Memede kitle, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan, fiziki muayenede veya görüntüleme yöntemlerinde saptanan lokalize doku büyümeleridir. Eksizyonel biyopsi (çıkarıcı doku örneği alımı), memede tespit edilen şüpheli kitlenin tamamının, çevresindeki bir miktar sağlıklı doku sınırı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (hücre düzeyinde inceleme) veya kalın iğne (tru-cut) biyopsisinin (doku düzeyinde inceleme) yetersiz kaldığı durumlarda bu cerrahi yönteme başvurulur. Cerrahi eksizyon (kesip çıkarma), kitlenin hem kesin histopatolojik (doku yapısı bilimi) tanısının konulmasını sağlar hem de kitlenin vücuttan uzaklaştırılmasını gerçekleştirir. Bu işlem, lokal anestezi (bölgesel uyuşturma) veya genel anestezi altında ameliyathane şartlarında gerçekleştirilen günübirlik bir cerrahi müdahaledir. Eksizyonel biyopsi, tanısal doğruluğu %99'un üzerinde olan invaziv (girişimsel) bir tanı ve tedavi yöntemidir. Çıkarılan doku, mikroskobik inceleme için patoloji laboratuvarına gönderilir ve hücrelerin iyi huylu (benign) veya kötü huylu (malign) olup olmadığı kesinleştirilir. Bu cerrahi prosedür, meme koruyucu cerrahinin temelini oluşturan ve memenin estetik bütünlüğünü bozmadan kitleden arındırılmasını amaçlayan bir yaklaşımdır.
Memede Eksizyonel Biyopsi Hangi Durumlarda Tercih Edilir?
Eksizyonel biyopsi, radyolojik görüntülemelerde BI-RADS (Meme Görüntüleme Raporlama ve Veri Sistemi) kategorisi 4 (şüpheli) veya 5 (yüksek olasılıkla malign) olarak sınıflandırılan lezyonlarda sıklıkla tercih edilir. Kalın iğne biyopsisinde atipik duktal hiperplazi (hücrelerde yapısal düzensizlik gösteren aşırı çoğalma) veya lobüler karsinoma in situ (süt bezlerinde sınırlı kalan kanser öncesi hücreler) saptanan hastalarda kesin evreleme için bu ameliyat zorunludur. Boyutu 2 santimetrenin üzerinde olan ve hızlı büyüme eğilimi gösteren fibroadenomlar (iyi huylu meme kistleri), kozmetik rahatsızlık veya ağrı oluşturduğunda eksizyonel biyopsi ile çıkarılır. İntraduktal papillom (süt kanalı içindeki siğil benzeri tümör) varlığında, kanlı meme başı akıntısı şikayetini ortadan kaldırmak ve kanser odağı riskini dışlamak amacıyla cerrahi eksizyon uygulanır. İğne biyopsisi sonuçları ile radyolojik bulgular arasında uyumsuzluk (tutarsızlık) olması durumunda, yanlış negatiflik (hastalık varken yok çıkması) riskini önlemek için kitle cerrahi olarak çıkarılır. Fillodes tümör (hızlı büyüyen bağ dokusu tümörü) şüphesi olan lezyonlarda, nüks (tekrarlama) riskini azaltmak amacıyla kitle en az 1 santimetrelik temiz cerrahi sınırla çıkarılmalıdır. Meme cildinde çekinti, meme başında retraksiyon (içe çökme) veya asimetri yaratan şüpheli kitlelerin kesin tanısı için de bu cerrahi işlem endikedir. İnce iğne biyopsisinde malignite (kanser) şüphesi taşıyan ancak kesin tanı konulamayan tümörlerde cerrahi eksizyon nihai tanı yöntemidir.
