Biyokimya

Lipoprotein Fosfolipaz A2

Lipoprotein Fosfolipaz A2 Değerleri için uygulanabilir öneriler ve yaklaşımlar. Uzman hekim görüşüyle rehberi.

Lipoprotein fosfolipaz A2, kısa adıyla Lp-PLA2, kardiyovasküler risk değerlendirmesinde son yıllarda öne çıkan vasküler kaynaklı bir enzimdir. Bu enzim, makrofaj, köpük hücreleri, T lenfositler ve mast hücreleri tarafından üretilmekte; dolaşımda büyük ölçüde düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) partiküllerine bağlı olarak taşınmaktadır. Klasik lipid panelinin gösteremediği damar duvarındaki inflamatuar süreçleri yansıtabilmesi nedeniyle, aterosklerotik plak gelişimi ve stabilitesi üzerine yapılan çalışmalarda biyobelirteç olarak değerlendirilmektedir. Koroner arter hastalığı, iskemik inme ve periferik damar hastalığı gibi tabloların erken dönemde öngörülmesinde tamamlayıcı bir parametre olarak ele alınmaktadır.

Biyokimyasal açıdan Lp-PLA2, fosfolipidlerin sn-2 pozisyonundaki kısa zincirli yağ asitlerini hidrolize eden, kalsiyumdan bağımsız bir fosfolipaz enzimidir. Literatürde platelet aktive edici faktör asetilhidrolaz (PAF-AH) olarak da adlandırılmaktadır. Oksitlenmiş LDL içerisindeki oksitlenmiş fosfolipidleri parçalayarak lizofosfatidilkolin ve oksitlenmiş serbest yağ asitleri açığa çıkarmaktadır. Bu metabolitler güçlü proinflamatuar etkiye sahip olup, endotel disfonksiyonuna, monosit kemotaksisine, köpük hücre oluşumuna ve plak içi inflamasyonun sürdürülmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla enzimin damar duvarındaki aktivitesi, plağın kararsız hâle gelmesi ve klinik olayların ortaya çıkması açısından önemli bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir.

Lp-PLA2 ölçümü, periferik venöz kan örneğinden iki farklı yöntemle gerçekleştirilebilmektedir. Birinci yöntem, dolaşımdaki enzim miktarını gösteren kütle ölçümüdür ve sonuçlar nanogram/mililitre cinsinden raporlanır. İkinci yöntem ise enzimin işlevsel kapasitesini ortaya koyan aktivite ölçümüdür ve sonuçlar nanomol/dakika/mililitre olarak ifade edilir. Her iki yaklaşımın da klinik çalışmalarda anlamlı veriler ürettiği bildirilmekle birlikte, son dönemde aktivite tabanlı testlerin biyolojik değişkenliğinin daha düşük olması ve standardizasyona daha uygun bulunması nedeniyle tercih edildiği görülmektedir. Test öncesinde uzun süreli açlık zorunluluğu bulunmamakta; ancak laboratuvarın belirlediği hazırlık koşullarına uyulması önerilmektedir.

Referans aralıkları kullanılan yönteme, kite ve laboratuvara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak Lp-PLA2 aktivitesi için yetişkinlerde 225 nmol/dakika/mililitrenin altındaki değerler düşük, 225-300 arası orta, 300’ün üzerindeki değerler ise yüksek kardiyovasküler risk göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Kütle ölçümünde ise 200 ng/mL üzeri değerler artmış risk grubu içinde değerlendirilmektedir. Söz konusu eşiklerin kesin sınırlar olmadığı, hastanın klasik risk faktörleri, lipid profili, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein düzeyi ve görüntüleme bulguları ile birlikte yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle tek başına bir değerin klinik karar için yeterli kabul edilmediği bilinmelidir.

Enzim düzeylerinde yükselmeye yol açan etkenler oldukça çeşitlidir. İlerlemiş yaş, erkek cinsiyet, sigara kullanımı, yüksek LDL kolesterol, düşük HDL kolesterol, metabolik sendrom, tip 2 diyabet, abdominal obezite ve hipertansiyon en sık karşılaşılan klinik birliktelikler arasında yer almaktadır. Genetik yatkınlık da Lp-PLA2 düzeylerini belirleyen önemli faktörler arasında sayılmaktadır. Özellikle ailesel hiperlipidemilerde, erken yaşta koroner olay öyküsü bulunan bireylerin birinci derece yakınlarında enzim aktivitesinin daha yüksek seyrettiği gözlemlenmektedir. Östrojen düzeyinin azalmasıyla birlikte menopoz sonrası kadınlarda da değerlerin yükselebildiği bildirilmektedir.

