Diyabetik nefropati, dünya genelinde son dönem böbrek yetmezliğinin (SDBY) en sık nedeni olarak kabul edilmektedir. Diyaliz tedavisi gören hastaların yaklaşık %30-40'ını diyabetik nefropati hastaları oluşturmaktadır. Hem tip 1 hem de tip 2 diabetes mellitus hastalarında görülebilen bu komplikasyon, özellikle hastalık süresi 10 yılı aşan bireylerde belirgin biçimde artış göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde tip 2 diyabetin prevalansındaki artışa paralel olarak diyabetik nefropati insidansı da yükselmektedir. Türkiye'de kronik böbrek hastalığı prevalansının %15 civarında olduğu ve bu hastaların önemli bir kısmının diyabetik nefropatiye bağlı böbrek fonksiyon kaybı yaşadığı bilinmektedir. Erken tanı ve uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir; ancak geç kalındığında diyaliz veya böbrek nakli kaçınılmaz hale gelmektedir.
Diyabetik Nefropati Nedir?
Diyabetik nefropati, uzun süreli hiperglisemiye bağlı olarak böbrek glomerüllerinde meydana gelen yapısal ve fonksiyonel değişikliklerle karakterize kronik bir mikrovasküler komplikasyondur. Hastalığın patogenezinde birden fazla mekanizma rol oynamaktadır. Kronik hiperglisemi, glomerüler kapillerlerde hiperfiltrasyon ve intraglomerüler basınç artışına yol açar. Bu süreçte glomerüler bazal membran kalınlaşması, mezangial matriks genişlemesi ve ileri dönemlerde Kimmelstiel-Wilson nodülleri olarak bilinen karakteristik nodüler glomerüloskleroz bulguları ortaya çıkar.
Patofizyolojik süreçte ileri glikasyon son ürünleri (AGE), protein kinaz C aktivasyonu, oksidatif stres ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS) aktivasyonu kilit rol oynar. Podosit hasarı ve endotelyal disfonksiyon sonucunda glomerüler filtrasyon bariyeri bozulur ve albümin idrarla atılmaya başlar. Başlangıçta az miktarda olan bu albümin kaybı, tedavi edilmediğinde giderek artarak nefrotik düzeyde proteinüri ve ilerleyici böbrek fonksiyon kaybına neden olur.
Transforme edici büyüme faktörü beta (TGF-β) aracılığıyla tetiklenen fibrozis süreci, tübülointerstisyel hasar ile birleşerek geri dönüşümsüz böbrek hasarına yol açar. Glomerüler hasar ilerledikçe fonksiyonel nefron sayısı azalır ve kalan nefronlardaki kompansatuar hiperfiltrasyon bir kısır döngü oluşturarak hastalığın hızlanmasına neden olur.
Mogensen Evreleri
Diyabetik nefropatinin seyri, Mogensen sınıflamasına göre beş evrede tanımlanmaktadır. Bu evreleme sistemi özellikle tip 1 diyabet için geliştirilmiş olmakla birlikte, tip 2 diyabette de klinik pratikte yaygın olarak kullanılmaktadır.
- Evre 1 – Hiperfiltrasyon dönemi: Diyabetin başlangıcında glomerüler filtrasyon hızı (GFR) normalin üzerine çıkar ve 150 mL/dk'yı aşabilir. Böbrek boyutları artmıştır. Bu dönemde albüminüri yoktur ve klinik bulgu saptanmaz. Sıkı glisemik kontrol ile hiperfiltrasyon geri döndürülebilir.
- Evre 2 – Sessiz dönem: Klinik olarak belirgin bir bulgu yoktur ancak histopatolojik olarak bazal membran kalınlaşması ve mezangial genişleme başlamıştır. GFR hâlâ yüksek veya normal sınırlardadır. Bu dönem 5-15 yıl sürebilir ve rutin tetkiklerde genellikle saptanamaz.
- Evre 3 – Mikroalbüminüri dönemi: İdrarda albümin atılımı 30-300 mg/gün aralığına yükselir. Bu evre, klinik nefropatinin habercisi olarak kabul edilir ve erken müdahale ile ilerleme önemli ölçüde yavaşlatılabilir. Kan basıncı yükselmeye başlayabilir. GFR hâlâ korunmuştur veya hafif azalmıştır.
