Acil Servis

Akut Psikotik Atak: Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Koru Hastanesi olarak akut psikotik atak tedavisinde acil farmakolojik müdahale, güvenli ortam sağlama ve psikiyatrik stabilizasyonu uzman psikiyatri ekibimizle uyguluyoruz.

Akut psikotik atak, bireyin gerçeklik algısının ani ve ciddi biçimde bozulduğu, halüsinasyonlar, hezeyanlar, dezorganize düşünce ve davranış örüntüleriyle karakterize edilen psikiyatrik bir acil durumdur. Bu klinik tablo, hastanın kendisine ve çevresine yönelik ciddi risk oluşturabilmesi nedeniyle acil tıbbi müdahale gerektiren durumlar arasında öncelikli bir konuma sahiptir. Psikotik ataklar, şizofreni spektrum bozuklukları, bipolar bozukluk, şizoaffektif bozukluk, madde kullanımına bağlı psikoz, kısa psikotik bozukluk ve organik nedenli psikozlar dahil olmak üzere pek çok farklı etiyolojik zeminde ortaya çıkabilmektedir.

Akut psikotik atak sırasında hasta, çevresindeki uyaranları doğru biçimde değerlendiremez, gerçek ile gerçek olmayan arasındaki ayrımı yapamaz hale gelir. Algısal bozukluklar genellikle işitsel halüsinasyonlar şeklinde kendini gösterir; hasta, var olmayan seslerin kendisiyle konuştuğunu veya kendisi hakkında konuştuğunu ifade edebilir. Hezeyansal düşünceler ise persekütif, grandiöz veya referansiyel nitelikte olabilir. Dezorganize davranış kalıpları, ajitasyon, psikomotor eksitasyon ve agresif tutumlar akut tablonun sık karşılaşılan bileşenleridir.

Akut Psikotik Atağın Klinik Belirtileri ve Tanısal Değerlendirme

Akut psikotik atağın klinik prezentasyonu oldukça heterojen bir görünüm sergileyebilir. Pozitif belirtiler olarak adlandırılan halüsinasyonlar, hezeyanlar ve dezorganize düşünce içeriği ön planda yer alırken, negatif belirtiler olan duygusal küntleşme, avolisyon ve sosyal çekilme de tabloya eşlik edebilmektedir. Acil servis ortamında klinisyenin öncelikli görevi, psikotik belirtilerin organik bir nedene bağlı olup olmadığını hızla değerlendirmektir.

Tanısal değerlendirme sürecinde aşağıdaki klinik bulgular sistematik olarak sorgulanmalıdır:

  • İşitsel halüsinasyonlar: Emir veren sesler (komut halüsinasyonları) özellikle tehlikeli kabul edilir ve hastanın kendisine ya da başkalarına zarar verme riski açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
  • Görsel halüsinasyonlar: Organik etiyolojiyi düşündüren önemli bir bulgudur; metabolik bozukluklar, intoksikasyon veya nörolojik patolojiler ekarte edilmelidir.
  • Hezeyanlar: Persekütif hezeyanlar (takip edilme, zehirlenme korkusu), grandiöz hezeyanlar (olağanüstü güçlere sahip olma inancı) ve referansiyel hezeyanlar (çevredeki olayların kendisiyle ilgili olduğu düşüncesi) en sık karşılaşılan formatlardır.
  • Dezorganize düşünce: Konuşmada çağrışım gevşekliği, teğetsellik, neolojizmler ve tutarsız sözel ifadeler şeklinde kendini gösterir.
  • Katatonik belirtiler: Stupor, katalepsi, mümsilik, negativizm veya psikomotor ajitasyon şeklinde ortaya çıkabilir.
  • Psikomotor ajitasyon: Huzursuzluk, yerinde duramama, agresif davranış eğilimi ve çevreye yönelik tahripkar tutumlar acil müdahale gerektiren durumlardır.

