Diyabetik retinopati, diyabet hastalığının yarattığı uzun süreli yüksek kan şekerinin gözün arka kısmında yer alan retina tabakasındaki kan damarlarını etkilemesi sonucu gelişen ciddi bir göz hastalığıdır. Retina, gözün arkasında yer alan ve ışığı algılayarak görme sinyallerini beyne ileten son derece hassas bir tabakadır. Bu tabaka, görme işlevimizin en kritik parçasıdır ve sürekli oksijen ile besin akışı için zengin bir kan damarı ağına ihtiyaç duyar. Diyabette uzun süre kan şekerinin yüksek seyretmesi, bu küçük kan damarlarını çeşitli mekanizmalarla zarara uğratır.
Diyabetik retinopati, dünya genelinde çalışan yaş grubunda (yirmi-yetmiş dört yaş) önlenebilir körlüğün en sık nedenidir. Diyabet süresi uzadıkça neredeyse tüm hastalarda retinopati gelişme riski mevcuttur. Hastalık iki ana evreye ayrılır: non-proliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR). NPDR erken evrede, damarlarda küçük genişlemeler (mikroanevrizmalar), kanamalar, yağlı eksudalar ve damar tıkanıklıkları ile karakterizedir. PDR daha ileri evredir; retina yetersiz oksijen aldığı için anormal yeni damarlar üretmeye başlar (neovaskülarizasyon). Bu yeni damarlar zayıf ve sızdırgan yapıdadır; kanama, retina dekolmanı ve glokom gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Diyabetik makula ödemi (DMÖ) ise göz görme merkezi olan makulada sıvı birikmesi ile karakterize bir durumdur ve görme kaybının ana nedenidir; hem NPDR hem PDR evresinde gelişebilir.
Modern oftalmoloji yaklaşımları sayesinde diyabetik retinopati artık erken tanı konulduğunda ve uygun tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Anti-VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü) ilaçları, lazer tedavileri, vitreoretinal cerrahi gibi yöntemler hastaların görme yetisinin korunmasını mümkün kılar. Ancak başarının en önemli anahtarı, hastalığın erken evrede saptanması ve düzenli takiptir. Diyabetli bireylerin yıllık göz muayenelerini aksatmaması büyük önem taşır.
Kimlerde Görülür?
Diyabetik retinopati, tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarının her ikisinde de görülebilir; her iki tipte de hastalık süresi arttıkça retinopati gelişme riski belirgin biçimde yükselir. Tip 1 diyabette, tanı sırasında genellikle retinopati görülmez; ancak beş yıl sonra hastaların yaklaşık dörtte birinde, yirmi yıl sonra ise neredeyse hepsinde bir miktar retinopati bulgusu saptanır. Tip 2 diyabette tanı sırasında bile retinopati bulguları olabilir çünkü hastalık genellikle yıllardır gizli seyretmektedir; yirmi yıl ve üzeri diyabeti olan tip 2 hastalarının büyük bir bölümünde retinopati gelişir.
Diyabetik retinopati gelişiminde en önemli risk faktörü kan şekeri kontrolünün kötü olmasıdır. HbA1c değerinin sürekli yüksek seyrettiği hastalarda retinopati gelişme ve ilerleme riski belirgin biçimde artar. Her bir HbA1c puanlık düşüş, retinopati ilerleme riskini önemli oranda azaltır. Sık tekrarlayan hiperglisemi atakları kadar kan şekeri dalgalanmaları da retinopati ilerlemesini hızlandırabilir.
Diyabet süresi başlı başına önemli bir risk faktörüdür. Yıllar geçtikçe küçük damarlar üzerindeki kümülatif hasar artar. On yıldan uzun süredir diyabeti olan hastalarda yıllık göz muayeneleri zorunlu hale gelir. On beş yıldan uzun süredir diyabeti olan kişilerin önemli bir bölümünde tedavi gerektiren retinopati saptanabilir.
Eşlik eden hastalıklar retinopati riskini artırır. Yüksek tansiyon (hipertansiyon), göz damarlarındaki baskıyı artırarak retinopati ilerlemesini hızlandırır. Dislipidemi (kan yağ bozuklukları), özellikle yüksek LDL kolesterol ve trigliserit, damar hasarına katkıda bulunur ve diyabetik makula ödemi riskini artırır. Diyabetik nefropati (böbrek hastalığı) ile retinopati birlikte görülür; biri olan hastada diğerinin gelişme olasılığı yüksektir. Obezite ve metabolik sendrom diyabet komplikasyon riskini artırır.