- Evre 4 – Makroalbüminüri (aşikar nefropati) dönemi: Albümin atılımı 300 mg/gün'ü aşar ve belirgin proteinüri ortaya çıkar. GFR ilerleyici olarak düşmeye başlar, ortalama yılda 10-12 mL/dk azalma görülür. Hipertansiyon belirginleşir, ödem gelişebilir. Nefrotik sendrom tablosu oluşabilir.
- Evre 5 – Son dönem böbrek yetmezliği: GFR 15 mL/dk'nın altına düşer ve renal replasman tedavisi gerekir. Üremik belirtiler ortaya çıkar, kardiyovasküler risk belirgin olarak artar. Diyaliz veya böbrek nakli planlanmalıdır.
Nedenleri ve Risk Faktörleri
Diyabetik nefropatinin gelişiminde ve ilerlemesinde birden fazla risk faktörü etkili olmaktadır. Bu faktörlerin bir kısmı değiştirilebilir nitelikte olup erken müdahale ile hastalığın seyri olumlu yönde etkilenebilir.
- Kötü glisemik kontrol: HbA1c düzeyinin %7'nin üzerinde seyretmesi, diyabetik nefropati gelişim riskini belirgin olarak artırır. DCCT ve UKPDS çalışmaları, sıkı glisemik kontrolün mikrovasküler komplikasyonları %25-50 oranında azalttığını göstermiştir.
- Hipertansiyon: Kontrolsüz kan basıncı, glomerüler hasarı hızlandırır. Sistemik hipertansiyon intraglomerüler basıncı artırarak podosit hasarını ve proteinüriyi şiddetlendirir. Hedef kan basıncının 130/80 mmHg'nin altında tutulması önerilmektedir.
- Dislipidemi: Yüksek LDL kolesterol ve trigliserid düzeyleri, mezangial hücre proliferasyonunu uyararak glomerüloskleroz sürecini hızlandırır. Lipid birikimi renal tübüler hücrelerde de inflamatuar yanıtı tetikler.
- Sigara kullanımı: Sigara, endotelyal disfonksiyonu artırır, oksidatif stresi şiddetlendirir ve böbrek kan akımını azaltarak nefropati ilerlemesini hızlandırır. Sigara bırakan hastalarda albüminüri ilerlemesi yavaşlar.
- Genetik yatkınlık: Aile öyküsünde diyabetik nefropati bulunan bireylerde risk 3-5 kat artmıştır. ACE gen polimorfizmi, aldoz redüktaz gen varyantları ve bazı sitokin genleri genetik yatkınlıkta rol oynayan faktörler arasındadır.
- Diyabet süresi: Tip 1 diyabette hastalık süresinin 10 yılı aşması nefropati riskini belirgin olarak artırır. Tip 2 diyabette tanı anında zaten mikroalbüminüri saptanabilir; çünkü tanı sıklıkla gecikmektedir.
- Obezite: Vücut kitle indeksinin 30'un üzerinde olması, glomerüler hiperfiltrasyon ve intraglomerüler basınç artışına katkıda bulunarak nefropati riskini yükseltir.
- Yüksek proteinli diyet: Aşırı protein alımı, glomerüler filtrasyon yükünü artırarak böbrek hasarını hızlandırabilir.
Belirtileri
Diyabetik nefropatinin en tehlikeli yönlerinden biri, erken evrelerde tamamen asemptomatik seyretmesidir. Hastaların büyük çoğunluğu, ileri evre böbrek hasarı gelişene kadar herhangi bir şikâyette bulunmaz. Bu durum, düzenli tarama testlerinin önemini vurgular.
- Erken dönem (Evre 1-2): Belirgin klinik bulgu yoktur. Hasta kendini tamamen sağlıklı hissedebilir. Yalnızca laboratuvar tetkikleri ile hiperfiltrasyon saptanabilir.
- Mikroalbüminüri dönemi (Evre 3): Genellikle hâlâ asemptomatiktir. Bazı hastalarda hafif kan basıncı yüksekliği fark edilebilir. İdrarda köpüklenme nadiren dikkat çekebilir.
- Makroalbüminüri dönemi (Evre 4): Alt ekstremitelerde ve göz çevresinde ödem gelişir. Hipertansiyon kötüleşir ve mevcut tedaviye rağmen kontrol güçleşir. Yorgunluk, halsizlik ve egzersiz intoleransı ortaya çıkar. İdrarda belirgin köpüklenme gözlenir. Kilo artışı sıvı retansiyonuna bağlı olabilir.
