Çocuk Endokrinolojisi

Obezojenik Kimyasallar

Çocuklarda Endokrin Bozucular Süreci, Obezite İlişkisi, Obezojenik Kimyasallar ve Risk, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik.

Obezojenik kimyasallar, endokrin sistemin doğal işleyişini bozarak yağ dokusu birikimini, enerji dengesini ve metabolik düzenlemeyi olumsuz yönde etkileyen sentetik veya doğal kaynaklı moleküller olarak tanımlanmaktadır. Çocuk endokrinolojisi alanında giderek artan bir ilgiyle değerlendirilen bu maddeler, yetişkinlerde olduğu kadar büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda da hormonal denge üzerinde belirgin etkiler oluşturabilmektedir. Söz konusu bileşikler, plastik ambalajlardan kozmetik ürünlere, tarım ilaçlarından konserve kutu kaplamalarına kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bilimsel çevreler tarafından endokrin bozucu kimyasallar olarak da adlandırılan bu maddeler, vücudun hormonal sinyal yollarını taklit ederek, bloke ederek ya da değiştirerek metabolik bozukluklara zemin hazırlayabilmektedir.

Endokrin sistem, hipotalamustan tiroid bezine, pankreastan adrenal bezlere kadar pek çok salgı bezinin koordineli çalışmasıyla işlev görmektedir. Bu sistemin sağlıklı işleyişi, büyüme, üreme, metabolizma ve duygu durumu gibi pek çok yaşamsal sürecin sürdürülebilmesi için gereklidir. Obezojenik kimyasalların organizmaya girişiyle birlikte, hormon reseptörleri üzerinde yarışmacı bağlanma gerçekleşebilmekte, hormon sentezi baskılanabilmekte ya da hormonların metabolize edilme süreçleri farklılaşabilmektedir. Çocukluk döneminde maruz kalınan bu maddelerin etkileri, erişkin yaşam dönemlerine kıyasla daha kalıcı sonuçlar doğurabilmektedir; çünkü gelişmekte olan organizma, kimyasal etkenlere karşı belirgin biçimde daha duyarlıdır.

Bisfenol A, fitalatlar, perfloroalkil bileşikleri, organotinler, parabenler, tribütiltin, dioksinler ve bazı pestisitler obezojenik etki gösterdiği belgelenmiş başlıca kimyasal grupları oluşturmaktadır. Bisfenol A, özellikle plastik biberonlardan polikarbonat şişelere, kasa fişlerinden gıda saklama kaplarına kadar pek çok ürünün üretiminde kullanılmaktadır. Fitalatlar ise kokulu kişisel bakım ürünlerinde, oyuncaklarda, tıbbi cihazlarda ve esnek plastiklerde yumuşatıcı görevi üstlenmektedir. Bu bileşiklerin gıda, su, hava ve cilt yoluyla organizmaya geçişi mümkün olmakta; özellikle ısıtılan plastik kapların içerisindeki gıdaların tüketimi sırasında maruziyet düzeyi artabilmektedir.

Obezojen kavramı, ilk olarak hormonal yolla yağ hücresi farklılaşmasını ve depolanmasını tetikleyen kimyasalları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır. Bu kimyasalların adipoz dokuda lipogenezi artırdığı, mevcut yağ hücrelerinin hacmini büyüttüğü ve yeni yağ hücrelerinin oluşumunu hızlandırdığı çeşitli laboratuvar çalışmalarında gösterilmiştir. Peroksizom proliferatör aktive reseptör gama gibi yağ hücresi farklılaşmasında belirleyici rol oynayan reseptörler, söz konusu kimyasallar tarafından uyarılarak adipogenezin patolojik biçimde artmasına neden olabilmektedir. Bu mekanizma, çocukluk çağı obezitesinin yalnızca aşırı kalori alımı ve hareketsiz yaşam ile açıklanamayacağına işaret eden bilimsel kanıtlar arasında yer almaktadır.

Gebelik döneminde anne organizmasının maruz kaldığı obezojenik kimyasallar, plasenta yoluyla fetüse aktarılabilmekte ve intrauterin programlamayı etkileyebilmektedir. Bu durum, doğum sonrası yaşamda metabolik hastalıklara yatkınlık geliştirilmesine neden olabilmektedir. Anne sütü yoluyla bebeklere geçen kimyasallar da emzirme döneminde maruziyet açısından dikkat edilmesi gereken bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Yapılan epidemiyolojik araştırmalar, gebelikte yüksek bisfenol A maruziyetinin doğan çocukların ileri yaşlardaki vücut kitle indeksi değerleri üzerinde anlamlı etkiler oluşturabildiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu bulgular, doğum öncesi dönemden başlayarak çevresel kimyasallardan korunmanın önemini ortaya koymaktadır.

