Dahiliye

Mide Kanaması Endoskopik Durdurma İşlemi

Mide Kanaması Endoskopik Durdurma İşlemi süreci, hazırlık ve sonrası için bilgilendirici içerik.

Sindirim sisteminden kaynaklanan kanamalar, tıbbın en hızlı karar gerektiren durumlarından biridir. Mide veya yemek borusundaki bir yaradan sızan kan, dakikalar içinde litrelerle ölçülebilecek düzeye ulaşabilir; kişi kısa sürede tansiyon düşüklüğü, çarpıntı ve bilinç bulanıklığı tablosuna girebilir. Yakın geçmişe kadar bu kanamaların önemli bir bölümü ancak ameliyatla kontrol altına alınabiliyordu. Bugün ise büyük çoğunluğu, ağızdan ilerletilen esnek bir kamera aracılığıyla, karın kesilmeden durdurulabilmektedir.

Endoskopik hemostaz, yani kanamanın endoskopiyle durdurulması, hem bir tanı hem de bir tedavi yöntemidir. Aynı işlemde kanamanın nereden geldiği görülür, ne kadar aktif olduğu değerlendirilir, tekrarlama riski hesaplanır ve gerekli müdahale doğrudan uygulanır. Böylece hem doğru tanı konur hem de kanama kaynağı yerinde kapatılır. Bu yaklaşım, kanamalarda ölüm oranlarını ve ameliyat ihtiyacını belirgin biçimde azaltmıştır.

Bu yazıda mide ve bağırsak kanamasının nasıl belirti verdiğini, endoskopiyle kanamanın nasıl bulunup durdurulduğunu, hangi tekniklerin kullanıldığını, işleme nasıl hazırlanıldığını, sırasında ne hissedildiğini, olası riskleri ve kanamanın tekrarlamaması için sonrasında nelere dikkat edilmesi gerektiğini ayrıntılı biçimde anlatacağız.

Mide Kanaması Endoskopik Durdurma İşlemi Nedir?

Endoskopik hemostaz, ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan ince, esnek bir aletin ağızdan ilerletilerek yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının içinin doğrudan görüntülenmesi ve kanayan noktaya çeşitli araçlarla müdahale edilmesidir. Endoskopun içinde bir çalışma kanalı bulunur; klipler, enjeksiyon iğneleri, koter uçları, toz püskürtücüler ve bantlama başlıkları bu kanaldan geçirilerek kanama bölgesine ulaştırılır. Yani cihaz yalnızca bir kamera değil, aynı zamanda bir müdahale platformudur.

Sindirim sistemi kanamaları, kaynağın yerine göre üst ve alt olarak ayrılır. Üst kanamalar yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağından; alt kanamalar kalın bağırsak ve makattan kaynaklanır. Bu yazının odağı olan üst kanamalar daha sık görülür ve genellikle daha hızlı seyreder. En sık nedenler; mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri, yemek borusu varisleri, mide iç yüzeyinin yaygın tahrişi, mide ile yemek borusu birleşim yerinde şiddetli kusma sonrası oluşan yırtıklar, damar yapısı bozuklukları ve daha az sıklıkla tümörlerdir.

İşlemin amacı üç aşamalıdır. Birincisi kanayan noktayı bulmak, ikincisi kanamayı durdurmak, üçüncüsü ise tekrar kanama riskini azaltacak kalıcı bir kapanma sağlamaktır. Aktif kanaması olmayan ancak yara tabanında görünür bir damar ya da pıhtı bulunan kişilerde bile müdahale yapılabilir, çünkü bu bulgular yeniden kanama riskinin yüksek olduğunu gösterir. İşlem sırasında görülen bulgular, sonrasında ne kadar yakından izleneceğini ve ne zaman yemeye başlanacağını da belirler.

İşlemin en büyük avantajı, karın duvarının kesilmesine gerek olmamasıdır. Ameliyata kıyasla iyileşme çok daha hızlıdır, ağrı belirgin biçimde azdır ve hastanede kalış süresi kısalır. Ancak endoskopik hemostaz her kanamayı durduramaz; çok büyük, çok derin ya da endoskopla ulaşılamayan kanamalarda başka yöntemlere geçilebilir. Bu nedenle karar, işlem sırasında görülen tabloya göre verilir.

Endoskopik hemostazın zamanlaması, sonucu belirleyen etkenlerden biridir. Çok erken, kişi henüz dolaşım açısından toparlanmadan yapılan bir işlem, hem sedasyon riskini artırır hem de görüş kötü olduğu için başarı şansını düşürür. Çok geç kalınması ise kanamanın sürmesi ve kayıp miktarının artması demektir. Bu nedenle hedef, kişinin durumu izin verir vermez, ilk gün içinde işlemin yapılmasıdır. Bu denge, kanamanın şiddetine göre her kişide ayrı ayrı kurulur.

İşlem öncesinde kanamanın ne kadar riskli olduğunu tahmin etmeye yarayan puanlama sistemleri kullanılır. Bu sistemler yaş, tansiyon, nabız, kan değeri, böbrek fonksiyonları, eşlik eden hastalıklar ve kanamanın görünümü gibi bilgileri bir araya getirir. Çıkan sonuç, kişinin yoğun izlem gerektirip gerektirmediğini, endoskopinin ne kadar acil yapılması gerektiğini ve hatta bazı düşük riskli kişilerin hastaneye yatmadan izlenip izlenemeyeceğini belirlemede yol gösterir. Bu araçlar hekimin kararının yerine geçmez; kararı destekleyen ek bilgilerdir.