- Son dönem böbrek yetmezliği (Evre 5): Üremik belirtiler belirginleşir. Bulantı, kusma, iştahsızlık, metalik tat, kaşıntı, uyku bozukluğu, konsantrasyon güçlüğü, nefes darlığı ve periferik nöropati şikâyetleri ortaya çıkar. Oligüri veya anüri gelişebilir.
Diyabetik nefropati olan hastalarda sıklıkla diğer mikrovasküler komplikasyonlar da eşlik eder. Diyabetik retinopati hastaların büyük çoğunluğunda bulunur ve nefropati tanısını destekleyen bir bulgudur. Diyabetik nöropati de sık görülür ve periferik duyu kaybı, otonomik disfonksiyon şeklinde kendini gösterebilir.
Tanı Yöntemleri
Diyabetik nefropati tanısı, klinik bulgular ve laboratuvar tetkiklerinin birlikte değerlendirilmesiyle konur. Diyabetli hastalarda düzenli tarama yapılması erken tanı için kritik öneme sahiptir.
- Albümin/kreatinin oranı (ACR): Spot idrarda ölçülen ACR, mikroalbüminüri taramasında ilk basamak testtir. ACR değerinin 30-300 mg/g aralığında olması mikroalbüminüriyi, 300 mg/g üzerinde olması makroalbüminüriyi gösterir. En az 3-6 ay içinde yapılan üç ölçümden ikisinde yükseklik saptanması tanı için gereklidir.
- 24 saatlik idrarda albümin: Altın standart yöntemdir ancak toplama hatası riski nedeniyle günlük pratikte spot ACR tercih edilmektedir. Albümin atılımının 30 mg/gün üzerinde olması anlamlıdır.
- Tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR): Serum kreatinini ve/veya sistatin C kullanılarak CKD-EPI formülü ile hesaplanır. Böbrek fonksiyonlarının evrelendirilmesinde temel parametredir. eGFR'nin 60 mL/dk/1.73 m²'nin altına düşmesi kronik böbrek hastalığı evre 3 ve üzerini gösterir.
- Böbrek ultrasonografisi: Böbrek boyutları, parankim ekojenitesi ve kortikal kalınlık değerlendirilir. Erken evrelerde böbrekler normal veya büyük olabilirken, ileri evrelerde küçülme ve kortikal incelme gözlenir. Obstrüktif nedenlerin ekartasyonunda da önemlidir.
- Böbrek biyopsisi: Atipik prezentasyon gösteren olgularda endikedir. Hızlı progresyon, diyabet süresi kısa olmasına rağmen ağır proteinüri, aktif idrar sedimenti veya eşlik eden retinopati olmaması gibi durumlarda biyopsi düşünülmelidir. Nodüler glomerüloskleroz (Kimmelstiel-Wilson lezyonları) ve difüz mezangial genişleme karakteristik histopatolojik bulgulardır.
- Ek tetkikler: Tam kan sayımı (renal anemi değerlendirmesi), serum elektrolitleri, kalsiyum-fosfor metabolizması, parathormon düzeyi ve lipid profili de değerlendirme sürecinde istenir.
Ayırıcı Tanı
Her diyabetik hastada gelişen böbrek hastalığı diyabetik nefropati olmayabilir. Diyabetik bireylerde non-diyabetik böbrek hastalıkları da görülebilir ve bu durumların ayırt edilmesi tedavi yaklaşımını doğrudan etkiler.
- IgA nefropatisi: Diyabetik hastalarda eşzamanlı olarak görülebilir. Episodik makroskopik hematüri ve enfeksiyon sonrası proteinüri artışı ayırt ettirici özelliklerdir.
- Membranöz nefropati: Nefrotik düzeyde proteinüri ile ortaya çıkabilir ve diyabetik nefropati ile karışabilir. Biyopsi tanı koydurucu olabilir.
- Renal arter stenozu: Özellikle aterosklerotik risk faktörleri taşıyan tip 2 diyabet hastalarında düşünülmelidir. ACE inhibitörü başlandıktan sonra akut kreatinin yükselmesi şüphe uyandırmalıdır.
- Hipertansif nefroskleroz: Uzun süreli hipertansiyona bağlı böbrek hasarı diyabetik nefropati ile iç içe geçebilir veya tek başına mevcut olabilir.
- Glomerülonefritler: Aktif idrar sedimenti (eritrosit silindirleri, dismorfik eritrositler), hızlı GFR düşüşü ve eşlik eden retinopati olmaması glomerülonefrit düşündürmelidir.