Tiroid bezi, obezojenik kimyasallardan en fazla etkilenen endokrin organlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Tiroid hormonları, bazal metabolizmanın düzenlenmesinde belirleyici rol oynadığından, bu hormonların salgılanması ya da etkinliği üzerinde meydana gelen değişiklikler doğrudan vücut ağırlığı üzerinde yansımalar oluşturmaktadır. Perklorat, perfloroalkil maddeleri ve bazı poliklorlu bifeniller, tiroid hormon üretimini baskılayarak ya da hormon transport proteinleriyle etkileşime girerek hipotiroidik bir tablonun gelişimine zemin hazırlayabilmektedir. Çocukluk döneminde subklinik tiroid işlev bozukluklarının saptanması, büyüme geriliği, kilo artışı ve bilişsel performans değişiklikleri açısından önem taşımaktadır.

İnsülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimi açısından da obezojenik kimyasalların etkileri kapsamlı biçimde incelenmektedir. Pankreas beta hücrelerinde insülin salınımını bozan veya periferik dokularda insülin sinyal yolaklarını engelleyen kimyasalların, glikoz toleransının zayıflamasına katkıda bulunduğu bilinmektedir. Adolesan dönemde belirginleşen metabolik sendrom tablolarında, beslenme ve fiziksel aktivite faktörlerinin yanı sıra çevresel kimyasal maruziyetinin de değerlendirilmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Karaciğerde yağlanma, dislipidemi ve hipertansiyon gibi metabolik sendrom bileşenleri, endokrin bozucu maddelerin etkilerinden bağımsız ele alınamayacak ölçüde karmaşık bir tablo oluşturmaktadır.

Çocuklarda erken puberte, gecikmiş puberte ve adet düzensizlikleri gibi üreme sistemini ilgilendiren sorunlar da obezojenik kimyasallarla ilişkilendirilmektedir. Östrojen, androjen ve progesteron reseptörlerini taklit eden ya da bloke eden bu maddeler, üreme aksının normal işleyişini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Kız çocuklarında erken telarş, erken adrenarş ve menarş yaşının öne çekilmesi, son dekatlarda pek çok ülkede gözlemlenen bir eğilim olarak kayıt altına alınmıştır. Erkek çocuklarda ise kriptorşidizm, hipospadias ve testis hacmi azalmaları endokrin bozucu maddelerle olası ilişkileri açısından araştırılmaktadır.

Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, obezojenik kimyasallara maruziyetin azaltılmasında temel yaklaşımlardan birini oluşturmaktadır. Taze, mevsiminde ve organik tarım yöntemleriyle yetiştirilmiş gıdaların tercih edilmesi, pestisit kalıntılarının azaltılması açısından önemlidir. Konserve gıdaların tüketiminin sınırlandırılması, bisfenol A içeren epoksi kaplamalardan kaynaklanan maruziyetin düşürülmesine katkı sağlamaktadır. Plastik kaplarda mikrodalga fırında ısıtma yapılmaması, sıcak içecek ve yiyeceklerin cam ya da paslanmaz çelik kaplarda saklanması önerilen yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Beslenme önerileri, yaş gruplarına ve bireysel klinik tablolara göre çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmektedir.

Kişisel bakım ürünleri ve kozmetik kullanımı da maruziyet kaynakları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Parabenler, fitalatlar, triklosan ve bazı parfüm bileşenleri, cilt yoluyla emilebilen endokrin bozucu maddeler olarak değerlendirilmektedir. Çocuklarda kullanılan şampuan, sabun, krem ve diş macunu gibi ürünlerin içerik analizlerine dikkat edilmesi, maruziyet düzeyinin sınırlandırılmasına katkı sağlamaktadır. Üretici firmaların bu bileşikleri içermediğini belirten sertifikalı ürünleri tercih edilebilmektedir. Ev temizlik ürünleri, çamaşır deterjanları ve oda kokuları da fitalat içeriği açısından değerlendirilmesi gereken ürün grupları arasında bulunmaktadır.

Çevresel maruziyetin azaltılmasında ev içi hava kalitesinin sağlanması göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. İç ortam havasında biriken uçucu organik bileşikler, yangın geciktirici kimyasallar ve plastik mobilyalardan salınan partiküller endokrin sistemi etkileyebilmektedir. Düzenli havalandırma yapılması, hava temizleyici cihazların kullanılması ve ev tozunun düzenli olarak temizlenmesi maruziyetin düşürülmesine katkıda bulunan uygulamalar arasında sayılmaktadır. Halı, perde ve döşeme ürünlerinde kullanılan yangın geciktirici maddelerin çocukların oynadığı zeminlerde birikme eğilimi göstermesi, hijyen kurallarına dikkat edilmesini önemli kılmaktadır.

