Kardiyoloji

Kardiyoloji Bölümü

Kardiyoloji bölümü kalp ve damar hastalıklarının tanı ve yaklaşımda uzmanlaşmıştır. Koru Hastanesi olarak kardiyoloji kliniğimizin ilgi alanlarını ve baktığı hastalıkları tanıtıyoruz.

Kardiyoloji, kalp ve damar sisteminin yapısal ile işlevsel özelliklerini inceleyen, bu sistemde gelişen rahatsızlıkların tanısı ve yönetimi ile ilgilenen dahili bir tıp dalıdır. Kalbin elektriksel iletim düzeni, kapakçık yapısı, kası ve onu besleyen koroner arterler ile büyük damarlar bu bölümün temel ilgi alanları arasında yer alır. Kardiyoloji bölümü, koruyucu hekimlik anlayışını ön planda tutarak bireylerin yaşam boyu kardiyovasküler sağlığının değerlendirilmesini ve gerektiğinde uygun klinik yaklaşımların belirlenmesini sağlar. Çağdaş tıp uygulamalarında kardiyolojinin önemi, kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde önde gelen mortalite nedenleri arasında bulunmasından kaynaklanır. Bu nedenle erken farkındalık, düzenli kontrol ve kanıta dayalı yaklaşım anlayışı, modern kardiyoloji pratiğinin temel ilkelerini oluşturmaktadır.

Kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü, sinsi seyirli olabilmekte ve belirgin yakınmalar ortaya çıkmadan önce uzun bir dönem boyunca sessiz biçimde ilerleyebilmektedir. Hipertansiyon, dislipidemi, diyabet, obezite, sedanter yaşam tarzı ve sigara kullanımı gibi etkenler kardiyovasküler riskin artmasında belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Aile öyküsünde erken yaşta kalp krizi, ani kardiyak ölüm veya kalp ritim bozukluğu bulunan bireylerde genetik yatkınlığın da değerlendirilmesi önerilir. Kardiyoloji bölümünde yürütülen değerlendirme süreci, yalnızca mevcut yakınmalara odaklanmakla sınırlı kalmaz; bireyin yaşam tarzı, çalışma koşulları, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve psikososyal etkenleri de kapsayan bütüncül bir bakış açısıyla yürütülür.

Polikliniğe başvuran hastaların ilk değerlendirmesinde ayrıntılı bir öykü alınması ve fizik muayenenin titizlikle yapılması büyük önem taşır. Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, ayaklarda şişlik ve efor kapasitesinde azalma gibi yakınmalar dikkatle sorgulanır. Bu yakınmaların başlangıç zamanı, süresi, sıklığı, tetikleyici etkenleri ve eşlik eden bulguları, olası tanıların belirlenmesinde yol gösterici niteliktedir. Fizik muayenede kalp sesleri, üfürümler, nabız özellikleri, kan basıncı değerleri ve periferik dolaşım belirteçleri değerlendirilir. Elde edilen veriler, ileri tetkik gerekliliğinin ve uygulanacak klinik yaklaşımın belirlenmesinde temel oluşturur.

Tanısal değerlendirme aşamasında elektrokardiyografi, ekokardiyografi, efor testi, ritim Holter monitörizasyonu ve tansiyon Holter incelemesi gibi temel yöntemlerden yararlanılır. Elektrokardiyografi, kalbin elektriksel etkinliğinin kısa süreli bir kaydını sağlayarak ritim bozuklukları, iletim sorunları ve iskemik değişikliklerin saptanmasında değerli bilgi sunar. Ekokardiyografi ise kalp kasının kasılma gücü, kapakçık yapı ve işlevi, kalp boşluklarının büyüklüğü ile perikard durumu hakkında ayrıntılı bilgiler sağlar. Efor testi, kontrollü fiziksel yüklenme sırasında kalbin yanıtını değerlendirerek koroner arter hastalığı şüphesinin araştırılmasında sıkça başvurulan bir yöntemdir. Holter incelemeleri, gün içinde meydana gelen ancak poliklinik koşullarında yakalanması güç olan ritim ve tansiyon değişimlerinin saptanmasına olanak tanır.

