Çocuk Endokrinolojisi

Noonan Sendromunda Ergenlik Gecikmesi

Çocuklarda Noonan Sendromu Süreci ve Puberte Gecikmesi ve Değerlendirme, doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir.

Noonan sendromu, RAS/MAPK sinyal yolağındaki genetik değişikliklerle ilişkilendirilen, çok sistemli bulgularla seyreden ve görülme sıklığı yaklaşık olarak iki bin ile yirmi beş bin canlı doğumda bir aralığında bildirilen kalıtsal bir durumdur. Sendromun klinik yansımaları yüz görünümünden konjenital kalp anomalilerine, kanama eğiliminden boy kısalığına dek geniş bir yelpazede karşımıza çıkar. Bu çeşitliliğin önemli bir alt başlığı olarak ergenlik sürecindeki sapmalar dikkat çekmektedir. Çocuk endokrinolojisi pratiğinde, Noonan sendromu tanısı olan bireylerin önemli bir bölümünde puberte başlangıcının yaşıtlarına kıyasla geciktiği ve pubertal büyüme atılımının beklenenden daha sönük seyrettiği gözlenmektedir. Bu tablo, hem genç bireyin psikososyal gelişimi açısından hem de erişkin boy potansiyeli bakımından titiz bir izlemi gerekli kılan klinik bir durumdur.

Ergenlik gecikmesi tanımı, kız çocuklarında on üç yaşına dek meme dokusunun gelişmemesi, erkek çocuklarında ise on dört yaşına dek testis hacminin dört mililitrenin altında kalması temeline dayanır. Noonan sendromu olan çocuklarda yapılan kohort çalışmaları, pubertal başlangıcın ortalama olarak yaklaşık iki yıl ertelendiğini, kemik yaşının takvim yaşının gerisinde kaldığını ve büyüme hızının pubertal dönemde beklenen ivmeyi kazanmakta zorlandığını ortaya koymuştur. Bu gecikmenin temelinde yalnızca hipotalamo-hipofiz-gonad ekseninin olgunlaşmasındaki gecikme değil, aynı zamanda büyüme hormonu duyarlılığında bildirilen kısmi direnç, beslenme güçlükleri ve kronik kardiyovasküler yük gibi çoklu etmenler yer almaktadır. Dolayısıyla ergenlik gecikmesi, sendromun izole bir bileşeni olarak değil, sistemik tablonun bir parçası olarak değerlendirilir.

Genetik temelde en sık karşılaşılan değişiklik PTPN11 genindeki patojenik varyantlardır ve hastaların yaklaşık yarısında bu gende mutasyon saptanmaktadır. SOS1, RAF1, RIT1, KRAS, NRAS, BRAF ve MAP2K1 gibi yolak üyelerindeki değişiklikler ise daha küçük oranlarda tabloya katkı sağlar. PTPN11 varyantı taşıyan bireylerde büyüme hormonu eksenindeki direncin daha belirgin olduğu, insülin benzeri büyüme faktörü düzeylerinin görece düşük seyrettiği ve pubertal gecikmenin daha sık eşlik ettiği bildirilmektedir. SOS1 ilişkili tablolarda ise boy kısalığının görece daha hafif olabildiği, buna karşın ergenlik zamanlamasının yine değişkenlik gösterebildiği gözlenir. Genotip-fenotip ilişkisinin tam olarak öngörülemez olması, her bireyin ayrı bir klinik tablo olarak ele alınmasını gerektirir.

Pubertal gecikmenin altında yatan endokrin mekanizmalar incelendiğinde, hipotalamik gonadotropin salgılatıcı hormon pulsasyonunun olgunlaşmasında gecikme ön plana çıkmaktadır. Bunun sonucunda hipofizden salınan luteinize edici hormon ve folikül uyarıcı hormon düzeyleri pubertal eşiğe daha geç ulaşır. Gonadal yanıt açısından erkek bireylerde testis hacmindeki artışın yavaşladığı, testosteron yükselişinin geciktiği; kız bireylerde ise östrojen üretiminin pubertal düzeylere ulaşmakta gecikme yaşadığı görülmektedir. Erkek olgularda ek olarak kriptorşidizm sıklığının yüksek olması, Sertoli ve Leydig hücre işlevini ileri yaşlarda olumsuz etkileyebilmekte; bu durum hem pubertenin seyrini hem de ileri dönem fertilite potansiyelini değiştiren bir etken olarak değerlendirilmektedir.

