Pankreatit; pankreas dokusunun akut veya kronik olarak iltihaplanması ile karakterize, klinik seyri geniş bir spektrumda dağılan ciddi bir hastalık grubudur. Akut biçiminde tablo hafif ödemli iltihaptan başlayıp organ yetmezliği ve nekroz gelişimine kadar uzayabilirken, kronik biçiminde ilerleyici parankim harabiyeti, fibrozis, kanal tıkanıklıkları ve endokrin-eksokrin fonksiyon kayıpları görülür. Hastalığın büyük kısmı medikal ve destek tedavisi ile yönetilse de belirli bir hasta grubunda cerrahi girişim kaçınılmaz duruma gelir. Enfekte pankreatik nekroz, semptomatik büyük psödokistler, walled-off nekroz ile birlikte seyreden dirençli organ yetmezliği, medikal tedaviye yanıtsız kronik ağrı, pankreatik kanal darlıkları, duodenal veya biliyer obstrüksiyon ve malignite şüphesi bu grubu oluşturur. Tedavinin başarısı yalnızca uygulanan tekniğe değil; doğru hasta seçimine, uygun zamanlamaya, deneyimli bir hepatopankreatobiliyer cerrahi ekibine ve yoğun bakım-radyoloji-endoskopi-patoloji koordinasyonuna bağlıdır. İlgili bölümlerde pankreatit cerrahisi süreçleri uluslararası kılavuz önerileri temel alınarak, kanıta dayalı basamaklı yaklaşım anlayışıyla yürütülmekte; her hasta multidisipliner konseyde tartışılarak bireyselleştirilmiş bir tedavi planı hazırlanmaktadır.
Pankreatit Hastalığı Nasıl Tanımlanır?
Pankreatit, mide arkasında yerleşim gösteren ve hem sindirim enzimlerini hem de kan şekerini düzenleyen hormonları üreten pankreas bezinin iltihabi hastalığı olarak tanımlanır. Fizyopatolojinin merkezinde, normalde inaktif proenzim biçiminde salgılanan sindirim enzimlerinin pankreas içinde erken aktivasyona uğraması ve dokunun kendi enzimleri tarafından sindirilmeye başlaması yer alır. Bu olay hem lokal doku hasarını hem de sistemik inflamatuar yanıtı tetikler.
Akut pankreatit, aniden başlayan ve büyük çoğunlukta reversibl bir tablodur. Etyolojinin yaklaşık yüzde kırkında safra taşı hastalığı, yüzde otuzunda kronik alkol tüketimi belirlenirken; hipertrigliseridemi, hiperkalsemi, ilaçlar, endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi sonrası tablo, otoimmün pankreatit, travmatik nedenler, iskemi, viral enfeksiyonlar ve idiyopatik gruplar diğer başlıca sebepler arasında yer alır. Atlanta 2012 revizyonuna göre hastalık hafif, orta derece ağır ve ağır olarak üç gruba ayrılmakta; organ yetmezliği süresi ve lokal komplikasyon varlığı bu ayrımda belirleyici olmaktadır.
Kronik pankreatit ise pankreas parankiminde ilerleyici, geri dönüşü olmayan fibrotik değişikliklerle karakterizedir. Uzun süreli alkol tüketimi, sigara, kalıtsal mutasyonlar (özellikle PRSS1 geninde), otoimmün süreçler, tropikal ve idiyopatik formlar altta yatan başlıca faktörlerdir. Zamanla asiner hücrelerin kaybı eksokrin yetmezliğe, adacık hücrelerinin kaybı ise pankreatojenik diyabete yol açar. Kanal sisteminde darlıklar, taşlar ve dilatasyonlar oluşabilir. İki tablo arasında ara bir grup olan tekrarlayan akut pankreatit atakları da kronik hastalığa geçişte önemli bir basamak olarak değerlendirilmektedir.
Pankreatitin Belirtileri Nelerdir?