Ameliyat Öncesi Hazırlık Süreci ve Tetkikler
Eksizyonel biyopsi ameliyatı öncesinde hastanın detaylı bir tıbbi anamnezi (hastalık öyküsü) alınır ve sistemik fiziki muayenesi gerçekleştirilir. Ameliyat planlamasından önce son 6 ay içinde çekilmiş mamografi (meme röntgeni) ve meme ultrasonografisi (ses dalgaları ile görüntüleme) tetkikleri mutlaka incelenir. Gerekli görülen durumlarda, özellikle yoğun meme dokusuna sahip hastalarda meme MRG (manyetik rezonans görüntüleme) tetkiki ile kitlenin çevre dokularla ilişkisi değerlendirilir. Ameliyattan en az 7 gün önce, kanama riskini artırabilecek aspirin, klopidogrel veya varfarin gibi antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçların kullanımı hekim kontrolünde sonlandırılır. Ameliyat öncesi rutin laboratuvar tetkikleri kapsamında tam kan sayımı (hemogram), koagülasyon (pıhtılaşma) paneli (PT, APTT, INR) ve biyokimya testleri yapılır. Genel anestezi alacak hastalar için ameliyattan önceki gece saat 24:00'ten itibaren en az 8 saatlik tam bir açlık (katı ve sıvı gıda almama) süresi istenir. Hastanın varsa hipertansiyon (yüksek tansiyon) veya diabetes mellitus (şeker hastalığı) gibi kronik hastalıklarına ait ilaçların ameliyat sabahı nasıl kullanılacağı anestezi uzmanı tarafından planlanır. Ameliyat öncesinde memedeki kitlenin elle hissedilemediği durumlarda, radyoloji kliniğinde kitlenin işaretlenmesi işlemi organize edilir.
Eksizyonel Biyopsi Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Eksizyonel biyopsi ameliyatı, steril ameliyathane koşullarında, hastanın klinik durumuna göre lokal anestezi veya genel anestezi altında gerçekleştirilir. Cerrahi kesi (insizyon), kozmetik sonuçları optimize etmek amacıyla genellikle areola (meme başı çevresindeki koyu renkli halka) kenarından veya memenin doğal cilt katlantı çizgilerinden (submamarian katlantı) yapılır. Kesi yapıldıktan sonra koter (elektrikli doku kesme ve yakma cihazı) veya bistüri yardımıyla meme dokusu geçilerek kitleye ulaşılır. Cerrah, kitleyi çevreleyen sağlıklı meme dokusundan yaklaşık 0.5 ila 1 santimetrelik güvenli bir sınır (cerrahi sınır) bırakarak tümörü tek parça halinde çıkarır. Kitlenin çıkarıldığı boşlukta (kavite) kanama kontrolü (hemostaz) koterizasyon veya dikiş yöntemleriyle titizlikle sağlanır. Çıkarılan doku parçası, patolojik inceleme sırasında yön tayini yapılabilmesi amacıyla farklı renklerde ipek dikiş iplikleri ile cerrahi sınırlar (üst, alt, iç, dış) yönünden işaretlenir. Ameliyat boşluğunda kan veya sıvı birikmesini (seroma) önlemek amacıyla, büyük kitlelerin çıkarılmasından sonra geçici bir süre için dren (sıvı tahliye borusu) yerleştirilebilir. Meme dokusu, anatomik bütünlüğün korunması için emilebilen (eriyen) dikişlerle içten dışa doğru kapatılır. Cilt kapatılmasında genellikle estetik dikiş (subkütiküler dikiş) teknikleri tercih edilerek dikiş izinin asgari düzeyde kalması hedeflenir.
Ameliyatta Tel ile İşaretleme (Tel Kılavuzluğunda Eksizyon) Yöntemi
Elle hissedilemeyen (non-palpable) küçük veya derin yerleşimli meme kitlelerinin cerrahi olarak tam yerinden çıkarılabilmesi için tel ile işaretleme yöntemi kullanılır. Ameliyattan yaklaşık 1-2 saat önce radyoloji ünitesinde ultrasonografi veya mamografi kılavuzluğunda şüpheli kitlenin merkezine ince bir kılavuz tel yerleştirilir. Telin ucu kitle içinde sabitlenirken, dışarıda kalan kısmı memenin üzerine steril bir şekilde bantlanarak sabitlenir. Ameliyat sırasında cerrah, bu kılavuz teli takip ederek kitlenin tam konumuna ulaşır ve gereksiz sağlıklı doku kaybını önler. Telin etrafındaki şüpheli kitle, tel ile birlikte tek parça halinde cerrahi olarak çıkarılır. Çıkarılan dokunun doğruluğunu teyit etmek amacıyla, ameliyathaneden hemen patolojiye veya radyolojiye gönderilerek numune grafisi (örnek röntgeni) çekilir. Bu radyolojik kontrol, kitlenin ve telin tamamının çıkarıldığından emin olunmasını sağlar. Tel ile işaretleme yöntemi, cerrahın ameliyat süresini kısaltırken, ameliyat sonrası meme deformasyonu (şekil bozukluğu) riskini de en aza indirir. Bu yöntem sayesinde 5 milimetre gibi çok küçük lezyonlar bile yüksek doğruluk oranıyla başarıyla çıkarılabilmektedir.