Mide ve Bağırsak Kanamasının Belirtileri Nelerdir (Siyah Dışkı, Kan Kusma)?

Sindirim sistemi kanamasının en tipik iki belirtisi kan kusma ve siyah dışkılamadır. Kan kusma, kanamanın taze ve hızlı olduğu durumlarda parlak kırmızı renkte görülür. Kan bir süre midede beklediğinde ise mide asidiyle tepkimeye girerek koyulaşır ve kusmuk kahve telvesine benzer bir görünüm alır. Kusmukta kahverengi ve siyah tanecikler görülmesi, mideye kan sızdığının önemli bir işaretidir ve hafife alınmamalıdır.

Siyah dışkı, tıbbi adıyla melena, kanın bağırsaklar boyunca ilerlerken sindirilmesi sonucu oluşur. Dışkı katran gibi parlak siyah, yapışkan kıvamda ve çok keskin, alışılmadık derecede kötü kokuludur. Bu koku, sıradan bir kabızlık ya da demir ilacı kullanımına bağlı koyu dışkıdan ayırt edilmesini sağlayan en önemli özelliktir. Demir hapı, bizmut içeren ilaçlar ve bazı gıdalar dışkıyı koyulaştırabilir ancak tipik yapışkanlığı ve kokuyu yapmaz. Kanamanın çok hızlı olduğu durumlarda ise kan bağırsakta sindirilmeye vakit bulamaz ve makattan kırmızı kan gelebilir; bu, üst kanamanın çok ciddi olduğunun göstergesidir.

Kanamanın miktarı arttıkça vücudun genel tepkileri belirginleşir. Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, ayağa kalkarken baş dönmesi ve gözlerin kararması ilk sıralarda gelir. Cilt solar, eller soğur ve terli hale gelir. Kanama ileri düzeye ulaştığında tansiyon düşer, nabız hızlanır, kişi dalgınlaşır ve bayılma yaşanabilir. Kansızlık yavaş ve sinsi geliştiğinde ise belirgin bir kanama görülmeden yalnızca halsizlik ve solukluk ön planda olabilir.

  • Parlak kırmızı kan kusmak veya kahve telvesi görünümünde kusmak
  • Katran gibi siyah, yapışkan ve çok kötü kokulu dışkılama
  • Makattan kırmızı kan gelmesi, ki hızlı üst kanamada da görülebilir
  • Baş dönmesi, gözlerde kararma, bayılma, çarpıntı, soğuk terleme
  • Belirgin solukluk, nefes darlığı ve giderek artan halsizlik

Bu belirtilerden herhangi biri varsa vakit kaybetmeden acil bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Beklemek, evde ilaç denemek ya da geçer diye düşünmek tehlikelidir; çünkü kanama sessizce hızlanabilir. Özellikle ağrı kesici ve iltihap giderici ilaç kullananlar, kan sulandırıcı tedavi görenler, daha önce ülser geçirenler ve karaciğer hastalığı bulunanlar bu belirtiler açısından çok daha dikkatli olmalıdır. Başvuru sırasında kullanılan tüm ilaçların bildirilmesi, tedavi planını doğrudan etkiler.

Kanamanın belirtilerinin ne kadar hızlı ortaya çıkacağı, kaybın hızına olduğu kadar kişinin başlangıçtaki durumuna da bağlıdır. Genç ve sağlıklı bir kişide vücut, kaybı bir süre gizleyebilir; damarlar büzüşür, nabız artar ve tansiyon uzun süre normal görünür. Bu telafi mekanizması tükendiğinde ise tansiyon aniden düşer. Yani normal tansiyon, kanamanın hafif olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık kalp hastalığı olan ya da tansiyon ilacı kullanan kişilerde nabzın hızlanması baskılanabilir ve bu uyarı işareti hiç görülmeyebilir.

Kan değerinin ilk saatlerde normal çıkması da yanıltıcı olabilir. Kanama sırasında hem kan hücreleri hem sıvı birlikte kaybedilir; bu nedenle ilk ölçümde oran korunmuş görünür. Vücut kaybettiği hacmi dokulardan su çekerek doldurdukça, saatler içinde kan değeri gerçek düzeyine iner. Bu yüzden tek bir kan sayımına bakarak kanamanın hafif olduğu sonucuna varılmaz; tahliller aralıklarla tekrarlanır ve klinik tabloyla birlikte yorumlanır.

Endoskopi ile Kanama Nasıl Bulunur ve Nasıl Durdurulur?

Kanaması olan bir kişide ilk adım endoskopi değil, dolaşımın güvence altına alınmasıdır. Damar yolu açılır, sıvı verilir, kan tahlilleri alınır, gerekiyorsa kan hazırlanır ve tansiyon ile nabız yakından izlenir. Mide asidini baskılayan ilaçlar çoğu zaman endoskopi beklenirken damardan başlatılır; bu, pıhtının daha kararlı kalmasına yardımcı olur. Kişi yeterince kararlı hale geldiğinde endoskopi planlanır. Genel yaklaşım, üst sindirim kanamalarında işlemin ilk gün içinde, uygun koşullar sağlandığında yapılmasıdır.