Klinik tablo, hastalığın akut ya da kronik oluşuna, şiddetine ve komplikasyon varlığına göre belirgin farklılıklar gösterir. Akut pankreatitin en tipik bulgusu, üst karın bölgesinde yerleşen, künt ya da delici karakterde, sırta doğru yayılan, saatler içinde şiddetlenen ağrıdır. Ağrı sıklıkla yağlı ve ağır bir öğün veya alkol alımı sonrasında başlar; hasta öne doğru eğildiğinde bir miktar rahatlarken sırt üstü yatmakla belirginleşir.
Ağrıya bulantı, inatçı kusma, karın şişkinliği, ateş, taşikardi ve terleme eşlik edebilir. Ağır olgularda hipotansiyon, oligüri, dispne, konfüzyon gibi sistemik inflamatuar yanıt bulguları ön plana çıkar. Nadiren periumbilikal bölgede Cullen bulgusu veya böğürlerde Grey Turner bulgusu şeklinde ekimozlar retroperitoneal kanamayı düşündürür. Sarılık, biliyer kaynaklı pankreatit veya baş bölgesinde ödem varlığında saptanabilir.
Kronik pankreatitte klinik daha sinsi bir seyir izler. Yıllarca süren, üst karında yerleşen ve arkaya vuran künt ağrı en belirgin şikayettir. Ağrının şiddeti öğünlerle artabilir; hasta yeme korkusu geliştirebilir. Zaman içinde eksokrin yetmezliğe bağlı olarak yağlı, kokulu, açık renkli, tuvalette yüzen dışkı biçiminde steatore, kilo kaybı, yağda eriyen vitamin eksikliklerine ait bulgular ortaya çıkar. Endokrin yetmezliğin ilerlemesiyle pankreatojenik diyabet gelişir ve bu tabloda hem hipoglisemi hem de hiperglisemi atakları sık gözlenir. Uzun süreli hastalıkta osteoporoz, kas kaybı ve depresyon gibi ek sorunlar da eşlik edebilir.
Klinik pratikte hastaların önemli bir bölümü tanı öncesinde uzun bir belirsizlik dönemi geçirir. Ağrının atipik özellikler taşıması, öğün ilişkisinin belirgin olmaması, laboratuvar bulgularının erken evrede sınırda değerlerde kalması ve görüntüleme yöntemlerinin başlangıç safhasında normal görünmesi tanının gecikmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle sürekli üst karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı, yağlı dışkı yakınması ya da yeni başlangıçlı diyabet tablosu bulunan hastalarda pankreatit ayırıcı tanı listesinde tutulmalı; endoskopik ultrasonografi ve manyetik rezonans temelli değerlendirmeler ile erken evrede tanı konulmaya çalışılmalıdır.
Pankreatit Cerrahisi Hangi Durumlarda Zorunlu Olur?
Pankreatit tedavisinin büyük bölümü medikal ve destek tedavisi ile yürütülür; ancak belirli klinik senaryolar cerrahi ya da minimal invaziv girişimleri zorunlu kılar. Akut pankreatit alanında en güçlü endikasyon enfekte pankreatik nekrozdur. Kanıtlanmış ya da güçlü klinik-radyolojik şüphe ile konulan enfeksiyon tanısı; antibiyotik tedavisine rağmen kötüleşen sepsis tablosuyla birlikte olduğunda, girişimsel drenaj ve nekrozektomi süreci başlatılır.
Persistan organ yetmezliğinin walled-off nekroz ile birlikte seyrettiği hastalar, hemodinamik olarak stabil olabildikleri en erken dönemde girişimsel değerlendirmeye alınır. Semptomatik olan, altı haftadan uzun süredir varlığını sürdüren ve büyüklüğü klinik açıdan belirgin sorun oluşturan psödokistler de drenaj veya cerrahi endikasyon oluşturur. Biliyer pankreatitte, atak yatıştıktan sonra aynı yatış içinde ya da erken dönemde uygulanacak kolesistektomi tekrar atakları önlemek için standart yaklaşım hâline gelmiştir.
