla çok daha sık karşılaşılan bir durumdur. Karaciğer sentez kapasitesinin azaldığı kronik karaciğer hastalıkları, ileri evre siroz, akut karaciğer yetmezliği ve geniş hepatik nekroz tablolarında plazminojen üretimi belirgin biçimde azalır. Yaygın damar içi pıhtılaşma sendromunda, sepsis tablolarında ve büyük cerrahi girişimlerin ardından gelişen tüketim koagülopatilerinde plazminojen düzeyi hızla düşebilir. Trombolitik ilaçlarla yürütülen sistemik fibrinolitik müdahaleler sırasında da plazminojen tüketimi kaçınılmaz olarak yaşanır; bu nedenle akut miyokart infarktüsü ya da masif pulmoner emboli gibi tablolarda trombolitik ajan uygulanan hastalarda plazminojen düzeyinin izlenmesi tedavi yanıtının değerlendirilmesinde önemli bir parametre olarak öne çıkar.

Plazminojen düzeyinin yükselmesi, klinik açıdan düşüklüğüne kıyasla daha az yorumlanan bir durum olmakla birlikte tamamen önemsiz değildir. Akut faz yanıtı sırasında plazminojen, hafif ila orta düzeyde bir akut faz reaktanı gibi davranabilir ve enflamatuvar süreçlerde, enfeksiyonlarda ve doku hasarı tablolarında düzeyi artabilir. Gebelik, oral kontraseptif kullanımı ve östrojen replasman tedavisi gibi hormonal değişikliklerle seyreden durumlarda da plazminojen düzeyinde yükselme sıklıkla gözlenir. Bu yükselmeler, tek başına trombotik ya da kanama eğilimi anlamına gelmemekle birlikte fibrinolitik sistemin bütününü oluşturan diğer parametrelerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır.

Plazminojen düzeyinin değerlendirildiği klinik durumların başında açıklanamayan tromboz öyküsü gelir. Genç yaşta gelişen derin ven trombozu, alışılmadık lokalizasyonlardaki tıkanıklıklar, tekrarlayan tromboembolik olaylar ve aile öyküsünde belirgin pıhtılaşma eğilimi bulunan bireylerde trombofili paneli kapsamında plazminojen ölçümü de yer alabilir. Ancak plazminojen eksikliğinin tromboz riski ile ilişkisi, faktör V Leiden mutasyonu ya da protrombin gen mutasyonu kadar güçlü kanıtlara dayanmamaktadır ve bu konudaki literatür hâlâ tartışmalıdır. Bu nedenle plazminojen düzeyinin trombofili araştırmalarındaki yeri, hastanın bütünsel klinik değerlendirmesi ışığında belirlenir.

Göz hekimliği pratiğinde plazminojen düzeyinin özel bir önemi bulunmaktadır. Tekrarlayan ligneoz konjonktivit tablosuyla başvuran çocuk ve yetişkin hastalarda, kalın sarı zarların altında yatan moleküler nedenin aydınlatılması için plazminojen aktivitesinin ölçülmesi başlangıç tetkikleri arasında yer alır. Bu hastalarda topikal taze donmuş plazma, topikal plazminojen konsantresi ya da heparin damlaları gibi yaklaşımlarla klinik bulguların gerilemesi sağlanmaya çalışılır. Son yıllarda gelişen rekombinant plazminojen replasman tedavileri, konjenital eksikliği bulunan hastaların klinik seyrinde anlamlı düzelme sağlanmasına katkı sağlamaktadır. Bu tedavilerin uygulanabilmesi için tanının laboratuvar ölçümleriyle objektif biçimde doğrulanması gereklidir.

Plazminojen ölçümü için kan örneği genellikle sitratlı tüplere alınır ve örneğin alınmasından kısa süre sonra santrifüjlenerek plazma elde edilir. Hastanın testten önce ağır egzersiz yapmaması, yoğun stres altında bulunmaması ve mümkünse antikoagülan ya da trombolitik ilaç kullanım bilgisinin laboratuvara bildirilmesi önerilir. Hemoliz, lipemi ve ikter gibi preanalitik etmenler ölçüm doğruluğunu olumsuz etkileyebileceğinden örneğin uygun koşullarda alınması ve hızlı biçimde laboratuvara ulaştırılması gerekir. Aktivasyon kontrollü plazma örneklerinin minus seksen derecede dondurulması, geç çalışılacak örnekler için uygun bir saklama yöntemi olarak kabul edilir. Bu preanalitik özen, sonuçların güvenilirliğini doğrudan belirleyen bir unsur olarak öne çıkar.