Tedavi
Diyabetik nefropati tedavisi, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı, kardiyovasküler riski azaltmayı ve yaşam kalitesini korumayı hedefler. Çok yönlü bir yaklaşım gerekmektedir.
Glisemik Kontrol
HbA1c hedefinin %7'nin altında tutulması, mikrovasküler komplikasyonların ilerlemesini yavaşlattığı kanıtlanmıştır. Ancak ileri böbrek yetmezliğinde hipoglisemi riski arttığından, eGFR düşük hastalarda bireyselleştirilmiş hedefler belirlenmelidir. Metformin eGFR 30 mL/dk'nın altına düştüğünde kesilmelidir. SGLT2 inhibitörleri (dapagliflozin, empagliflozin, kanagliflozin) yalnızca glisemik kontrol sağlamakla kalmayıp doğrudan renal koruyucu etki göstermektedir. CREDENCE ve DAPA-CKD çalışmaları, bu ajanların SDBY'ye ilerlemeyi %30-40 oranında azalttığını ortaya koymuştur.
Kan Basıncı Kontrolü
Hedef kan basıncı 130/80 mmHg'nin altı olarak belirlenmiştir. İlk tercih ilaçlar ACE inhibitörleri (ramipril, enalapril, perindopril) veya anjiyotensin reseptör blokerleri (losartan, valsartan, irbesartan) olmalıdır. Bu ajanlar, intraglomerüler basıncı düşürerek albüminüriyi azaltır ve nefropati ilerlemesini yavaşlatır. ACE inhibitörü ve ARB kombinasyonu ise hiperkalemi ve akut böbrek hasarı riskini artırdığından önerilmemektedir.
Finerenon (Non-steroid Mineralokortikoid Reseptör Antagonisti)
Finerenon, diyabetik nefropati tedavisinde yeni bir çığır açmıştır. FIDELIO-DKD ve FIGARO-DKD çalışmaları, finerenon'un ACE-i/ARB tedavisine eklenmesiyle böbrek yetmezliği progresyonunu ve kardiyovasküler olayları anlamlı ölçüde azalttığını göstermiştir. Steroidal mineralokortikoid antagonistlerinden farklı olarak jinekomasti riski düşüktür.
Lipid Kontrolü
Statin tedavisi, kardiyovasküler riskin azaltılması amacıyla diyabetik nefropati hastalarının büyük çoğunluğunda endikedir. LDL kolesterol hedefi genel olarak 70 mg/dL'nin altı olarak kabul edilmektedir. Diyaliz hastalarında statin başlamanın yararı tartışmalı olmakla birlikte, diyaliz öncesi başlanmışsa devam edilmesi önerilmektedir.
Diyet ve Yaşam Tarzı
Protein kısıtlaması (0.8 g/kg/gün) ileri evre kronik böbrek hastalığında önerilmektedir. Tuz alımının günde 5-6 gramın altında tutulması kan basıncı kontrolüne katkı sağlar. Düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve sigara bırakma tedavinin ayrılmaz parçalarıdır.
Komplikasyonlar
Diyabetik nefropati, böbrek dışı birçok sistemi de etkileyen komplikasyonlara yol açabilir. Bu komplikasyonlar hastalığın morbidite ve mortalitesini belirgin olarak artırır.
- Kardiyovasküler hastalık: Diyabetik nefropati hastalarında kardiyovasküler mortalite genel popülasyona kıyasla 10-20 kat artmıştır. Koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riski belirgin olarak yükselir. Hastaların önemli bir kısmı SDBY'ye ulaşmadan kardiyovasküler olay nedeniyle kaybedilir.
- Renal anemi: Eritropoetin üretiminin azalması sonucu normokrom normositer anemi gelişir. Kronik yorgunluk, egzersiz intoleransı ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olur.
- Mineral kemik hastalığı: Fosfor birikimi, aktif D vitamini eksikliği ve sekonder hiperparatiroidizm kemik metabolizmasını bozar. Renal osteodistrofi, vasküler kalsifikasyon ve kırık riski artar.
- Hiperpotasemi: RAAS blokajı kullanan hastalarda özellikle dikkatli olunmalıdır. Yaşamı tehdit eden kardiyak aritmilere neden olabilir.
