Çocuk Nefrolojisi

Nefrotik Sendromda Tromboz

Risk Faktörleri ve Profilaksi, belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilen ve uzman değerlendirmesini gerektiren bir tablodur.

Nefrotik sendrom, böbrek glomerüllerinin geçirgenlik özelliklerinde meydana gelen belirgin bozulma sonucunda günlük üç buçuk gramın üzerinde proteinürinin, hipoalbüminemi, ödem ve hiperlipidemi ile birlikte seyrettiği klinik bir tablodur. Çocukluk çağında en sık karşılaşılan glomerüler hastalık grubu içerisinde değerlendirilen bu durumun seyri sırasında ortaya çıkan tromboembolik komplikasyonlar, hastalığın morbidite ve mortalitesini doğrudan etkileyen, yakın izlem gerektiren ciddi bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Pediatrik popülasyonda görece nadir karşılaşılmakla birlikte, gözden kaçırılması durumunda kalıcı sekellere yol açabilecek bu komplikasyonların erken dönemde tanınması, çocuk nefrolojisi pratiğinde klinik dikkat gerektiren bir alan oluşturmaktadır.

Nefrotik sendromlu hastalarda tromboembolik olaylara yatkınlığın temelinde, hastalığın doğal seyri ile birlikte gelişen karmaşık bir hemostatik dengesizlik bulunmaktadır. Glomerüler bariyerin bozulmasıyla idrar yoluyla kaybedilen düşük moleküler ağırlıklı antikoagülan proteinler, özellikle antitrombin III, protein S ve protein C düzeylerinde belirgin azalmaya neden olmaktadır. Buna karşılık karaciğer sentez yanıtının artması sonucu fibrinojen, faktör V, faktör VIII ve von Willebrand faktör gibi prokoagülan moleküllerin plazma düzeyleri yükselmektedir. Trombosit sayısının artması, trombosit agregasyonunun belirginleşmesi ve fibrinolitik sistemin baskılanması da bu protrombotik zeminin oluşumuna katkı sunmaktadır. Söz konusu çoklu mekanizmaların birlikte değerlendirilmesi, hastalardaki yüksek tromboz riskinin neden farmakolojik bir sürpriz değil, fizyopatolojik bir beklenti olduğunu açıklamaktadır.

Tromboembolik olayların görülme sıklığı, altta yatan glomerüler patolojiye, yaşa ve hastalığın aktivite düzeyine göre değişkenlik göstermektedir. Membranöz nefropati zemininde gelişen erişkin nefrotik sendromlarında risk belirgin biçimde yüksek olmakla birlikte, çocukluk çağında daha sık karşılaşılan minimal değişiklik hastalığı ve fokal segmental glomerüloskleroz tablolarında da klinik açıdan önem taşıyan oranlarda olay bildirilmektedir. Çocuklarda venöz tromboembolizm sıklığı, erişkinlere kıyasla daha düşük olsa da arteriyel olayların pediatrik popülasyonda dikkat çekici bir paya sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bu farklılık, çocuklardaki damar yapısının, kollateral dolaşımın ve tetikleyici eşlik eden durumların erişkinlerden farklı özellikler taşımasıyla ilişkilendirilmektedir.

Klinik tabloda en sık tutulan alanların başında derin venöz sistem gelmektedir. Alt ekstremite derin ven trombozu, asimetrik bacak ödemi, ısı artışı ve hassasiyetle kendini gösterebilmekte; ancak nefrotik sendromlu çocuklarda zaten mevcut olan generalize ödem nedeniyle bu bulguların gözden kaçırılması olasıdır. Renal ven trombozu, özellikle membranöz histopatoloji zemininde olmak üzere, hastalığın klasik ancak güncelliğini koruyan komplikasyonlarından biridir. Ani başlayan yan ağrısı, makroskopik hematüri, proteinüri artışı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma renal ven trombozu kuşkusunu güçlendiren bulgular arasında yer almaktadır. Süperior sagittal sinüs trombozu başta olmak üzere serebral venöz sinüs trombozları, baş ağrısı, kusma, bilinç değişikliği ve nöbet ile başvuran nefrotik sendromlu çocuklarda ayırıcı tanıda öncelikli olarak değerlendirilmesi gereken durumlardır.

