Kadın Hastalıkları ve Doğum

Jinekolojik Kanserlerde Genetik

Doğru zamanlamada başvuru ile daha rahat yönetilebilen bir tablodur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Jinekolojik kanserler, kadın üreme sisteminde yer alan organlardan köken alan kötü huylu tümörlerin ortak adıdır. Bu grup içinde over (yumurtalık) kanseri, endometrium (rahim iç zarı) kanseri, serviks (rahim ağzı) kanseri, tuba (fallop tüpü) kanseri, vulva kanseri ve vajina kanseri yer alır. Söz konusu kanserlerin bir kısmı yaşam boyu maruz kalınan çevresel etkenler ve enfeksiyöz ajanlarla ilişkilendirilirken, önemli bir bölümünde kalıtsal yatkınlığın belirleyici rol oynadığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Genetik zeminin anlaşılması, hem risk altındaki bireylerin erken dönemde belirlenmesi hem de klinik yaklaşımın kişiye özgü biçimde şekillendirilmesi açısından günümüz jinekolojik onkolojisinin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kanser gelişiminde genetik faktörlerin katkısı, sporadik ve kalıtsal olmak üzere iki ana başlıkta incelenmektedir. Sporadik olgularda mutasyonlar yaşam süresince edinilmekte ve yalnızca tümör hücrelerinde yer almaktadır. Kalıtsal formlarda ise germline denilen üreme hücrelerine ait genetik değişiklik söz konusudur ve bu değişiklik ebeveynden çocuğa aktarılabilmektedir. Jinekolojik kanserlerin yaklaşık yüzde on ile yüzde yirmi arasındaki bölümünün kalıtsal bileşene sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran özellikle over kanserinde daha yüksek düzeylere ulaşmakta, endometrium kanserinde ise belirli sendromlarla ilişkili olgularda öne çıkmaktadır. Kalıtsal yatkınlığın erken yaşta belirlenmesi, koruyucu izlem programlarının şekillendirilmesinde belirleyici bir eşik olarak değerlendirilmektedir.

Over kanseri, jinekolojik kanserler arasında kalıtsal geçişin en belirgin olduğu tümör tiplerinden biridir. Bu kanserde en sık karşılaşılan genetik değişiklikler BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki patojenik varyantlardır. Söz konusu genler, DNA çift zincir kırıklarının onarımında görev almakta ve hücre bölünmesi sürecinde genomik bütünlüğün korunmasına katkı sağlamaktadır. Genlerdeki fonksiyon kaybına yol açan mutasyonlar, hücrenin onarım kapasitesini azaltmakta ve kanserleşme sürecini hızlandırmaktadır. BRCA1 mutasyonu taşıyan bir bireyde yaşam boyu over kanseri gelişme olasılığı yüzde otuz beş ile yüzde kırk beş arasında bildirilirken, BRCA2 mutasyonu için bu oran yüzde on ile yüzde yirmi aralığında yer almaktadır. Bu değerler, genel popülasyondaki yaklaşık yüzde bir buçuk düzeyindeki riskin belirgin biçimde üzerindedir.

BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki değişikliklerin yalnızca over kanseri ile sınırlı kalmadığı bilinmektedir. Aynı genetik değişiklikler meme kanseri riskinin de belirgin ölçüde artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle söz konusu tablo literatürde kalıtsal meme ve over kanseri sendromu olarak tanımlanmaktadır. Sendromun klinik yönetimi, jinekoloji ile meme cerrahisi disiplinlerinin ortak yaklaşımını gerektirmektedir. Ayrıca BRCA2 mutasyonu taşıyıcılarında pankreas kanseri ve erkek meme kanseri riskinin arttığı, ailesel değerlendirme sırasında göz önünde bulundurulmaktadır. Bu geniş fenotipik yelpaze, aile öyküsünün ayrıntılı sorgulanmasını ve genetik danışmanlık sürecinin çok boyutlu ele alınmasını gerekli kılmaktadır.