Fizik muayene, tam kan sayımı, biyokimya paneli, tiroid fonksiyon testleri, idrar toksikoloji taraması, vitamin B12 ve folat düzeyleri, serolojik testler ve gerekli görüldüğünde kranial görüntüleme tetkikleri tanısal sürecin vazgeçilmez bileşenleridir. Özellikle ilk psikotik atak yaşayan hastalarda organik nedenlerin dışlanması büyük önem taşımaktadır.

Acil Serviste İlk Değerlendirme ve Triaj Protokolü

Akut psikotik atakla acil servise başvuran hastanın yönetiminde sistematik bir yaklaşım benimsenmelidir. Triaj aşamasında hastanın ajitasyon düzeyi, kendine ve çevresine zarar verme riski, vital bulguları ve bilinç durumu hızla değerlendirilmelidir. Acil servis ekibinin güvenliği her zaman öncelikli konular arasında yer almalı ve gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.

İlk değerlendirme sürecinde ABC (Airway-Breathing-Circulation) protokolü uygulanmalı, hastanın hemodinamik stabilitesi sağlanmalıdır. Akut psikotik atak, bazı durumlarda hayatı tehdit eden tıbbi durumların bir belirtisi olabilir. Hipoglisemi, hiponatremi, hepatik ensefalopati, menenjit, ensefalit, intrakranial kitle lezyonları ve akut intoksikasyon tabloları psikotik belirtilerle prezente olabilmektedir.

Triaj protokolünde hastanın risk sınıflandırması yapılmalıdır. Yüksek riskli hastalar; komut halüsinasyonları bildiren, aktif intihar düşüncesi olan, homisidal düşünceleri bulunan, ciddi psikomotor ajitasyon gösteren ve madde intoksikasyonu şüphesi olan bireylerdir. Bu hastaların derhal güvenli bir ortamda izleme alınması ve psikiyatri konsültasyonunun acil olarak istenmesi gerekmektedir.

Akut Psikotik Atağın Etiyolojisi ve Risk Faktörleri

Akut psikotik atağın gelişiminde çok sayıda predispozan ve presipitan faktör rol oynamaktadır. Genetik yatkınlık, nörogelişimsel anomaliler, nörokimyasal dengesizlikler ve çevresel stresörler birlikte değerlendirildiğinde, psikotik atağın multifaktöriyel bir etiyolojiye sahip olduğu açıkça görülmektedir.

Genetik ve biyolojik risk faktörleri arasında birinci derece akrabalarda şizofreni veya bipolar bozukluk öyküsü, prenatal enfeksiyon maruziyeti, perinatal komplikasyonlar, nörogelişimsel gecikme öyküsü ve dopaminerjik sistem disregülasyonu sayılabilir. İkiz çalışmaları, şizofreni için konkordans oranının monozigot ikizlerde %40-50, dizigot ikizlerde ise %10-15 civarında olduğunu ortaya koymuştur.

Çevresel ve psikososyal risk faktörleri şunlardır:

  • Madde kullanımı: Kannabinoid kullanımı, özellikle yüksek THC içerikli ürünler, psikoz riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Amfetamin, kokain, sentetik kannabinoidler ve halüsinojenler doğrudan psikotik semptomatolojiye yol açabilmektedir.
  • Akut stres ve travma: Şiddetli psikososyal stresörler, travmatik yaşam olayları, yas süreci ve sosyal izolasyon psikotik dekompansasyonu tetikleyebilir.
  • Uyku yoksunluğu: Uzun süreli uyku deprivasyonu, nöronal fonksiyonları bozarak psikotik belirtilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.
  • İlaç uyumsuzluğu: Bilinen psikiyatrik hastalığı olan bireylerde antipsikotik tedavinin ani kesilmesi veya düzensiz kullanımı rebound psikoza neden olabilmektedir.
  • Göç ve kültürel uyumsuzluk: Göç deneyimi, sosyokültürel izolasyon ve ayrımcılık maruziyeti psikoz riskini artıran faktörler arasında yer almaktadır.
  • Urbanizasyon: Kentsel yaşam, özellikle yüksek nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerde ikamet, psikoz insidansında artışla ilişkilendirilmiştir.