Endoskop ağızdan ilerletilerek önce yemek borusu, ardından mide ve onikiparmak bağırsağı sistematik biçimde taranır. Midede biriken kan ve pıhtı görüşü engelleyebilir; bu nedenle yıkama, aspirasyon ve pozisyon değiştirme ile alan temizlenir. Mide hareketlerini artırarak içeriğin boşalmasını sağlayan ilaçlar, görüşü iyileştirmek amacıyla işlem öncesi verilebilir. Midenin her bölgesi, özellikle sık gözden kaçan üst kubbe kısmı, aletin ucu geriye kıvrılarak da incelenir.

Kanama kaynağı bulunduğunda, görünümü kanamanın davranışı hakkında çok şey söyler. Fışkırır tarzda aktif kanama en yüksek riskli tablodur ve mutlaka müdahale gerektirir. Sızıntı şeklinde kanamaya da müdahale edilir. Yara tabanında kanamayan ama görünür bir damar çıkıntısı bulunması, kanamanın her an tekrarlayabileceğini gösterir ve tedavi edilir. Yaraya yapışık pıhtı bulunması ara bir risk grubudur; pıhtı yıkanarak altı değerlendirilebilir. Temiz tabanlı, düz ve renksiz yaralar ise düşük risklidir ve genellikle ek müdahale gerektirmez; bu kişiler daha erken yemeye başlayabilir.

Kanamanın durdurulmasında temel ilke, tek bir yönteme güvenmek yerine iki yöntemi birleştirmektir. Örneğin damar büzücü ilaç enjeksiyonu tek başına yapıldığında kanamanın tekrarlama oranı daha yüksektir; buna klip veya koter eklendiğinde sonuç belirgin biçimde iyileşir. İşlem sonrasında bölge bir süre gözlenir, tekrar kanama olup olmadığı doğrulanır ve gerekiyorsa ek müdahale aynı seansta yapılır.

Kanamanın kaynağını bulmak her zaman kolay değildir. Bazen midede birden fazla olası kanama odağı görülür; bu durumda hangisinin sorumlu olduğuna, üzerinde taze pıhtı ya da aktif sızıntı bulunup bulunmadığına bakılarak karar verilir. Bazen de üst sindirim sisteminde hiçbir kaynak bulunamaz. Bu durumda kanamanın ince bağırsaktan geliyor olabileceği düşünülür ve yutulabilen kapsül şeklindeki kameralar ya da ince bağırsağa özel uzun endoskoplar gündeme gelir. Kanama çok hızlıysa, damar yoluyla yapılan görüntüleme yöntemleri kaynağı gösterebilir.

İşlem sırasında alınan kararların bir kısmı, kanamanın kendisi kadar altta yatan nedenle ilgilidir. Örneğin görülen yaranın kenarları düzensizse ve şüpheli bir görünüm taşıyorsa, kanama durdurulduktan sonra o bölgeden doku örneği alınması gerekebilir. Ancak aktif kanama sırasında doku örneği almak kanamayı artırabileceği için, bu genellikle kanama kontrol altına alındıktan sonraki bir kontrol endoskopisine bırakılır. Bu ayrıntı, mide ülserlerinin iyileşmesinin neden ayrıca doğrulandığını da açıklar.

İşlemde Hangi Yöntemler Kullanılır (Klip, Yakma, İlaç Enjeksiyonu)?

Klip uygulaması, kanayan damarın ya da yara kenarlarının metal bir mandalla mekanik olarak sıkıştırılmasıdır. Endoskopun kanalından ilerletilen klip, açılıp hedef bölgeye yerleştirilir ve kapatılarak damarı fiziksel olarak kapatır. Bu yöntemin en büyük avantajı ısı kullanmaması, dolayısıyla çevre dokuya zarar vermemesidir. Klipler haftalar içinde kendiliğinden düşer ve dışkıyla atılır; çıkarılmaları için ikinci bir işlem gerekmez. Geniş tabanlı yaralarda özel tasarımlı, daha büyük ve daha güçlü tutan klipler kullanılabilir.

Isı ile kanama durdurma, damarın ısı etkisiyle büzülüp kapanmasını sağlar. Bunun için ucundan kontrollü ısı veren problar, elektrik akımıyla çalışan koter uçları ya da dokuya temas etmeden ısı ileten argon plazma sistemleri kullanılabilir. Argon plazma özellikle yüzeysel ve yaygın sızıntı tarzı kanamalarda, damar yapısı bozukluklarında ve geniş alanlarda tercih edilir. Isı yöntemlerinde en önemli ayar, dokuyu yeterince kapatacak ama derine ilerleyip delinmeye yol açmayacak enerjinin seçilmesidir.

Enjeksiyon yöntemi, ince bir iğneyle yara çevresine ilaç verilmesidir. En sık kullanılan, damarları büzen adrenalin içeren seyreltilmiş çözeltidir. Bu enjeksiyon hem damarı daraltarak hem de dokuya hacim vererek basınç uygular ve kanamayı geçici olarak azaltır. Böylece görüş alanı temizlenir ve asıl kalıcı müdahale rahatça yapılabilir. Ancak etkisi geçici olduğu için enjeksiyon tek başına yeterli kabul edilmez; mutlaka klip ya da ısı yöntemiyle birlikte uygulanır.