İleri tanısal yöntemler arasında miyokart perfüzyon sintigrafisi, kardiyak manyetik rezonans görüntüleme, koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografisi ve invaziv koroner anjiyografi yer alır. Bu yöntemler, hastanın klinik durumu ve ön değerlendirme bulguları göz önünde bulundurularak seçilir. Koroner anjiyografi, koroner arterlerdeki darlıkların yerinin ve şiddetinin doğrudan görüntülenmesini sağlayan altın standart bir yöntem olarak kabul edilir. Anjiyografi sırasında uygun olgularda balon anjiyoplasti ve stent uygulaması gibi girişimsel işlemler de gerçekleştirilebilir. Kardiyak manyetik rezonans görüntüleme, kalp kasının yapısal özelliklerinin, fibrozis varlığının ve doku karakterizasyonunun değerlendirilmesinde ileri düzey bilgi sunar.

Koroner arter hastalığı, kardiyoloji pratiğinde sık karşılaşılan klinik tablolar arasında yer alır. Damar duvarında biriken yağ plaklarının zamanla damar lümeninin daralmasına yol açması, kalp kasının yeterli oksijeni alamamasına ve iskemiye neden olabilmektedir. Stabil anjina pektoris, kararsız anjina ve miyokart enfarktüsü, bu sürecin farklı klinik yansımalarını oluşturur. Akut koroner sendromların yönetiminde zamanın kritik bir parametre olduğu unutulmamalıdır; bu nedenle göğüs ağrısı, basınç hissi veya kola yayılan rahatsızlık gibi yakınmaların hızlıca değerlendirilmesi büyük önem taşır. Erken müdahale, kalp kasındaki hasarın sınırlandırılmasına ve uzun dönem sonuçların iyileşmesine katkı sağlar.

Kalp yetmezliği, kalbin vücut dokularına yeterli kanı pompalama yeteneğindeki azalmayla seyreden ilerleyici bir klinik tablodur. Nefes darlığı, çabuk yorulma, ayaklarda şişlik ve gece artan öksürük gibi yakınmalar bu sürecin sık görülen bulguları arasındadır. Kalp yetmezliğine yol açan etkenler arasında iskemik kalp hastalığı, hipertansiyon, kapak hastalıkları, kardiyomiyopatiler ve bazı sistemik hastalıklar yer almaktadır. Multidisipliner bir yaklaşımla yönetilen bu süreçte ilaç düzenlemesi, yaşam tarzı önerileri, tuz ve sıvı dengesinin gözetilmesi, eğer uygunsa cihaz uygulamaları ve düzenli takip büyük önem taşır. Hasta eğitimi, uyumun arttırılması ve ataklı dönemlerin azaltılmasında belirleyici bir rol üstlenir.

Ritim bozuklukları, kardiyoloji bölümünde sık değerlendirilen bir diğer önemli başlığı oluşturur. Atriyal fibrilasyon, supraventriküler taşikardiler, ventriküler aritmiler ve bradiaritmiler farklı klinik tablolarla başvurabilir. Çarpıntı, baş dönmesi, halsizlik ve bayılma yakınmaları bu hastalıkların habercisi olabilir. Atriyal fibrilasyon, inme riskini arttırması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir ve uygun olgularda antikoagülan yaklaşımların değerlendirilmesi gerekir. Elektrofizyolojik çalışmalar ve kateter ablasyonu, belirli ritim bozukluklarının yönetiminde etkili seçenekler arasında bulunur. Kalıcı kalp pili ve implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör uygulamaları ise belirli endikasyonlarda hastaların yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlar.

