Hematoloji

İTP'de İlk Tedavi

Klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere göz atın.

İmmun trombositopeni olarak bilinen ve tıp literatüründe kısaca İTP kısaltmasıyla anılan hastalık, kanın pıhtılaşmasında görevli trombositlerin bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla hedef alınıp yıkıma uğratılması sonucu ortaya çıkan otoimmün nitelikli bir kan bozukluğudur. Kemik iliğinde üretim genellikle normal ya da artmış olsa da periferik dolaşımdaki trombositlerin ömrü belirgin biçimde kısalır ve kan sayımında sayı düşük saptanır. Hastalığın klinik seyri kişiden kişiye önemli farklılıklar gösterir; bir kısım olguda tesadüfen fark edilen izole trombositopeni tablosu görülürken, diğer bir kısmında ciltte peteşi, purpura, mukozal kanamalar ve nadiren de olsa daha ciddi kanama olayları gündeme gelebilir. Birinci basamak yaklaşımı, tanının doğrulandığı anda hangi hastanın yakın izleme alınacağının, hangisinde ise farmakolojik girişim başlatılması gerektiğinin belirlenmesiyle başlar.

Hematoloji kliniğinde İTP tanısı büyük ölçüde bir dışlama tanısıdır. Trombosit düşüklüğüne yol açabilecek diğer nedenlerin, örneğin ilaç ilişkili trombositopeni, viral enfeksiyonlar, kronik karaciğer hastalıkları, myelodisplastik sendromlar, otoimmün hastalıklar ve psödotrombositopeni gibi durumların dışlanması gerekir. Öykü alma sürecinde son dönemde kullanılan reçeteli ve reçetesiz ilaçlar, aşılamalar, geçirilmiş enfeksiyonlar, aile öyküsü ve kanama belirtilerinin süresi ayrıntılı biçimde sorgulanır. Fizik muayenede özellikle cilt ve mukoza bulguları, lenfadenopati ve organomegali varlığı değerlendirilir. Laboratuvar incelemeleri periferik yayma ile başlar; trombosit kümelenmesinin ekarte edilmesi ve morfolojik özelliklerin gözden geçirilmesi tanısal sürecin ilk basamağını oluşturur.

Birinci basamak yönetiminde belirleyici olan bir diğer nokta, kanama riskinin objektif ölçütlerle değerlendirilmesidir. Sadece trombosit sayısına bakılarak karar verilmesi doğru bir yaklaşım değildir; klinik kanama şiddeti, hastanın yaşı, komorbiditeleri, kullandığı antikoagülan ya da antiagregan ilaçlar, mesleki ve sportif aktiviteleri, planlanmış cerrahi girişimler ve düşme riski birlikte ele alınır. Trombosit sayısı 30.000/mm3 üzerinde seyreden, aktif kanaması bulunmayan ve ek risk faktörü taşımayan erişkin hastalarda çoğu durumda ilaçsız izlem tercih edilir. Bu grup, düzenli aralıklarla kan sayımı takibine alınır; yeni kanama belirtileri, hematüri, melena, epistaksis veya menoraji gibi durumlarda hızla yeniden değerlendirilir.

Farmakolojik girişim gerektiren olgularda birinci basamak yaklaşımın omurgasını kortikosteroidler oluşturur. Uzun yıllardır kullanılan prednizolon ve son dönemde daha sık tercih edilen yüksek doz deksametazon rejimleri, otoreaktif antikor üretimini baskılamak, makrofaj aracılı trombosit yıkımını azaltmak ve kapiller geçirgenliği düzenlemek suretiyle trombosit sayısının yükselmesine katkı sağlar. Prednizolon genellikle 1 mg/kg/gün dozunda başlanır ve yanıt alındıktan sonra kademeli azaltma programıyla sürdürülür. Deksametazon rejiminde ise 40 mg/gün dozunda dört gün süreyle uygulama yapılır ve gerekirse belirli aralıklarla tekrarlanır. Her iki seçenek arasında yanıt hızı, kalıcılık ve yan etki profili açısından farklılıklar bulunması nedeniyle hasta bazında bireyselleştirilmiş karar verilir.

Kortikosteroid uygulamalarının erken dönemde belirgin yanıt oluşturması sıklıkla gözlense de uzun süreli kullanım ciddi yan etkilerle ilişkilendirilir. Kilo artışı, glukoz metabolizmasında bozulma, kan basıncında yükselme, osteoporoz, katarakt, ruhsal değişiklikler, enfeksiyon eğilimi ve adrenal supresyon başlıca dikkat edilmesi gereken konular arasında sayılır. Bu nedenle güncel kılavuzlar, birinci basamak steroid uygulamasının altı haftayı aşmamasını, mümkün olan en düşük etkin dozla sürdürülmesini önermektedir. Steroid azaltımı sırasında trombosit sayısında düşüş yaşanan olgularda ikinci basamak seçenekler zamanında gündeme alınır ve gereksiz uzatılmış steroid maruziyetinin önüne geçilir.