Klinik değerlendirme süreci ayrıntılı bir öykü ile başlar. Doğum tartısı, beslenme öyküsü, kardiyovasküler bulgular, geçirilmiş ameliyatlar, kullanılan ilaçlar ve aile bireylerindeki pubertal zamanlama bilgileri kayıt altına alınır. Fizik muayenede yüz görünümünün karakteristik özellikleri, boyun yapısı, göğüs şekli, kas-iskelet bulguları ile birlikte Tanner evrelemesi yapılır. Erkek olgularda testis hacmi orşidometre yardımıyla ölçülür, kız olgularda meme tomurcuklanması ve aksiller-pubik kıllanma evrelendirilir. Boy, kilo, vücut kitle indeksi, oturma yüksekliği ve baş çevresi gibi antropometrik veriler sendroma özgü büyüme eğrileriyle karşılaştırılır. Kemik yaşının saptanması amacıyla sol el bileği grafisi alınır ve takvim yaşıyla arasındaki fark öngörü için yorumlanır.

Laboratuvar değerlendirmesinde tiroid fonksiyon testleri, tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek belirteçleri, insülin benzeri büyüme faktörü 1, insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein 3 düzeyleri istenir. Gonadotropinlerin ve cinsiyet steroidlerinin bazal değerleri elde edilir; gerekli görüldüğünde gonadotropin salgılatıcı hormon uyarı testi ile pubertal eksenin işlevsel durumu netleştirilir. Büyüme hormonu eksenine yönelik uyarı testleri seçilmiş olgularda yapılır. Karyotip analizi ile özellikle kız olgularda Turner sendromu ayırıcı tanısı dışlanmalı; moleküler genetik panel ile RAS/MAPK yolağı incelenmelidir. Eşlik edebilecek hipotiroidizm, çölyak hastalığı ve kronik enflamatuar tablolar açısından da gerekli tetkikler planlanır.

Eşlik eden kardiyak bulgular, ergenlik dönemi yönetiminde belirleyici bir başlık oluşturur. Pulmoner kapak darlığı, hipertrofik kardiyomiyopati, atriyal septal defekt ve mitral kapak anomalileri Noonan sendromunda sık rastlanan yapısal sorunlardır. Pubertal dönemde hızlanan büyüme, kalp yükünü artırabileceğinden bu olgularda çocuk kardiyolojisi tarafından düzenli ekokardiyografik izlem yapılır. Hematolojik açıdan ise kanama eğilimini artırabilen faktör eksiklikleri ve trombosit işlev bozuklukları sık karşılaşılan durumlardır; herhangi bir invaziv işlem öncesinde ayrıntılı koagülasyon değerlendirmesi önerilir. Bu sistemik birliktelikler, ergenlik yönetiminin yalnızca endokrin değil, çok disiplinli bir çerçevede yürütülmesini gerektirir.

Boy kısalığı, Noonan sendromu olan çocuklarda en sık karşılaşılan endokrin bulgulardan biridir ve nihai erişkin boyu çoğu durumda popülasyon ortalamasının altında kalır. Büyüme hormonu eksiklik bulguları olmaksızın da kısa boyluluk gözlenebilmekte, bu durum büyüme hormonuna kısmi direncin bir yansıması olarak yorumlanmaktadır. Pubertenin gecikmesi, büyüme atağının ertelenmesine yol açarak görece kısa boyluluğu daha belirgin hale getirebilir. Onaylı endikasyonlar çerçevesinde büyüme hormonu kullanımı, seçilmiş olgularda boy kazanımına katkı sağlayabilen bir yaklaşımla yönetilir; ancak bu uygulamanın kardiyak ve onkolojik açıdan dikkatli izlemle yürütülmesi temel bir gerekliliktir.

Pubertal indüksiyon kararı, yaş, kemik olgunluğu, psikososyal durum, eşlik eden hastalıklar ve ailenin beklentileri birlikte değerlendirilerek alınır. Erkek olgularda gecikmenin belirgin olduğu ve psikososyal yansımaların öne çıktığı durumlarda düşük dozda depo testosteron uygulamaları ile pubertal süreç tetiklenebilir; başlangıç dozları küçük tutulur, kemik yaşı ve büyüme hızı izlenerek kademeli olarak artırılır. Kız olgularda ise düşük dozda transdermal östrojen uygulamaları tercih edilen yaklaşımla yönetilir; uterin gelişim sağlandıktan sonra siklik progesteron eklenerek menstrüel siklus oluşturulur. Bu süreçlerde amaç, fizyolojik pubertal seyri taklit eden, kemik mineralizasyonunu destekleyen ve nihai boyu korumayı gözeten dengeli bir ilerlemedir.

İzole pubertal gecikme ile yapısal bir hipogonadotropik hipogonadizm tablosunun ayırt edilmesi, izlemin önemli bir aşamasıdır. Noonan sendromunda gecikme çoğu kez konstitüsyonel nitelikte olup ileri yaşlarda spontan pubertal ilerleme gözlenebilir; ancak bazı olgularda kalıcı eksen sorunları söz konusu olabilir. Bu nedenle pubertal indüksiyon başlatılan olgularda belirli aralıklarla endojen eksen işlevi yeniden değerlendirilir. Erkek olgularda kriptorşidizm öyküsü bulunan bireylerde spermatogenez kapasitesinin sınırlı kalabileceği bilinmekte, bu konuda erişkin döneme geçişte üreme endokrinolojisi ile iş birliği önerilmektedir.