  • Klip: damarı mekanik olarak sıkıştırır, ısı hasarı yapmaz, kendiliğinden düşer
  • Isı, koter ve argon plazma: damarı büzerek kapatır, yaygın sızıntılarda etkilidir
  • Adrenalin enjeksiyonu: kanamayı geçici azaltır, görüşü açar, tek başına yetmez
  • Hemostatik toz ve jel: kanayan yüzeyi kaplayarak pıhtılaşmayı hızlandırır
  • Bant ligasyonu: özellikle varis kaynaklı kanamalarda damarı lastik bantla boğar

Hemostatik tozlar ve jeller, kanayan yüzeye püskürtülerek yapışkan bir bariyer oluşturur ve pıhtılaşmayı hızlandırır. Kaynağın tam olarak seçilemediği, yaygın sızıntı biçimindeki ya da diğer yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda değerli bir seçenektir; ancak etkisi geçici olabildiği için genellikle köprü tedavi olarak görülür. Ayrıca yemek borusuna yerleştirilen kaplı metal stentler, varis kanamalarında basıyla kanamayı durdurmak amacıyla seçilmiş durumlarda kullanılabilir. Hangi yöntemin seçileceği; kanamanın türüne, yerine, boyutuna, kişinin genel durumuna ve işlem sırasında görülen tabloya göre belirlenir.

Yöntemlerin birbirine üstünlüğü mutlak değildir; her birinin güçlü olduğu durumlar farklıdır. Klipler, damarın net biçimde görüldüğü ve yara tabanının çok sert olmadığı durumlarda çok etkilidir; ancak nedbeleşmiş, sert tabanlı eski bir ülserde klip dokuyu kavrayamayabilir. Isı yöntemleri sert tabanlı yaralarda daha başarılıdır ama delinme riski açısından daha dikkatli kullanılmalıdır. Yerleşim yeri de belirleyicidir; endoskopun ucunun zor döndüğü açılarda bazı aletlerin kullanımı teknik olarak güçleşir.

Son yıllarda kullanıma giren geniş kapsamlı klipler, damarı değil, yara tabanının tamamını kavrayarak kapatır ve özellikle klasik yöntemlerin yetersiz kaldığı, tekrarlayan kanamalarda güçlü bir seçenek sunar. Endoskopik ultrason eşliğinde damarın doğrudan görüntülenerek kapatılması gibi ileri teknikler de seçilmiş durumlarda uygulanabilmektedir. Bu seçeneklerin çoğalması, ameliyat ihtiyacını giderek azaltmıştır; ancak hangi tekniğin kullanılacağı, o an görülen tabloya ve merkezin imkânlarına göre belirlenir.

İşlem Öncesi Nasıl Hazırlanılır, Aç Kalmak Gerekir mi?

Planlı endoskopide açlık kuralı nettir: mide ve onikiparmak bağırsağının boş olması, hem görüşün net olması hem de mide içeriğinin akciğere kaçmaması için gereklidir. Genel yaklaşım, katı gıdaların işlemden en az sekiz saat önce, berrak sıvıların ise birkaç saat önce kesilmesidir. Ancak acil kanama durumunda kişi aç olmasa bile işlem ertelenmez; bu kez akciğere kaçış riskini azaltmak için ek önlemler alınır, gerekirse solunum yolu güvence altına alınır.

Hazırlığın en kritik parçası ilaç bilgisidir. Kan sulandırıcılar, pıhtı önleyiciler, ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar, kortizon türevleri, şeker ve tansiyon ilaçları eksiksiz biçimde bildirilmelidir. Kanaması olan kişide kan sulandırıcının kesilip kesilmeyeceği, hangi hızda etkisinin geri çevrileceği ve ne zaman yeniden başlatılacağı; kanamanın şiddeti ile ilacın kullanılma nedeni birlikte tartılarak belirlenir. Kalp kapağı ya da damar içi stenti olan bir kişide bu denge özellikle hassastır ve karar birden fazla uzmanın görüşüyle verilir.

İşlem öncesinde damar yolu açılır, kan grubu belirlenir, kan sayımı ve pıhtılaşma testleri yapılır. Kan değeri düşükse kan verilmesi planlanabilir; ancak günümüzde çok yüksek hedefler yerine ölçülü bir eşik tercih edilir, çünkü aşırı kan verilmesi bazı kanamalarda basıncı artırarak kanamayı yeniden tetikleyebilir. Mide asidini baskılayan ilaçlar damardan başlatılır, varis şüphesi varsa damar basıncını düşüren ilaçlar eklenir. Takma diş, protez ve takılar çıkarılır; kişi işlem hakkında bilgilendirilir ve onamı alınır.

Kişinin bilinci bulanıksa, aktif olarak kan kusuyorsa ya da solunumu riskliyse, işlem öncesi soluk borusuna tüp yerleştirilerek akciğerlerin korunması gündeme gelebilir. Bu, durumun daha kötü olduğu anlamına gelmekten çok, işlemin daha güvenli koşullarda yapılmasını sağlayan bir önlemdir. Sürecin her aşamasında nabız, tansiyon, solunum ve kandaki oksijen düzeyi izlenir.

Açlık süresi konusunda sık yapılan bir hata, ilaçların da kesilmesi gerektiğinin sanılmasıdır. Tansiyon, kalp ve sara ilaçları gibi düzenli kullanılan birçok ilaç, işlem sabahı bir yudum suyla alınmaya devam edilir. Buna karşılık şeker ilaçlarının ve özellikle insülinin dozu, aç kalınacağı için mutlaka yeniden düzenlenmelidir; aksi halde kan şekeri tehlikeli biçimde düşebilir. Bu nedenle hangi ilacın alınıp hangisinin atlanacağı, işlem öncesi tek tek konuşulmalıdır.