Yaşam tarzı faktörleri önemli rol oynar. Sigara kullanımı damar hasarına yol açarak retinopati riskini artırır. Düşük fiziksel aktivite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, yetersiz kontrolü olan hastalarda risk yüksektir. Gebelik özellikle diyabetli kadınlarda retinopatinin ilerlemesini hızlandırabilir. Bu nedenle diyabetli kadınların gebelik planlama döneminde ve gebelik boyunca düzenli göz muayeneleri yapması önemlidir. Etnik faktörler de rol oynar; Hispanik, Afrika kökenli ve Güney Asya kökenli bireylerde retinopati riski daha yüksektir.
Hormonal değişiklikler, ergenlik dönemi, gebelik gibi durumlar retinopati ilerlemesini etkileyebilir. Hızlı kan şekeri düzelmesi (özellikle uzun süre kötü kontrolden iyi kontrole geçişte) paradoksal olarak kısa vadede retinopatide kötüleşmeye yol açabilir; bu nedenle kan şekerinin kontrol altına alınması yumuşak bir süreçte yapılmalıdır. Genetik yatkınlık da rol oynar; bazı ailelerde diyabet komplikasyonları daha agresif gelişebilir. Tedavi edilmemiş veya kötü kontrollü olan diğer mikrovasküler komplikasyonlar (nefropati, nöropati) retinopati riskine işaret eder.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Diyabetik retinopatinin en sinsi özelliği, erken evrelerde genellikle hiçbir belirti vermemesidir. Bu durum hastalığın tehlikesini artıran en önemli faktörlerden biridir. Pek çok hasta gözlerinde herhangi bir şikayet olmadığı için göz muayenesini aksatır; ancak bu süre içinde retinada ciddi hasar oluşmuş olabilir. Belirtiler genellikle hastalık ilerlediğinde ve özellikle makula (görme merkezi) etkilendiğinde ortaya çıkar.
Görme bulanıklığı en sık görülen ilk belirtilerden biridir. Bu bulanıklık özellikle yakın görmede belirgin olabilir ve kitap okuma, gazete okuma gibi aktivitelerde fark edilir. Görüşte dalgalanmalar yaşanabilir; bazı günler görme daha iyi olurken bazı günler kötüleşebilir. Bu durum özellikle kan şekeri seviyelerinin dalgalandığı dönemlerde belirgindir.
Gözün önünde uçuşan siyah noktalar, ipliksi yapılar veya örümcek ağı benzeri görüntüler (sinekler veya floaters) ortaya çıkabilir. Bu belirtiler retina damarlarından sızan kan veya pıhtı parçalarının vitreus jelinde yüzmesi sonucu oluşur. Hastalar bunları gözlerin önünde hareket eden gölgeler olarak tanımlar. Bu belirtilerin ani başlaması ciddi bir uyarı sinyalidir.
Görüş alanında karanlık veya boş bölgeler (skotomlar) görülebilir. Hasta düz bir şeye baktığında bazı bölümlerin eksik göründüğünü fark edebilir. Bu durum retinada belirli bir alanda ciddi hasar olduğunu gösterir. Görme alanında perde benzeri bir karanlık alanın yavaşça yerleşmesi retina dekolmanını düşündürmelidir ve acil müdahale gerektirir.
Renk algılamasında değişiklikler yaşanabilir; renkler daha soluk, daha az canlı veya farklı görünebilir. Özellikle sarı-mavi renk ayrımında zorluk yaşanabilir. Karanlığa adaptasyonda güçlük, gece görmede bozulma, parlak ışıklardan rahatsız olma yaygın görülen belirtilerdir. Bu durum özellikle gece araç kullanmayı tehlikeli hale getirebilir.
Görme keskinliğinde belirgin azalma hastalığın ilerlediği bir aşamada görülür. Aniden gelişen şiddetli görme kaybı (özellikle bir veya birkaç saat içinde) vitreus hemorajisinin (göz içine kanama) işareti olabilir. Bu durumda hasta gözünün önünde aniden büyük bir kırmızı gölge veya tamamen karanlık görür. Bu acil müdahale gerektiren bir durumdur.
