Over kisti rüptürü, jinekolojik acillerin en sık karşılaşılan nedenlerinden biri olup, akut karın ağrısı ile acil servise başvuran kadın hastaların ayırıcı tanısında mutlaka düşünülmesi gereken önemli bir klinik tablodur. Overler üzerinde gelişen kistik yapıların duvarının herhangi bir nedenle bütünlüğünü kaybetmesi sonucu kist içeriğinin periton boşluğuna yayılması olarak tanımlanan bu durum, hafif pelvik rahatsızlıktan hemodinamik instabiliteye kadar uzanan geniş bir klinik spektrumda kendini gösterebilmektedir. Reprodüktif çağdaki kadınlarda fonksiyonel over kistleri son derece yaygın olup, bu kistlerin büyük çoğunluğu asemptomatik seyreder ve spontan regresyon gösterir. Ancak kist boyutunun artması, travma, cinsel ilişki veya hormonal değişiklikler gibi tetikleyici faktörlerin varlığında rüptür riski belirgin şekilde yükselmektedir.
Over kisti rüptürünün klinik önemi, sadece akut tablonun yönetiminde değil, aynı zamanda potansiyel komplikasyonların erken tanınması ve uygun tedavi stratejisinin belirlenmesinde yatmaktadır. Hemorajik kist rüptürü durumunda intraabdominal kanama hayatı tehdit edici boyutlara ulaşabilirken, dermoid kist rüptüründe kimyasal peritonit gelişebilmekte ve endometriyotik kist rüptüründe ise kronik pelvik ağrı ve adezyon formasyonu gibi uzun vadeli komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle acil serviste çalışan hekimlerin over kisti rüptürüne yaklaşımda sistematik bir değerlendirme algoritmasına sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.
Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri
Over kisti rüptürü, reprodüktif çağdaki kadınlarda en sık 15-45 yaş aralığında görülmekte olup, insidansı tam olarak bilinmemekle birlikte jinekolojik acil başvurularının yaklaşık yüzde 2-5'ini oluşturduğu tahmin edilmektedir. Fonksiyonel kistler, özellikle folliküler kistler ve korpus luteum kistleri, rüptürün en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Korpus luteum kistleri, zengin vasküler yapıları nedeniyle rüptüre olduklarında hemorajik komplikasyonlara daha yatkındır ve cerrahi müdahale gerektiren vakaların önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Risk faktörleri arasında antikoagülan tedavi kullanımı, kanama diatezleri, over hiperstimülasyon sendromu, endometriyozis, pelvik inflamatuar hastalık öyküsü ve geçirilmiş pelvik cerrahi gibi durumlar sayılabilir. Antikoagülan kullanan hastalarda over kisti rüptürüne bağlı hemoperitoneum riski belirgin şekilde artmakta ve bu hastalarda konservatif tedavinin başarısızlık oranı daha yüksek seyretmektedir. Ayrıca yardımcı üreme tekniklerinin yaygınlaşmasıyla birlikte over hiperstimülasyonuna bağlı multipl kist oluşumu ve rüptür riski de günümüzde giderek artan bir klinik sorun haline gelmiştir.
Ovulasyon döneminde fizyolojik olarak gerçekleşen follikül rüptürü, normalde asemptomatik veya hafif ağrıyla seyreden bir süreçtir. Ancak bazı kadınlarda bu fizyolojik rüptür bile belirgin pelvik ağrıya neden olabilmekte ve bu durum mittelschmerz olarak adlandırılmaktadır. Patolojik rüptür ise genellikle kist boyutunun 5 santimetreyi aşması, ani intraabdominal basınç artışı, ağır egzersiz veya travma gibi durumlarda gerçekleşmektedir.
Patofizyoloji ve Kist Tipleri
Over kisti rüptürünün patofizyolojisini anlamak, klinik tablonun yorumlanması ve tedavi yaklaşımının belirlenmesinde temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kist duvarının bütünlüğünün bozulması, mekanik veya biyokimyasal faktörlerin etkisiyle gerçekleşebilmektedir. Mekanik faktörler arasında kist içi basıncın artması, dış travma ve ani hareket gibi durumlar bulunurken, biyokimyasal faktörler arasında kist duvarındaki enzimatik degenerasyon, inflamatuar süreçler ve vasküler değişiklikler yer almaktadır.