Kronik pankreatit zemininde ise cerrahi endikasyonlar farklı bir çerçevede değerlendirilir. Yeterli medikal ve endoskopik tedaviye rağmen kontrol altına alınamayan, günlük yaşamı ciddi biçimde bozan kronik ağrı temel endikasyondur. Bunun yanı sıra pankreatik ana kanalın belirgin dilatasyonu, tekrarlayan atakların engellenememesi, dirençli psödokistler, komşu organ obstrüksiyonu (duodenal ya da biliyer darlık), sol taraflı portal hipertansiyon zemininde varis kanamaları ve en önemlisi kronik pankreatit zemininde gelişen adenokarsinom şüphesi cerrahi kararının verildiği durumlar arasında yer alır.
Karar süreci hiçbir hasta için tek başına verilmez; ağrının süresi, karakteri, yanıtsız kalınan tedaviler, radyolojik bulgular, kanal anatomisi, endokrin ve eksokrin fonksiyon rezervi ile hastanın komorbiditeleri birlikte değerlendirilir. Multidisipliner konseyde alınan kararlar, hem gereksiz cerrahi girişimleri önler hem de zamanında yapılması gereken müdahalelerin geciktirilmemesini sağlar.
Akut pankreatitte cerrahi zamanlaması, günümüzde belirgin biçimde geç döneme kaymıştır. Erken cerrahi girişimin mortalite ve morbiditeyi arttırdığını gösteren çalışmalar sonrasında; hemodinamik olarak stabil, yalnızca steril nekroz taşıyan hastalarda mümkünse ilk ataktan sonra dört haftalık bir sürenin beklenmesi önerilmektedir. Bu süre, walled-off nekrozun oluşması ve çevresinde belirgin bir duvar yapısının şekillenmesi için gerekli olan zamandır. Duvarın oluşması hem endoskopik hem de perkütan girişimlerin güvenli biçimde uygulanmasına olanak sağlar; drenaj kateterinin çevresinde canlı doku hasarı azalır ve enfeksiyon kontrolü kolaylaşır. Enfeksiyon şüphesinin belirgin biçimde arttığı ve klinik tablonun sepsis yönünde kötüleştiği durumlarda ise bu zamanlama esnetilebilir; öncelikli olarak perkütan drenaj ile kontrol sağlanmaya çalışılır.
Kronik pankreatitte ise cerrahi kararının verilmesi çoğunlukla uzun bir izlem sürecinin sonunda ortaya çıkar. Endoskopik tedavilere yanıtsızlığın ne şekilde tanımlanacağı, hangi endoskopik girişimlerin ne sıklıkta denenmesi gerektiği ve hangi noktadan sonra cerrahiye geçilmesinin uygun olacağı bireysel olarak değerlendirilir. Randomize karşılaştırmalı çalışmalar, seçilmiş hastalarda erken cerrahinin uzun dönem ağrı kontrolü ve pankreas fonksiyonlarının korunması açısından endoskopik tedaviye üstünlük gösterebildiğine dikkat çekmektedir.
Pankreatit Ameliyatının Çeşitleri Nelerdir?
Pankreatit cerrahisi, tek bir standart operasyon şeklinde değil; hastalığın türüne, evresine ve anatomik özelliklerine göre farklılaşan geniş bir teknik yelpazesi biçiminde ele alınır. Akut pankreatitin komplikasyonlarında tercih edilen güncel strateji, kanıta dayalı basamaklı yaklaşımdır. Bu stratejide en az invaziv girişimden başlayarak, gerektiğinde bir sonraki basamağa geçilir.