Diyabetik makula ödemi geliştiğinde merkezdeki görme belirgin biçimde etkilenir. Hasta okuma, yüz tanıma, ince ayrıntıları görme gibi merkezi görmeye dayalı işleri yaparken zorlanır. Çevresel görme genellikle korunmuştur ama merkezi görme alanında bulanıklık veya çarpıklık gelişir. Düz çizgiler dalgalı veya bükük görünebilir (metamorfopsi).
Çift görme, görme alanında siyah lekeler, gözlerde ağrı, başında ağırlık hissi gibi belirtiler de eşlik edebilir. Ancak diyabetik retinopati genellikle ağrısız bir hastalıktır; göz ağrısı varsa daha ileri bir komplikasyon (neovasküler glokom gibi) düşünülmelidir. Glokom gelişimi sonucu göz içi basıncı artması başağrısı, bulantı, göz çevresinde ağrı yaratabilir.
Tanı Nasıl Konulur?
Diyabetik retinopati tanısı, kapsamlı bir göz muayenesi ile konulur. Diyabetli her bireyin düzenli göz muayenesi yaptırması, hastalığın erken saptanması için kritiktir; çünkü erken evrelerde belirti yoktur. Tanı süreci hekimin yaptığı detaylı bir öykü alma ve göz muayenesi ile başlar. Doktor diyabet öyküsünü, diyabet süresini, HbA1c değerlerini, kullanılan ilaçları, eşlik eden hastalıkları (hipertansiyon, dislipidemi, böbrek hastalığı), göz şikayetlerini, görme durumunu, geçmiş göz hastalıklarını sorgular.
Görme keskinliği muayenesi standart bir yöntemdir; her gözün ayrı ayrı uzak ve yakın görme keskinliği değerlendirilir. Refraksiyon testi yapılır; gözlük numarasındaki değişiklikler kan şekeri dalgalanmalarının bir yansıması olabilir. Göz içi basıncı ölçümü (tonometri) glokom değerlendirmesi için yapılır.
Pupillerin damlalarla genişletilmesi sonrası yapılan detaylı arka kutup muayenesi, retinopati tanısında temel yöntemdir. Göz doktoru oftalmoskop (göz dibi inceleme cihazı) ile retinayı detaylı şekilde inceler. Retinopati bulguları (mikroanevrizmalar, intraretinal kanamalar, sert eksudalar, atılmış yün benzeri lekeler, venöz değişiklikler, intraretinal mikrovasküler anormallikler, neovaskülarizasyon, makula ödemi belirtileri) aranır.
Fundus fotoğrafı, retinanın detaylı fotoğraflarının çekilmesidir. Bu fotoğraflar muayene bulgularını belgelemek, zaman içindeki değişiklikleri karşılaştırmak ve uzaktan değerlendirmeye olanak tanımak açısından önemlidir. Geniş açılı fundus fotoğrafları, periferik retinanın da değerlendirilmesine imkan verir; bazı önemli retinopati bulguları periferde görülebilir.
Optik koherens tomografi (OCT), retina katmanlarının yüksek çözünürlüklü kesitsel görüntülemesini sağlar. Modern OCT cihazları milimetrenin küçük bir bölümünde retina yapısını gösterir. Diyabetik makula ödemi tanısında ve takibinde altın standart yöntemdir; ödemin yerini, miktarını, derinliğini detaylı şekilde gösterir. Tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde de değerlidir.
Fundus floresein anjiyografi (FA), retina damarlarının fonksiyonunu değerlendirir. Damardan flüoresan boya verilir ve retina damarlarındaki dolaşım hızlı çekimlerle görüntülenir. Mikroanevrizmaları, damar sızıntılarını, damar tıkanıklıklarını (perfüzyonsuz alanlar), neovaskülarizasyonu, makula iskemisini detaylı şekilde gösterir. Tedavi planlamasında özellikle değerlidir.