ROLL (Radyoguide Okült Lezyon Lokalizasyonu) Yöntemi Nedir?
ROLL (Radyoguide Okült Lezyon Lokalizasyonu), elle hissedilemeyen meme kitlelerinin yerinin nükleer tıp yöntemleriyle tespit edilmesini sağlayan gelişmiş bir cerrahi kılavuzluk tekniğidir. Ameliyattan bir gün önce veya ameliyat sabahı, radyoloji veya nükleer tıp ünitesinde kitlenin tam ortasına ultrasonografi eşliğinde radyoaktif bir madde (Teknesyum-99m bağlı makroalbümine agregat) enjekte edilir. Ameliyat esnasında cerrah, gama prob (radyasyon algılayıcı el cihazı) adı verilen akustik sinyal veren bir cihaz kullanarak radyoaktivitenin en yoğun olduğu bölgeyi tespit eder. Cihazın çıkardığı ses sinyallerinin şiddetine göre kitlenin tam yeri, derinliği ve sınırları milimetrik olarak belirlenir. Bu yöntem sayesinde cerrah, en kısa yoldan ve en küçük cilt kesisiyle kitleye doğrudan ulaşma imkanı elde eder. Radyoaktif madde içeren kitle, çevresindeki minimal güvenli sınırla birlikte çıkarıldıktan sonra gama prob ile ameliyat boşluğu tekrar taranarak içeride radyoaktif kalıntı kalmadığı doğrulanır. ROLL yöntemi, tel ile işaretlemeye kıyasla hasta konforunu artırır, çünkü memenin dışına çıkan herhangi bir tel veya yabancı cisim bulunmaz. Bu teknik, özellikle meme koruyucu cerrahide estetik sonuçların başarısını artıran ve cerrahi sınır pozitifliği (tümörün sınırda kalması) oranını düşüren bir yaklaşımdır.
Ameliyat Esnasında Patolojik Değerlendirme: Frozen (Dondurulmuş Kesit) İncelemesi
Frozen incelemesi (dondurulmuş kesit analizi), ameliyat esnasında çıkarılan meme kitlesinin hızlı bir şekilde dondurularak patolog tarafından mikroskobik olarak incelenmesi işlemidir. Bu yöntem, ameliyat devam ederken yaklaşık 15 ila 20 dakika içinde kitlenin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğu konusunda cerraha ön bilgi sağlar. Eğer frozen sonucu benign (iyi huylu) gelirse, ameliyat sonlandırılarak gereksiz doku çıkarılmasının önüne geçilir. Frozen sonucunun malign (kötü huylu) gelmesi durumunda, cerrah aynı seansta ameliyat sınırlarını genişletebilir veya sentinel lenf nodu biyopsisi (koltuk altı öncü lenf bezi örneklemesi) işlemine geçebilir. Bu yöntem, hastanın ikinci bir ameliyata girme ihtiyacını ortadan kaldırarak tek bir anestezi seansında tedavinin tamamlanmasını sağlar. Frozen incelemesinde cerrahi sınırların (tümörün çıkarıldığı kenarların) tümörden temiz olup olmadığı da hızlıca değerlendirilir. Ancak kalsifikasyon (kireçlenme) içeren lezyonlarda veya çok küçük tümörlerde dondurma işlemi dokuya zarar verebileceği için frozen yöntemi tercih edilmeyebilir. Frozen sonucu ön tanı niteliğindedir; nihai ve kesin tanı her zaman 5-7 gün süren kalıcı histopatolojik (parafin blok) inceleme sonrasında verilir.