Pulmoner tromboembolizm, klinik şüphenin yüksek tutulması gereken bir başka önemli tablodur. Açıklanamayan dispne, plöretik karakterde göğüs ağrısı, taşikardi, hemoptizi ya da oksijen satürasyonunda düşüş gibi bulgular, nefrotik sendrom zemininde gelişen pulmoner emboli açısından uyarıcı kabul edilmektedir. Bazı olgularda emboli, asemptomatik biçimde ya da nonspesifik solunumsal yakınmalarla seyredebileceği için, klasik bulguların eksik olması tanıyı dışlamak için yeterli görülmemektedir. Arteriyel sistemde gelişen olaylar arasında femoral, aksiller ve serebral arter trombozları bildirilmekte; pediatrik nefrotik sendrom serilerinde inme tablolarının nadir de olsa karşılaşılan ciddi komplikasyonlar arasında yer aldığı vurgulanmaktadır.

Tromboembolik riskin belirlenmesinde laboratuvar parametreleri yön gösterici bir rol üstlenmektedir. Serum albümin düzeyinin iki gram desilitrenin altına inmesi, proteinürinin yüksek seyretmesi, antitrombin III düzeyinde belirgin azalma, fibrinojen yüksekliği ve D-dimer artışı, hastayı yüksek riskli grupta değerlendirmek için kullanılan klinik göstergeler arasında yer almaktadır. Membranöz nefropati gibi histolojik alt tipler, eşlik eden enfeksiyon, immobilizasyon, santral venöz katater varlığı, dehidratasyon, diüretik kullanımı ve aile öyküsünde trombofili bulunması, riski daha da arttıran ek etkenler olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle nefrotik sendrom tanısı konulan her çocukta bireysel risk profilinin çıkarılması, izlem stratejisinin temel bir bileşeni olarak öne çıkmaktadır.

Tanıya yönelik görüntüleme algoritması, klinik şüphenin yönüne göre şekillendirilmektedir. Ekstremite venöz tutulumu kuşkusunda renkli Doppler ultrasonografi öncelikli değerlendirme aracıdır. Renal ven trombozu kuşkusunda Doppler ultrasonografinin ardından kontrastlı bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans venografi tamamlayıcı incelemeler arasında yer almaktadır. Pulmoner tromboembolizm değerlendirmesinde bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi standart yaklaşım olarak kabul edilmekle birlikte, kontrast yüküne bağlı renal toksisite kaygısı taşıyan olgularda ventilasyon perfüzyon sintigrafisi alternatif bir seçenek olarak gündeme gelmektedir. Serebral venöz sinüs trombozu kuşkusunda manyetik rezonans görüntüleme ve manyetik rezonans venografi temel görüntüleme yöntemleridir. Görüntüleme sürecinde böbrek fonksiyonlarının ve kontrast maddenin olası etkilerinin titizlikle değerlendirilmesi, pediatrik nefroloji pratiğinde özellikle dikkat edilen bir konudur.

Tromboembolik olayların önlenmesine yönelik yaklaşımlar, kanıt düzeyi ve hastaya özgü risk değerlendirmesi temelinde belirlenmektedir. Çocukluk çağı nefrotik sendromunda profilaktik antikoagülasyon endikasyonları, erişkin pratiğine kıyasla daha sınırlı tutulmakta ve genellikle ek risk faktörlerinin eşlik ettiği belirgin hipoalbümineminin varlığında bireyselleştirilmiş kararlar alınmaktadır. Hareketsizliğin azaltılması, yeterli sıvı dengesinin korunması, agresif diürez uygulamalarından kaçınılması, santral venöz katater gerekliliğinin titizlikle gözden geçirilmesi ve eşlik eden enfeksiyonların erken yönetilmesi koruyucu yaklaşımın temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Düşük doz aspirin, düşük molekül ağırlıklı heparin ya da fraksiyone olmayan heparin gibi seçenekler, multidisipliner değerlendirme sonucunda hastaya özgü olarak gündeme alınmaktadır.

Tromboembolik olay geliştiğinde uygulanan terapötik yaklaşım, olayın yerleşim yerine, yaygınlığına, hastanın yaşına ve eşlik eden klinik duruma göre planlanmaktadır. Akut dönemde standart yönetim, antikoagülan ajanların başlatılması üzerine kurulmaktadır. Düşük molekül ağırlıklı heparin, pediatrik popülasyonda doz titrasyonunun görece kolay olması ve laboratuvar takibinin pratik biçimde yapılabilmesi nedeniyle sıklıkla tercih edilen bir seçenektir. Fraksiyone olmayan heparin ise yoğun bakım ortamında, hızlı doz değişikliği gerektiren durumlarda ve invaziv işlem planlanan olgularda gündeme gelmektedir. Oral antikoagülan ajanlara geçiş, hastanın klinik durumu, beslenme düzeni, eşlik eden ilaç kullanımı ve karaciğer fonksiyonları göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Antikoagülan yönetimin süresi, olayın türüne ve altta yatan nefrotik sendromun aktivitesine bağlı olarak bireyselleştirilmektedir.