OCT anjiyografi (OCTA), boyasız olarak retina damarlarının görüntülenmesini sağlayan yeni bir teknolojidir. Mikrovasküler değişiklikleri ve kapiller bozuklukları gösterir; floresein anjiyografi gibi invaziv değildir. Ultrason (B-scan), vitreus opasitesi (kanama veya bulanıklık) nedeniyle retina görülemediğinde retina durumunu değerlendirmek için kullanılır.
Tanı sürecinde retinopatinin evrelendirilmesi yapılır. International Diabetic Retinopathy Severity Scale ve diyabetik makula ödemi sınıflandırması (mevcut/mevcut değil, merkezi etkileyen/etkilemeyen) tedavi planlamasında kullanılır. Diyabet kontrolü değerlendirmesi için HbA1c, açlık ve tokluk kan şekeri ölçülür. Eşlik eden hastalıkların değerlendirmesi için kan basıncı, kan yağları, böbrek fonksiyonları (kreatinin, mikroalbümin) kontrol edilir.
Tarama önerileri belirlenmiştir. Tip 1 diyabetli hastalar tanıdan beş yıl sonra ilk göz muayenesi yaptırmalı, sonrasında yıllık takip altında olmalıdır. Tip 2 diyabetlilerde tanı anında ilk göz muayenesi yapılmalı, sonra yıllık takip yapılmalıdır. Gebelik planlayan diyabetli kadınlar gebelik öncesi göz muayenesi yaptırmalı; gebelik süresince üç ayda bir kontrol edilmelidir. Retinopatisi olan veya tedavi gerektiren hastaların takibi hekim önerisine göre daha sık (üç-altı ayda bir) olabilir.
Tedavi Seçenekleri Nelerdir?
Diyabetik retinopati tedavisi, hastalığın evresine, makula tutulumu olup olmamasına, hastanın görme durumuna ve eşlik eden hastalıklara göre kişiselleştirilir. Modern tedavi yöntemleri sayesinde pek çok hastada görme yetisi korunabilir veya iyileştirilebilir. Tedavi yaklaşımları sistemik diyabet kontrolünün optimize edilmesi, ilaç tedavileri, lazer tedavileri ve cerrahi yöntemleri içerir.
Sistemik diyabet kontrolünün optimize edilmesi tedavinin temelidir. Sıkı kan şekeri kontrolünün retinopatinin ilerlemesini yavaşlattığı ve bazı vakalarda gerilettiği büyük çalışmalarla gösterilmiştir. Hedef HbA1c değeri genellikle yüzde yedi altıdır. Hipertansiyonun kontrolü retinopati ilerlemesini önemli ölçüde yavaşlatır; hedef kan basıncı genellikle 130/80 mmHg altıdır. Dislipidemi yönetimi (statinler, gerektiğinde fenofibrat eklenmesi) diyabetik makula ödemi ilerlemesini yavaşlatabilir. Sigaranın bırakılması, kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme önemlidir.
İntravitreal anti-VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü) enjeksiyonları, son yıllarda diyabetik retinopati ve özellikle diyabetik makula ödemi tedavisinde devrim niteliğinde gelişme getirmiştir. Bu ilaçlar (ranibizumab, aflibersept, bevasizumab, brolusizumab, faricimab) göz içine küçük bir iğne ile enjekte edilir ve VEGF adı verilen, anormal damar büyümesi ve sızıntıdan sorumlu maddeyi bloke eder. Bu enjeksiyonlar makula ödemini azaltır, neovaskülarizasyonu geriletir ve görmenin korunmasını sağlar. Tedavi genellikle aylık enjeksiyonlarla başlar; yanıta göre aralıklar uzatılabilir. Faricimab gibi yeni nesil ilaçlar daha uzun etkilidir ve enjeksiyon sıklığını azaltır.
İntravitreal kortikosteroidler (deksametazon implant, fluosinolon implant, triamsinolon) diyabetik makula ödemi tedavisinde alternatif veya anti-VEGF tedavisine yanıt vermeyen vakalarda kullanılır. Bu implantlar göz içinde aylar boyunca etkili olur. Yan etkileri arasında göz içi basıncı yükselmesi ve katarakt gelişimi yer alır.
