Dermatoloji

Pediyatrik Dermatoloji

Rehberi, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Bulgular ve değerlendirme adımları hakkında bilgi sahibi olun.

Pediyatrik dermatoloji, doğumdan ergenlik dönemi sonuna kadar uzanan geniş bir yaş aralığında çocukların cilt, saç, tırnak ve mukoza sağlığını ilgilendiren durumların değerlendirildiği özelleşmiş bir dermatoloji alt dalı olarak tanımlanmaktadır. Bu alan, yenidoğan cildinin kendine özgü fizyolojik özelliklerinden ergenlik döneminde ortaya çıkan hormonal kaynaklı değişikliklere kadar birbirinden çok farklı klinik tabloları kapsamaktadır. Çocukluk çağı cildi, yetişkin cildinden yapısal ve işlevsel açıdan belirgin farklılıklar göstermekte, bu durum hem tanı sürecinde hem de yaklaşım seçiminde ayrı bir uzmanlık gerektirmektedir. Pediyatrik dermatoloji hizmetleri, çocuk hastanın büyüme ve gelişme sürecine uyumlu, güvenli ve bilimsel temellere dayalı yaklaşımlar sunmayı amaçlamaktadır.

Yenidoğan döneminde cildin bariyer işlevi henüz tam olarak olgunlaşmamış durumdadır. Bu dönemde stratum corneum incedir, transepidermal su kaybı yetişkinlere göre daha yüksektir ve topikal olarak uygulanan maddelerin sistemik dolaşıma geçme olasılığı artmaktadır. Bu nedenle bebeklerde kullanılan ürünlerin içeriği, uygulama sıklığı ve miktarı özenle değerlendirilmektedir. Yenidoğanlarda sıklıkla karşılaşılan eritema toksikum neonatorum, milia, sebase hiperplazi, geçici neonatal püstüler melanoz gibi tablolar çoğunlukla kendiliğinden gerilemektedir. Ancak bazı deri döküntüleri altta yatan enfeksiyonun, metabolik bozukluğun veya genetik bir sendromun habercisi olabilmekte, bu nedenle deneyimli bir dermatolojik değerlendirme büyük önem taşımaktadır.

Süt çocukluğu döneminde en sık karşılaşılan tablolar arasında bebek egzaması olarak da bilinen atopik dermatit yer almaktadır. Atopik dermatit, cilt bariyer işlev bozukluğu ve immünolojik etkenlerin bir arada rol oynadığı, kaşıntı ile seyreden kronik yangısal bir cilt hastalığıdır. Bebeklerde genellikle yanaklar, saçlı deri ve ekstremitelerin dış yüzlerinde başlayan lezyonlar, ileri yaşlarda dirsek içi ve diz arkası gibi büküm bölgelerine yerleşme eğilimi göstermektedir. Yaklaşımın temelinde düzenli nemlendirme, tetikleyici etkenlerden kaçınma, uygun banyo alışkanlıklarının kazandırılması ve gerektiğinde topikal antiinflamatuar ilaç kullanımı yer almaktadır. Kronik seyirli bu tabloda ailenin eğitimi, uzun vadeli izlemin en önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bebek bezi bölgesinde ortaya çıkan dermatitler de pediyatrik dermatoloji pratiğinde sıkça değerlendirilen durumlardan biridir. İrritan kontakt dermatit, kandidal enfeksiyon, seboreik dermatit ve nadir görülen bazı metabolik hastalıkların cilt bulguları birbirine benzer klinik görünümlere yol açabilmektedir. Ayırıcı tanı, uygun yaklaşımın belirlenmesinde belirleyici olmaktadır. Bez değiştirme sıklığı, temizlik yöntemleri, koruyucu bariyer kremlerin uygun kullanımı ve gerektiğinde antifungal veya düşük potensli topikal steroid uygulaması, bez dermatitinin yönetiminde başvurulan yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Uzun süre iyileşmeyen, dirençli seyir gösteren tablolarda çinko eksikliği, biyotinidaz eksikliği gibi sistemik durumlar da göz önünde bulundurulmaktadır.