Masif pulmoner emboli, ekstansif renal ven trombozu ya da yaygın serebral venöz tromboz gibi yaşamı tehdit eden durumlarda trombolitik tedavi, mekanik trombektomi veya endovasküler girişimler özelleşmiş merkezlerde değerlendirilen seçenekler arasında yer almaktadır. Bu uygulamalarda kanama riski, hastanın yaşı, eşlik eden komorbiditeler ve girişimi gerçekleştirecek ekip deneyimi belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Çocuk nefrolojisi, çocuk hematolojisi, girişimsel radyoloji ve yoğun bakım ekiplerinin koordineli çalışması, komplike olgularda klinik sonuçların iyileşmesine katkı sağlayan bir bütüncül yaklaşım olarak görülmektedir.

Nefrotik sendromun altta yatan tablosunun yönetimi, tromboembolik riskin azaltılmasında temel bir başlığı oluşturmaktadır. Steroidlere yanıtın elde edilmesiyle proteinürinin gerilemesi, serum albümin düzeyinin yükselmesi ve antikoagülan protein dengesinin yeniden kurulması, protrombotik zeminin gerilemesine katkı sunmaktadır. Steroid bağımlı ya da steroide dirençli olgularda kalsinörin inhibitörleri, mikofenolat mofetil, siklofosfamid ve rituksimab gibi ajanlar, nefrotik sendrom yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmekte; remisyonun sağlanması dolaylı yoldan tromboembolik komplikasyon riskinin gerilemesine de yansımaktadır. Hastalığın relaps dönemleri, protrombotik durumun yeniden alevlendiği kritik dönemler olarak izlenmekte ve klinik dikkatin arttırıldığı dönemler arasında yer almaktadır.

Pediatrik popülasyonda antikoagülan kullanımının sürdürülmesi sürecinde beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, travma riski ve okul yaşamı gibi yaşa özgü değişkenler ayrıca göz önünde bulundurulmaktadır. Aile ile yapılan ayrıntılı bilgilendirme, ilaç uyumunun arttırılması ve kanama belirtilerinin erken fark edilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Diş tedavileri, cerrahi girişimler ve travmatik durumlar öncesinde antikoagülan yönetimin gözden geçirilmesi, planlı yaklaşımın bir parçası olarak gündeme alınmaktadır. Trombositopeni, karaciğer fonksiyon bozukluğu, böbrek yetmezliği ve eşlik eden ilaç etkileşimleri, doz ayarlamasında değerlendirilen klinik değişkenler arasında yer almaktadır.

Uzun dönem izlemde tromboembolik olay geçirmiş nefrotik sendromlu çocuklarda, post tromboflebitik sendrom, kronik venöz yetmezlik, pulmoner hipertansiyon ve nörolojik sekel gibi geç dönem komplikasyonlar açısından dikkatli olunması önerilmektedir. Tekrarlayan tromboz öyküsü bulunan olgularda eşlik eden kalıtsal trombofili, antifosfolipid sendromu ve diğer protrombotik durumların araştırılması, çocuk hematolojisi ile ortak değerlendirme çerçevesinde planlanmaktadır. İzlem süreci yalnızca hematolojik parametrelerle sınırlı tutulmamakta; büyüme, gelişme, kemik sağlığı, kardiyovasküler risk profili ve psikososyal etkiler de bütüncül değerlendirmenin parçası olarak ele alınmaktadır.

Nefrotik sendrom seyrinde gelişen tromboembolik komplikasyonların önlenmesi ve yönetilmesi, hastalığın tek başına nefrolojik bir tablo değil; multidisipliner bir klinik bütün olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Erken tanı, risk bireyselleştirmesi, dengeli profilaktik kararlar, kanıta dayalı akut yönetim ve sürdürülebilir uzun dönem izlem; bu komplikasyonların morbidite üzerindeki yükünü azaltmaya yönelik temel başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Çocuk nefrolojisi pratiğinde tromboembolik olaylara yönelik klinik farkındalığın korunması, hem doğrudan klinik sonuçların hem de hastaların uzun vadeli yaşam kalitesinin desteklenmesi açısından belirleyici bir konum taşımaktadır.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Nefrotik sendrom tanı ve komplikasyonlarıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK470444
  2. MedlinePlus (NIH National Library of Medicine) — Renal ven trombozumedlineplus.gov/ency/article/000513.htm
  3. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Venöz tromboembolizmnhlbi.nih.gov/health/venous-thromboembolism

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Nefrolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.