Hazırlık sürecinde kişinin geçmiş tıbbi öyküsü de belirleyicidir. Daha önce geçirilmiş mide ameliyatları, sindirim sisteminin anatomisini değiştirdiği için endoskopun izleyeceği yolu farklılaştırır ve bunun önceden bilinmesi gerekir. Kalp kapak hastalığı, protez kapak, geçirilmiş enfeksiyonlar ve bağışıklık baskılayıcı tedaviler de plana etki eder. Sedasyon açısından ise uyku apnesi, ileri akciğer hastalığı, önceki anestezi deneyimleri ve ailede anesteziyle ilgili sorun öyküsü mutlaka bildirilmelidir.

İşlem Sırasında Uyutulur muyum, Ağrı Hisseder miyim?

Endoskopik hemostaz, hemen her zaman sedasyon eşliğinde yapılır. Sedasyon, damardan verilen ilaçlarla oluşturulan, uykuya benzer bir rahatlama ve farkındalık azalması halidir. Genellikle bilinç bulanıklaşır, işlem süresince olanların büyük bölümü hatırlanmaz ve öğürme refleksi baskılanır. Kişiler çoğu zaman uyudum, hiçbir şey hissetmedim diye tarif eder. İşlem uzun sürecekse, aktif kanama varsa ya da kişi riskliyse daha derin bir uyutma tercih edilebilir.

Sedasyon öncesinde boğaza uyuşturucu bir sprey uygulanabilir; bu, endoskopun geçişini kolaylaştırır ve öğürmeyi azaltır. Sprey uygulandığında boğazda kısa süreli acımsı bir tat ve uyuşukluk hissi olur. Ağza, dişleri ve cihazı korumak amacıyla plastik bir ağızlık yerleştirilir. Kişi genellikle sol yanına yatırılır ve bu pozisyonda kalması, hem cihazın ilerlemesini hem de olası kusmukta güvenliği kolaylaştırır.

İşlem boyunca parmağa takılan bir prob ile kandaki oksijen düzeyi, kol bandıyla tansiyon ve gerektiğinde kalp ritmi sürekli izlenir. Burundan oksijen verilebilir. Endoskop ilerlerken görüntüyü açmak için içeriye gaz verilir; bu, işlem sonrası şişkinlik ve geğirme hissinin başlıca nedenidir. Günümüzde birçok merkezde havadan daha hızlı emilen karbondioksit kullanılır ve bu, sonrasındaki şişkinliği belirgin biçimde azaltır.

İşlem sonrasında sedasyonun etkisi geçene kadar bir gözlem alanında dinlenilir. Uyanma sonrası bir süre sersemlik, hafif bulantı ve dalgınlık olabilir. Boğazda hafif bir gıcık ya da yutkunurken rahatsızlık hissi bir iki gün sürebilir; bu beklenen bir durumdur. Sedasyon alan kişi o gün araç kullanmamalı, önemli kararlar vermemeli ve yanında refakatçi bulundurmalıdır. Kanama nedeniyle işlem yapılan kişiler zaten bir süre gözlem altında kalacağı için, bu dönem izlemin doğal parçasıdır.

Sedasyon derinliği kişiye göre ayarlanan bir tercihtir. Hafif sedasyonda kişi sözlü uyarılara yanıt verebilir; derin sedasyonda ise yanıt büyük ölçüde kaybolur. Aktif kanaması olan, midesi dolu ve solunum güvenliği tehdit altında olan kişilerde derin uyutma ile birlikte solunum yolunun tüple güvence altına alınması tercih edilebilir. Bu tercih, kişinin durumunun kötü olduğunu değil, işlemin daha korunaklı koşullarda yapılacağını gösterir.

Sedasyon sonrası dönem, en çok merak edilen konulardan biridir. İlaçların etkisi geçse bile, muhakeme ve hafıza birkaç saat boyunca tam olarak normale dönmez. Bu nedenle o gün araç kullanmamak, makine başında çalışmamak, hukuki ya da parasal belge imzalamamak ve önemli kararlar almamak gerekir. Kişilerin işlem sonrası kendilerini gayet iyi hissetmeleri bu kuralları gevşetmek için gerekçe değildir; farkındalıktaki azalma kişinin kendisi tarafından fark edilmeyebilir. Eve dönüşte bir refakatçinin bulunması bu yüzden şarttır.

İşlem Ne Kadar Sürer ve Sonrasında Ne Zaman Yemek Yenebilir?

İşlemin süresi, kanamanın yerine, şiddetine ve görüş koşullarına göre değişir. Kaynağın kolayca bulunduğu ve tek bir müdahaleyle kapatıldığı durumlarda toplam süre yarım saati bulmayabilir. Midede yoğun pıhtı varsa, kaynak zor bulunuyorsa, birden fazla bölgeye müdahale gerekiyorsa ya da ilk yöntem yetersiz kalıp ikinci bir teknik eklenmesi gerekiyorsa süre bir saati aşabilir. Bu uzama, işlemin kötü gittiği anlamına gelmez; titiz çalışıldığını gösterir.

Yemeye başlama zamanı, endoskopide görülen tabloya göre belirlenir. Yara tabanı temiz, düz ve düşük riskli görünüyorsa, sedasyon etkisi geçtikten kısa süre sonra berrak sıvılar başlanabilir ve aynı gün içinde yumuşak gıdalara geçilebilir. Buna karşılık aktif kanama durdurulmuşsa, görünür damar varsa ya da yeniden kanama riski yüksekse, genellikle belirli bir süre ağızdan bir şey verilmez. Bu bekleme hem pıhtının oturmasını sağlar hem de kanama tekrarlarsa acil ikinci bir endoskopinin güvenle yapılabilmesine imkân tanır.