Çocukluk çağında viral, bakteriyel, mantar ve parazit kaynaklı deri enfeksiyonları oldukça sık görülmektedir. Molluscum contagiosum, verruka vulgaris olarak da bilinen siğiller, herpes simpleks enfeksiyonları, el-ayak-ağız hastalığı ve suçiçeği gibi viral tablolar okul çağı çocuklarında yaygın olarak karşılaşılan durumlar arasında yer almaktadır. İmpetigo başta olmak üzere bakteriyel deri enfeksiyonları, özellikle sıcak mevsimlerde ve kalabalık yaşam alanlarında hızla yayılabilmektedir. Tinea capitis, tinea corporis ve pitiriyazis versikolor gibi yüzeyel mantar enfeksiyonları da ayırıcı tanıda dikkatle değerlendirilmektedir. Pediyatrik yaş grubunda kullanılan sistemik antiviral, antibiyotik ve antifungal ilaçların dozları, çocuğun kilosuna ve gelişimsel evresine göre bireysel olarak belirlenmektedir.

Ergenlik döneminde hormonal değişikliklerin etkisiyle sebum yapımı artmakta, buna bağlı olarak akne vulgaris tabloları belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Akne, komedon, papül, püstül ve nodüler lezyonlarla seyredebilen çok bileşenli bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Genç yaşta başlayan ve şiddetli seyreden aknenin, hem cilt bulguları hem de psikososyal etkileri açısından erken dönemde değerlendirilmesi önerilmektedir. Yaklaşım sürecinde topikal retinoidler, benzoil peroksit, azelaik asit, topikal ve sistemik antibiyotikler, uygun hastalarda hormonal düzenleyiciler ve nadiren sistemik retinoidler gündeme gelebilmektedir. Ergenlik dönemi akne yönetiminde iz kalma riskinin azaltılması, cildin bariyer işlevinin korunması ve düzenli takip önemli bileşenler arasında yer almaktadır.

Çocukluk çağı psoriazisi, yetişkin formundan bazı farklılıklar göstermektedir. Guttat tarzda, damla biçiminde plaklarla seyreden formu, üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben ortaya çıkabilmekte ve genellikle streptokokal etkenlerle ilişkilendirilmektedir. Skalp psoriazisi, tırnak tutulumu ve büküm bölgelerini etkileyen ters psoriazis çocuklarda karşılaşılabilen diğer klinik biçimlerdir. Kronik seyirli bu hastalıkta yaklaşım, hastalığın şiddetine, yaygınlığına, çocuğun yaşına ve eşlik eden durumlara göre bireyselleştirilmektedir. Topikal kortikosteroidler, D vitamini analogları, kalsinörin inhibitörleri, seçilmiş olgularda dar bant UVB fototerapi ve sınırlı sayıda hastada sistemik seçenekler gündeme alınabilmektedir. Kronik seyir nedeniyle çocuğun ve ailenin hastalık hakkında bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Vitiligo, saç dökülmesi türleri, ürtiker ve anjioödem tabloları da pediyatrik dermatoloji polikliniklerinde sıkça değerlendirilen durumlar arasındadır. Vitiligoda melanositlerin işlev kaybı sonucu ortaya çıkan depigmente maküller çocuğun görünen bölgelerinde bulunduğunda psikososyal etkiler belirginleşebilmektedir. Alopesi areata, telogen effluvium ve saç yolma davranışına bağlı trikotillomani gibi tablolar birbirinden farklı klinik özellikler taşımakta, ayırıcı tanı için dikkatli anamnez ve muayene gerekli olmaktadır. Kronik ürtikerde altta yatan enfeksiyöz, otoimmün veya alerjik etkenlerin araştırılması, çocuğun yaşam kalitesinin korunması açısından değerli bulunmaktadır. Gerekli durumlarda antihistaminik ilaçların uzun süreli ve güvenli kullanımı sağlanabilmektedir.