Kapak hastalıkları, doğumsal veya sonradan kazanılmış nedenlerle ortaya çıkabilen, kalbin işleyişini etkileyen klinik durumlardır. Aort darlığı, mitral yetersizliği, mitral darlığı ve aort yetersizliği gibi tablolar farklı yaş gruplarında karşımıza çıkabilmektedir. Ekokardiyografi, kapak hastalıklarının değerlendirilmesinde temel inceleme yöntemidir. Hafif derecedeki kapak sorunları çoğunlukla düzenli takiple izlenebilirken, ileri evredeki kapak hastalıkları cerrahi veya girişimsel yaklaşımlarla yönetilebilir. Son yıllarda gelişen transkateter kapak uygulamaları, açık cerrahiye uygun olmayan seçilmiş hastalar için önemli bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Hastaya özgü değerlendirme, doğru zamanlama ve uygun yöntemin belirlenmesinde belirleyicidir.

Hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi bağlamında üzerinde özenle durulması gereken bir başlıktır. Yüksek kan basıncı, başlangıç döneminde belirti vermeyebilir; ancak uzun süre kontrol altına alınmadığında kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hedef organlarda kalıcı hasara yol açabilmektedir. Kardiyoloji bölümünde hipertansiyon değerlendirmesi, kan basıncı ölçümlerinin standart koşullarda tekrarlanması, evde tansiyon takibi, ambulatuvar kan basıncı izlemi ve hedef organ etkilerinin araştırılması ile yürütülür. İkincil hipertansiyon nedenlerinin dışlanması, özellikle genç hastalarda dikkatle ele alınması gereken bir konudur. Yaşam tarzı düzenlemeleri ile birlikte uygun olgularda ilaç yaklaşımının bireyselleştirilmesi büyük önem taşır.

Lipid profilinin değerlendirilmesi ve dislipideminin yönetimi, ateroskleroz sürecinin yavaşlatılmasında belirleyici bir yere sahiptir. Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve trigliserit değerleri, bireyin kardiyovasküler risk düzeyiyle birlikte değerlendirilir. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, düzenli fiziksel aktivitenin sürdürülmesi, kilo yönetimi ve gerektiğinde uygun ilaç yaklaşımlarının uygulanması ile lipid değerlerinin hedef aralıkta korunmasına çalışılır. Diyabetli hastalarda, kronik böbrek hastalığı bulunanlarda ve daha önce kardiyovasküler olay yaşamış bireylerde hedef değerlerin daha sıkı belirlendiği unutulmamalıdır. Bireyselleştirilmiş yaklaşım, hem etkinlik hem de güvenli izlem açısından önemlidir.

Doğumsal kalp hastalıkları, yaşamın erken döneminde tanı konulan veya erişkin yaşa kadar fark edilmeden kalabilen bir grup yapısal anomaliyi kapsar. Erişkin doğumsal kalp hastalıkları kliniği, çocukluk döneminde tanı almış veya girişim geçirmiş hastaların uzun dönem izlemini sağlar. Atriyal septal defekt, ventriküler septal defekt, patent foramen ovale ve aort koarktasyonu gibi durumlar erişkinlerde de izlem gerektirebilen örnekler arasındadır. Bu hastaların değerlendirilmesinde ileri görüntüleme yöntemleri ve deneyimli bir ekip yaklaşımı önemlidir. Gebelik planlayan kadın hastalarda doğumsal kalp hastalıklarının önceden değerlendirilmesi, anne ve bebek sağlığı açısından dikkatle ele alınması gereken bir konudur.

Sporcu kalbi değerlendirmesi ve egzersiz danışmanlığı, kardiyoloji bölümünün ilgi alanları arasında giderek daha fazla yer edinmektedir. Düzenli ve yoğun egzersiz yapan bireylerde kalpte gözlenen fizyolojik uyum süreçleri ile patolojik değişikliklerin ayırt edilmesi, uzmanlık gerektiren bir alandır. Profesyonel veya amatör düzeyde sporla ilgilenen bireylerin başlangıç değerlendirmesi, ani kardiyak olay riskinin azaltılmasında önemli bir rol oynar. Yeniden spora dönüş süreçlerinde kapsamlı bir değerlendirme önerilir. Sedanter yaşam tarzındaki bireylerin egzersize başlamadan önce uygun bir kardiyak değerlendirmeden geçmeleri, güvenli ve verimli bir fiziksel etkinlik planı oluşturulmasına katkı sağlar.