Beslenmeye geçiş kademeli olur. Önce su ve berrak sıvılar küçük yudumlarla denenir. Sorun yoksa süzme çorba, ayran ve yoğurt gibi yumuşak gıdalara geçilir. Ardından haşlanmış patates, pirinç lapası, muz, iyi pişmiş sebzeler ve az yağlı tavuk gibi seçenekler eklenir. İlk günlerde çok sıcak, çok baharatlı, asitli, yağlı ve kızarmış gıdalar; ayrıca alkol, sigara ve gazlı içecekler mideyi tahriş ettikleri için kaçınılması gerekenler arasındadır. Öğünlerin küçük porsiyonlar halinde ve sık aralıklarla alınması mideyi daha az zorlar.

İşlem sonrası dönemde kişi belirli bir süre izlenir. Nabız, tansiyon, kan değeri ve dışkı rengi takip edilir. Siyah dışkının birkaç gün daha devam etmesi, bağırsakta kalan eski kanın atılmasıyla ilgili olabilir ve tek başına yeni kanama anlamına gelmez. Ancak yeniden kan kusma, taze siyah dışkının artması, tansiyonun düşmesi, çarpıntı ve bayılma hissi yeni kanamanın işaretidir ve derhal bildirilmelidir. Taburculuk sonrası hangi ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, kontrol endoskopisi gerekip gerekmediği ve hangi belirtilerde geri dönülmesi gerektiği yazılı olarak verilir.

İşlem sonrası izlem süresi de tabloya göre belirlenir. Düşük riskli görünümde olan, kan değeri kararlı seyreden ve evde destek imkânı bulunan kişilerde izlem süresi kısa tutulabilir. Buna karşılık aktif kanaması durdurulmuş, görünür damarı olan ya da ek hastalıkları bulunan kişiler daha uzun süre, yakın izlem altında tutulur. Bu dönemde nabız ve tansiyonun düzenli ölçülmesi, kan değerinin aralıklarla tekrarlanması ve dışkı renginin izlenmesi standart uygulamadır.

Beslenmeye geçişte sıkça sorulan bir konu, hangi gıdaların ülseri tetiklediğidir. Uzun yıllar boyunca katı beslenme yasakları uygulanmışsa da, bugün bilinen şudur: baharat ya da asitli gıdalar ülserin nedeni değildir. Bunlar yalnızca var olan yaranın verdiği rahatsızlığı artırabilir. Asıl nedenler mide mikrobu ve ağrı kesici ilaçlardır. Bu nedenle iyileşme döneminde rahatsızlık veren gıdalardan kaçınmak mantıklıdır; ancak uzun vadeli, katı ve gereksiz kısıtlamalar beslenme kalitesini bozar ve iyileşmeye katkı sağlamaz.

Endoskopik Kanama Durdurmanın Riskleri Nelerdir?

Endoskopik hemostaz genel olarak güvenli bir işlemdir ve alternatifi olan ameliyata kıyasla çok daha az yük getirir. Yine de her girişimsel işlem gibi belirli riskler taşır. Bunların çoğu nadirdir; ancak fark edildiğinde erken müdahale gerektirdiği için bilinmelidir. Riskin düzeyi, kanamanın şiddetine, uygulanan yönteme ve en çok da kişinin genel sağlık durumuna bağlıdır.

En önemli risk delinmedir. Isı yöntemleri derine ilerlediğinde ya da doku zaten çok inceyse, organ duvarında delik oluşabilir. Bu durum şiddetli ve giderek artan karın ağrısı, karında sertleşme, ateş ve genel durum bozukluğu ile kendini gösterir. Küçük delinmeler bazı durumlarda kliplerle aynı seansta kapatılabilir; daha büyükleri ameliyat gerektirebilir. Bu risk nedeniyle enerji ayarları ve müdahale derinliği titizlikle belirlenir.

İkinci risk, müdahaleye rağmen kanamanın devam etmesi ya da tekrarlamasıdır. Yeniden kanama en sık ilk üç gün içinde görülür. Büyük ve derin yaralar, arka duvara yerleşmiş ülserler, işlem sırasında fışkırır tarzda kanama saptanması, ileri yaş ve eşlik eden ağır hastalıklar bu riski artırır. Bu nedenle yüksek riskli kişiler daha yakından izlenir ve asit baskılayıcı tedavi daha yoğun uygulanır.

Üçüncü risk grubu sedasyona ve mide içeriğinin akciğere kaçmasına bağlıdır. Sedasyon solunumu baskılayabilir, tansiyonu düşürebilir; bu nedenle işlem boyunca solunum ve dolaşım izlenir. Midede kan ve içerik varken en korkulan durumlardan biri bu içeriğin akciğerlere kaçarak ağır bir akciğer iltihabına yol açmasıdır. Riskli kişilerde önceden soluk borusuna tüp yerleştirilmesinin nedeni budur. Ayrıca boğaz ağrısı, geçici ses kısıklığı, şişkinlik, klip veya enjeksiyon bölgesinde geçici rahatsızlık gibi hafif ve kendiliğinden geçen etkiler görülebilir.

