Spontan bakteriyel peritonit (SBP), asit sıvısının belirgin bir intraabdominal cerrahi kaynak olmaksızın bakteriyel enfeksiyona uğraması olarak tanımlanan ve özellikle dekompanse karaciğer sirozu hastalarında sıklıkla karşılaşılan ciddi bir klinik tablodur. Bu durum, ilk kez 1960'lı yıllarda tanımlanmış olup günümüzde acil servis pratiğinde hayatı tehdit eden bir enfeksiyon olarak kabul edilmektedir. SBP, siroz hastalarının yaklaşık %10-30'unda gelişmekte ve tedavi edilmediği takdirde mortalite oranı %80-90'lara ulaşabilmektedir. Erken tanı ve uygun antimikrobiyal tedavi ile bu oran %20-30 düzeyine çekilebilmektedir.
Periton boşluğundaki asit sıvısı, normalde steril bir ortam olarak kabul edilir. Ancak karaciğer sirozuna bağlı portal hipertansiyon ve bağırsak mukoza bariyerindeki bozulmalar, bakteriyel translokasyona zemin hazırlamaktadır. Bu patofizyolojik süreç, gram-negatif enterik bakterilerin mezenterik lenf nodları ve portal dolaşım yoluyla periton boşluğuna ulaşmasına neden olmaktadır. SBP tanısı, asit sıvısında polimorfonükleer lökosit (PMNL) sayısının 250 hücre/mm³ ve üzerinde olması ile konulmaktadır.
Acil servis hekimleri açısından SBP, hızlı tanı ve agresif tedavi gerektiren bir durumdur. Hastaların önemli bir kısmı nonspesifik semptomlarla başvurduğundan, sirotik asit hastalarında yüksek klinik şüphe ile tanısal parasentez uygulanması büyük önem taşımaktadır. Gecikmeli tanı ve tedavi, septik şok, hepatorenal sendrom ve multiorgan yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedir.
Etiyoloji ve Patofizyoloji
Spontan bakteriyel peritonitin etiyolojisinde en sık izole edilen mikroorganizmalar gram-negatif enterik basillerdir. Escherichia coli tüm SBP olgularının yaklaşık %40-50'sini oluşturmakta olup en sık rastlanan etkendir. Bunu Klebsiella pneumoniae (%10-15) ve diğer Enterobacteriaceae üyeleri takip etmektedir. Gram-pozitif koklar arasında ise Streptococcus pneumoniae, enterokoklar ve stafilokoklar önemli bir yer tutmaktadır. Son yıllarda hastane kaynaklı SBP olgularında çoklu ilaca dirençli bakterilerin (genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz üreten Enterobacteriaceae, vankomisine dirençli enterokok, metisiline dirençli Staphylococcus aureus) artan sıklığı dikkat çekmektedir.
SBP patogenezinde temel mekanizma bakteriyel translokasyondur. Karaciğer sirozunda portal hipertansiyon, bağırsak mukozal bariyerinin bütünlüğünde bozulmaya neden olmaktadır. İntestinal geçirgenliğin artması, bakteriyel aşırı çoğalma ve bağırsak motilitesinin azalması, luminal bakterilerin mezenterik lenf nodlarına ve ardından sistemik dolaşıma geçişini kolaylaştırmaktadır. Bakteriyemi geliştiğinde, opsonizan aktivitesi düşük olan asit sıvısı bakterilerin periton boşluğunda çoğalmasına elverişli bir ortam sunmaktadır.
Sirotik hastalarda retiküloendotelyal sistem fonksiyonlarının bozulması, kompleman düzeylerinin düşmesi ve nötrofil kemotaksis ile fagositoz kapasitesindeki azalma, immün yanıtın yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Asit sıvısındaki düşük protein konsantrasyonu (özellikle 1 g/dL altı), opsonizan aktivitenin azalmasının en önemli göstergesidir ve SBP gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Ayrıca proton pompa inhibitörlerinin kullanımı, gastrointestinal kanama öyküsü ve daha önce SBP geçirilmiş olması da risk faktörleri arasında yer almaktadır.
Moleküler düzeyde, bakteriyel translokasyon sırasında bağırsak epitel hücrelerindeki tight junction proteinlerinin (occludin, claudin, zonula occludens) ekspresyonunda azalma gözlenmektedir. Bu durum, paracellular geçirgenliğin artmasına ve bakterilerin lamina propriaya ulaşmasına olanak sağlamaktadır. Ayrıca sirotik hastalarda intestinal dismotilite ve bakteriyel aşırı çoğalma, translokasyon riskini daha da artırmaktadır.