Beslenme desteği, ergenlik yönetiminin görünmeyen ancak belirleyici bir bileşenidir. Erken çocuklukta sık karşılaşılan beslenme güçlükleri, gastroözofageal reflü ve oral motor sorunlar nedeniyle bu bireylerin enerji ve protein alımı sınırlı kalabilir. Pubertal dönemde artan metabolik gereksinim göz önünde tutularak çocuk gastroenterolojisi ve diyetisyen değerlendirmesiyle bireyselleştirilmiş beslenme planları oluşturulur. D vitamini, kalsiyum, demir ve çinko gibi mikro besin ögelerinin yeterli alımı, pubertal büyümeye ve kemik mineral yoğunluğunun desteklenmesine katkı sağlar. Beslenme tablosunun düzeltilmesi, hem büyüme eğrilerine hem de pubertal seyre olumlu yansıyan bir başlık olarak öne çıkar.

Psikososyal yaklaşım, biyomedikal izlemle eş zamanlı yürütülen bir başka temel başlıktır. Pubertal gecikme yaşayan ergenler; akran ilişkileri, beden imgesi, akademik motivasyon ve özgüven gibi alanlarda zorluk yaşayabilir. Yüz görünümünün karakteristik özellikleri, kısa boy ve eşlik eden öğrenme güçlükleri bu yükü artırabilir. Çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı eşliğinde yapılan değerlendirmeler, hem bireyin hem de ailenin sürece uyumunu güçlendirir. Okul ortamına yönelik bilgilendirme, bireyselleştirilmiş eğitim destek planları ve sosyal beceri yönlendirmeleri, ergenin gelişim yörüngesini olumlu etkileyen yaklaşımla yönetilir.

İzlem programı, sendroma özgü çoklu sistem tutulumunu dikkate alan bir yapıdadır. Endokrin değerlendirmeler çoğu durumda üç ila altı ay aralıkla planlanır; antropometrik veriler, Tanner evrelemesi, kemik yaşı ve laboratuvar göstergeleri sistematik biçimde güncellenir. Kardiyak izlem yıllık veya bireysel risk profiline göre daha sık ekokardiyografik değerlendirmeleri kapsar. Göz, işitme, ortopedik ve nörogelişimsel takipler eş güdümlü olarak sürdürülür. İzlemin sürekliliği, hem ergenlik sürecinin güvenli yönetilmesi hem de erişkin döneme geçişin sorunsuz planlanması açısından belirleyicidir.

Erişkin sağlığa geçiş, çocuk endokrinolojisi pratiğinin son aşamasını oluşturur. Pubertenin tamamlanmasının ardından kemik mineral yoğunluğunun değerlendirilmesi, gonadal işlevin yeniden gözden geçirilmesi ve fertilite danışmanlığının planlanması önerilen adımlardır. Genetik danışmanlık, hem bireyin kendi sağlığına dair farkındalığını güçlendiren hem de olası gebelik planlarında kalıtım riskinin değerlendirilmesini sağlayan önemli bir başlıktır. Kardiyak, hematolojik ve metabolik izlemin erişkin hekimlerine devri, yapılandırılmış geçiş klinikleri aracılığıyla yürütüldüğünde sağlık sonuçlarının daha tutarlı olduğu bildirilmektedir.

Sonuç olarak Noonan sendromunda ergenlik gecikmesi; genetik, endokrin, kardiyak, hematolojik, beslenme ve psikososyal bileşenleri olan, çok katmanlı bir klinik tablo olarak değerlendirilir. Erken tanı, çocuğa özgü büyüme eğrileriyle yapılan düzenli izlem, gerektiğinde uygulanan büyüme hormonu ve pubertal indüksiyon yaklaşımları, beslenme desteği ve psikososyal danışmanlık birlikte ele alındığında, ergenlik sürecinin yaşıtlarına yakın bir nitelikte yönetilmesi olanaklı hale gelir. Çocuk endokrinolojisi bölümlerinde bu sürecin her aşaması, çok disiplinli ekip yaklaşımıyla ve bireyin gelişimsel potansiyelinin korunmasına odaklanan bütüncül bir izlemle yönetilir.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Noonan sendromu tanı ve klinik özelliklerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK532269
  2. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine — Noonan sendromu genetik ve gelişimsel bilgilermedlineplus.gov/genetics/condition/noonan-syndrome
  3. Mayo Clinic — Noonan sendromu belirtileri ve izlemimayoclinic.org/diseases-conditions/noonan-syndrome/symptoms-causes/syc-20354422

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.