Lazer fotokoagülasyon tedavisi, diyabetik retinopati yönetiminde uzun yıllardır kullanılan etkili bir yöntemdir. Fokal lazer tedavisi, sızdırgan mikroanevrizmaları ve diyabetik makula ödemine yol açan kanama odaklarını mühürleyebilir. Panretinal fotokoagülasyon (PRP), proliferatif diyabetik retinopati tedavisinde altın standarttır. Retinanın periferik bölgesinde binlerce lazer atışı yapılır; bu bölgeler "kapatılır" ve VEGF üretimi azalır, anormal yeni damar üretimi durur. Modern lazer cihazları (PASCAL, NAVILAS gibi) daha kısa sürede ve daha az ağrıyla tedavi sunar.
Vitrektomi (vitreoretinal cerrahi), ileri evrede diyabetik retinopati komplikasyonlarının tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemdir. Vitreus hemorajisi (göz içine kanama) düzelmediğinde, traksiyonel retina dekolmanı (retinanın yer değiştirmesi) durumunda, fibrovasküler proliferasyon (yara dokusu birikimi) varlığında uygulanır. Modern minimal invaziv vitrektomi (23 veya 25 gauge) küçük kesilerle yapılır, daha hızlı iyileşme sağlar. Cerrahi sırasında genellikle endolazer tedavi de uygulanır.
Eşlik eden komplikasyonların tedavisi önemlidir. Neovasküler glokom (göz içi basınç artışı) gelişirse glokom ilaçları, lazer tedavisi (siklokriyoablasyon) veya cerrahi (glokom valvi yerleştirilmesi) gerekebilir. Katarakt diyabetli hastalarda daha sık gelişir ve cerrahi (fakoemülsifikasyon ve göz içi mercek yerleştirilmesi) ile tedavi edilir. Görme rehabilitasyonu, ilerlemiş retinopatisi olan ve görme kaybı yaşayan hastalarda yaşam kalitesini iyileştirebilir; düşük görme yardımcıları, büyüteçler, özel okuma cihazları, hayat tarzı düzenlemeleri sunulur. Klinik araştırmalar, yeni tedaviler için sürekli olarak yapılmaktadır. Gelecekte gen tedavileri, uzun etkili ilaç salınım sistemleri, yeni hedefe yönelik tedaviler ümit verici alanlardır.
Komplikasyonlar Nelerdir?
Diyabetik retinopati zamanında tanı konulmadığında veya tedavi edilmediğinde ciddi ve kalıcı görme kayıplarına yol açabilen komplikasyonlara sebep olabilir. Bu komplikasyonların farkında olmak ve düzenli takibe önem vermek görme yetisinin korunması için kritiktir. Modern tedavi yöntemleri sayesinde pek çok komplikasyon önlenebilir veya tedavi edilebilir; ancak bazı geç kalınmış vakalarda kalıcı görme kaybı kaçınılmazdır.
Diyabetik makula ödemi (DMÖ) en sık görülen ve görme kaybının en önemli nedenidir. Makula, görme merkezinde yer alan ve net görme için kritik bir bölgedir. Bu bölgede sıvı birikmesi (ödem) görme keskinliğini ciddi şekilde azaltır. Çevresel görme korunsa bile okuma, yüz tanıma, ince ayrıntı görme gibi merkezi görmeye dayalı işler güçleşir. Tedavi edilmeyen DMÖ kalıcı görme kaybına ilerler.
Vitreus hemorajisi (göz içine kanama), proliferatif diyabetik retinopatide gelişen anormal damarlardan kaynaklanan kanama sonucu oluşur. Hasta gözünün önünde aniden kırmızı veya kahverengi bir gölge görür; görme aniden ciddi şekilde azalır. Küçük kanamalar kendiliğinden temizlenebilir; ancak büyük kanamalar haftalar veya aylar boyunca görmeyi engelleyebilir. Tekrarlayan kanamalar fibrovasküler doku oluşumuna ve daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.
Traksiyonel retina dekolmanı, retinada birikmiş yara dokusunun (fibrovasküler proliferasyon) retinayı yerinden ayırması sonucu gelişir. Bu durum görme kaybının ciddi bir nedenidir. Hastalar görme alanlarında perde benzeri bir karanlık alanın yavaşça veya hızla yerleşmesini fark ederler. Acil cerrahi müdahale gerektirebilen bir durumdur. Kombine traksiyonel ve rhegmatojenöz retina dekolmanı daha karmaşık bir tablodur.