Over kanserinde BRCA dışı genetik değişiklikler de tanımlanmıştır. RAD51C, RAD51D, BRIP1, PALB2 ve ATM gibi homolog rekombinasyon onarım yolağında görev alan genlerdeki patojenik varyantlar, orta ve yüksek düzeyde risk artışıyla ilişkilendirilmektedir. Bu genlerin taranması, günümüzde çoklu gen panelleri aracılığıyla eş zamanlı biçimde yapılmaktadır. Böylece tek bir kan örneğinden birden fazla genin analiz edilmesi mümkün olmakta ve tanısal verim önemli ölçüde artmaktadır. Panel testlerinin yaygınlaşması, daha önce sporadik olarak sınıflandırılan olguların bir bölümünde kalıtsal bileşenin ortaya çıkarılmasına olanak tanımıştır. Bu durum, hem hastanın klinik yönetimi hem de birinci derece akrabaların taranması açısından yönlendirici sonuçlar üretmektedir.

Endometrium kanseri söz konusu olduğunda, kalıtsal yatkınlığın en belirgin örneği Lynch sendromudur. Bu sendrom, DNA yanlış eşleşme onarımında görev alan MLH1, MSH2, MSH6, PMS2 ve EPCAM genlerindeki mutasyonlarla karakterizedir. Lynch sendromu taşıyıcısı olan kadınlarda yaşam boyu endometrium kanseri gelişme riski yüzde kırk ile yüzde altmış arasında değişmektedir. Aynı sendrom, kolorektal kanser başta olmak üzere mide, ince bağırsak, üriner sistem ve over kanserleri açısından da artmış riskle ilişkilendirilmektedir. Klinik pratikte endometrium kanseri tanısı konulan olgularda tümör dokusunda mikrosatellit instabilite ve immünohistokimyasal analiz ile ilgili proteinlerin ekspresyonu değerlendirilmekte, şüpheli sonuçlarda germline test önerilmektedir.

Lynch sendromu tanısının konması, hem hastanın kendisi hem de ailesi açısından uzun vadeli izlem stratejilerinin planlanmasını gerekli kılmaktadır. Kolonoskopik izlemin belirli aralıklarla sürdürülmesi, jinekolojik açıdan ise düzenli ultrasonografik değerlendirme ve endometrium örneklemesi gündeme gelmektedir. Doğurganlığını tamamlamış ve yüksek risk taşıyan bireylerde risk azaltıcı cerrahi seçenekleri de değerlendirmeye alınmaktadır. Bu kararlar, hastanın yaşı, klinik durumu ve bireysel tercihleri göz önünde bulundurularak çok disiplinli bir ekip tarafından şekillendirilmektedir. Sendromun genetik geçiş şekli otozomal dominant olduğundan, birinci derece akrabaların taşıyıcılık açısından test edilmesi önerilmektedir.

Serviks kanseri, jinekolojik kanserler içinde etiyolojisi büyük ölçüde enfeksiyöz temele dayanan bir tümör tipidir. Yüksek riskli insan papilloma virüsü tiplerinin kalıcı enfeksiyonu, kanser gelişiminin ana zeminini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, virüsle karşılaşan her bireyde kanser gelişmediği, konak yanıtındaki bireysel farklılıkların önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bağışıklık yanıtını düzenleyen HLA gen bölgesindeki polimorfizmler, viral klirens hızını etkileyerek dolaylı biçimde kanser riskini şekillendirmektedir. Ayrıca sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve eş zamanlı diğer enfeksiyonlar gibi çevresel faktörler, genetik yatkınlıkla etkileşim halinde risk profilini belirlemektedir.