Risklerin doğru anlaşılması için, işlemin yapılmaması durumunda ortaya çıkacak riskle karşılaştırılması gerekir. Aktif kanayan bir yara kendiliğinden durabilir; ancak yüksek riskli bulguları olan bir kanamada müdahale edilmemesi, kanamanın sürmesi ve ağırlaşması anlamına gelir. Bu nedenle işlem kararı verilirken, girişimin taşıdığı düşük risk ile kanamanın taşıdığı yüksek risk karşı karşıya konur. Çoğu durumda denge, işlemin yapılması yönünde belirgin biçimde ağır basar.

İşlem sonrası ortaya çıkan bazı bulgular, ciddi bir sorun olmadan da görülebilir. Boğaz ağrısı, hafif ses kısıklığı, karında şişkinlik ve geğirme ihtiyacı beklenen etkilerdir ve genellikle bir gün içinde geçer. Hafif bulantı ve iştahsızlık da sık görülür. Bunları, gerçek uyarı işaretleriyle karıştırmamak önemlidir: şiddetli ve giderek artan karın ya da göğüs ağrısı, ateş, nefes darlığı ve yeniden kan gelmesi beklenen etkiler değildir ve bekletilmeden bildirilmelidir. Bu ayrımın önceden anlatılması, gereksiz kaygıyı da gecikmeyi de önler.

Kanama Tekrar Ederse veya Durdurulamazsa Ne Yapılır?

Endoskopiyle durdurulan kanamaların önemli bir bölümü kalıcı olarak kontrol altına alınır; ancak bir kısmında kanama tekrarlayabilir. Bu durumda ilk seçenek genellikle ikinci bir endoskopi denemesidir. İkinci girişimde ilk seansta kullanılmayan bir yöntem eklenebilir, daha güçlü tutan geniş klipler tercih edilebilir ya da hemostatik toz uygulanabilir. Kanama kaynağı bu kez daha iyi görülebilir; çünkü ilk müdahale sonrası mide daha temiz olabilir. İkinci endoskopinin başarı şansı azımsanmayacak düzeydedir.

İkinci endoskopi de yetersiz kalırsa ya da kişi bu işlemi kaldıramayacak kadar kararsızsa, damar yoluyla yapılan girişimsel radyoloji yöntemleri gündeme gelir. Kasıktan girilerek ilerletilen ince bir kateterle kanayan damara ulaşılır ve o damar tıkayıcı maddelerle kapatılır. Bu yöntem karın açılmadan uygulanır ve ameliyata kıyasla çok daha az yük getirir. Özellikle ameliyat riski yüksek olan, ileri yaştaki ve ek hastalığı bulunan kişilerde değerli bir seçenektir.

Ameliyat, günümüzde son basamak olarak konumlanmıştır. Endoskopik ve radyolojik yöntemler yetersiz kaldığında, delinme geliştiğinde ya da kanama endoskopla ulaşılamayacak kadar büyük ve hızlıysa cerrahi devreye girer. Ameliyatta kanayan damar dikilerek bağlanabilir veya sorunlu bölge çıkarılabilir. Ameliyat kararı gecikirse kayıp miktarı artacağı için, karar zamanlaması en az yöntem seçimi kadar önemlidir.

Varis kaynaklı kanamalarda ise farklı basamaklar devreye girer. Bantlama yetersiz kalırsa, geçici olarak balonlu tüplerle veya kaplı stentlerle basınç uygulanarak kanama durdurulabilir; bu, kalıcı çözüm için zaman kazandıran bir köprüdür. Ardından karaciğer içinden yapılan ve toplardamar basıncını düşürmeyi amaçlayan girişimsel şant işlemi düşünülebilir. Bu süreç boyunca kan ve pıhtılaşma ürünlerinin verilmesi, enfeksiyonların önlenmesi ve damar basıncını düşüren ilaçların sürdürülmesi tedavinin ayrılmaz parçalarıdır.

Yeniden kanamanın erken tanınması, sonucu doğrudan etkiler. Bu nedenle izlem döneminde belirli bulgular düzenli olarak sorgulanır: nabzın yeniden hızlanması, tansiyonun düşmesi, kan değerinin destek verilmesine rağmen gerilemesi, taze kan kusma ve dışkının yeniden katranlaşması. Bu bulgulardan biri ortaya çıktığında ikinci endoskopi gündeme gelir. Bazı kişilerde ise kanama tekrarlamadan, planlı biçimde ikinci bir kontrol endoskopisi yapılması tercih edilebilir; bu karar, ilk işlemdeki görüşün yeterliliğine ve risk düzeyine bağlıdır.

Tedavi seçenekleri arasında geçiş yapılırken zaman kaybedilmemesi esastır. Endoskopi, girişimsel radyoloji ve cerrahi arasındaki karar, çoğu zaman bu alanların birlikte değerlendirmesiyle verilir. Bu nedenle ağır kanamalar, bu üç seçeneğin de hızla devreye girebileceği merkezlerde yönetilir. Kanamanın kontrol altına alınamadığı durumlarda, kan ve pıhtılaşma ürünlerinin dengeli biçimde verilmesi, vücut ısısının korunması ve asit-baz dengesinin düzeltilmesi de en az girişimin kendisi kadar önemlidir; bu üç etken bozulduğunda pıhtılaşma daha da kötüleşir ve kısır bir döngü oluşur.

Kanamayı Önlemek İçin Sonrasında Hangi İlaçlar ve Öneriler Verilir?