Folliküler kist rüptüründe genellikle seröz veya serohemorajik sıvının periton boşluğuna yayılması söz konusu olup, bu durum çoğunlukla hafif ile orta şiddette peritoneal irritasyona neden olmaktadır. Korpus luteum kist rüptürü ise vasküler yapının zenginliği nedeniyle daha dramatik bir klinik tablo ile karşımıza çıkabilmektedir. Luteal fazda progesteron etkisiyle korpus luteum belirgin bir vaskülarizasyon gösterir ve rüptür anında aktif arteryel kanama gelişebilmektedir. Bu durum hızlı bir şekilde hemodinamik instabiliteye yol açabilir ve acil cerrahi müdahale gerektirebilir.
Dermoid kist rüptürü, tüm over kisti rüptürleri içinde en komplike seyreden tiplerden biridir. Matür kistik teratomlar olarak da bilinen dermoid kistlerin içeriğinde sebasöz materyal, kıl, kemik ve diş dokusu gibi ektodermal, mezodermal ve endodermal kökenli dokular bulunabilmektedir. Bu içeriğin periton boşluğuna yayılması şiddetli bir kimyasal peritonite neden olarak yoğun inflamatuar yanıt, ağrı ve potansiyel olarak yaygın adezyon formasyonuna yol açabilmektedir. Endometriyotik kist rüptüründe ise çikolata benzeri eski kan içeriğinin peritoneal kaviteye yayılması, hem akut peritoneal irritasyona hem de uzun vadede endometriyotik implantların yayılmasına zemin hazırlayabilmektedir.
Klinik Bulgular ve Semptomatoloji
Over kisti rüptürünün klinik prezentasyonu, kist tipi, rüptürün şiddeti ve intraperitoneal sıvı miktarına bağlı olarak büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Kardinal semptom, genellikle alt karın bölgesinde ani başlangıçlı, keskin karakterde ağrıdır. Ağrı tipik olarak unilateral yerleşimli olup, rüptür tarafında daha belirgindir; ancak peritoneal sıvının Douglas poşunda veya daha yaygın alanlarda birikmesiyle bilateral ağrı veya diffüz karın ağrısı şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir.
Hastaların bir kısmında ağrının cinsel ilişki sırasında veya hemen sonrasında, ağır fiziksel aktivite veya defekasyon esnasında ani olarak başladığı öğrenilebilir. Bu anamnestik bilgiler tanıya yönlendirmede değerli ipuçları sunmaktadır. Ağrıya eşlik eden bulantı ve kusma, peritoneal irritasyonun bir göstergesi olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Vaginal kanama, hormonal değişikliklere bağlı olarak bazı hastalarda görülebilmekte ve bu durum ektopik gebelik ile ayırıcı tanıda klinisyeni yanıltabilmektedir.
Fizik muayenede alt karın bölgesinde hassasiyet, defans ve rebound bulguları saptanabilir. Pelvik muayenede adneksiyal hassasiyet, servikal hareket hassasiyeti ve Douglas poşunda dolgunluk tespit edilebilmektedir. Hemorajik rüptür durumunda hemoperitoneum hacmine bağlı olarak taşikardi, hipotansiyon, solukluk, soğuk terleme ve hatta hemorajik şok bulguları gelişebilmektedir. Bu klinik tablo, cerrahi bir acil olarak değerlendirilmeli ve hemodinamik stabilizasyon ile eş zamanlı olarak acil cerrahi konsültasyon sağlanmalıdır.
Tanısal Yaklaşım ve Görüntüleme
Over kisti rüptürünün tanısı, klinik şüphe ile başlayıp laboratuvar ve görüntüleme yöntemleriyle desteklenen sistematik bir yaklaşımla konulmaktadır. Acil serviste ilk değerlendirmede hastanın vital bulguları, genel durumu ve hemodinamik stabilitesi hızla değerlendirilmelidir. Reprodüktif çağdaki her kadın hastada gebelik testi mutlaka yapılmalı ve ektopik gebelik olasılığı ekarte edilmelidir. Bu adım, ayırıcı tanıda en kritik basamaklardan birini oluşturmaktadır.