Basamaklı yaklaşımın ilk halkasında perkütan drenaj yer alır. Görüntüleme rehberliğinde retroperitoneal alana yerleştirilen kateter ile enfekte sıvı ve materyalin boşaltılması amaçlanır. İkinci basamak, endoskopik transgastrik nekrozektomidir; mide duvarı üzerinden lumen-appose stent uygulaması sonrasında endoskopik olarak nekroze doku uzaklaştırılır. Cerrahi basamakta ise video yardımlı retroperitoneal debridman (VARD) ve minimal invaziv retroperitoneal pankreatik nekrozektomi (MARPN) teknikleri devreye girer. Bu yöntemler açık cerrahiye kıyasla organ yetmezliği, kanama ve yeni başlangıçlı diyabet riskini azaltmaktadır. Açık nekrozektomi ise günümüzde ancak diğer yöntemlerin yetersiz kaldığı, karın içi büyük kompartman sorunlarının eşlik ettiği olgularda son çare olarak uygulanmaktadır.
Kronik pankreatit cerrahisi ise iki temel felsefe üzerine kuruludur: drenaj ve rezeksiyon. Ana kanalın belirgin biçimde dilate olduğu (genellikle yedi milimetreyi aşan çapta) olgularda uzunlamasına pankreatikojejunostomi olarak bilinen Puestow ameliyatı sıklıkla tercih edilir. Bu teknikte pankreas kanalı boydan boya açılır ve jejunum ansı ile geniş bir anastomoz oluşturulur; ağrı kontrolü ve kanal basınç düşürücü etkisi ile sağlanır.
Baş bölgesinde kitle etkisi taşıyan kronik pankreatit olgularında ise rezeksiyon ve drenajı birleştiren teknikler ön plana çıkar. Frey prosedüründe pankreas başındaki fibrotik çekirdek çıkarılır, kalan kanal sistemi üzerinden uzun bir pankreatikojejunostomi yapılır. Beger prosedüründe duodenum korunarak baş çekirdek rezeksiyonu uygulanır. Duodenumu koruyan pankreas baş rezeksiyonları (DPPHR) grubunda yer alan bu ameliyatlar; hem ağrı kontrolünde hem de gastrointestinal fizyolojinin korunmasında avantajlar sağlar.
Malignite şüphesinin belirgin olduğu, baş bölgesinde kitle ve safra yolu obstrüksiyonu bulunan olgularda ise klasik Whipple ameliyatı (pankreatikoduodenektomi) uygulanır. Distal pankreatektomi, kuyruk bölgesine sınırlı hastalıkta ya da sol taraflı portal hipertansiyon zemininde tercih edilir. Ağır seyirli, dirençli ağrısı olan ve endokrin rezervi belirgin biçimde azalmış seçilmiş hastalarda total pankreatektomi ve otolog adacık hücre transplantasyonu (TPIAT) alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım ile ağrı odağı ortadan kaldırılırken, adacık hücrelerinin karaciğere nakli ile diyabetin şiddeti azaltılmaya çalışılır. Bunların yanında girişimsel ağrı yönetiminde çölyak pleksusu nörolizisi de tedavi paketinin bir parçası olarak kullanılabilir. Alkol ya da fenol ile yapılan pleksus nörolizisi, kalıcı olmasa da haftalar ile aylar boyu süren analjezik etki sağlayabilmekte; opioid gereksinimini belirgin biçimde azaltabilmektedir.
Teknik seçiminde yaşın da belirleyici bir rolü vardır. Genç, çalışma çağındaki hastalarda ağrı kontrolü ve pankreas dokusunun korunmasına yönelik drenaj ağırlıklı yaklaşımlar tercih edilirken; ileri yaş ve komorbiditesi yüksek hastalarda ameliyat süresi kısa, cerrahi yükü sınırlı seçenekler öncelikli olarak değerlendirilir. Ayrıca portal ven, süperior mezenterik ven ve dallarına yönelik değerlendirme, cerrahi planlamanın vazgeçilmez parçalarındandır; damar tutulumu bulunan hastalarda vasküler cerrahi ekibinin operasyona dahil edilmesi güvenli rezeksiyon açısından belirleyicidir.