Plazminojen düzeyinin yorumlanması, izole bir laboratuvar değeri olarak değil, fibrinolitik sistemin tamamını oluşturan moleküllerle birlikte yapılır. Doku plazminojen aktivatörü, plazminojen aktivatör inhibitörü tip bir, alfa iki antiplazmin, D dimer ve fibrin yıkım ürünleri gibi parametrelerin birlikte değerlendirilmesi, hastanın fibrinolitik dengesinin bütünsel biçimde anlaşılmasını sağlar. Örneğin plazminojen düzeyi düşük bulunan bir hastada D dimer yüksekliğinin de eşlik etmesi, plazminojenin aktif olarak tüketildiği bir tabloyu düşündürürken; izole plazminojen düşüklüğü daha çok sentez yetersizliği ya da konjenital eksiklik lehine yorumlanır. Bu tür ayrımların yapılması, klinik yönetimin doğru hatlarla şekillendirilmesine zemin hazırlar.

Pediatrik yaş grubunda plazminojen düzeyinin değerlendirilmesi özellikle dikkat gerektiren bir konudur. Yenidoğanlarda fizyolojik olarak düşük olan plazminojen düzeyi, prematüre bebeklerde daha da düşük seyredebilir ve bu durum yaşamın ilk haftalarında gelişen tromboz risklerinin değerlendirilmesinde önemli bir veri olarak kullanılır. Ligneoz konjonktivitin erken çocukluk döneminde ortaya çıktığı vakalarda, ailelerin yakınmaları çoğunlukla göz kapaklarında kalın sarımsı zarların oluşması, gözde sürekli sulanma ve görme bulanıklığı şeklinde tariflenir. Bu çocuklarda plazminojen aktivitesinin referans aralığın oldukça altında saptanması tanıyı destekler ve genetik analizle PLG geni mutasyonlarının gösterilmesi tanıyı kesinleştirir. Erken tanı, kalıcı görme kayıplarının önüne geçilmesi açısından kritik önem taşır.

Karaciğer hastalıklarında plazminojen düzeyinin izlenmesi, sentez kapasitesinin değerlendirilmesinde yardımcı bir parametre olarak kullanılabilir. İleri evre siroz hastalarında plazminojen düzeyinin yüzde elliden daha düşük olarak saptanması, kanama ve tromboz dengesinin bozulduğuna işaret edebilir. Hepatosellüler karsinom, akut viral hepatitin ağır seyrettiği tablolar ve toksik karaciğer hasarı gibi durumlarda da plazminojen düzeyinin azaldığı bildirilmiştir. Karaciğer nakli sonrasında ise yeni greftin işlevsel kapasitesini yansıtan parametrelerden biri olarak plazminojen düzeyi takip edilebilir. Nakil sonrası ilk günlerde plazminojen düzeyinin kademeli biçimde normal değerlere yükselmesi, greftin sentez işlevini kazandığının dolaylı bir göstergesi olarak yorumlanır.

Yaygın damar içi pıhtılaşma sendromu, plazminojen tüketiminin en belirgin biçimde gözlendiği klinik tablolar arasında yer alır. Sepsis, ağır travma, obstetrik aciller ve malignite seyrinde gelişebilen bu sendromda hem pıhtılaşma faktörleri hem de fibrinolitik sistemin bileşenleri aşırı biçimde tüketilir. Bu süreçte plazminojen düzeyi hızla düşer, D dimer ve fibrin yıkım ürünleri belirgin biçimde yükselir, fibrinojen düzeyi azalır. Tablonun yönetiminde temel hedef altta yatan nedenin ortadan kaldırılması ile birlikte destek tedavisinin sürdürülmesidir. Plazminojen düzeyinin izlenmesi, bu tabloda fibrinolitik aktivasyonun derecesinin değerlendirilmesi ve yaklaşımın yönlendirilmesi açısından yardımcı bir parametre olarak öne çıkar.