Risk Faktörleri ve Predispozan Durumlar
SBP gelişimi için tanımlanmış çok sayıda risk faktörü bulunmaktadır. Bu faktörlerin bilinmesi, acil servis pratiğinde yüksek riskli hastaların erken tanınması ve profilaktik stratejilerin belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Birincil Risk Faktörleri
- Düşük asit protein konsantrasyonu: Asit sıvısındaki total protein düzeyinin 1.5 g/dL altında olması, yetersiz opsonizan aktivite nedeniyle SBP riskini belirgin şekilde artırmaktadır. Bu durum, kompleman bileşenlerinin ve immünoglobulinlerin asit sıvısına yetersiz geçişini yansıtmaktadır.
- Önceki SBP atağı: Bir SBP atağı geçiren hastaların bir yıl içinde tekrarlama oranı %70'e kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle ilk atak sonrası uzun süreli antibiyotik profilaksisi önerilmektedir.
- Gastrointestinal kanama: Variseal veya non-variseal üst gastrointestinal sistem kanamaları, bakteriyel translokasyonu artırarak SBP riskini yükseltmektedir. Kanama epizodundan sonraki ilk yedi gün içinde SBP riski en yüksek düzeydedir.
- İleri karaciğer yetmezliği: Child-Pugh skoru C olan hastalar, A ve B skorlu hastalara kıyasla çok daha yüksek SBP riskine sahiptir. MELD skoru 15 ve üzerinde olan hastalarda da risk belirgin olarak artmaktadır.
İkincil Risk Faktörleri
- Proton pompa inhibitörü kullanımı: Mide asit bariyerinin baskılanması, intestinal bakteriyel aşırı çoğalmaya yol açarak translokasyon riskini artırmaktadır. Gereksiz PPI kullanımından kaçınılması önerilmektedir.
- Malnutrisyon: Protein-enerji malnütrisyonu, bağışıklık sisteminin baskılanmasına ve intestinal bariyer fonksiyonunun bozulmasına katkıda bulunmaktadır.
- Diyabetes mellitus: İmmün fonksiyon bozukluğu ve intestinal dismotilite aracılığıyla SBP riskini artırmaktadır.
- İnvaziv girişimler: Transvenöz intrahepatik portosistemik şant (TIPS) uygulaması, endoskopik skleroterapi ve idrar sondası gibi invaziv işlemler geçici bakteriyemi riski oluşturabilmektedir.
Klinik Bulgular ve Semptomatoloji
SBP'nin klinik prezentasyonu oldukça değişken olup hastaların önemli bir kısmı atipik veya silik semptomlarla başvurabilmektedir. Klasik peritonit bulguları olan karın ağrısı, ateş ve karın hassasiyeti her olguda mevcut değildir. Bu nedenle acil serviste sirotik asit hastalarında SBP'den şüphelenmek ve tanısal parasentez uygulamak büyük önem taşımaktadır.
Ateş, SBP hastalarının yaklaşık %50-80'inde görülmekte olup 38°C üzerindeki vücut sıcaklığı önemli bir uyarıcı bulgudur. Ancak ileri sirotik hastalarda immünsüpresyon nedeniyle ateş yanıtı künt olabilmekte ve normotermik hastalar da SBP tanısı alabilmektedir. Karın ağrısı hastaların %60-70'inde diffüz veya lokalize olarak bildirilmekte, ancak masif asiti olan hastalarda peritoneal irritasyon bulguları maskelenebilmektedir.
Diğer sık görülen semptomlar arasında bulantı, kusma, ishal, ileus bulguları, hepatik ensefalopati tablosunda kötüleşme, açıklanamayan böbrek fonksiyon bozukluğu ve genel durumda progresif bozulma yer almaktadır. Özellikle ensefalopati tablosunun derinleşmesi veya yeni başlangıçlı konfüzyon, SBP'nin ilk ve bazen tek bulgusu olabilmektedir. Renal fonksiyonlarda ani bozulma da SBP'nin erken bir belirtisi olarak değerlendirilmelidir.