Koruyucu kardiyoloji yaklaşımı, hastalık ortaya çıkmadan önce risk etmenlerinin belirlenmesine ve azaltılmasına odaklanır. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaranın bırakılması, uyku düzeninin korunması ve stres yönetimi, kardiyovasküler sağlığın sürdürülmesinde temel başlıklar olarak öne çıkar. Akdeniz tipi beslenme örüntüsü, sebze ve meyve tüketiminin arttırılması, işlenmiş gıdaların ve aşırı tuzun sınırlandırılması yaygın olarak önerilen yaklaşımlardır. Haftalık orta yoğunluklu aerobik aktivitenin belirli sürelere ulaştırılması, kilo yönetiminin sağlanması ve aşırı alkol tüketiminden kaçınılması, uzun dönem kardiyak sağlığın korunmasına önemli bir katkı sağlar. Düzenli sağlık kontrolleri, risk profilinin güncellenmesine olanak tanır.

Kardiyak rehabilitasyon, miyokart enfarktüsü, koroner girişim, kalp cerrahisi veya kalp yetmezliği gibi durumlarla karşılaşmış hastaların iyileşme süreçlerini destekleyen, yapılandırılmış bir programdır. Kardiyolog, fizyoterapist, diyetisyen ve psikolog gibi farklı uzmanlık alanlarının iş birliği içinde yürüttüğü bu süreç, hastanın egzersiz kapasitesinin değerlendirilmesi, risk etmenlerinin yönetilmesi, beslenme önerilerinin bireyselleştirilmesi ve psikososyal desteğin sağlanması başlıklarını içerir. Düzenli olarak sürdürülen kardiyak rehabilitasyon programlarının yaşam kalitesine, fonksiyonel kapasiteye ve uzun dönem klinik sonuçlara olumlu yansımalar sağladığı bilinmektedir. Hasta uyumunun sürdürülebilirliği, programın başarısında belirleyici bir etkendir.