Vulva ve vajina kanserleri, jinekolojik kanserler arasında görece daha nadir görülen tümör grubudur. Bu kanserlerde kalıtsal geçişin belirgin bir örüntüsü tanımlanmamış olsa da, kronik enflamatuar zeminde gelişen olgularda TP53 gibi tümör baskılayıcı genlerdeki somatik değişiklikler öne çıkmaktadır. Ayrıca Fanconi anemisi gibi nadir kalıtsal sendromlarda vulvar skuamöz hücreli karsinom riskinin arttığı bildirilmektedir. Bu tabloların klinik pratikte tanınması, hem tanı hem de izlem süreçlerinde ayrı bir dikkat gerektirmektedir. Nadir sendromların varlığında pediatrik yaş grubundan itibaren çok disiplinli izlem planlanmaktadır.

Genetik test kararı, standartlaştırılmış klinik kriterlere göre alınmaktadır. Erken yaşta jinekolojik kanser tanısı, aynı bireyde birden fazla primer tümör bulunması, birinci ve ikinci derece akrabalarda meme, over, endometrium veya kolon kanseri öyküsü, aynı ailede erkek meme kanseri olması ve belirli etnik kökenlere ait yüksek prevalans verileri, test önerilen başlıca durumlar arasında yer almaktadır. Aşkenaz Yahudi kökenli bireylerde BRCA1 ve BRCA2 kurucu mutasyonlarının sıklığının artmış olması, bu popülasyonda testin daha geniş endikasyonla değerlendirilmesine yol açmaktadır. Kriterlerin bireysel klinik tabloya göre yorumlanması, genetik danışmanlık sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Genetik danışmanlık, test öncesinde ve sonrasında yürütülen sistematik bir süreçtir. Test öncesinde bireye ve aileye söz konusu genlerin işlevi, olası test sonuçları, taşıyıcılık halinde ortaya çıkabilecek tıbbi öneriler, psikolojik etkiler ve sigortacılık ile mesleki yaşam üzerindeki olası yansımalar aktarılmaktadır. Test sonrasında ise elde edilen bulguların klinik anlamı, önerilen izlem programları ve akrabalara yönelik test seçenekleri değerlendirilmektedir. Bu süreç, bilgilendirilmiş onamın gerçek anlamda oluşturulması açısından temel bir bileşen olarak kabul edilmektedir. Danışmanlık, tıbbi genetik uzmanları ve jinekolojik onkoloji ekibinin ortak katkısıyla yürütülmektedir.

Test sonuçlarının yorumlanması, düşünüldüğü kadar tek boyutlu değildir. Patojenik varyant, muhtemel patojenik varyant, önemi belirsiz varyant, muhtemel iyi huylu varyant ve iyi huylu varyant olarak beş kategoride sınıflandırma yapılmaktadır. Özellikle önemi belirsiz varyant sonuçları klinik karar süreçlerinde zorluk oluşturabilmektedir. Bu tür sonuçlarda mutasyonun aile içinde hastalıkla birlikte ayrışıp ayrışmadığının incelenmesi, uluslararası veri tabanlarındaki güncellemelerin izlenmesi ve ek fonksiyonel çalışmalar yapılması gündeme gelmektedir. Klinik karar, yalnızca genetik sonuca değil, aynı zamanda kişisel ve ailesel öyküye dayanılarak şekillendirilmektedir.

Kalıtsal yatkınlık saptandığında izlem programları bireyselleştirilmektedir. BRCA mutasyonu taşıyan kadınlarda transvajinal ultrasonografi ve CA-125 belirteci ile yapılan taramanın over kanserinde erken tanı açısından sınırlı duyarlılığa sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle doğurganlığını tamamlamış yüksek riskli bireylerde risk azaltıcı salpingo-ooforektomi seçeneği değerlendirilmektedir. Söz konusu cerrahi girişim, over kanseri riskinde belirgin bir azalma sağlamakla birlikte, erken menopozun tetiklediği kardiyovasküler ve kemik sağlığı sonuçları açısından uzun vadeli izlem gerektirmektedir. Karar süreci, hastanın yaşı, doğurganlık planları ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak şekillendirilmektedir.