Fizik muayenede karın hassasiyeti, defans, rebound hassasiyeti gibi peritoneal irritasyon bulguları aranmalıdır. Bununla birlikte, masif asit varlığında bu bulgular güvenilir olmayabilir. Bağırsak seslerinin azalması veya yokluğu, paralitik ileusun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Hastaların vital bulgularında taşikardi, hipotansiyon veya takipne varlığı, sistemik enflamatuar yanıt sendromunu (SIRS) ve olası sepsis gelişimini düşündürmelidir.
Tanısal Yaklaşım ve Laboratuvar Değerlendirmesi
SBP tanısında altın standart yöntem tanısal parasentezdir. Dekompanse sirozlu ve asitli her hastada, acil servise başvuru anında tanısal parasentez uygulanması uluslararası kılavuzlarca önerilmektedir. Parasentez endikasyonları arasında yeni başlangıçlı asit, asitli hastada herhangi bir klinik değişiklik, ateş, karın ağrısı, ensefalopati kötüleşmesi, gastrointestinal kanama ve böbrek fonksiyon bozukluğu yer almaktadır.
Parasentez işlemi ultrasonografi eşliğinde sol alt kadran veya orta hattan yapılabilmektedir. Asit sıvısı analizi şu parametreleri içermelidir:
- Hücre sayımı ve formül: PMNL sayısı ≥250 hücre/mm³ olması SBP tanısını koydurur. Bu eşik değer, kültür sonucu beklenmeksizin ampirik tedavinin başlatılması için yeterlidir.
- Asit sıvısı kültürü: Kan kültürü şişelerine yatak başında inokulasyon yapılması, kültür pozitiflik oranını %40-50'den %80'e çıkarmaktadır. Ancak kültür sonucu beklenmeden tedaviye başlanmalıdır.
- Asit sıvısı biyokimyası: Total protein, albümin, glukoz ve LDH düzeyleri, SBP ile sekonder bakteriyel peritoniti ayırt etmede yardımcıdır.
- Gram boyama: Duyarlılığı düşük olmasına rağmen, pozitif sonuç verdiğinde etken hakkında hızlı bilgi sağlayabilmektedir.
Serum-asit albümin gradienti (SAAG) ≥1.1 g/dL olması portal hipertansiyona bağlı asiti düşündürürken, asit sıvısı total protein düzeyinin düşük olması (<1 g/dL) SBP riskinin yüksek olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca periferik kanda lökositoz, C-reaktif protein yüksekliği ve prokalsitonin düzeylerindeki artış, enfeksiyonu destekleyen sistemik belirteçlerdir.
Ayırıcı Tanı
SBP tanısı konulurken sekonder bakteriyel peritonit, tüberküloz peritonit, peritoneal karsinomatozis ve pankreatik asit gibi durumlar ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir. Sekonder bakteriyel peritonit, intraabdominal bir kaynağa (perforasyon, apse, apandisit gibi) bağlı periton enfeksiyonunu ifade etmekte olup cerrahi müdahale gerektirebilmektedir. Sekonder peritonit lehine bulgular arasında asit sıvısında birden fazla organizma üremesi, çok yüksek PMNL sayısı, asit sıvısı glukozunun 50 mg/dL altında olması ve LDH düzeyinin serumun üst normal sınırının üzerinde olması yer almaktadır.
Tüberküloz peritonit, özellikle endemik bölgelerde ve immünsüprese hastalarda düşünülmelidir. Asit sıvısında lenfosit hakimiyeti, yüksek adenozin deaminaz (ADA) düzeyi ve düşük SAAG bulguları tüberküloz peritoniti düşündürmelidir. Kesin tanı için peritoneal biyopsi ve kültür gerekebilmektedir. Peritoneal karsinomatozis ise asit sıvısında atipik hücrelerin varlığı, yüksek protein düzeyi ve düşük SAAG ile karakterize edilmektedir.
Bakterasit (bakteriyel asit sıvısı enfeksiyonu) kavramı da tanısal süreçte önem taşımaktadır. Kültür-negatif nötrositik asit (PMNL ≥250 ancak kültür negatif) SBP olarak tedavi edilmelidir. Monomikrobiyal non-nötrositik bakterasit (kültür pozitif ancak PMNL altında 250) ise hastaların yaklaşık %40'ında spontan rezolüsyon gösterebilmekte, semptomatik hastalarda ise tedavi uygulanmalıdır.