Eksizyonel Biyopsinin Riskleri ve Olası Komplikasyonları
Eksizyonel biyopsi ameliyatı, düşük komplikasyon oranına sahip güvenli bir cerrahi prosedür olmakla birlikte her cerrahi işlem gibi bazı riskler barındırır. Ameliyat sonrasında en sık karşılaşılan erken dönem komplikasyon, cerrahi alanda kan birikmesi olan hematom (kan toplanması) oluşumudur; bu durum hastaların yaklaşık %2 ila %5'inde görülür. Ameliyat sahasında bakteriyel enfeksiyon gelişme riski %1 ila %3 civarındadır ve genellikle antibiyotik tedavisi ile kontrol altına alınır. Cerrahi boşlukta lenf veya doku sıvısı birikmesi olan seroma, özellikle büyük kitlelerin çıkarıldığı olgularda gelişebilir ve gerekirse enjektörle aspire edilmesi (çekilmesi) gerekebilir. Ameliyat sonrasında meme dokusunda sertlik hissi yaratan yağ nekrozu (hasar görmüş yağ dokusunun sertleşmesi) gelişebilir ve bu durum radyolojik olarak kanserle karışabileceğinden takip gerektirir. Cilt kesi hattında keloid (aşırı yara dokusu büyümesi) veya hipertrofik skar (belgin yara izi) oluşumu, hastanın genetik cilt yapısına bağlı olarak gelişebilecek estetik riskler arasındadır. Meme başı yakınındaki kitlelerin çıkarılması sırasında süt kanallarının veya sinir liflerinin hasar görmesine bağlı olarak meme başında geçici veya kalıcı his kaybı oluşabilir. Nadiren de olsa, büyük hacimli doku çıkarılması sonrasında iki meme arasında asimetri (boyut ve şekil farkı) meydana gelebilir.
Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Eksizyonel biyopsi sonrasında hastalar genellikle ameliyat günü veya ameliyattan 24 saat sonra taburcu edilirler. Ameliyatı takip eden ilk 48 saat boyunca cerrahi alanda hafif veya orta şiddette ağrı hissedilmesi normaldir ve bu durum doktorun reçete ettiği basit analjezikler (ağrı kesiciler) ile kontrol altına alınır. Ameliyattan sonraki ilk 3 gün boyunca cerrahi pansumanın kuru ve temiz tutulması, enfeksiyon riskini önlemek açısından kritik önem taşır. Hastalar genellikle ameliyat sonrası 4. günde, su geçirmez bantlar kullanılarak veya pansuman tamamen açılarak ılık duş alabilirler. İyileşme sürecini hızlandırmak ve memedeki hareketliliği kısıtlamak amacıyla ilk 2-3 hafta boyunca balensiz, yumuşak ve destekleyici sporcu sütyenlerinin gece-gündüz takılması önerilir. Ameliyattan sonraki ilk 2 hafta boyunca 5 kilogramdan ağır yük kaldırmak, ağır ev işleri yapmak ve kolları zorlayıcı egzersizler (tenis, yüzme vb.) yapmak yasaktır. Cilt dikişleri genellikle kendiliğinden eriyen malzemeden yapıldığı için dikiş alma işlemine gerek kalmaz, ancak erimeyen dikiş kullanılmışsa ameliyat sonrası 7 ila 10. günlerde dikişler cerrah tarafından alınır. Hastaların işe geri dönme süresi, yapılan işin fiziksel aktivite düzeyine bağlı olarak genellikle 3 ila 7 gün arasında değişmektedir.