Genetik geçişli deri hastalıkları, pediyatrik dermatolojinin önemli çalışma alanlarından birini oluşturmaktadır. İktiyozlar, epidermolizis bülloza, nörofibromatozis, tüberoz skleroz, incontinentia pigmenti ve ektodermal displaziler gibi tablolar erken çocukluk döneminde tanı almakta ve multidisipliner izlem gerektirmektedir. Bu hastalıklarda dermatolojik bulgular çoğu zaman sistemik tutulumun habercisi olmakta, bu nedenle çocuk nörolojisi, çocuk kardiyolojisi, oftalmoloji, genetik bilimi ve gerektiğinde diğer branşlarla eşgüdüm içinde çalışılmaktadır. Genetik danışmanlık süreci, aile için hem tanısal netlik hem de gelecekteki gebeliklerin planlanması açısından önemli bir bilgi kaynağı olarak değerlendirilmektedir.

Doğumsal vasküler anomaliler ve hemanjiyomlar da çocukluk çağı dermatolojisinde sık başvurulan konular arasında yer almaktadır. İnfantil hemanjiyomlar genellikle yaşamın ilk haftalarında belirginleşmekte, bir büyüme evresinin ardından uzun süreli bir gerileme dönemine girmektedir. Konumu, boyutu, sayısı ve işlev üzerindeki etkileri değerlendirilerek izlem veya farmakolojik yaklaşım kararı verilmektedir. Solunum yolu, göz çevresi, dudak, kulak gibi hassas bölgelerde yer alan hemanjiyomlarda erken dönem müdahale gerekli olabilmektedir. Şarap lekesi olarak bilinen kapiller malformasyonlar, lenfatik malformasyonlar ve venöz malformasyonlar farklı klinik seyir göstermekte, uygun görüntüleme yöntemleri ve deneyimli bir dermatolojik bakış açısıyla yönetilmektedir.

Pigmente lezyonlar, çocukluk çağında hem sağlıklı bireylerde hem de belirli sendromların bir parçası olarak karşılaşılan yaygın bulgulardır. Konjenital melanositik nevüsler, boyutlarına göre küçük, orta, büyük ve dev olarak sınıflandırılmakta; büyük konjenital nevüslerde nörokütanöz melanozis ve melanoma riskleri açısından uzun süreli izlem önerilmektedir. Café au lait lekeleri, tekli olarak sıklıkla sağlıklı çocuklarda görülebilmekte, ancak sayıca fazla olduğunda nörofibromatozis gibi tabloların değerlendirilmesi gerekmektedir. Nevüs spilus, Becker nevüsü, mongol lekesi ve Ota nevüsü gibi lezyonlar farklı klinik özellikleriyle ayırt edilmektedir. Şüpheli bulgu varlığında dermatoskopik değerlendirme, tanısal doğruluğu artıran değerli bir yöntem olarak kullanılmaktadır.

Güneş ışığına maruziyetin uzun vadeli etkileri, çocukluk döneminden itibaren dikkate alınması gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Yaşamın ilk yıllarında alınan ultraviyole radyasyonun ileri yaşlarda melanom ve melanom dışı deri kanseri riskini artırdığı bilinmektedir. Bu nedenle çocuklarda uygun giysi kullanımı, geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü, gölge tercih etme ve yaşa uygun güneş koruyucu ürünlerin kullanımı önerilmektedir. Altı ay altındaki bebeklerde güneş koruyucu ürün yerine fiziksel korunma yöntemleri ön plana alınmaktadır. Fotosensitivite ile seyreden porfiriya, kseroderma pigmentozum, polimorf ışık erupsiyonu gibi durumların erken tanınması, kalıcı cilt hasarının önlenmesine katkı sağlamaktadır.

Otoimmün kökenli dermatolojik hastalıklar, çocuklarda daha nadir görülmekle birlikte önemli bir grubu oluşturmaktadır. Juvenil dermatomiyozit, lineer sklerodermi, morfea, lupus eritematozus varyantları ve büllöz otoimmün hastalıklar bu grupta değerlendirilmektedir. Deri bulguları çoğu kez sistemik tutulumun erken habercisi olabilmekte, bu nedenle çocuk romatolojisi ile birlikte değerlendirme önemli bir yer tutmaktadır. Erken tanı, kalıcı hasarın en aza indirilmesi ve büyümenin desteklenmesi açısından belirleyici olmaktadır. Yaklaşım süreci; hastalığın tipine, aktivitesine ve tutulan organ sistemlerine göre bireyselleştirilmektedir. Uzun vadeli izlemde büyüme takibi, kemik sağlığı ve psikososyal destek de programın parçası hâline gelmektedir.