Pankreatit Cerrahisinde Hangi Teşhis Teknikleri Kullanılır?
Pankreatit cerrahisinde başarılı bir sonuç, doğru tanı ve iyi planlanmış görüntüleme değerlendirmesi ile başlar. Akut pankreatit tanısı üç ölçütten en az ikisinin karşılanması ile konur: karakteristik üst karın ağrısı, serum amilaz veya lipaz düzeyinin normalin üst sınırının en az üç katına çıkması ve görüntüleme yöntemleri ile pankreatit bulgularının gösterilmesi. Erken evrede rutin görüntüleme her hastada zorunlu değildir; ancak tanının şüpheli olduğu, ağır seyir öngörülen ya da komplikasyon şüphesi bulunan olgularda kontrastlı bilgisayarlı tomografi kırk sekizinci ve yetmiş ikinci saatler arasında yapılır. Bu zamanlama, nekroz alanlarının belirgin biçimde ortaya konabildiği dönemdir.
Balthazar skorlaması ve bilgisayarlı tomografi şiddet indeksi (CTSI) hastalığın morfolojik ağırlığını belirlemekte kullanılır. Klinik şiddet için Ranson ölçütleri, APACHE II ve BISAP skorlama sistemleri hasta yatışının erken saatlerinde risk gruplaması için değerlendirilmektedir. Manyetik rezonans kolanjiyopankreatografi (MRCP) safra taşı, koledok taşı, kanal darlıkları ve psödokist ilişkilerinin değerlendirilmesinde önemli katkı sağlar. Sekretin uyarılı MRCP, kronik pankreatitin erken evrelerinde kanal anatomisini daha ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır.
Endoskopik ultrasonografi (EUS) hem tanısal hem de girişimsel olarak kritik konumdadır. Erken kronik pankreatit değişikliklerini yakalamak, küçük kitleleri değerlendirmek, iğne biyopsisi yapmak ve psödokist drenajı gibi girişimleri gerçekleştirmek için öncelikli basamak yöntemlerdendir. Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERCP) günümüzde ağırlıklı olarak tedavi amaçlı kullanılır; safra taşı çıkarma, stent yerleştirme, darlık dilatasyonu bu kapsamda yer alır. Enfekte nekroz şüphesinde ince iğne aspirasyonu, prokalsitonin ve C-reaktif protein takibi ile birlikte klinik karar sürecine katkı verir. Ameliyat öncesi dönemde beslenme durumunun (albumin, prealbumin, kas kütlesi), koagülasyon profilinin, kardiyak ve pulmoner rezervin değerlendirilmesi, cerrahi risklerin önceden yönetilmesine olanak sağlar. Ayırıcı tanıda pankreas adenokarsinomunun mutlaka ekarte edilmesi, kronik pankreatit tabanında gelişen olguların atlanmaması açısından önemlidir.
Pankreatit Ameliyatının Ardından İyileşme Dönemi Nasıldır?
Pankreatit cerrahisi sonrası iyileşme dönemi, uygulanan tekniğin genişliğine ve hastanın preoperatif durumuna göre farklı seyir gösterir. Whipple, Frey ve Beger gibi geniş kapsamlı ameliyatlarda operasyon süresi genellikle üç ile altı saat arasında değişir. İşlem sonrasında hasta yakın izlem amacıyla yoğun bakım ünitesinde takibe alınır; dolaşım, solunum, idrar çıkışı ve drenaj takibi ilk yirmi dört ile kırk sekiz saatte özellikle titiz biçimde yürütülür.