Trombolitik tedavi uygulanan hastalarda plazminojen düzeyinin ölçülmesi farklı bir öneme sahiptir. Akut iskemik inme, akut miyokart infarktüsü ve masif pulmoner emboli gibi tablolarda kullanılan streptokinaz, ürokinaz ya da rekombinant doku plazminojen aktivatörü gibi ajanlar, dolaşımdaki plazminojeni hızla aktif plazmine dönüştürür. Bu süreçte plazminojen düzeyi belirgin biçimde azalır ve fibrinolitik aktivasyon laboratuvar bulgularıyla nesnel biçimde gösterilebilir. Tedavi sonrası dönemde plazminojen düzeyinin yeniden artması, fibrinolitik sistemin dengeye dönmeye başladığının göstergesi olarak yorumlanır. Plazminojen aktivitesinin aşırı düşmesi ise kanama riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken bir bulgudur.

Plazminojen düzeyinin değerlendirildiği nadir klinik tablolardan biri de aterotrombotik hastalıklara yatkınlığın araştırıldığı durumlardır. Bazı çalışmalarda düşük plazminojen düzeyinin koroner arter hastalığı ve serebrovasküler olaylar açısından dolaylı bir risk göstergesi olarak değerlendirilebileceği öne sürülmüştür. Ancak bu ilişkinin klinik pratikte rutin tarama önerisine dönüşmesi için yeterli kanıt bulunmamakta, konuyla ilgili araştırmalar sürmektedir. Bu nedenle plazminojen ölçümünün asıl klinik değeri, hastanın özgül semptomları ve aile öyküsü ile birlikte yorumlanan hedefe yönelik bir tetkik olmasından kaynaklanır. Genel popülasyonda tarama amacıyla yapılması önerilmez.

Plazminojen düzeyinin sonuçlarının klinik bağlamdan kopuk biçimde yorumlanması yanıltıcı olabilir. Hafif düzeydeki sapmalar geçici akut faz yanıtı, ilaç etkileri ya da preanalitik etmenlere bağlı olabilir ve tekrarlayan ölçümlerle doğrulanmadan klinik karar verilmesi önerilmez. Belirgin düşüklük saptanan hastalarda eksikliğin konjenital mi yoksa edinilmiş mi olduğunun ayırt edilmesi için ayrıntılı öykü, fizik muayene, karaciğer fonksiyon testleri ve gerektiğinde genetik incelemeler gündeme gelir. Genetik analizler özellikle aile öyküsü pozitif olan bireylerde ve erken yaşta klinik bulgu veren hastalarda tanının kesinleştirilmesi açısından önemli bir rol üstlenir. Bu çok yönlü yaklaşım, kişiye özgü yönetim planının oluşturulmasına olanak sağlar.

Plazminojen düzeyi sonuçlarının raporlanmasında, ölçümün yapıldığı yöntemin, kullanılan referans aralığının ve hastanın klinik durumunun birlikte belirtilmesi standart bir uygulama olarak kabul edilir. Hekim, sonucu değerlendirirken hastanın yaşını, eşlik eden hastalıklarını, kullandığı ilaçları ve son dönemde geçirdiği akut olayları göz önünde bulundurur. Plazminojen düzeyinin yalnızca bir kez ölçülmesi yerine, belirli aralıklarla tekrarlanması, özellikle dinamik klinik tablolarda fibrinolitik sistemin seyrinin izlenmesine olanak tanır. Bu yaklaşım, plazminojen düzeyinin klinik karar verme sürecindeki yerini güçlendiren bir bakış açısı olarak öne çıkar ve sonuçların izole bir sayıdan öteye taşınarak hastanın bütünsel değerlendirilmesinin bir parçasına dönüşmesini sağlar.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information, StatPearls (NCBI) — Fibrinoliz ve plazminojen fizyolojisincbi.nlm.nih.gov/books/NBK538201
  2. National Cancer Institute (NCI) — Plazminojen aktivatörü ve fibrinoliz tanımlarıcancer.gov/publications/dictionaries/cancer-terms/def/plasminogen-activator
  3. StatPearls Publishing, National Center for Biotechnology Information (NCBI) - Physiology, Plasminogen Activation — Plazminojen aktivasyonu ve fibrinoliz fizyolojisincbi.nlm.nih.gov/books/NBK539745
  4. StatPearls Publishing, National Center for Biotechnology Information (NCBI) - Laboratory Evaluation of Coagulopathies — Pıhtılaşma bozukluklarının laboratuvar değerlendirmesincbi.nlm.nih.gov/books/NBK606118

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Biyokimya Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.