Alerjik kontakt dermatitler, çocukluk çağında düşünülenden daha sık görülmektedir. Nikel, kokular, koruyucu maddeler, boyalar ve bazı bitkisel içerikler, yaygın tetikleyiciler arasında yer almaktadır. Kulak memesi, göbek çevresi, bilekler ve göz kapakları gibi bölgelerde tekrarlayan egzematöz lezyonlar, kontakt alerji açısından uyarıcı olabilmektedir. Yama testi, uygun endikasyonlarda güvenli biçimde çocuklara uygulanabilen tanısal bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Tetikleyicinin belirlenmesi ve maruziyetin ortadan kaldırılması, uzun vadede semptomların kontrol altına alınmasına belirgin katkı sağlamaktadır. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve ürün etiketlerini okuma alışkanlığının kazandırılması sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Pediyatrik dermatolojide değerlendirme süreci, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve klinik tabloya uygun biçimde planlanmaktadır. Anamnez alınırken hem çocuk hem de bakım veren dinlenmekte, doğum öyküsü, aşılama durumu, alerji öyküsü, aile öyküsü ve çevresel etkenler ayrıntılı olarak sorgulanmaktadır. Fizik muayene sırasında çocuğun rahat hissetmesi için uygun bir ortam sağlanmakta, muayene aşamaları basit bir dille açıklanmaktadır. Dermatoskopi, wood ışığı incelemesi, uygun endikasyonlarda cilt biyopsisi ve gerekli laboratuvar incelemeleri tanısal süreci desteklemektedir. Yaklaşım planı belirlenirken çocuğun yaşam kalitesi, okul başarısı, uyku düzeni ve psikososyal etkenler de göz önünde bulundurulmaktadır. Aileye verilen yazılı bilgilendirme materyalleri ve düzenli kontrol randevuları, uzun süreli izlem gerektiren durumlarda sürecin sağlıklı yürütülmesine katkı sağlamaktadır.

Sunulan pediyatrik dermatoloji hizmetleri, güncel bilimsel bilgi ışığında, çocuğun bütüncül gelişimini gözeten bir anlayışla planlanmaktadır. Multidisipliner yaklaşım gerektiren durumlarda çocuk hastalıkları, çocuk endokrinolojisi, çocuk alerji ve immünolojisi, çocuk cerrahisi, plastik cerrahi, psikiyatri ve genetik bilim dalları ile eşgüdüm içinde çalışılmaktadır. Kronik seyirli hastalıklarda düzenli izlem, akut tablolarda hızlı değerlendirme ve doğumsal bulgularda erken dönem planlama önemli hizmet başlıkları arasında yer almaktadır. Ailelerin süreç boyunca bilgilendirilmesi, çocuğun anlayabileceği düzeyde iletişim kurulması ve mahremiyete özen gösterilmesi hizmet anlayışının temel bileşenlerindendir. Çocuk cildinin özgün doğası, deneyimli bir dermatolojik bakış açısıyla değerlendirildiğinde, hem güncel bulguların yönetimi hem de gelecekteki cilt sağlığının korunması yönünde anlamlı bir katkı sunulabilmektedir.

Kaynakça

  1. American Academy of Pediatrics (HealthyChildren.org) — Cocuklarda cilt sorunlari ve bakimiwww.healthychildren.org/English/health-issues/conditions/skin/Pages/default.aspx
  2. MedlinePlus — Cocuklarda cilt hastaliklari (Skin Conditions)medlineplus.gov/skinconditions.html
  3. Mayo Clinic — Atopik dermatit (egzama) tani ve tedaviwww.mayoclinic.org/diseases-conditions/atopic-dermatitis-eczema/symptoms-causes/syc-20353273
  4. NCBI StatPearls — Pediatric Dermatology genel bakiswww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537043/

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Dermatoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.