Erken dönemde ağrı kontrolü çoğunlukla epidural analjezi veya hasta kontrollü analjezi ile sağlanır. Beslenmeye geçiş, hastanın gastrointestinal fonksiyonunun normale dönmesiyle kademeli olarak planlanır. ERAS (Enhanced Recovery After Surgery) protokolleri kapsamında erken mobilizasyon, erken enteral beslenme ve gereksiz sonda-drenaj kullanımından kaçınma, iyileşmeyi belirgin biçimde hızlandıran uygulamalar olarak öne çıkmaktadır. Hastanede kalış süresi yedi ile on dört gün arasında değişebilir; nekrozektomi sonrası hastalar bu süreyi daha uzun geçirebilir.
Erken dönem komplikasyonlar arasında en dikkat çekici olan, postoperatif pankreatik fistüldür (POPF); insidansı yüzde on ile otuz arasında bildirilmiştir. Uluslararası çalışma grubu tanımlamalarına göre biyokimyasal sızıntı, B ve C tipleri şeklinde sınıflandırılır ve yönetim buna göre planlanır. Gecikmiş mide boşalması (DGE) yüzde on beş ile yirmi beş sıklıkta görülür ve çoğunlukla destek tedavisi ile düzelir. Kanama, intraabdominal enfeksiyon, anastomoz kaçağı ve safra sızıntısı diğer olası komplikasyonlardır. Bu tabloların erken tanınması, dren sıvısı amilaz takibi, akut faz reaktanlarının izlenmesi ve gerektiğinde tekrarlayan görüntüleme ile mümkün olmaktadır.
Uzun dönem sonuçlar açısından değerlendirildiğinde, doğru endikasyonla uygulanan cerrahilerde kronik pankreatit hastalarında ağrı kontrolü oranı yüzde yetmiş ile yüzde seksen beş arasında bildirilmektedir. Eksokrin yetmezliğe bağlı sindirim sorunları için pankreatik enzim replasman tedavisi, endokrin yetmezliğe bağlı diyabet için insülin ve oral antidiyabetik yönetimi gerekebilir. Yağda eriyen vitaminlerin takibi ve replasmanı, düzenli beslenme desteği ile birlikte planlanır. Poliklinik izlemleri ilk yıl daha sık, sonrasında ise altı ile on iki aylık aralıklarla sürdürülür. İzlemde biyokimyasal parametreler, HbA1c, dışkı elastaz-1, yağda eriyen vitaminler ve gerektiğinde tomografik değerlendirme birlikte planlanmaktadır. Beslenme desteği, klinik diyetisyen ile yürütülen bireysel programlar biçiminde sürdürülür; enzim replasman dozajı hastanın kilosu, öğün içeriği, semptom yanıtı ve yağ absorpsiyon durumuna göre kademeli olarak titre edilerek bireyselleştirilmektedir.
Pankreatit Operasyonu Sonrasında Yaşam Alışkanlıkları Nasıl Olmalıdır?
Pankreatit cerrahisinin uzun dönem başarısı, ameliyat masasındaki teknik kadar sonrasındaki yaşam biçimi değişiklikleriyle de doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda alkol tüketiminden tam anlamıyla kaçınılması hayati önem taşır. Alkol, hem kalan pankreas dokusunda tekrar iltihabı tetikleyebilir hem de ağrı kontrolünü bozarak yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Sigara kullanımı; hastalığın ilerleyişini hızlandırdığı, ağrı yönetimini zorlaştırdığı ve pankreas kanseri gelişim riskini artırdığı için kesin biçimde bırakılmalıdır.
Beslenme planı, hastaya özel olarak diyetisyen ile birlikte hazırlanır. Sık, az miktarlarda ve kolay sindirilebilir öğünler; yağlı, kızarmış ve baharatlı gıdaların sınırlandırılması, aşırı şekerli içeceklerden uzak durulması genel önerilerdir. Protein alımının yeterli düzeyde sağlanması, kas kaybının engellenmesi ve yara iyileşmesinin desteklenmesi açısından önem taşır. Pankreatik enzim replasman tedavisi, öğünlerle birlikte doğru doz ve zamanlamada alındığında hem sindirimi hem de kilo dengesini korumakta belirleyici rol oynar.