Tedavi Protokolleri ve Antimikrobiyal Yönetim
SBP tedavisinin temel ilkesi, tanı konulur konulmaz ampirik antibiyotik tedavisinin gecikmeksizin başlatılmasıdır. Kültür sonuçlarının beklenmesi tedavide gecikmeye ve mortalitede artışa neden olacağından, PMNL sayısı ≥250 hücre/mm³ saptandığında derhal tedaviye geçilmelidir.
Birinci Basamak Tedavi
Seftriakson (2 g/gün intravenöz) veya sefotaksim (2 g her 8 saatte bir intravenöz), toplum kaynaklı SBP'de ilk tercih antibiyotiklerdir. Üçüncü kuşak sefalosporinler, SBP etkenlerinin büyük çoğunluğuna etkili olmaları ve nefrotoksisite risklerinin düşük olması nedeniyle tercih edilmektedir. Tedavi süresi genellikle 5-7 gün olarak önerilmekte, ancak klinik yanıta göre uzatılabilmektedir.
Alternatif Tedavi Seçenekleri
- Amoksisilin-klavulanat: Oral biyoyararlanımı yüksek olup komplike olmayan SBP olgularında parenteral tedaviye geçiş seçeneği olarak kullanılabilmektedir.
- Fluorokinolonlar: Siprofloksasin veya ofloksasin, kinolona duyarlı etkenlerin saptandığı olgularda alternatif tedavi seçeneği olarak değerlendirilmektedir. Ancak artan direnç oranları nedeniyle ampirik kullanımı giderek sınırlanmaktadır.
- Karbapenemler: Hastane kaynaklı SBP veya çoklu ilaca dirençli etken şüphesinde meropenem ya da imipenem-silastatin tercih edilebilmektedir.
- Piperasilin-tazobaktam: Geniş spektrumlu etkinliği nedeniyle nozokomiyal SBP olgularında alternatif olarak kullanılabilmektedir.
Albümin İnfüzyonu
SBP tanısında intravenöz albümin uygulaması, hepatorenal sendrom gelişim riskini azaltmada kritik bir role sahiptir. Tanı anında 1.5 g/kg ve üçüncü günde 1 g/kg dozunda intravenöz albümin verilmesi, renal fonksiyon bozukluğu insidansını ve mortaliteyi belirgin şekilde azaltmaktadır. Özellikle serum bilirubin düzeyi >4 mg/dL veya serum kreatinin >1 mg/dL olan hastalarda albümin infüzyonunun faydası daha belirgindir. Bu uygulama, Avrupa Karaciğer Araştırmaları Derneği (EASL) ve Amerikan Karaciğer Hastalıkları Araştırma Derneği (AASLD) kılavuzlarında güçlü bir öneri olarak yer almaktadır.
Tedavi Yanıtının Değerlendirilmesi
Ampirik antibiyotik tedavisi başlandıktan 48 saat sonra kontrol parasentez yapılması, tedavi yanıtının değerlendirilmesi açısından önerilmektedir. Tedaviye yanıt kriterleri arasında asit sıvısı PMNL sayısında başlangıç değerine göre en az %25 düşüş, klinik semptom ve bulguların gerilemesi ile sistemik enflamasyon belirteçlerinde iyileşme yer almaktadır. Tedaviye yanıt alınamayan olgularda antimikrobiyal rejimin gözden geçirilmesi, sekonder peritonit olasılığının yeniden değerlendirilmesi ve dirençli organizmaların araştırılması gerekmektedir.
Tedavi başarısızlığında akla gelmesi gereken durumlar şunlardır: yanlış tanı (sekonder peritonit gözden kaçmış olabilir), dirençli mikroorganizma varlığı, yetersiz antibiyotik dozu, derin immünsüpresyon ve komplike enfeksiyon (apse formasyonu gibi). Bu tür olgularda abdominal görüntüleme (bilgisayarlı tomografi) ile intraabdominal patolojilerin dışlanması ve kültür-duyarlılık sonuçlarına göre hedefe yönelik tedavinin düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Komplikasyonlar ve Prognostik Faktörler
SBP, tedavi edilse dahi yüksek morbidite ve mortalite ile seyreden bir enfeksiyondur. En korkulan komplikasyon olan hepatorenal sendrom (HRS), SBP hastalarının yaklaşık %30-40'ında gelişmekte ve mortaliteyi belirgin şekilde artırmaktadır. HRS tip 1, hızlı progresif böbrek yetmezliği ile karakterize olup iki hafta içinde serum kreatinin düzeyinin iki katına çıkması veya 2.5 mg/dL üzerine yükselmesi şeklinde tanımlanmaktadır.