Klinik uygulamada acil trombosit yükseltilmesi gereken durumlarda intravenöz immünoglobulin tercih edilen bir başka birinci basamak seçenektir. Ciddi mukozal kanaması bulunan, acil cerrahi girişim planlanan ya da trombosit sayısı çok düşük saptanan hastalarda IVIG uygulaması hızlı yanıt sağlar. Genellikle 1 g/kg/gün dozunda bir ya da iki gün süreyle uygulanan bu yöntemin etkisi çoğu durumda kısa sürelidir; ancak akut dönemde kritik zaman kazandırması nedeniyle önemli bir araç olarak konumlanır. Baş ağrısı, ateş, bulantı ve nadiren tromboembolik olaylar açısından uygulama sırasında yakın izlem yapılır; böbrek işlevleri sınırda olan hastalarda hidrasyon ve doz ayarlamasına özen gösterilir.

Rh pozitif ve dalağı çıkarılmamış seçilmiş olgularda anti-D immünoglobulin uygulaması da birinci basamak alternatifleri arasında değerlendirilmiştir. Ancak nadir görülen intravasküler hemoliz ve dissemine intravasküler koagülasyon riskleri nedeniyle kullanım alanı sınırlı kalmıştır. Bu seçeneğin gündeme alınabileceği hasta profili, deneyimli hematoloji merkezlerinde ayrıntılı risk-fayda analizi ile belirlenir. Uygulama öncesinde hastaya olası riskler açık biçimde anlatılır ve yazılı onam alınır. Uygulama sonrası ilk saatlerde vital bulguların ve hemoliz göstergelerinin yakından izlenmesi gerekir.

Çocukluk çağı İTP tablosu, erişkin formundan önemli farklılıklar gösterir. Pediatrik olguların büyük çoğunluğu viral bir enfeksiyonun ardından ortaya çıkar, çoğu durumda kendini sınırlar ve altı ay içinde kendiliğinden düzelme eğilimi gösterir. Bu nedenle pediatrik grupta birinci basamak yaklaşım genellikle daha temkinlidir; kanama bulguları hafif ise ilaçsız izlem tercih edilebilir. Aktif kanama tablosu bulunan çocuklarda kısa süreli kortikosteroid ya da IVIG uygulaması gündeme gelir. Erişkin İTP’sinin kronikleşme eğilimi daha yüksek olduğundan izlem stratejisi ve tedavi kararları farklı çerçevede yürütülür.

Yaşam tarzına ilişkin öneriler, birinci basamak yönetimin ihmal edilmemesi gereken bir parçasını oluşturur. Aspirin, nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar ve trombosit işlevini bozan diğer ajanlardan uzak durulması önerilir. Diş fırçalamada yumuşak kıllı fırça kullanımı, tıraş sırasında elektrikli cihazların tercih edilmesi, temas sporlarından ve düşme riski yüksek aktivitelerden kaçınılması pratik önerilerdir. Alkol tüketiminin sınırlandırılması, karaciğer işlevleri üzerindeki olumsuz etkilerin ve trombosit fonksiyonundaki bozulmanın önlenmesi açısından anlamlıdır. Ağız-diş bakımı düzenli olarak sürdürülür ve invaziv dental işlemler öncesinde hematoloji hekimi ile iletişime geçilir.

Kadın hastalarda menstrüel kanamaların yönetimi ayrı bir başlık olarak öne çıkar. Menoraji nedeniyle demir eksikliği anemisi gelişebilir; bu durumda demir replasmanı ve gerektiğinde hormonal düzenleyici yaklaşımlar jinekoloji iş birliğiyle planlanır. Gebelik döneminde İTP yönetimi ise multidisipliner değerlendirme gerektiren özel bir alandır. Trimesterlere göre trombosit hedefleri değişebilir; doğum planlamasında anestezi yöntemi seçimi ve olası kanama riskleri hematoloji, kadın hastalıkları ve anestezi ekibinin ortak kararıyla belirlenir. Yenidoğanda geçici trombositopeni olasılığı nedeniyle pediatri ekibinin de sürece dahil edilmesi önerilir.