- Sıvı yüklenmesi: Böbreklerin sodyum ve su atılımındaki yetersizlik periferik ödem, pulmoner ödem ve hipertansiyon kontrolsüzlüğüne yol açar.
- Üremik sendrom: İleri böbrek yetmezliğinde üre ve diğer toksik metabolitlerin birikmesiyle perikardik, nörolojik ve gastrointestinal bulgular ortaya çıkar.
Korunma
Diyabetik nefropatiden korunma, primer ve sekonder koruma stratejilerini kapsar. Erken dönemde alınan önlemler hastalığın gelişimini engelleyebilir veya geciktirebilir.
- Sıkı glisemik kontrol: HbA1c'nin %7'nin altında tutulması, nefropati gelişim riskini %25-50 oranında azaltır. Diyabet tanısından itibaren düzenli glisemik izlem şarttır.
- Erken ve düzenli tarama: Tip 1 diyabette tanıdan 5 yıl sonra, tip 2 diyabette tanı anından itibaren yıllık ACR ve eGFR kontrolü yapılmalıdır.
- Kan basıncı kontrolü: Hedef değerin 130/80 mmHg altında tutulması ve albüminüri varlığında RAAS blokajı başlanması primer korunmanın temel taşlarıdır.
- Sigara bırakma: Sigara, bağımsız bir risk faktörü olup bırakılması böbrek fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar.
- Dislipidemi tedavisi: Lipid düzeylerinin hedef değerlerde tutulması hem kardiyovasküler hem de renal koruma sağlar.
- Nefrotoksik ajanlardan kaçınma: Non-steroid antiinflamatuar ilaçların (NSAİİ) uzun süreli kullanımından, aminoglikozid grubu antibiyotiklerden ve iyotlu kontrast maddelerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
- Sağlıklı yaşam tarzı: Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve yeterli sıvı alımı genel böbrek sağlığını destekler.
Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?
Diyabetik hastaların düzenli nefroloji takibinde olması ideal olmakla birlikte, bazı durumlar acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
- İdrarda köpüklenme: Özellikle yeni başlayan veya artış gösteren idrar köpüklenmesi proteinüri habercisi olabilir ve mutlaka değerlendirilmelidir.
- Açıklanamayan ödem: Ayak bileklerinde, bacaklarda veya göz çevresinde gelişen şişlik böbrek fonksiyon kaybının işareti olabilir.
- Hipertansiyon kontrolsüzlüğü: Mevcut tedaviye rağmen kan basıncının yüksek seyretmesi veya daha önce kontrol altında olan kan basıncının bozulması nefrolojik değerlendirme gerektirir.
- Yorgunluk ve halsizlik: Kronik ve açıklanamayan yorgunluk, renal anemi veya üremiye bağlı olabilir.
- İdrar miktarında değişiklik: İdrar miktarında belirgin azalma veya gece idrara kalkma sıklığında artış böbrek fonksiyon değişikliğini düşündürür.
- Bulantı ve iştahsızlık: İleri böbrek yetmezliğinde üremik belirtiler olarak ortaya çıkabilir ve acil müdahale gerektirebilir.
Nefrolojiye sevk endikasyonları arasında eGFR'nin 30 mL/dk'nın altına düşmesi, hızlı GFR kaybı (yılda 5 mL/dk'dan fazla), inatçı hiperkalemi, dirençli hipertansiyon ve nefrotik düzeyde proteinüri sayılabilir. Diyaliz hazırlığının zamanında yapılabilmesi için eGFR 20 mL/dk civarında nefroloji ile yakın işbirliği başlatılmalıdır.
Diyabetik nefropati, erken tanı ve çok yönlü tedavi yaklaşımı ile kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır. Diyabetli her bireyin düzenli böbrek fonksiyon takibinde olması, yaşam tarzı değişikliklerini benimsemesi ve tedavi uyumunu sürdürmesi hastalığın ilerlemesini engellemede en etkili stratejidir. Günümüzde SGLT2 inhibitörleri ve finerenon gibi yeni tedavi seçenekleri, diyabetik nefropati yönetiminde umut verici sonuçlar sunmakta ve hastaların prognozu iyileştirilmektedir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişenizde vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurmanız önerilmektedir.
Koru Hastanesi Dahiliye bölümünde uzman hekimlerimiz, bu alandaki en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastalarımıza kapsamlı sağlık hizmeti sunmaktadır. Detaylı bilgi ve randevu için bizimle iletişime geçebilirsiniz.