Lp-PLA2’nin diğer inflamasyon belirteçlerinden ayıran en önemli özelliği, damar duvarına özgül bir göstergesi olarak kabul edilmesidir. Yüksek duyarlıklı C-reaktif protein gibi belirteçler sistemik inflamasyonu yansıtırken, enfeksiyon, romatolojik hastalık ya da travma gibi pek çok durumda yükselebilmektedir. Buna karşın Lp-PLA2 düzeyinin daha çok vasküler inflamasyona özgül kaldığı, akut enfeksiyöz süreçlerden belirgin biçimde etkilenmediği bildirilmektedir. Bu özellik, enzimin kardiyovasküler risk taramasında daha spesifik bir araç olarak konumlanmasına olanak tanımaktadır. Ancak iki belirtecin birlikte değerlendirildiği yaklaşımların, tek başına kullanımına göre daha güçlü öngörü değeri sağladığı çeşitli kohort çalışmalarında ortaya konmaktadır.

Kardiyovasküler risk sınıflamasında orta riskli kabul edilen bireyler, Lp-PLA2 testinin en fazla yarar sağladığı grubu oluşturmaktadır. Framingham, SCORE ya da ASCVD gibi risk hesaplama araçlarıyla on yıllık olay riski yüzde 5-20 aralığında bulunan hastalarda, klasik risk faktörleri tek başına net bir karar vermeyi güçleştirebilmektedir. Bu noktada Lp-PLA2 düzeyinin yüksek bulunması, hastanın bir üst risk kategorisine taşınmasına ve daha agresif yaşam tarzı değişiklikleri ile farmakolojik yaklaşımların gündeme alınmasına katkı sunmaktadır. Düşük risk grubunda rutin tarama önerilmemekte, çok yüksek risk grubunda ise zaten yoğun koruyucu yaklaşımlar uygulandığı için ek bilgi değeri sınırlı kalmaktadır.

İskemik inme açısından da Lp-PLA2 düzeyinin bağımsız bir öngörücü olduğu gösterilmektedir. Karotis arter aterosklerozu bulunan bireylerde, enzim aktivitesinin plak içi inflamasyon yoğunluğu ile ilişkili olduğu, kararsız plak özellikleri taşıyan hastalarda daha yüksek seviyelerde seyrettiği bildirilmektedir. Bu bulgular, semptomatik karotis darlığı bulunan ya da geçici iskemik atak öyküsü olan hastaların risk değerlendirmesinde enzim ölçümünün anlamlı bir katkı sağlayabileceğine işaret etmektedir. Atriyal fibrilasyon ve kalp yetmezliği gibi durumlarda da belirteç düzeylerinin yükselebildiği, ancak bu tablolarda yorumun çok daha dikkatli yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.

Diyabetik bireylerde Lp-PLA2 düzeyinin değerlendirilmesi özel bir önem taşımaktadır. Tip 2 diyabet, makrovasküler komplikasyon riskini belirgin biçimde artıran kronik metabolik bir hastalıktır. Bu grupta enzim aktivitesinin sıklıkla yüksek seyrettiği, glisemik kontrolün bozulduğu dönemlerde değerlerin daha da arttığı gözlemlenmektedir. Mikroalbuminüri, retinopati ve nöropati gibi mikrovasküler komplikasyonların varlığında da belirteç düzeylerinde belirgin yükselmeler raporlanmaktadır. Kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ise enzimin metabolizmasındaki değişiklikler nedeniyle değerlerin farklı yorumlanması gerekmektedir.

Yaşam tarzı değişikliklerinin Lp-PLA2 düzeyleri üzerindeki etkisi giderek daha fazla araştırılmaktadır. Akdeniz tipi beslenme modelinin, omega-3 yağ asitlerinden zengin diyetlerin, düzenli aerobik egzersizin ve sigaranın bırakılmasının enzim aktivitesinde anlamlı düşüş sağladığı gösterilmiştir. Kilo kaybı, özellikle abdominal obezitenin azaltılması, hem enzim düzeylerinde hem de kardiyovasküler risk profilinde belirgin iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Alkolün aşırı tüketiminden kaçınılması, uyku kalitesinin artırılması ve kronik stresin azaltılması da olumlu etkili faktörler arasında sayılmaktadır. Bu girişimlerin sürdürülebilir biçimde uygulanması, hem belirteç düzeylerinin hem de genel vasküler sağlığın korunması açısından önem taşımaktadır.