Laboratuvar incelemelerinde tam kan sayımı, hemoglobin ve hematokrit değerleri intraabdominal kanama miktarının değerlendirilmesinde yol gösterici olabilmektedir; ancak akut kanamalarda hemoglobin düşüşünün gecikebileceği unutulmamalıdır. Koagülasyon parametreleri, özellikle antikoagülan kullanan hastalarda değerlendirilmelidir. Beta-hCG düzeyi negatif olan hastalarda ektopik gebelik büyük oranda ekarte edilebilir; ancak çok erken gebelik döneminde yanlış negatif sonuçların olabileceği akılda tutulmalıdır.
Transvajinal ultrasonografi, over kisti rüptürünün tanısında altın standart görüntüleme yöntemi olarak kabul edilmektedir. Ultrasonografik bulgular arasında overler çevresinde serbest sıvı, düzensiz kontürlü veya kollabe kist görünümü, Douglas poşunda ve pelvik bölgede serbest sıvı birikimi sayılabilir. Serbest sıvının ekojenitesi, kanama varlığı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır; ekojenik veya heterojen görünümlü sıvı hemoperitoneum lehine değerlendirilmelidir. Transabdominal ultrasonografi ise pelvik bölge dışındaki serbest sıvının değerlendirilmesinde tamamlayıcı rol oynamaktadır.
Bilgisayarlı tomografi, klinik tablonun belirsiz olduğu ve ayırıcı tanıda appendisit, divertikülit veya mezenterik iskemi gibi acil cerrahi patolojilerin düşünüldüğü durumlarda tercih edilebilmektedir. Kontrastlı BT incelemesinde aktif kontrastlanma gösteren over lezyonu ve peritoneal serbest sıvı, over kisti rüptürü tanısını destekleyen bulgulardır. Manyetik rezonans görüntüleme ise acil değerlendirmede nadiren gerekli olmakla birlikte, endometriyotik kist rüptürü veya kompleks adneksiyal kitlelerin karakterizasyonunda yardımcı olabilmektedir.
Ayırıcı Tanı
Over kisti rüptürü ile karışabilecek pek çok klinik durum mevcuttur ve doğru tanının konulması uygun tedavinin belirlenmesinde hayati önem taşımaktadır. Jinekolojik ayırıcı tanılar arasında ektopik gebelik, over torsiyonu, tubo-ovaryen apse, pelvik inflamatuar hastalık ve endometriyozis gibi durumlar yer almaktadır. Ektopik gebelik, en önemli ve en tehlikeli ayırıcı tanı olup, rüptüre ektopik gebelik ile hemorajik over kisti rüptürü klinik olarak birbirinden ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle reprodüktif çağdaki tüm kadın hastalarda serum beta-hCG düzeyinin belirlenmesi zorunludur.
Over torsiyonu, over kisti rüptürü ile sıklıkla karışan bir diğer jinekolojik acildir. Over torsiyonunda ağrı genellikle daha şiddetli ve kolik karakterdedir; bulantı ve kusma daha belirgin olup, Doppler ultrasonografide over kan akımında azalma veya yokluk saptanması tanıyı desteklemektedir. Cerrahi gecikmenin over kaybına yol açabileceği göz önünde bulundurularak, torsiyondan şüphelenildiğinde acil cerrahi konsültasyon istenmelidir.
Gastrointestinal ayırıcı tanılar arasında akut appendisit, özellikle sağ alt kadran ağrısı ile başvuran hastalarda en sık düşünülmesi gereken tanıdır. Meckel divertiküliti, sigmoid divertikülit, ince barsak obstrüksiyonu ve mezenterik lenfadenit gibi durumlar da ayırıcı tanıda yer almaktadır. Üriner sistem patolojilerinden üreter taşı ve pyelonefrit de benzer semptomatoloji ile karşımıza çıkabilmektedir. Dikkatli bir anamnez, fizik muayene ve uygun laboratuvar ile görüntüleme incelemeleri, bu geniş ayırıcı tanı yelpazesi içinde doğru tanıya ulaşılmasında belirleyici rol oynamaktadır.
Acil Servis Yönetimi ve İlk Müdahale
Over kisti rüptürü tanısı konulan veya kuvvetle şüphelenilen hastalarda acil servisteki ilk yaklaşım, hastanın hemodinamik durumuna göre şekillendirilmelidir. Hemodinamik açıdan stabil olan hastalarda intravenöz damar yolu açılması, sıvı resüsitasyonu için hazırlık yapılması ve ağrı kontrolünün sağlanması öncelikli adımlardır. Analjezi amacıyla non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar veya opioid analjezikler kullanılabilir; ancak hemodinamik instabilite riski taşıyan hastalarda opioid kullanımında dikkatli olunmalıdır.