Çocuk endokrinoloji polikliniklerinde değerlendirme süreci, ayrıntılı bir anamnez alınması ile başlamaktadır. Beslenme alışkanlıkları, ev ortamındaki kimyasal maruziyet kaynakları, ebeveynlerin mesleki maruziyetleri ve gebelik dönemine ait özellikler kapsamlı biçimde sorgulanmaktadır. Antropometrik ölçümler, boy ve kilo persantilleri, vücut kitle indeksi, bel çevresi ve cilt kıvrım kalınlığı değerlendirmeleri rutin olarak yapılmaktadır. Laboratuvar tetkikleri arasında tiroid fonksiyon testleri, açlık glukoz ve insülin düzeyleri, lipid profili, karaciğer enzimleri ve gerektiğinde seks hormonları değerlendirilmektedir. Görüntüleme yöntemleri, kemik yaşı tayini ve gerekli görülen durumlarda ileri tetkikler ile klinik tablo bütüncül biçimde ele alınmaktadır.

Tanı ve takip sürecinde elde edilen verilere göre çocuğun gelişimine uygun yaklaşımla yönetilen bir izlem planı oluşturulmaktadır. Beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite önerileri ve gerektiğinde davranışsal destek hizmetleri çok disiplinli bir ekip yaklaşımıyla planlanmaktadır. Aile bireylerinin sürece dahil edilmesi, çevresel düzenlemelerin sürdürülebilir kılınması açısından önemli bulunmaktadır. Endokrinoloji uzmanı, diyetisyen, çocuk psikoloğu ve gerektiğinde diğer uzmanlık alanlarından oluşan ekibin koordineli çalışması, çocuğun metabolik sağlığının korunmasına ve iyileşmeye katkı sağlayan bir yapı oluşturmaktadır.

Toplumsal düzeyde yapılan farkındalık çalışmaları, obezojenik kimyasallara maruziyetin azaltılmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Okul çağı çocuklarına yönelik beslenme eğitimleri, ailelere yönelik bilgilendirme toplantıları ve sağlık personelinin sürekli mesleki gelişim programları çevresel sağlık okuryazarlığının artırılmasına katkıda bulunmaktadır. Düzenleyici kurumların yürüttüğü mevzuat çalışmaları, üretim ve tüketim aşamalarında kimyasal güvenliğin sağlanması açısından belirleyici bir işlev görmektedir. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşların belirli endokrin bozucu maddelerin kullanımına yönelik kısıtlamalar getirmesi, halk sağlığı açısından olumlu adımlar olarak değerlendirilmektedir.

Bilimsel araştırmaların güncel verileri, obezojenik kimyasalların etkilerinin epigenetik mekanizmalar yoluyla bir sonraki nesle aktarılabildiğine işaret etmektedir. DNA dizilimini değiştirmeden gen ifadesini etkileyen bu süreçler, çevresel maruziyetin yalnızca maruz kalan bireyi değil, gelecek kuşakların metabolik sağlığını da ilgilendirebileceğini göstermektedir. Bu yönde yürütülen kuşaklar arası çalışmalar, endokrin bozucu maddelerin uzun vadeli etkilerinin daha iyi anlaşılmasına olanak tanımaktadır. Çocuk endokrinolojisi alanında elde edilen yeni bulgular, klinik uygulamalara giderek daha fazla yansımakta ve çevresel etmenlerin değerlendirilmesi temel anamnez bileşenleri arasında yer almaya başlamaktadır.

Obezojenik kimyasallara bağlı metabolik değişikliklerin değerlendirilmesi ve takibi konusunda kapsamlı bir yaklaşımla hizmet sunmaktadır. Çocukların büyüme ve gelişme süreçlerinin yakından izlenmesi, çevresel risk faktörlerinin belirlenmesi ve ailelere yönelik kapsamlı bilgilendirme çalışmaları yürütülmektedir. Multidisipliner ekip çalışması anlayışıyla, çocuğun ve ailesinin gereksinimleri doğrultusunda kişiselleştirilmiş izlem planları oluşturulmaktadır. Çocukluk çağı obezitesinin önlenmesinde çevresel kimyasallara yönelik farkındalığın artırılması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması ve düzenli sağlık takibinin sürdürülmesi temel ilkeler olarak benimsenmektedir.

Kaynakça

  1. National Institute of Environmental Health Sciences (NIEHS) — Endokrin bozucu kimyasallarniehs.nih.gov/health/topics/agents/endocrine
  2. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Endokrin bozucular ve sağlık etkilerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK569327
  3. World Health Organization (WHO) — Obezite ve fazla kilowho.int/news-room/fact-sheets/detail/obesity-and-overweight
  4. U.S. Environmental Protection Agency (EPA) — Bisfenol A (BPA) hakkında bilgiepa.gov/assessing-and-managing-chemicals-under-tsca/risk-management-bisphenol-bpa

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.