Organik nedenler arasında otoimmün ensefalitler (özellikle anti-NMDA reseptör ensefaliti), temporal lob epilepsisi, Wilson hastalığı, porfiri, sistemik lupus eritematozus, hipotiroidizm, hipertiroidizm, Cushing sendromu ve vitamin B12 eksikliği mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Bu durumların erken tanınması ve spesifik tedavilerinin başlanması, hastanın prognozunu doğrudan etkilemektedir.

Acil Müdahale Protokolü ve Farmakolojik Yaklaşım

Akut psikotik atakta acil müdahalenin temel hedefleri; hastanın ve çevresinin güvenliğini sağlamak, ajitasyonu kontrol altına almak, altta yatan organik nedenleri ekarte etmek ve uygun psikiyatrik tedaviyi başlatmaktır. Farmakolojik müdahale stratejisi, hastanın klinik tablosuna, komorbid durumlarına ve önceki tedavi yanıtına göre bireyselleştirilmelidir.

Akut ajitasyon yönetiminde kullanılan farmakolojik ajanlar:

  • Birinci kuşak antipsikotikler: Haloperidol, akut psikotik ajitasyonda en sık tercih edilen ajandır. İntramüsküler 5-10 mg dozda uygulanabilir. Dopamin D2 reseptör blokajı üzerinden etki gösterir ve genellikle 20-30 dakika içinde klinik yanıt alınır.
  • İkinci kuşak antipsikotikler: Olanzapin (intramüsküler 10 mg) ve ziprasidon (intramüsküler 10-20 mg) akut ajitasyon yönetiminde etkili ve güvenli seçeneklerdir. Daha düşük ekstrapiramidal yan etki profilleri nedeniyle tercih edilebilmektedir.
  • Benzodiazepinler: Lorazepam (intramüsküler veya intravenöz 1-2 mg) hem anksiyolitik hem de sedatif etkisiyle ajitasyon kontrolünde kullanılır. Özellikle katatonik belirtiler ön planda olduğunda veya madde yoksunluğu şüphesi bulunduğunda tercih edilmelidir.
  • Kombinasyon tedavisi: Haloperidol 5 mg + lorazepam 2 mg + difenhidramin 50 mg intramüsküler kombinasyonu ("B52" protokolü) ciddi ajitasyon durumlarında etkili bir seçenektir.

Farmakolojik müdahale sırasında hastanın vital bulguları, özellikle kan basıncı, kalp hızı, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu yakın monitörizasyon altında tutulmalıdır. QTc uzaması riski taşıyan hastalarda elektrokardiyografi çekilmeli ve QTc süresini uzatan ilaç kombinasyonlarından kaçınılmalıdır. Nöroleptik malign sendrom açısından hipertermi, kas rijiditesi, otonomik instabilite ve bilinç değişikliği gibi uyarıcı belirtiler dikkatle izlenmelidir.

Sözel Deeskalasyon Teknikleri ve Non-Farmakolojik Yaklaşımlar

Akut psikotik atak yönetiminde farmakolojik müdahale kadar sözel deeskalasyon teknikleri de kritik öneme sahiptir. Etkili iletişim stratejileri, fiziksel müdahale ihtiyacını azaltabilir ve terapötik ilişkinin kurulmasını kolaylaştırabilir. Deeskalasyon, hastanın ajitasyon düzeyini sözel ve sözel olmayan iletişim yöntemleriyle kademeli olarak düşürmeyi amaçlayan yapılandırılmış bir yaklaşımdır.