Septik şok, SBP'nin en ağır komplikasyonudur ve yoğun bakım desteği gerektirmektedir. Sirotik hastalarda sepsis, hemodinamik instabilite, koagülopati ve multiorgan yetmezliği ile hızla komplike hale gelebilmektedir. Sirozda adrenal yetmezlik (hepatoadrenal sendrom) varlığı, vazopressör yanıtını olumsuz etkilemekte ve mortaliteyi artırmaktadır.
Prognostik faktörler arasında hastanın başvuru anındaki MELD skoru, Child-Pugh sınıfı, serum kreatinin düzeyi, serum bilirubin düzeyi, hepatik ensefalopati varlığı ve başlangıç tedavisine yanıt durumu yer almaktadır. MELD skoru ≥22 olan hastalarda SBP ilişkili mortalite belirgin şekilde yüksektir. İleri yaş, diyabet, aktif alkol kullanımı ve hepatoselüler karsinom varlığı da kötü prognostik faktörler arasında sayılmaktadır. SBP atağı geçiren hastaların bir yıllık sağkalım oranı %30-50 arasında olup bu durum karaciğer transplantasyonu değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır.
Profilaksi Stratejileri
SBP profilaksisi, yüksek riskli hasta gruplarında mortalite ve morbiditeyi azaltmada kanıtlanmış etkinliğe sahiptir. Profilaksi endikasyonları üç ana kategoride değerlendirilmektedir:
Primer Profilaksi (Gastrointestinal Kanama İlişkili)
Sirotik hastada akut gastrointestinal kanama geliştiğinde, kanama epizodunun başlangıcından itibaren yedi gün süreyle antibiyotik profilaksisi uygulanmalıdır. Seftriakson 1 g/gün intravenöz olarak tercih edilen profilaktik rejimdir. Alternatif olarak oral norfloksasin 400 mg günde iki kez kullanılabilmektedir. Bu uygulama, SBP insidansını ve kısa dönem mortaliteyi belirgin şekilde azaltmaktadır.
Primer Profilaksi (Düşük Asit Proteini)
Asit sıvısı protein düzeyi düşük olan (≤1.5 g/dL) ve ileri karaciğer yetmezliği (Child-Pugh skoru ≥9 veya serum bilirubin ≥3 mg/dL veya serum kreatinin ≥1.2 mg/dL veya serum sodyum ≤130 mEq/L) bulunan hastalarda uzun süreli norfloksasin 400 mg/gün profilaksisi önerilmektedir.
Sekonder Profilaksi
Bir SBP atağını atlatan tüm hastalarda, karaciğer transplantasyonu yapılıncaya veya asit tamamen çözülünceye kadar uzun süreli antibiyotik profilaksisi uygulanmalıdır. Norfloksasin 400 mg/gün oral yoldan standart sekonder profilaksi rejimidir. Norfloksasinin bulunmadığı durumlarda trimetoprim-sülfametoksazol (haftada beş gün, günde bir tablet forte) alternatif olarak kullanılabilmektedir. Rifaksimin de profilakside umut vaat eden bir seçenek olarak araştırılmaktadır.
Acil Servis Yönetimi ve Pratik Yaklaşım
Acil servis ortamında SBP şüphesi olan hastalara sistematik bir yaklaşım uygulanmalıdır. Sirotik asitli bir hastanın acil servise başvurusunda, başvuru nedeni ne olursa olsun, klinik tabloda herhangi bir değişiklik varsa tanısal parasentez düşünülmelidir. Acil serviste SBP yönetimi aşağıdaki basamaklarla gerçekleştirilmelidir:
- Hızlı değerlendirme ve stabilizasyon: Vital bulguların izlenmesi, intravenöz damar yolu açılması, sıvı resüsitasyonu ve gerektiğinde vazopressör desteğinin başlatılması öncelikli adımlardır.
- Erken tanısal parasentez: Ultrasonografi eşliğinde asit sıvısı örneği alınmalı, hücre sayımı için EDTA'lı tüpe, kültür için yatak başında kan kültürü şişelerine ve biyokimyasal analiz için düz tüpe örnekler gönderilmelidir.
- Ampirik antibiyotik tedavisinin derhal başlatılması: PMNL ≥250 hücre/mm³ saptandığında veya güçlü klinik şüphe varlığında, kültür sonucu beklenmeksizin üçüncü kuşak sefalosporin başlanmalıdır.