Koru Hastanesi Kardiyoloji Bölümü, deneyimli akademik kadrosu, güncel tıbbi donanımı ve hasta odaklı hizmet anlayışıyla tanı ve takip süreçlerini bütüncül bir çerçevede yürütmektedir. Poliklinik hizmetleri, ileri görüntüleme uygulamaları, girişimsel kardiyoloji işlemleri ve yataklı izlem olanakları, gerekli durumlarda kalp ve damar cerrahisi, endokrinoloji, nefroloji, göğüs hastalıkları ve nöroloji gibi diğer bölümlerle koordineli biçimde sürdürülmektedir. Hastaların başvurudan itibaren süreç boyunca aydınlatılması, sorularının yanıtlanması ve karar süreçlerine bilinçli biçimde katılım sağlamaları, kurumsal yaklaşımın temel ilkelerindendir. Erken farkındalık, düzenli izlem ve kanıta dayalı yaklaşım, kardiyovasküler sağlığın korunmasına önemli bir katkı sağlamaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Koroner arter hastalığı (damar sertliği) belirtileri en sık hangi yaş grubunda ve ne şekilde ortaya çıkmaya başlar?
Koroner arter hastalığı (damar sertliği) belirtileri erkeklerde genellikle 45 yaş, kadınlarda ise menopoz sonrası yani 55 yaş üzerinde belirginleşir. En sık karşılaşılan belirti, eforla ortaya çıkan, göğüs kemiği arkasında sıkışma hissi yaratan ve dinlenmekle 5 ila 10 dakika içinde geçen anginal (göğüs ağrısı) şikayetlerdir. Diyabet (şeker hastalığı) olan ileri yaş grubundaki bireylerde ise bu süreç ağrısız ve sessiz seyredebilir.
Kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) tanısı alan hastalarda ejeksiyon fraksiyonu (EF) değeri neyi ifade eder ve normal sınırları nedir?
Ejeksiyon fraksiyonu (EF), kalbin sol karıncığının her kasılmada vücuda pompaladığı kan yüzdesini gösteren bir ölçümdür. Sağlıklı bireylerde normal EF değeri %50 ile %70 arasındadır; bu değerin %40'ın altına düşmesi kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) tablosuna işaret eder. EF takibi, tedavi protokolünün belirlenmesinde ve ilaç etkinliğinin izlenmesinde temel parametre olarak kabul edilir.
Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) geçiren bir hastada ilk 6 saatlik kritik süreçte hangi tıbbi girişimler uygulanır?
Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) şüphesinde, ilk 6 saat içinde koroner anjiyografi (damar görüntüleme) yapılarak tıkanan damarın tespit edilmesi hedeflenir. Uygun olgularda perkütan koroner girişim (balon ve stent tedavisi) ile damar açıklığı sağlanır veya ilk 1-2 saatte trombolitik (pıhtı eritici) ilaç tedavisi uygulanarak kalp kası hasarı azaltılmaya çalışılır. Bu süreçte hastanın ritim takibi de yoğun bakım ünitesinde kesintisiz yapılır.
Hipertansiyon (yüksek tansiyon) teşhisi koyabilmek için evde yapılan tansiyon ölçümlerinde hangi eşik değerler esas alınır?
Evde yapılan ölçümlerde hipertansiyon (yüksek tansiyon) tanısı için eşik değer genellikle 135/85 mmHg ve üzeridir. Teşhisin doğrulanması için ölçümlerin en az 3 ila 7 gün boyunca, sabah ve akşam olmak üzere, dinlenmiş halde yapılması ve kaydedilmesi önerilir. Klinik ortamda yapılan ölçümlerde ise tanı sınırı genellikle 140/90 mmHg olarak kabul edilmektedir.
Atriyal fibrilasyon (ritim bozukluğu) hastalarında inme (felç) riskini azaltmak için hangi grup ilaçlar ve hangi kriterlere göre tercih edilir?
Atriyal fibrilasyon (ritim bozukluğu) hastalarında inme (felç) riskini belirlemek için CHA2DS2-VASc adı verilen risk skorlama sistemi kullanılır. Bu skora göre yüksek riskli grupta yer alan hastalarda pıhtı oluşumunu engellemek amacıyla antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaç tedavisi planlanır. Tedavide geleneksel varfarin veya yeni nesil oral antikoagülanlar hastanın böbrek fonksiyonlarına göre bireysel olarak tercih edilir.