Neovasküler glokom, iris (gözün renkli kısmı) yüzeyinde ve açıda anormal damar büyümesi sonucu gelişir. Bu damarlar gözden sıvının dışarı akışını engeller ve göz içi basıncı ciddi şekilde artar. Sonuçta görme sinirinde hasar oluşur ve kalıcı görme kaybı gelişebilir. Bu durum şiddetli göz ağrısı, bulantı, kusma, kırmızı göz ile kendini gösterebilir ve acil tedavi gerektirir. Neovasküler glokom diyabetik retinopatinin en ciddi komplikasyonlarındandır.
Makula iskemisi, makulayı besleyen kapiller damarların tıkanması sonucu gelişir. Geri dönüşümsüz görme kaybına yol açar. Makula iskemisinin etkili bir tedavisi şu an için yoktur; bu nedenle önleme (sıkı diyabet kontrolü ve erken tedavi) kritiktir. Optik disk neovaskülarizasyonu, vitreoretinal traksiyonlar, premaküler kanamalar, foveomakular değişiklikler diğer komplikasyonlardır.
Diyabetik hastalarda katarakt (göz merceğinin bulanıklaşması) genel popülasyona göre daha erken yaşta ve daha hızlı gelişir. Görme kaybına ek olarak retina muayenesini de zorlaştırabilir. Diyabetli hastalarda katarakt cerrahisi sonrası diyabetik retinopati alevlenmesi riski vardır; bu nedenle cerrahi öncesi retinopatinin stabilize edilmesi önemlidir.
Refraksiyon değişiklikleri, kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak gözlük numarasında geçici değişikliklere yol açabilir. Bu durum genellikle kan şekeri kontrol altına alınınca düzelir; ancak hastayı rahatsız edici olabilir. Diyabetli hastalarda glokom (göz tansiyonu) riski genel popülasyona göre artmıştır. Optik nöropati (görme siniri hasarı), kuru göz sendromu da yaygın olarak görülür.
Tedaviye bağlı komplikasyonlar göz önünde bulundurulmalıdır. İntravitreal enjeksiyonların nadir komplikasyonları arasında endoftalmi (göz içi enfeksiyon), retina dekolmanı, vitreus hemorajisi, lens hasarı yer alır. Lazer tedavisinin komplikasyonları arasında görme alanında etkilenme, gece görmesinde azalma, makula ödemi alevlenmesi olabilir. Vitrektomi cerrahisinin riskleri arasında enfeksiyon, kanama, retina dekolmanı, katarakt gelişimi (özellikle yaşlı hastalarda), göz içi basınç değişiklikleri yer alır.
Yaşam kalitesi üzerine etkiler ciddi olabilir. Görme kaybı bağımsız yaşamı, iş kapasitesini, sosyal yaşamı, psikolojik sağlığı etkiler. Depresyon, anksiyete, sosyal izolasyon yaygındır. İlerlemiş görme kaybı olan hastalar görme rehabilitasyonu ve sosyal destek alımı yararlanabilir.
Nedenleri ve Risk Faktörleri
Bu önemli bilgi hem hastalar hem de yakınları için büyük bir rahatlama kaynağıdır. Diyabetik retinopati olan bir bireyle aynı evde yaşamak, aynı eşyaları paylaşmak, sarılmak, öpüşmek, aynı yemek kabını kullanmak, hapşırma veya öksürme yoluyla teması olmak başka birinin bu hastalığa yakalanmasına yol açmaz. Cinsel temas, kan veya idrar yoluyla da bulaşma söz konusu değildir.
Diyabetik retinopati, kişinin kendi vücudundaki uzun süreli yüksek kan şekerinin retina damarları üzerindeki kümülatif hasarı sonucu gelişir. Yüksek kan şekeri, küçük kan damarlarını birden fazla mekanizma ile etkiler. Glikasyon ürünleri damar duvarında birikir; bu durum damarların elastikiyetini bozar. Damar duvarındaki perisit hücreleri kaybolur; damarlar zayıflar ve genişlemeler (mikroanevrizmalar) oluşur. Damar geçirgenliği artar; sıvı ve kan retinaya sızar. Sonuçta damar tıkanıklıkları gelişir ve retina yeterli oksijen alamaz. Bu iskemiyi telafi etmek için anormal yeni damarlar üretilir; bu damarlar zayıf ve sızdırgan yapıdadır.