- Albümin infüzyonu: Tanı anında 1.5 g/kg intravenöz albümin uygulanması renal koruma için başlatılmalıdır.
- Destekleyici bakım: Elektrolitin izlenmesi ve düzeltilmesi, hipoglisemi kontrolü, koagülopati yönetimi ve hepatik ensefalopati tedavisi eşzamanlı olarak yürütülmelidir.
- Yoğun bakım konsültasyonu: Septik şok bulguları, multiorgan disfonksiyonu veya mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hastalar için yoğun bakım transferi planlanmalıdır.
Acil serviste parasentezin güvenliği konusunda çeşitli çalışmalar yapılmış olup koagülopati veya trombositopeni varlığında dahi ciddi komplikasyon oranının son derece düşük olduğu (%1 altı) gösterilmiştir. Bu nedenle INR yüksekliği veya trombositopeni, tanısal parasentez için bir kontrendikasyon oluşturmamaktadır. Rutin olarak taze donmuş plazma veya trombosit transfüzyonu yapılması önerilmemektedir.
Güncel Gelişmeler ve Gelecek Perspektifleri
SBP tanı ve tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Biyobelirteç araştırmaları kapsamında asit sıvısında laktoferrin, kalprotektin ve bakteriyel DNA tayini gibi hızlı tanı yöntemleri geliştirilmektedir. Bu testlerin standart hücre sayımına alternatif veya tamamlayıcı olarak kullanılma potansiyeli araştırılmaktadır. Özellikle lökosit esteraz çubuk testleri, yatak başında hızlı tarama aracı olarak umut vadetmektedir.
Antimikrobiyal direnç sorunu, SBP tedavisinde giderek artan bir endişe kaynağıdır. Genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) üreten Enterobacteriaceae, karbapenem dirençli gram-negatif bakteriler ve vankomisine dirençli enterokokların prevalansı artmaktadır. Bu durum, ampirik tedavi stratejilerinin yerel direnç paternlerine göre güncellenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yeni antibiyotik kombinasyonları ve seftazidim-avibaktam gibi ajanlar dirençli olgularda alternatif tedavi seçenekleri olarak değerlendirilmektedir.
Mikrobiyom modülasyonu, SBP önlenmesinde yeni bir araştırma alanıdır. Probiyotiklerin intestinal bariyer fonksiyonunu güçlendirme ve bakteriyel translokasyonu azaltma potansiyeli çeşitli çalışmalarda değerlendirilmektedir. Fekal mikrobiyota transplantasyonu da sirotik hastalarda disbiyozun düzeltilmesi amacıyla araştırılmaktadır. Non-selektif beta-bloker kullanımının intestinal geçirgenliği azaltarak SBP riskini düşürdüğüne dair veriler de mevcuttur.
Karaciğer transplantasyonu, SBP geçiren sirotik hastalar için en kesin tedavi seçeneğidir. SBP atağı, transplantasyon önceliğinin yeniden değerlendirilmesi için bir uyarıcı olarak kabul edilmeli ve uygun hastalarda transplantasyon süreci hızlandırılmalıdır.
Koru Hastanesi Acil Servis Yaklaşımı
Spontan bakteriyel peritonit, dekompanse sirotik hastalarda acil tanı ve tedavi gerektiren, mortalitesi yüksek bir enfeksiyöz durumdur. Klinik şüphenin yüksek tutulması, erken parasentez uygulanması ve gecikmeksizin ampirik antibiyotik tedavisinin başlatılması, hasta sağkalımını doğrudan etkileyen kritik adımlardır. Albümin infüzyonunun tedavi protokolüne eklenmesi, hepatorenal sendrom gelişimini önlemede kanıtlanmış bir stratejidir. Profilaktik yaklaşımların uygun endikasyonlarla uygulanması, tekrarlayan SBP ataklarının önlenmesinde hayati öneme sahiptir. Antimikrobiyal direnç paternlerinin izlenmesi ve ampirik tedavi protokollerinin güncel verilere göre güncellenmesi de tedavi başarısını artırmada belirleyici bir rol oynamaktadır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, spontan bakteriyel peritonit ve diğer acil gastroenterolojik tablolarda en güncel tanı ve tedavi protokollerini uygulayarak hastalarımıza en yüksek standartta sağlık hizmeti sunmaktadır.