Hemodinamik instabilite bulguları gösteren hastalarda agresif sıvı resüsitasyonu başlatılmalı, gerektiğinde kan ürünleri transfüzyonu için hazırlık yapılmalı ve acil jinekoloji veya genel cerrahi konsültasyonu istenmelidir. Bu hastalarda iki geniş çaplı periferik intravenöz damar yolu açılması, kan grubu ve cross-match çalışması yapılması ve acil hemogram takibi planlanması standart yaklaşım olarak benimsenmelidir. Vital bulgular ve idrar çıkışı yakın monitörizasyon altında takip edilmelidir.
Antikoagülan tedavi altındaki hastalarda over kisti rüptürü yönetimi özel dikkat gerektirmektedir. Bu hastalarda antikoagülan etkinin geri döndürülmesi, kanama kontrolü ve tromboembolik risk arasındaki dengenin titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Warfarin kullanan hastalarda INR düzeyi kontrol edilerek gerektiğinde K vitamini veya taze donmuş plazma ile reversal uygulanabilir. Yeni nesil oral antikoagülan kullanan hastalarda ise spesifik antidotların kullanılabilirliği değerlendirilmelidir.
Konservatif Tedavi Yaklaşımı
Hemodinamik açıdan stabil, ağrısı kontrol altına alınabilen ve görüntülemede sınırlı miktarda serbest sıvı saptanan hastalarda konservatif tedavi yaklaşımı uygulanabilmektedir. Konservatif tedavinin temel unsurları yatak istirahati, yeterli analjezi, intravenöz hidrasyon ve yakın klinik takipten oluşmaktadır. Seri hemoglobin takibi ile intraabdominal kanamanın progresyonu değerlendirilebilir ve hemoglobin düzeyinde anlamlı düşüş saptanması durumunda tedavi stratejisi yeniden gözden geçirilmelidir.
Konservatif tedavi uygulanan hastalarda klinik kötüleşme belirtileri konusunda dikkatli olunmalıdır. Artan karın ağrısı, taşikardi gelişimi, kan basıncında düşme, hemoglobin değerlerinde progresif azalma veya peritoneal irritasyon bulgularında artış, konservatif tedavinin yetersiz kaldığının göstergeleri olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda cerrahi müdahaleye geçiş kararı gecikmeden alınmalıdır.
Konservatif tedavi ile takip edilen hastaların taburculuk kriterleri arasında ağrının oral analjeziklerle kontrol altına alınabilmesi, hemodinamik stabilite, seri hemoglobin değerlerinde stabilite ve oral beslenmenin tolere edilebilmesi sayılabilir. Taburculuk sonrasında hastanın 24-48 saat içinde jinekoloji poliklinik kontrolüne yönlendirilmesi ve kötüleşme belirtileri konusunda bilgilendirilmesi önemlidir. Ayrıca taburculuk sonrası pelvik ultrasonografi ile kist durumunun takibi planlanmalıdır.
Cerrahi Tedavi Endikasyonları ve Yaklaşımlar
Cerrahi müdahale endikasyonları arasında hemodinamik instabilite, konservatif tedaviye yanıtsızlık, görüntülemede geniş hemoperitoneum, hemoglobin değerlerinde progresif düşüş ve malignite şüphesi yer almaktadır. Cerrahi yaklaşımda laparoskopi, hemodinamik açıdan stabil olan hastalarda tercih edilen yöntem olup, daha az cerrahi travma, kısa hastanede kalış süresi ve erken mobilizasyon avantajları sunmaktadır. Hemodinamik instabilite durumunda veya laparoskopik yaklaşımın teknik olarak mümkün olmadığı durumlarda laparotomi tercih edilebilmektedir.