Hastalığın gelişiminde herhangi bir virüs, bakteri, mantar veya parazit gibi mikroorganizmanın doğrudan rolü yoktur. Dolayısıyla aşı ile önlenebilen veya antibiyotikle tedavi edilebilen bir durum söz konusu değildir. Doğrudan kalıtsal bir geçişi yoktur; ancak diyabet hastalığının ailesel yatkınlığı vardır. Aile bireylerinde diyabet gelişme riski daha yüksek olabilir ve gelişen diyabetin kötü kontrolü retinopati riski yaratır. Bazı genetik faktörler retinopati gelişme ve ilerleme riskini etkileyebilir.
Çevresel etkenler ve yaşam tarzı faktörleri diyabet gelişimi ve diyabet kontrolü üzerinde etkilidir; dolayısıyla dolaylı yoldan retinopati riskini etkilerler. Sağlıksız beslenme, fiziksel inaktivite, obezite, sigara kullanımı diyabet ve dolayısıyla retinopati riskine katkıda bulunur. Ancak bunlar bulaşma anlamında değil, kişisel risk faktörleri olarak değerlendirilmelidir. Aile bireylerinin özel önlemler almasına gerek yoktur; ancak ailede diyabet öyküsü varsa düzenli sağlık kontrolleri, sağlıklı yaşam tarzı önlemleri, ideal kiloda kalma ve düzenli egzersiz önerilir. Sonuç olarak diyabetik retinopatisi olan bireylerin yakınlarına hastalığı bulaştırma açısından bir endişe taşımalarına gerek yoktur; normal sosyal ilişkiler tamamen güvenlidir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Diyabet tanısı almış her bireyin düzenli göz muayenelerini aksatmaması, diyabetik retinopatinin erken tanı ve tedavisi için en önemli adımdır. Erken evrelerde hastalık belirti vermez; bu nedenle belirti bekleyerek değil, periyodik kontrollerle saptanır. Vücudunuzun verdiği sinyalleri görmezden gelmemek ve şüpheli durumlarda profesyonel destekten çekinmemek görme yetinizi korumak için kritiktir.
Tip 2 diyabet tanısı alındığında ilk göz muayenesi mutlaka yapılmalıdır; çünkü hastalık genellikle yıllardır gizli seyretmektedir ve tanı anında bile retinopati mevcut olabilir. Tip 1 diyabetli hastalar tanıdan beş yıl sonra ilk göz muayenesini yaptırmalıdır. Tüm diyabetli hastalar bundan sonra yılda en az bir kez göz muayenesi olmalıdır; retinopati saptanan veya ileri risk faktörleri olan hastalarda bu süre daha kısa olabilir.
Gebe veya gebelik planlayan diyabetli kadınların gebelik öncesi göz muayenesi yaptırması, gebelik süresince üç ayda bir göz kontrolü olması önerilir. Gebelik diyabetik retinopatiyi hızlandırabilir. Gestasyonel diyabet (gebelikte gelişen diyabet) genellikle retinopati gelişimine yol açmaz ancak doğum sonrası tip 2 diyabet riski olduğu için takip önemlidir.
Görme bulanıklığı, dalgalanmalar, gözlük numarasında ani değişiklikler mutlaka değerlendirilmelidir. Bu durum kan şekeri dalgalanmasının bir yansıması olabilir ancak retinopati ilerlemesinin de işareti olabilir. Gözünüzün önünde aniden beliren siyah noktalar, uçuşan gölgeler, ipliksi yapılar mutlaka uzman değerlendirmesi gerektirir. Bu belirtiler retina damarlarından kanama veya vitreus dekolmanını düşündürebilir.
Görme alanında karanlık veya boş alanlar (skotomlar), bir bölümün eksik görülmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Aniden gelişen görme kaybı (özellikle bir gözde) acil bir göz hekimi başvurusu gerektirir; bu durum vitreus hemorajisi, retina dekolmanı veya damar tıkanıklığını düşündürebilir. Görme alanında perde benzeri karanlık alanların yerleşmesi acil müdahale gerektirir.