Kalp kapak hastalıklarında uygulanan ekokardiyografi (EKO) tetkiki hangi durumlarda yetersiz kalır ve transözofajiyal ekokardiyografi (TEE) gerekir?
Göğüs duvarından yapılan transtorasik ekokardiyografi (EKO), akciğer hastalığı veya obezite (aşırı kilo) gibi yapısal nedenlerle bazen net görüntü sağlayamayabilir. Bu durumda, sol kulakçıkta pıhtı şüphesi, yapay kapak enfeksiyonu (enfektif endokardit) veya kapak yetersizliğinin derecesini netleştirmek amacıyla yemek borusundan yapılan transözofajiyal ekokardiyografi (TEE) tetkikine başvurulur. Bu yöntem kalbin arka yapılarını daha yüksek çözünürlükle görüntüler.
Koroner anjiyografi (damar görüntüleme) işlemi sırasında ve sonrasında hastaları bekleyen olası komplikasyonlar nelerdir?
Koroner anjiyografi (damar görüntüleme) sonrasında giriş yerinde (kasık veya bilek) %1 ila %3 oranında hematom (kan birikmesi) veya psödoanevrizma (yalancı damar balonu) görülebilir. İşlem sırasında kullanılan kontrast maddeye (tıbbi boya) bağlı olarak geçici böbrek fonksiyon bozukluğu gelişme riski özellikle diyabet hastalarında mevcuttur. Çok nadir de olsa major komplikasyonlar arasında %0.1'in altında inme (felç) veya damar yırtılması yer alabilir.
Aritmi (kalp ritim bozukluğu) şikayeti olan bir hastaya uygulanan 24 saatlik Holter izlemi hangi durumlarda tanı koymada yetersiz kalır?
24 saatlik ritim Holter cihazı, her gün tekrarlayan ritim bozukluklarının tespitinde etkilidir ancak haftada veya ayda bir ortaya çıkan seyrek atakları yakalayamayabilir. Bu gibi durumlarda, 7 ila 14 günlük uzun süreli Holter izlemleri veya hastanın şikayeti olduğunda kayıt alan olay kaydedici (event recorder) cihazlar tercih edilir. Çok daha seyrek ve bayılmaya yol açan aritmilerde ise cilt altına yerleştirilen loop kaydediciler kullanılır.
Gebelik döneminde ortaya çıkan peripartum kardiyomiyopati (gebelik kalp yetmezliği) hangi aylarda görülür ve risk faktörleri nelerdir?
Peripartum kardiyomiyopati (gebelik kalp yetmezliği), gebeliğin son ayında veya doğumdan sonraki ilk 5 ay içinde gelişen, sol karıncık kasılma gücünün azalmasıyla karakterize bir tablodur. İleri anne yaşı (30 yaş üstü), çoğul gebelik, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve kronik hipertansiyon bu durum için önemli risk faktörleri arasında yer alır. Erken tanı alan hastaların yaklaşık %50'sinde kalp fonksiyonlarının zamanla normale döndüğü gözlenmiştir.
Kalp pili (pacemaker) takılan hastaların günlük yaşamda elektromanyetik alanlardan korunması için uyması gereken temel kurallar nelerdir?
Kalp pili (pacemaker) taşıyan hastaların cep telefonlarını pilden en az 15 cm uzakta, karşı kulakta tutmaları ve göğüs cebinde taşımamaları önerilir. Güvenlik kapılarından ve metal dedektörlerinden hızlıca geçilmeli, bu alanlarda uzun süre beklenmemelidir. Tıbbi işlemler öncesinde hekime bilgi verilmeli, çünkü güçlü manyetik rezonans (MR) cihazları pil programını etkileyebilir.
Hiperlipidemi (yüksek kolesterol) tedavisinde kullanılan statin grubu ilaçların kas üzerindeki yan etkileri nasıl takip edilir?
Statin grubu ilaç kullanan hastaların yaklaşık %5 ila %10'unda hafif kas ağrısı (miyalji) gelişebilir. Bu yan etkiyi takip etmek amacıyla tedavi başlangıcında ve kas ağrısı şikayeti varlığında kandaki kreatin kinaz (CK) enzim seviyesi ölçülür. CK düzeyinin normal sınırın 5 ila 10 katına çıkması durumunda ilaç tedavisine ara verilmesi veya doz ayarlanması gerekebilir.
Mitral kapak prolapsusu (MKS/gevşek kapak) olan bireylerde hangi durumlarda enfektif endokardit (kalp içi enfeksiyon) profilaksisi (önleyici tedavi) gerekir?