Kalıtsal yatkınlığa sahip olguların cerrahi ve tıbbi yönetimi, sporadik olgulardan bazı farklar göstermektedir. Homolog rekombinasyon onarım defekti bulunan over kanserinde PARP inhibitörleri gibi hedefe yönelik ajanların etkinliği daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu durum, moleküler profillemenin tanı anından itibaren yapılmasını klinik önem taşıyan bir gereklilik haline getirmektedir. Endometrium kanserinde mismatch repair defekti bulunan olgularda immünoterapi seçeneklerinin yanıt oranı daha yüksek olmakta, bu bulgu tedavi planlamasında yönlendirici bir kriter olarak kullanılmaktadır. Böylece genetik değerlendirme yalnızca risk belirlemesi değil, aynı zamanda kişiselleştirilmiş klinik yaklaşımın temel bileşeni olarak değer kazanmaktadır.

Preimplantasyon genetik tanı, kalıtsal kanser sendromu taşıyıcısı olan çiftlerde gündeme gelebilen bir seçenektir. Bu yaklaşımda tüp bebek uygulaması sırasında elde edilen embriyolarda ilgili mutasyonun varlığı incelenmekte ve mutasyon taşımayan embriyoların transfer edilmesi mümkün olmaktadır. Söz konusu uygulama, etik, psikolojik ve klinik boyutları olan bir tercih olarak değerlendirilmekte, karar süreci genetik danışmanlık, üreme tıbbı ve psikoloji desteğiyle birlikte yürütülmektedir. Bu seçeneğin tüm çiftler için uygun olmayabileceği, bireysel değerlendirmenin belirleyici olduğu vurgulanmaktadır.

Toplum düzeyinde farkındalığın artması, jinekolojik kanserlerde erken tanı oranlarının yükselmesine katkı sağlamaktadır. Aile öyküsünün ayrıntılı sorgulanması, birinci basamak sağlık hizmetlerinde rutin değerlendirme başlıklarından biri olarak öne çıkmaktadır. Genç yaşta yakın akrabalarda kanser öyküsü, aynı bireyde birden fazla kanser tanısı ve nadir tümör tiplerinin varlığı, ileri değerlendirme için yönlendirici işaretler olarak kabul edilmektedir. Bu değerlendirmelerin sonucunda uygun bireylerin tıbbi genetik ve jinekolojik onkoloji birimlerine yönlendirilmesi, kanıta dayalı bir yaklaşım olarak önerilmektedir. Farkındalık çalışmalarının sürdürülmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaktadır.

Jinekolojik kanserler ve genetik ilişkisi, hızla gelişen bir bilimsel alan olmayı sürdürmektedir. Yeni tanımlanan genler, güncellenen varyant sınıflandırmaları, moleküler hedefli ajanların artan sayısı ve yapay zekâ destekli risk hesaplama modelleri, klinik pratiği yeniden şekillendirmektedir. Bireyin genetik profilinin, çevresel faktörler ve yaşam tarzı ile birlikte değerlendirilmesi, kişiselleştirilmiş koruyucu sağlık yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Bu bütüncül bakış açısı, jinekolojik kanserlerin erken dönemde belirlenmesi, uygun izlemin planlanması ve klinik sonuçların iyileşmeye katkı sağlaması açısından belirleyici olmaya devam etmektedir.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NIH) — BRCA Gene Changes: Cancer Risk and Genetic Testingcancer.gov/about-cancer/causes-prevention/genetics/brca-fact-sheet
  2. American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG) — Hereditary Cancer Syndromes and Risk Assessmentacog.org/clinical/clinical-guidance/committee-opinion/articles/2019/07/hereditary-cancer-syndromes-and-risk-assessment
  3. MedlinePlus (NIH) — Ovarian Cancer and Geneticsmedlineplus.gov/ovariancancer.html
  4. American Cancer Society — Genetic Counseling and Testing for Cancer Riskcancer.org/cancer/risk-prevention/genetics/genetic-testing-for-cancer-risk.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

8 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.