Birinci basamakta yanıt değerlendirmesi standart tanımlar üzerinden yapılır. Tam yanıt, trombosit sayısının 100.000/mm3 üzerine çıkması ve kanama bulgularının kaybolması olarak tanımlanır. Kısmi yanıt, sayının 30.000/mm3 üzerine çıkması ve bazal değerin en az iki katına ulaşmasıyla ifade edilir. Steroid bağımlılığı, dozun azaltılması sırasında trombosit sayısının yeniden düşmesi ve idame için sürekli ilaç kullanımının gerekmesi olarak değerlendirilir. Steroide dirençli olgularda ya da dozun kabul edilebilir düzeyde azaltılamadığı durumlarda ikinci basamak seçeneklere geçiş kararı alınır. Bu geçiş kararının zamanında verilmesi, uzun süreli steroid maruziyetinin yol açabileceği yan etkilerin sınırlandırılmasına katkı sağlar.

İkinci basamak seçenekleri arasında trombopoietin reseptör agonistleri, rituksimab, fostamatinib ve seçilmiş olgularda splenektomi yer alır. Bu seçeneklerin gündeme geldiği dönemde birinci basamak yaklaşımın ayrıntılı biçimde belgelenmesi, hangi ilacın hangi süre ve hangi dozda kullanıldığının, yanıt profillerinin, gelişen yan etkilerin ve kanama olaylarının kayıt altına alınması sonraki karar süreçlerini kolaylaştırır. Hasta dosyasındaki bu ayrıntılı belgeleme, farklı merkezler arasında hasta yönlendirmesi yapılması gerektiğinde bilgi kaybının önüne geçer ve tedavi devamlılığını korur.

Enfeksiyon riski, immünosüpresif ilaç kullanan İTP hastalarında dikkatle izlenmesi gereken bir konudur. Uzamış steroid uygulamalarında latent tüberküloz reaktivasyonu, hepatit B reaktivasyonu ve fırsatçı enfeksiyonlar açısından tarama testleri yapılır. Aşılama programı bireysel değerlendirmeyle planlanır; canlı aşılar aktif immünosüpresyon döneminde önerilmez, inaktif aşılar ise uygun zaman aralıklarında uygulanır. Pnömokok, meningokok ve influenza aşıları özellikle splenektomi düşünülen hastalarda ameliyat öncesi dönemde tamamlanmaya çalışılır. Bu koruyucu adımlar, uzun dönem izlemde enfeksiyon kaynaklı komplikasyon riskinin azalmasına katkı sağlar.

Psikososyal boyut, kronik seyirli bir hastalığın yönetiminde göz ardı edilmemesi gereken bir başka önemli alandır. Beklenmedik kanama olaylarının yarattığı endişe, uzun süreli ilaç kullanımının getirdiği yorgunluk ve yaşam tarzı kısıtlamalarının etkileri hastanın günlük yaşamını belirgin biçimde etkileyebilir. Hematoloji polikliniğinde yapılan görüşmelerde hastanın soruları için yeterli zaman ayrılması, hastalığın seyri ve olası senaryolar hakkında sade ve anlaşılır bilgi verilmesi bilinçli hasta yaklaşımını güçlendirir. Gerektiğinde ruh sağlığı uzmanı desteğinin devreye alınması, hastalıkla uyum sürecine olumlu katkıda bulunur.

İzlem sıklığı hastalığın evresine ve tedavi yanıtına göre bireyselleştirilir. Yeni tanı döneminde ve ilaç başlangıcında kan sayımı daha kısa aralıklarla, örneğin haftalık kontrollerle yapılır. Yanıt sağlandıktan sonra kontrol aralıkları kademeli olarak açılır; stabil dönemde her üç ila altı ayda bir izlem uygun bulunur. Her muayenede kanama öyküsü sorgulanır, cilt ve mukoza incelenir, yeni başlanan ilaçlar gözden geçirilir. Uzun süreli izlemde kemik yoğunluğu ölçümü, oftalmolojik değerlendirme, kardiyovasküler risk taraması ve gerektiğinde endokrin işlev testleri koruyucu sağlık uygulamalarının parçası olarak planlanır. Birinci basamak yaklaşımın disiplinli biçimde yürütülmesi ve gerektiğinde ikinci basamağa zamanında geçilmesi, İTP hastalarında yaşam kalitesinin korunmasına ve komplikasyon risklerinin sınırlanmasına önemli katkı sağlar.

Kaynakça

  1. American Society of Hematology — Immune Thrombocytopenia (ITP) Klinik Rehberiwww.hematology.org/education/clinicians/guidelines-and-quality-care/clinical-practice-guidelines/immune-thrombocytopenia-guidelines
  2. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Immune Thrombocytopenic Purpurawww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537240/
  3. Mayo Clinic — Immune Thrombocytopenia (ITP): Diagnosis and Treatmentwww.mayoclinic.org/diseases-conditions/idiopathic-thrombocytopenic-purpura/diagnosis-treatment/drc-20352330

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Hematoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.