Cerrahi sırasında kanama kaynağının belirlenmesi ve kontrolü, kist duvarının eksizyonu veya kistektomi, peritoneal lavaj ve hemostazın sağlanması temel cerrahi hedefler arasındadır. Reprodüktif çağdaki hastalarda over dokusunun mümkün olduğunca korunması önemli bir cerrahi prensiptir. Kistektomi, over dokusunun maksimum düzeyde korunmasını sağlarken, yaygın hasar veya malignite şüphesi durumunda ooferektomi gerekli olabilmektedir. Cerrahi sırasında peritoneal sıvıdan sitolojik inceleme yapılması, özellikle beklenmedik bulgular saptandığında tanısal değer taşımaktadır.
Minimal invaziv cerrahi tekniklerin gelişmesiyle birlikte, günümüzde over kisti rüptürüne bağlı hemoperitoneum vakalarının büyük çoğunluğu laparoskopik olarak başarıyla yönetilebilmektedir. Laparoskopik yaklaşımda bipolar koagülasyon, sütür ligasyonu veya hemostatik ajanların kullanımıyla etkin hemostaz sağlanabilmektedir. Postoperatif dönemde antibiyotik profilaksisi, tromboprofilaksi ve erken mobilizasyon standart bakım protokollerinin parçasıdır.
Komplikasyonlar ve Prognoz
Over kisti rüptürünün potansiyel komplikasyonları arasında hemorajik şok, enfeksiyon, adezyon formasyonu ve fertilite üzerine olumsuz etkiler sayılabilmektedir. Hemorajik şok, en ciddi ve hayatı tehdit eden komplikasyon olup, özellikle tanı ve tedavide gecikme yaşanan vakalarda mortalite riski artmaktadır. Hemoperitoneum ve peritoneal irritasyon, postoperatif dönemde adezyon gelişimine zemin hazırlayarak uzun vadede kronik pelvik ağrı ve infertilite gibi sorunlara yol açabilmektedir.
Dermoid kist rüptüründe gelişen kimyasal peritonit, şiddetli inflamatuar yanıt nedeniyle yaygın adezyon formasyonuna ve potansiyel olarak barsak obstrüksiyonuna neden olabilmektedir. Bu nedenle dermoid kist rüptürü şüphesinde kapsamlı peritoneal lavaj ve titiz cerrahi eksplorasyon büyük önem taşımaktadır. Endometriyotik kist rüptüründe ise endometriyotik implantların peritoneal kaviteye yayılması, hastalığın progresyonuna katkıda bulunabilmektedir.
Prognoz açısından değerlendirildiğinde, over kisti rüptürü vakalarının büyük çoğunluğu uygun tedavi ile tam iyileşme göstermektedir. Fonksiyonel kist rüptürlerinde nüks riski mevcut olup, hormonal kontraseptif kullanımı fonksiyonel kist oluşumunu azaltarak nüks riskini düşürebilmektedir. Cerrahi müdahale gereken vakalarda over dokusunun korunma derecesi, gelecekteki fertilite potansiyelini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle cerrahi planlama sırasında hastanın reprodüktif beklentilerinin göz önünde bulundurulması ve over koruyucu cerrahi tekniklerin tercih edilmesi önerilmektedir.
Özel Hasta Gruplarında Yaklaşım
Gebelik döneminde over kisti rüptürü, hem tanısal hem de terapötik açıdan kendine özgü zorluklar barındırmaktadır. Gebeliğin ilk trimesterinde korpus luteum kist rüptürü en sık karşılaşılan senaryo olup, korpus luteumun gebeliğin devamı için ürettiği progesteronun kaybı düşük riskini artırabilmektedir. Görüntülemede radyasyondan kaçınılması gerektiğinden ultrasonografi tercih edilmeli, BT yalnızca hayatı tehdit eden durumlarda düşünülmelidir. Cerrahi müdahale gerektiğinde laparoskopik yaklaşım, deneyimli ellerde gebeliğin ikinci trimesterine kadar güvenle uygulanabilmektedir.
Pediatrik ve adölesan yaş grubunda over kisti rüptürü, yetişkinlere kıyasla daha nadir görülmekle birlikte tanıda gecikme riski daha yüksektir. Bu yaş grubunda ayırıcı tanıda appendisit, mezenterik lenfadenit ve fonksiyonel barsak hastalığı öncelikli olarak düşünülmekte ve jinekolojik patolojiler gözden kaçabilmektedir. Adölesan hastalarda over torsiyonu riski de göz önünde bulundurulmalı ve Doppler ultrasonografi ile vasküler değerlendirme mutlaka yapılmalıdır.