Güncel kardiyoloji kılavuzlarına göre, sadece izole mitral kapak prolapsusu olan hastalarda diş girişimleri öncesi rutin antibiyotik profilaksisi (önleyici tedavi) artık önerilmemektedir. Ancak hastada daha önce geçirilmiş enfektif endokardit öyküsü, yapay kalp kapağı veya belirli doğumsal kalp hastalıkları varsa, bakteriyemi riskine karşı işlemden 1 saat önce antibiyotik kullanımı planlanır. Bu karar hastanın risk profiline göre bireysel olarak verilir.
Efor testi (stres testi) hangi klinik durumlarda kesinlikle uygulanmamalıdır (kontrendikedir)?
Efor testi (stres testi), akut miyokard enfarktüsü (kalp krizinin) ilk 2 gününde, kontrol altına alınamamış ağır ritim bozukluklarında ve semptomatik ciddi aort darlığında kesinlikle uygulanmaz. Ayrıca aktif miyokardit (kalp kası iltihabı) veya akut pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) varlığında da testin yapılması hayati risk taşır. Test öncesinde hastanın stabil durumda olduğundan emin olunmalıdır.
Perikardit (kalp zarı iltihabı) ağrısı ile miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ağrısı arasındaki ayırıcı tanı kriterleri nelerdir?
Perikardit (kalp zarı iltihabı) ağrısı genellikle öne doğru eğilmekle hafifler, sırtüstü yatmakla ve derin nefes almakla şiddetlenir. Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ağrısı ise pozisyondan bağımsızdır, baskı tarzındadır ve sıklıkla sol kola, çeneye yayılır. Ayrıca elektrokardiyografide (EKG) perikarditte yaygın ST yükselmesi görülürken, kalp krizinde belirli damar bölgelerine uyan lokalize değişiklikler izlenir.
Miyokardit (kalp kası iltihabı) en sık hangi nedenlerle ortaya çıkar ve uzun dönemde hangi komplikasyonlara yol açabilir?
Miyokardit (kalp kası iltihabı) en sık koksaki, adenovirüs ve influenza gibi viral enfeksiyonları takiben gelişir. Hastaların büyük kısmında hafif seyredip kendiliğinden iyileşirken, bazı olgularda kalp kasında kalıcı hasar bırakarak dilate kardiyomiyopatiye (kalp büyümesi ve yetmezliği) yol açabilir. Uzun dönemde ise dirençli ritim bozuklukları ve kronik kalp yetersizliği gibi komplikasyonlar gelişme riski mevcuttur.
Aort darlığı (kalp kapağı daralması) olan ileri yaş grubundaki hastalarda cerrahi kapak değişimi (AVR) ile TAVI yöntemi hangi kriterlere göre seçilir?
Ciddi aort darlığı olan hastalarda tedavi yöntemi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve cerrahi risk skoruna (STS skoru) göre belirlenir. Genç ve cerrahi riski düşük hastalarda açık cerrahi kapak değişimi tercih edilirken, 75-80 yaş üzeri, akciğer veya böbrek yetmezliği gibi ek hastalıkları olan yüksek riskli hastalarda kasıktan kateterle yapılan TAVI (transkateter aort kapak implantasyonu) yöntemi ön plana çıkar. Karar, multidisipliner kalp ekibi tarafından verilir.
Metabolik sendrom kriterleri nelerdir ve bu sendromun kardiyovasküler (kalp-damar) hastalık riskine etkisi nedir?
Metabolik sendrom; bel çevresinin genişlemesi (erkekte >102 cm, kadında >88 cm), yüksek trigliserid (>150 mg/dL), düşük HDL kolesterol (<40 mg/dL erkekte, <50 mg/dL kadında), yüksek tansiyon (>=130/85 mmHg) ve yüksek açlık kan şekeri (>=100 mg/dL) kriterlerinden en az üçünün bulunmasıyla tanımlanır. Bu sendroma sahip bireylerde kalp-damar hastalığı gelişme riski, sağlıklı bireylere göre yaklaşık 2 kat daha fazladır. Erken dönemde yaşam tarzı değişikliği risk yönetiminde esastır.
Derin ven trombozu (DVT/derin damar pıhtısı) olan bir hastada pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) geliştiğini gösteren acil belirtiler nelerdir?
Derin ven trombozu (derin damar pıhtısı) hastalarında, bacakta ani şişlik ve ağrıyı takiben gelişen ani nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı ve öksürükle kan gelmesi pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) belirtisi olabilir. Bu tabloya tansiyon düşüklüğü ve hızlı kalp atışı eşlik ediyorsa acil tıbbi müdahale gerekir. Olguların tedavisinde hızlı etkili antikoagülan (kan sulandırıcı) ajanlar veya büyük pıhtılarda trombolitik (pıhtı eritici) tedaviler uygulanır.