Farmakolojik yaklaşımlar arasında statin grubu ilaçlar Lp-PLA2 düzeylerini düşürmedeki etkinlikleri ile öne çıkmaktadır. Atorvastatin, rosuvastatin ve simvastatin gibi farklı moleküllerle yapılan çalışmalarda, lipid düşürücü etkinin ötesinde belirteç aktivitesinde de yüzde 20-30 oranlarına ulaşan azalmalar bildirilmektedir. Ezetimib, fibratlar, niasin ve PCSK9 inhibitörleri gibi diğer lipid düşürücü ajanların da değişen oranlarda etki gösterdiği saptanmaktadır. Doğrudan Lp-PLA2 inhibisyonunu hedefleyen darapladib ve rilapladib gibi moleküllerle yürütülen klinik çalışmalar ise birincil sonlanım noktalarında anlamlı fark yaratamadığı için kliniğe taşınamamıştır. Yine de enzimin biyobelirteç değeri korunmaktadır.

Test sonuçlarının yorumlanmasında bazı önemli noktaların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Akut koroner sendrom geçirmiş bireylerde olay sonrası ilk haftalarda enzim düzeyleri geçici olarak değişebilmekte; bu nedenle stabil dönemde tekrar ölçüm önerilmektedir. Gebelik, akut enfeksiyon, majör cerrahi sonrası dönem ve aktif romatolojik hastalık varlığında değerlerin yanıltıcı bulunabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca testin tek başına bir tanı aracı olarak kullanılmadığı, kardiyovasküler risk değerlendirmesinde bütüncül yaklaşımın bir parçası olarak ele alındığı bilinmelidir. Hastanın bireysel klinik özellikleri, aile öyküsü, görüntüleme bulguları ve diğer laboratuvar verileri birlikte yorumlanmaktadır.

Pediatrik popülasyonda Lp-PLA2 ölçümünün rutin kullanım yeri henüz tam olarak netleşmemiştir. Ancak ailesel hiperkolesterolemi gibi genetik dislipidemi öyküsü bulunan çocuk ve adolesanlarda, erken dönem ateroskleroz riskinin değerlendirilmesinde araştırma kapsamında kullanıldığı bildirilmektedir. Erişkin yaşa geçişte risk profilinin belirlenmesi açısından izlem amaçlı ölçümler yapılabilmektedir. Yaşlı popülasyonda ise enzim düzeylerinin yaşla birlikte fizyolojik olarak hafif yükseliş gösterebildiği, bu durumun yorumlanmasında yaşa göre uyarlanmış referans değerlerin kullanılmasının daha doğru bir yaklaşım olduğu vurgulanmaktadır. Komorbid hastalıkların yoğunluğu ve yaşam beklentisi de değerlendirmede dikkate alınmaktadır.

Periyodik izlem stratejileri açısından, başlangıçta yüksek bulunan Lp-PLA2 düzeylerinin yaşam tarzı değişiklikleri ve farmakolojik yaklaşımlar sonrasında üç ila altı ay aralıklarla tekrar değerlendirilmesi önerilmektedir. Değerlerde anlamlı düşüş sağlanması, uygulanan koruyucu girişimlerin etkin olduğunun bir göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Stabil seyreden bireylerde yıllık takip yeterli kabul edilirken, klinik tablosu değişen ya da yeni risk faktörleri eklenen hastalarda daha sık ölçüm gerekebilmektedir. İzlem süresince hastanın lipid profili, kan basıncı, glisemik kontrol parametreleri ve diğer inflamasyon belirteçleri de eş zamanlı olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak Lipoprotein fosfolipaz A2, klasik risk faktörlerinin ötesinde damar duvarındaki inflamatuar süreci yansıtabilen, kardiyovasküler risk değerlendirmesinde tamamlayıcı bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir. Özellikle orta risk grubundaki bireylerde tedavi yönetimine yön vermesi, agresif önleyici stratejilerin gerekliliğinin belirlenmesi ve yaşam tarzı değişikliklerinin etkinliğinin izlenmesinde değerli bir araç olarak konumlanmaktadır. Ancak testin sınırlılıkları, biyolojik değişkenlik, referans aralıklarındaki farklılıklar ve klinik tablo ile birlikte yorumlanma gerekliliği göz ardı edilmemelidir. Bilimsel veri birikiminin artmasıyla birlikte enzimin klinik kullanımına ilişkin rehber önerilerinin daha da netleşeceği öngörülmektedir.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information (StatPearls) — Lipoprotein Fosfolipaz A2 (Lp-PLA2) biyokimyası ve klinik önemincbi.nlm.nih.gov/books/NBK557426
  2. American Heart Association (AHA) — Ateroskleroz ve inflamasyonun rolüheart.org/en/health-topics/cholesterol
  3. National Library of Medicine - PubMed (NCBI) — Lp-PLA2'nin kardiyovaskuler risk belirtecı olarak klinik degeripubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18549871
  4. National Library of Medicine - PubMed (NCBI) — Lp-PLA2'nin kardiyovaskuler biyobelirtec olarak rolu (derleme)pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22401038

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Biyokimya Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.