Postmenopozal dönemde over kisti rüptürü durumunda malignite olasılığı mutlaka değerlendirilmelidir. Postmenopozal kadınlarda fonksiyonel kist oluşumu beklenmediğinden, bu yaş grubunda saptanan over kistleri daha dikkatli bir yaklaşım gerektirmektedir. Tümör belirteçleri, özellikle CA-125 düzeyi değerlendirilmeli ve görüntüleme bulgularında maligniteyi düşündüren özellikler araştırılmalıdır. Cerrahi müdahale kararı alındığında, intraoperatif frozen section incelemesi ile histopatolojik değerlendirme yapılması önerilmektedir.
Takip ve Önleyici Stratejiler
Over kisti rüptürü sonrası takip protokolü, hastanın klinik durumuna ve uygulanan tedavi yöntemine göre bireyselleştirilmelidir. Konservatif tedavi ile yönetilen hastalarda taburculuk sonrası ilk kontrolün 1-2 hafta içinde yapılması ve pelvik ultrasonografi ile over morfolojisinin değerlendirilmesi önerilmektedir. Cerrahi müdahale uygulanan hastalarda ise postoperatif kontroller cerrahın değerlendirmesine göre planlanmalı ve yara bakımı, aktivite kısıtlamaları ve komplikasyon belirtileri konusunda hasta eğitimi verilmelidir.
Nüks önleme stratejileri arasında kombine oral kontraseptif kullanımı, fonksiyonel kist oluşumunu baskılayarak önemli bir koruyucu rol oynamaktadır. Ovülasyonun supresyonu, folliküler kist ve korpus luteum kist gelişimini azaltmakta ve dolayısıyla rüptür riskini düşürmektedir. Ancak kontraseptif kullanımı hastanın reprodüktif planları, yaşı ve komorbiditeleri göz önünde bulundurularak bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Endometriyozise bağlı over kisti rüptürü öyküsü olan hastalarda altta yatan hastalığın medikal veya cerrahi tedavisi, nüks riskinin azaltılmasında belirleyici öneme sahiptir. GnRH analogları, progestinler veya dienogest gibi hormonal tedaviler endometriyotik kist nüksünü azaltmada etkili olabilmektedir. Hastanın yaşam tarzı modifikasyonları konusunda bilgilendirilmesi, aşırı fiziksel aktiviteden kaçınılması ve düzenli jinekolojik kontrollerin sürdürülmesi de takip sürecinin önemli bileşenlerini oluşturmaktadır.
Değerlendirme ve Kapanış
Over kisti rüptürü, acil servis pratiğinde sık karşılaşılan ve geniş bir klinik spektrumda seyreden önemli bir jinekolojik acil durumdur. Tanıda klinik şüphenin yüksek tutulması, sistematik bir değerlendirme yaklaşımının benimsenmesi ve uygun görüntüleme yöntemlerinin zamanında kullanılması, doğru tanıya ulaşılmasının temel koşullarıdır. Tedavi stratejisi, hastanın hemodinamik durumu, kanamanın miktarı ve kist tipine göre bireyselleştirilmeli; konservatif tedavi ile cerrahi müdahale arasındaki karar, klinik bulgulara dayalı olarak dinamik bir şekilde verilmelidir.
Multidisipliner yaklaşım, özellikle komplike vakalarda tedavi başarısını artıran önemli bir faktördür. Acil tıp, jinekoloji, radyoloji ve gerektiğinde hematoloji ile anesteziyoloji disiplinlerinin koordineli çalışması, hastaya en uygun tedavinin sunulmasını sağlamaktadır. Hasta ve yakınlarının klinik süreç hakkında bilgilendirilmesi, tedavi kararlarına katılımlarının sağlanması ve taburculuk sonrası takip planının net bir şekilde oluşturulması, bütüncül hasta yönetiminin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, over kisti rüptürü ve diğer jinekolojik acil durumlarda en güncel tanı ve tedavi protokollerini uygulayarak, hastaların güvenli ve etkin bir şekilde tedavi edilmesini sağlamaktadır. İleri görüntüleme teknolojileri, deneyimli cerrahi ekip ve multidisipliner yaklaşım anlayışıyla, hastalarımıza en yüksek standartlarda acil sağlık hizmeti sunulmaktadır.