Koroner arter bypass greft (CABG/kalp bypassı) ameliyatı sonrasında hastaların fiziksel aktiviteye dönüş süreci nasıl planlanır?
Bypass ameliyatı sonrasında göğüs kemiğinin (sternum) tamamen kaynaması genellikle 6 ila 8 hafta sürer; bu süreçte hastaların 5 kg'dan ağır yük kaldırmaması ve ani göğüs hareketlerinden kaçınması gerekir. İlk 2-4 hafta ev içi hafif yürüyüşler önerilirken, 6. haftadan sonra kardiyak rehabilitasyon programı eşliğinde tempolu yürüyüşlere geçilebilir. Sürüş aktivitesine ve hafif iş hayatına dönüş ise genellikle ameliyat sonrası 2. ayın sonunda hekim kontrolü ile değerlendirilir.
Dirençli hipertansiyon (tedaviye yanıt vermeyen yüksek tansiyon) durumunda hangi ikincil (sekonder) nedenler araştırılmalıdır?
Üç farklı grup antihipertansif (tansiyon düşürücü) ilaca rağmen kontrol altına alınamayan tansiyon, dirençli hipertansiyon olarak tanımlanır. Bu durumda öncelikle böbrek arteri darlığı (renovasküler hipertansiyon), primer aldosteronizm (böbrek üstü bezi hormonu fazlalığı) ve obstrüktif uyku apnesi sendromu araştırılmalıdır. Ayrıca tiroid fonksiyon bozuklukları ve yüksek tuz tüketimi gibi faktörler de göz önünde bulundurulur.
Doğumsal kalp hastalıklarından olan atriyal septal defekt (ASD/kulakçıklar arası delik) erişkin yaşta hangi belirtilerle kendini gösterir?
Atriyal septal defekt (kulakçıklar arası delik), çocuklukta belirti vermeyip erişkin yaşta (genellikle 30-40'lı yıllarda) eforla gelen nefes darlığı, çabuk yorulma ve ritim bozuklukları (özellikle atriyal fibrilasyon) ile ortaya çıkabilir. Zamanla sağ karıncıkta büyüme ve pulmoner hipertansiyona (akciğer tansiyonu) yol açabilir. Defektin boyutu ve şantın derecesine göre kateter yoluyla kapatma veya cerrahi tedavi planlanır.
Kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) hastalarında günlük kilo takibi neden önemlidir ve ne kadarlık bir artış alarm belirtisi kabul edilir?
Kalp yetersizliği hastalarında vücutta sıvı birikmesi (ödem), nefes darlığı şikayetleri artmadan günler önce kilo artışıyla kendini gösterir. Hastaların her sabah aynı saatte, aç karnına ve benzer kıyafetlerle tartılması önerilir; 2-3 gün içinde 1.5-2 kg veya bir haftada 3 kg üzerinde hızlı kilo artışı vücutta sıvı tutulumuna işaret eder. Bu durum, idrar söktürücü (diüretik) ilaç dozunun ayarlanması gerektiğinin habercisidir.
İnfektif endokardit (kalp kapak enfeksiyonu) tanısında kullanılan Duke Kriterleri nelerdir?
İnfektif endokardit (kalp kapak enfeksiyonu) tanısı, klinik, laboratuvar ve ekokardiyografi bulgularını içeren Duke Kriterleri ile konur. Majör kriterler arasında kan kültüründe tipik mikroorganizmaların üremesi ve ekokardiyografide kapak üzerinde vejetasyon (mikrop odağı) görülmesi yer alır. Minör kriterler ise ateş, yatkınlık yaratan kalp hastalığı, vasküler (damarsal) fenomenler ve immünolojik bulgulardır; tanı için 2 majör veya 1 majör ile 3 minör kriterin varlığı gerekir.
Sol dal bloğu (SDB) olan bir hastada yeni gelişen göğüs ağrısı neden acil değerlendirme gerektirir?
Elektrokardiyografide (EKG) yeni gelişen sol dal bloğu (SDB), akut miyokard enfarktüsü (kalp krizi) eşdeğeri olarak kabul edilir. SDB varlığı, EKG'deki tipik kalp krizi bulgularını (ST yükselmesi gibi) maskeleyebileceğinden, hastanın göğüs ağrısı şikayeti varsa zaman kaybetmeden acil serviste kardiyak enzim (troponin) takibi ve gerekirse acil anjiyografi yapılması kritik önem taşır.
WhatsApp Online Randevu