Düz çizgilerin dalgalı veya bükük görünmesi (metamorfopsi) makula ödemi belirtisi olabilir. Renk algısında belirgin değişiklikler, gece görüşünde belirgin bozulma, parlak ışıklardan rahatsız olma değerlendirilmelidir. Şiddetli göz ağrısı, bulantı, kusma, kırmızı göz, halo görme (ışık çevresinde halka görme) gibi belirtiler akut glokom atağını düşündürebilir ve acil müdahale gerektirir. Bu durum diyabetik retinopati komplikasyonu olan neovasküler glokom olabilir.
Kan şekeri kontrolü kötü olan, HbA1c değeri yüksek seyreden, eşlik eden hipertansiyonu veya diğer komplikasyonları olan diyabetli hastaların göz muayenelerini daha sıkı takip etmesi gerekir. Daha önce retinopati tanısı almış olan ve tedavi gören hastalar, doktorlarının önerdiği aralıklarla muayene olmalı, tedavi randevularını aksatmamalıdır. Yeni başlayan görme belirtileri olduğunda planlı randevuyu beklemeden hekimine başvurmalıdır. Bu belirtilerin her zaman diyabetik retinopatiye işaret etmediğini, pek çok başka göz durumunun da benzer şikayetler oluşturabileceğini hatırlatmak gerekir; ancak doğru tanı ve uygun tedavi için bir göz hekimine başvurmak en güvenli yoldur.
Son Değerlendirme
Diyabetik retinopati, diyabetin önemli ve görme yetisini ciddi şekilde tehdit eden bir komplikasyonu olmakla birlikte, modern oftalmoloji yaklaşımlarıyla başarıyla yönetilebilen bir hastalıktır. Erken tanı, etkili tedavi ve düzenli takip ile görme yetisinin korunması büyük ölçüde mümkündür. Bu hastalıkta önleme tedaviden daha önemlidir; sıkı kan şekeri kontrolü, hipertansiyon ve dislipidemi yönetimi, sağlıklı yaşam tarzı önlemleri retinopati gelişme ve ilerleme riskini önemli ölçüde azaltır. Son yıllarda anti-VEGF tedavileri, modern lazer yöntemleri ve gelişmiş vitreoretinal cerrahi teknikleri sayesinde diyabetik retinopatinin tedavisi büyük ilerleme kaydetmiştir. Geçmişte kaçınılmaz görme kaybı yaratan vakaların büyük bölümü bugün başarıyla tedavi edilebilmektedir. Yıllık göz muayenesi, diyabetli her birey için olmazsa olmaz bir sağlık önlemidir. Belirti olmaması, retinopati olmadığı anlamına gelmez; çünkü hastalık erken evrelerde sessiz seyreder. Multidisipliner ekip yaklaşımı (endokrinoloji ve oftalmoloji uzmanlarının iş birliği) optimum tedavi sonuçları için kritik öneme sahiptir. Her hastanın durumu farklıdır; tedavi planı bireysel olarak özenle oluşturulmalıdır. Düzenli kontroller, doktor önerilerine uyum, diyabet kontrolünün optimize edilmesi, eşlik eden hastalıkların yönetimi sürecin başarısında belirleyici unsurlardır. Modern teknolojiler (sürekli glukoz izleme sistemleri, OCT, OCT anjiyografi, yapay zeka destekli tarama programları) diyabetik retinopati yönetiminde önemli ilerlemelere katkı sağlamaktadır. Koru Hastanesi Endokrinoloji ve Göz Hastalıkları bölümleri, diyabetik retinopatisi olan hastalara multidisipliner ve hasta odaklı bir yaklaşımla destek sunar. Bu uzun yolculukta yalnız olmadığınızı, deneyimli bir ekiple birlikte ilerlediğinizi unutmamak hem siz hem de yakınlarınız için önemli bir moral kaynağıdır. Erken tanı, doğru tedavi, etkili diyabet yönetimi ve uzun süreli takip ile diyabetik retinopati günümüzde başarıyla yönetilebilen bir hastalık haline gelmiştir.
Bilgilendirme: Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; doktor muayenesi, tanı veya tedavinin yerini tutmaz. Sağlığınızla ilgili kararlar için bir uzman hekime danışın.