Ameliyat Sonrası Patoloji Raporunun Değerlendirilmesi
Eksizyonel biyopsi sonrasında elde edilen kesin patoloji raporu, tedavinin sonraki aşamalarını belirleyen en önemli kılavuzdur. Patoloji raporunda kitlenin histolojik tipi (hücre türü), tümörün derecesi (grade), cerrahi sınırların durumu ve lenfovasküler invazyon (damar ve lenf kanallarına yayılım) varlığı detaylıca belirtilir. Raporda kitlenin benign (iyi huylu) gelmesi durumunda, ek bir cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulmaz ve hasta rutin tarama programına yönlendirilir. Eğer patoloji raporunda atipik lobüler hiperplazi (ALH) veya atipik duktal hiperplazi (ADH) gibi premalign (kanserleşme eğilimi olan) lezyonlar saptanırsa, hastanın gelecekteki meme kanseri riski artmış kabul edilir ve yakın takip protokolü uygulanır. Raporda malign (kötü huylu) hücrelerin saptanması durumunda, tümörün hormon reseptörleri (östrojen ve progesteron reseptörleri) ile HER2 (insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2) durumu analiz edilir. Cerrahi sınırların pozitif gelmesi, yani çıkarılan dokunun kenarında tümör hücresi bulunması, o bölgede tümör kalıntısı olabileceğini gösterir ve genellikle cerrahi sınırların tekrar genişletilmesini gerektirir. Patoloji raporu sonuçları, genel cerrah, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve radyologdan oluşan multidisipliner (çok branşlı) bir tümör konseyinde değerlendirilerek hastanın nihai tedavi planı oluşturulur.
Memede Kitle Ameliyatı Sonrası Takip ve Kontrol Protokolü
Eksizyonel biyopsi sonrasındaki ilk kontrol muayenesi, ameliyat sonrası 7. ila 10. günler arasında yara iyileşmesini ve patoloji raporunu değerlendirmek üzere gerçekleştirilir. Patoloji sonucu benign (iyi huylu) çıkan hastalar için genellikle ameliyat sonrası 3. ve 6. aylarda klinik meme muayenesi ve ultrasonografi kontrolleri planlanır. İlk yıl tamamlandıktan sonra, hastanın yaşına ve risk faktörlerine bağlı olarak yıllık rutin mamografi ve ultrasonografi taramalarına devam edilir. Patoloji raporunda yüksek riskli lezyonlar (atipik hiperplaziler veya lobüler karsinoma in situ) saptanan hastalar, her 6 ayda bir klinik muayene ve yıllık meme MRG ile daha sıkı bir takip programına alınır. Hastaların her ay düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapması, operasyon geçirilen memedeki ve karşı memedeki yeni değişiklikleri erken fark etmek açısından hayati önem taşır. Takip sürecinde ameliyat yerinde yeni bir kitle, sertlik, kızarıklık, ısı artışı veya meme başından akıntı gibi belirtiler fark edildiğinde derhal hekime başvurulmalıdır. Hormon reseptör pozitifliği olan yüksek riskli hastalarda, meme kanseri gelişimini önlemek amacıyla kemopreprevansiyon (ilaçla koruma) tedavileri takip protokolüne eklenebilir.
Benign (İyi Huylu) Meme Kitleleri ve Eksizyon Kriterleri
Memede saptanan kitlelerin yaklaşık %80'i iyi huylu (benign) lezyonlardan oluşmakta olup bunların her birinin cerrahi eksizyon kriterleri farklılık gösterir. Genç kadınlarda en sık görülen iyi huylu tümör olan fibroadenomlar, genellikle 2 santimetrenin altında ve asemptomatik (belirti vermeyen) ise ameliyatsız takip edilir. Ancak 3 santimetreyi aşan (dev fibroadenom), hızlı büyüme gösteren veya biyopsi ile fillodes tümör ayırıcı tanısı net yapılamayan fibroadenomların cerrahi olarak çıkarılması gerekir. İntraduktal papillomlar, tekil veya çoklu olmalarına bakılmaksızın, içerdikleri atipi ve kanserleşme riski nedeniyle saptandıklarında eksizyonel biyopsi ile tamamen çıkarılmalıdır. Fibrokistik değişiklikler zemininde gelişen ve tekrarlayan aspirasyonlara rağmen hızla yeniden dolan veya içinde solid (katı) komponent barındıran kompleks kistler de cerrahi eksizyon adayıdır. Meme dokusunda travma veya cerrahi sonrasında gelişen ve klinik olarak kanseri taklit edebilen yağ nekrozları, biyopsi ile kesinleştirilemediğinde cerrahi olarak eksize edilir. Süt kanallarının genişlemesiyle karakterize duktal ektazi (kanal genişlemesi) vakalarında, tekrarlayan enfeksiyon ve fistül (anormal kanal) oluşumu varsa etkilenen kanal sistemi cerrahi olarak çıkarılır (mikrodokektomi).