Diyabet gelişimi, özellikle geniş rezeksiyon geçiren hastalarda yakından izlenmesi gereken bir başlıktır. Açlık ve öğün sonrası kan şekeri takibi, gerektiğinde HbA1c ölçümleri, endokrinoloji polikliniği ile ortak izlem planlanır. Pankreatojenik diyabetin klasik tip iki diyabetten farklı olarak hem insülin hem de glukagon üretiminde azalma ile karakterize olduğu, bu nedenle hipoglisemi ataklarının daha sık görülebildiği unutulmamalıdır.
Fiziksel aktivite, ameliyat sonrası ilk haftalarda tempolu yürüyüşlerle başlatılır; ağır egzersiz ve karın kaslarını zorlayan hareketler için altı hafta kadar bir süre beklenmesi önerilir. Kemik sağlığı için düzenli D vitamini ve kalsiyum takibi, gerekli olduğunda replasman planlaması ile sağlanır. Psikososyal destek ise sıklıkla göz ardı edilen ama süreç boyunca yaşam kalitesini belirleyen bir alandır; kronik hastalığın getirdiği ağrı yükü, iş gücü kaybı ve beslenme kısıtlılıkları anksiyete ve depresyon için risk oluşturabilir. Bu nedenle hasta ve yakınlarına yönelik danışmanlık, ihtiyaç hâlinde psikiyatrik destek de tedavi planının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Düzenli kontrol muayeneleri, laboratuvar ve görüntüleme takipleri ile hem cerrahi bölgenin durumu hem de olası malignite dönüşümü açısından uzun süreli izlem yürütülür.
Pankreatit Operasyonunda Neden ilgili bölüm Emanet Olmalısınız?
Pankreatit cerrahisi, ileri düzey hepatopankreatobiliyer deneyim gerektiren, komplikasyon yönetimi zor olan ve morbidite oranları teknikten çok merkez deneyimine bağlı seyreden bir alan olarak öne çıkar. Bu nedenle tedavi kararının, yüksek hasta hacmine sahip, multidisipliner işleyişi güçlü ve modern altyapıya sahip merkezlerde alınması sonuçları belirleyici biçimde etkilemektedir. Genel Cerrahi bölümü; pankreas cerrahisinde uluslararası kılavuz önerileri (IAP-APA, ISGPS, IHPBA) doğrultusunda yürütülen bir tedavi süreci sunar. Hastalar; girişimsel radyoloji, gastroenteroloji, anesteziyoloji, yoğun bakım, endokrinoloji, medikal onkoloji, patoloji ve beslenme birimlerinden oluşan geniş bir ekibin ortak değerlendirmesi ile karar sürecine dahil edilir. Cerrahi ekip; basamaklı yaklaşımın tüm halkalarını (perkütan drenaj, endoskopik transgastrik nekrozektomi, VARD, MARPN, açık nekrozektomi) ve kronik pankreatit cerrahisinin geniş yelpazesini (Puestow, Frey, Beger, DPPHR, Whipple, distal pankreatektomi, seçilmiş olgularda TPIAT) tek merkezde uygulayabilme yeteneğine sahiptir. ERAS protokolleri ile yürütülen perioperatif bakım, güncel yoğun bakım uygulamaları, yara ve stoma bakım hemşireliği desteği, uzun dönem izlem programları ve ağrı yönetim ekibi ile bütüncül bir tedavi anlayışı benimsenmektedir. Karar süreçlerinde şeffaflık, hastanın ve yakınlarının bilgilendirilmesine gösterilen özen, olası komplikasyonların önceden konuşulması ve alternatiflerin ayrıntılı biçimde paylaşılması Genel Cerrahi bölümünün öncelikleri arasında yer alır.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.