Kanama durdurulduktan sonraki asıl hedef, aynı sorunun tekrarlamamasıdır. Bunun temel taşı mide asidini baskılayan ilaçlardır. Bu ilaçlar mide içeriğinin asitliğini azaltarak yeni oluşan pıhtının erimesini önler ve yaranın kapanmasını hızlandırır. Yüksek riskli kişilerde ilk günlerde damardan yoğun biçimde uygulanır, ardından ağızdan devam edilir. Kullanım süresi genellikle haftalarla ölçülür ve yaranın büyüklüğüne, nedenine göre uzatılabilir. Bu ilaçların şikayet geçti diye erken kesilmesi, tekrar kanamanın en sık nedenlerinden biridir.

İkinci adım, kanamanın altında yatan nedenin ortadan kaldırılmasıdır. Ülserlerin önemli bir bölümünde mide mikrobu olarak bilinen Helikobakter pilori sorumludur. Bu mikrop saptanırsa, ona yönelik antibiyotikli tedavi verilir ve tedavinin ardından mikrobun temizlendiği mutlaka doğrulanır. Mikrop temizlenmediği sürece ülser ve kanama tekrarlama riski yüksek kalır. Kanama anında yapılan testler yanlış negatif çıkabildiği için, testin uygun zamanda tekrarlanması gerekebilir.

  • Mide asidini baskılayan ilacı, önerilen dozda ve süre boyunca kesintisiz kullanmak
  • Ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçları hekime danışmadan kullanmamak
  • Sigarayı bırakmak ve alkolü kesmek; ikisi de yara iyileşmesini geciktirir
  • Küçük porsiyonlar halinde, sık ve düzenli beslenmek; çok baharatlı ve yağlı gıdaları sınırlamak
  • Kan sulandırıcı kullanılıyorsa yeniden başlama zamanını hekimle netleştirmek

Ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar, yani romatizma ve kas-eklem ağrısı için yaygın kullanılan gruplar, mide yüzeyini koruyan mekanizmayı zayıflatır ve kanamanın en sık tetikleyicilerindendir. Bu ilaçların zorunlu olduğu durumlarda mide koruyucu ile birlikte ve mümkün olan en düşük dozda, en kısa süre kullanılması gerekir. Kan sulandırıcı tedavi görenlerde ise ilacın kesilmesi de sürdürülmesi de risk taşır; kalp ve damar açısından gerekliyse, kanama kontrol altına alındıktan sonra uygun bir zamanda ve mide koruyucu eşliğinde yeniden başlanması planlanır. Bu karar kesinlikle kişinin kendi başına vereceği bir karar değildir.

Yaşam tarzı önerileri de tabloyu belirgin biçimde etkiler. Sigara, mide yüzeyinin kanlanmasını bozarak yara iyileşmesini geciktirir ve tekrar riskini artırır. Alkol mide yüzeyini doğrudan tahriş eder. Aşırı stres, düzensiz ve uzun aralıklı öğünler şikayetleri artırır. Kanamaya bağlı gelişen kansızlık için demir desteği gerekebilir ve bu tedavi haftalar sürebilir. Ayrıca mide ülserlerinde, iyileşmenin doğrulanması ve altta yatan başka bir sorun olmadığından emin olunması için kontrol endoskopisi planlanabilir. Kontrol randevularına düzenli gitmek, sürecin en önemli ve en çok ihmal edilen parçalarındandır.

Kan sulandırıcı ilaçların yeniden başlatılması, bu sürecin en çok kaygı yaratan kararlarından biridir. İlacı hiç başlamamak güvenli görünse de, kalp ve damar hastalığı olan bir kişide pıhtı ve felç riskini artırır. Bu nedenle bugünkü yaklaşım, kanama kontrol altına alındıktan sonra ilacın uygun bir zamanda, çoğu kez mide koruyucu eşliğinde yeniden başlatılmasıdır. Bu zamanlama, kanamanın şiddetine ve ilacın kullanılma nedeninin aciliyetine göre kişiye özel belirlenir. Kişinin ilacı korkuyla kendi başına bırakması, en sık karşılaşılan ve en ciddi sonuçlar doğurabilen hatalardan biridir.

Kanama sonrası dönemde kansızlığın düzeltilmesi de ihmal edilmemelidir. Kaybedilen kanın yerine konması yalnızca ilk dönemi ilgilendirir; demir depoları ise haftalar sürecek bir destekle dolar. Demir tedavisi sırasında dışkının koyulaşması beklenen bir durumdur ve kanamayla karıştırılmamalıdır. Ayrıca ülser iyileşmesinin doğrulanması, altta başka bir sorun bulunmadığından emin olunması açısından önemlidir; bu nedenle özellikle mide ülserlerinde kontrol endoskopisi planlanabilir. Kişinin kendini iyi hissetmesi, bu kontrollerin gereksiz olduğu anlamına gelmez.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Gastrointestinal (sindirim sistemi) kanaması: belirti ve tedaviniddk.nih.gov/health-information/digestive-diseases/gastrointestinal-bleeding
  2. MedlinePlus (U.S. National Library of Medicine) — Üst sindirim sistemi kanaması ve endoskopik değerlendirmemedlineplus.gov/ency/article/003133.htm
  3. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Üst gastrointestinal kanama yönetimi ve endoskopik hemostazncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537291
  4. National Health Service (NHS) — Peptik ülser ve mide kanaması komplikasyonlarınhs.uk/conditions/stomach-ulcer

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Dahiliye Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.