Eksizyonel Biyopsi ile Diğer Biyopsi Yöntemlerinin Karşılaştırılması
Meme lezyonlarının tanısında kullanılan biyopsi yöntemleri, elde edilen doku miktarı, doğruluk oranı ve girişimsel düzey açısından farklılık gösterir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), sadece hücresel düzeyde (sitolojik) inceleme imkanı sunar ve tümörün invaziv (yayılımcı) karakterini belirlemede yetersiz kalır. Kalın iğne (tru-cut) biyopsisi, özel bir tabanca yardımıyla doku silindirleri alarak histopatolojik tanı koysa da, tümörün heterojen (farklı hücre tipleri barındıran) yapısı nedeniyle lezyonun tamamını temsil etmeyebilir. Vakum yardımlı biyopsi (VAB), kalın iğne biyopsisine göre daha fazla doku örneği alsa da, büyük veya kalsifiye lezyonlarda cerrahi eksizyon kadar geniş bir cerrahi sınır değerlendirmesi sağlayamaz. Eksizyonel biyopsi, kitlenin tamamını çevresindeki sağlıklı doku ile birlikte çıkardığı için cerrahi sınırların durumunu (tümörün sınırda kalıp kalmadığını) gösteren tek yöntemdir. İğne biyopsilerinde yanlış negatiflik (kanser olmasına rağmen temiz çıkması) oranı %2 ila %10 arasında değişirken, eksizyonel biyopsilerde bu oran %1'in altındadır. Cerrahi eksizyon, hem kesin tanıyı koyması hem de aynı seansta kitleyi vücuttan uzaklaştırarak tedavi edici (terapötik) özellik taşımasıyla diğer biyopsi yöntemlerinden ayrılır. Ancak eksizyonel biyopsi, ameliyathane koşulları, anestezi gereksinimi ve dikiş izi gibi dezavantajlara sahip olduğundan, her hastada ilk seçenek değil, belirli kriterleri karşılayan olgularda tercih edilen bir yöntemdir.
Ameliyat Sonrası Meme Kozmetiği ve Onkoplastik Yaklaşımlar
Eksizyonel biyopsi ameliyatlarında cerrahi başarı, sadece kitlenin tam olarak çıkarılmasıyla değil, aynı zamanda memenin kozmetik görünümünün korunmasıyla ölçülür. Büyük hacimli kitlelerin (meme hacminin %15 ila %20'sinden fazlasını kaplayan kitleler) çıkarılması, memede belirgin asimetriye, çöküntüye veya meme başı kaymasına yol açabilir. Bu tür kozmetik deformasyonları önlemek amacıyla ameliyat sırasında onkoplastik cerrahi (estetik koruyucu kanser cerrahisi) teknikleri uygulanır. Hacim kaydırma (volume displacement) teknikleri ile kitlenin çıkarıldığı boşluk, çevre meme dokusunun serbestleştirilip kaydırılmasıyla (glandüler flep) doldurularak çöküntü oluşması engellenir. Büyük meme yapısına sahip hastalarda, kitle çıkarılırken eş zamanlı olarak her iki memeye küçültme ve dikleştirme (mastopeksi) işlemleri uygulanarak simetri sağlanabilir. Ameliyat sonrasında oluşan doku kayıplarını gidermek amacıyla, ilerleyen dönemlerde yağ enjeksiyonu (lipofilling) veya lokal doku transferleri gibi rekonstrüktif (onarım) yöntemlere başvurulabilir. Cerrahi kesinin meme başı çevresi (periareolar) veya meme altı kıvrımı gibi gizli bölgelerden yapılması, ameliyat izinin görünürlüğünü en aza indiren en önemli faktördür. Ameliyat sonrasında yara izinin kalitesini artırmak amacıyla, dikişler alındıktan sonra silikon bazlı jeller veya skar (yara izi) giderici kremler 3 ila 6 ay boyunca düzenli olarak kullanılabilir.
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Genel Cerrahi bölümünde uzman hekimlerimiz, Memede Kitle Ameliyatı (Eksizyonel Biyopsi) ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.