Deeskalasyon sürecinde uygulanması gereken temel prensipler şunlardır:

  • Güvenli bir ortam oluşturmak: Hasta ile görüşme, uyaranların minimumda olduğu, sakin ve güvenli bir ortamda gerçekleştirilmelidir. Keskin ve tehlikeli nesneler ortamdan uzaklaştırılmalıdır.
  • Sakin ve kontrollü bir tutum sergilemek: Klinisyenin ses tonu düşük, konuşma hızı yavaş ve beden dili tehdit edici olmayan bir biçimde olmalıdır.
  • Aktif dinleme: Hastanın ifade ettiği korku ve endişeler ciddiye alınmalı, empatik bir tutumla karşılanmalıdır.
  • Basit ve anlaşılır dil kullanmak: Kısa cümleler, net yönergeler ve karmaşık açıklamalardan kaçınma iletişim etkinliğini artırır.
  • Seçenek sunmak: Hastaya kontrol hissi vermek amacıyla uygun seçenekler sunulmalıdır. Örneğin, ilacı oral mı yoksa enjeksiyon yoluyla mı almak istediği sorulabilir.
  • Sınır koymak: Kabul edilemez davranışlara karşı net ancak saygılı bir şekilde sınır konulmalı, bu sınırların nedenleri açıklanmalıdır.

Non-farmakolojik yaklaşımlar arasında duyusal modülasyon teknikleri, müzik terapi uygulamaları ve yapılandırılmış çevre düzenlemeleri de yer almaktadır. Özellikle psikiyatri yataklı servislerinde sensory room uygulamaları, ajitasyon yönetiminde tamamlayıcı bir yöntem olarak giderek artan bir ilgiyle kullanılmaktadır.

Fiziksel Kısıtlama Endikasyonları ve Etik Boyutlar

Fiziksel kısıtlama, tüm sözel deeskalasyon ve farmakolojik müdahale yöntemlerinin yetersiz kaldığı, hastanın kendisine veya çevresine ciddi ve yakın zarar verme riskinin bulunduğu durumlarda son çare olarak uygulanabilecek bir girişimdir. Bu uygulamanın etik, hukuki ve klinik boyutları dikkatle değerlendirilmelidir.

Fiziksel kısıtlama endikasyonları arasında aktif saldırgan davranış, kendine zarar verme girişimi, tıbbi prosedürlerin güvenli bir şekilde uygulanmasının engellenmesi ve kaçma girişimleri sayılabilir. Kısıtlama uygulaması sırasında hastanın solunumu, dolaşımı ve ekstremite perfüzyonu düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Kısıtlama süresi mümkün olan en kısa sürede tutulmalı ve hastanın klinik durumu sürekli yeniden değerlendirilmelidir.

Etik açıdan fiziksel kısıtlama, hastanın özerklik hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasındaki dengenin dikkatle gözetilmesini gerektirmektedir. Uluslararası kılavuzlar, kısıtlama uygulamalarının minimumda tutulmasını, her kısıtlama episodunun detaylı biçimde dokümante edilmesini ve kısıtlama sonrası hem hasta hem de sağlık ekibi ile bilgilendirme görüşmesi yapılmasını önermektedir. Türkiye'de sağlık mevzuatı çerçevesinde kısıtlama kararı hekim tarafından verilmeli ve yazılı olarak kayıt altına alınmalıdır.

Ayırıcı Tanıda Dikkat Edilmesi Gereken Organik Nedenler

Akut psikotik belirtilerle başvuran her hastada organik etiyolojinin sistematik olarak değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Organik psikozların erken tanınması ve spesifik tedavilerinin başlanması, morbidite ve mortaliteyi önemli ölçüde azaltabilmektedir. Özellikle ilk psikotik atak yaşayan genç hastalarda, atipik prezentasyon gösteren vakalarda ve bilinen psikiyatrik öyküsü olmayan bireylerde organik nedenlerin dışlanması öncelikli hedef olmalıdır.

  • Anti-NMDA reseptör ensefaliti: Genç kadınlarda sık görülen bu otoimmün ensefalit formu; psikiyatrik belirtiler, nöbetler, hareket bozuklukları ve otonomik instabilite ile prezente olabilir. Over teratomu ile ilişkili olabilmesi nedeniyle pelvik görüntüleme önerilmektedir.
  • Temporal lob epilepsisi: İktal ve postiktal psikoz, temporal lob epilepsisinin önemli bir komplikasyonudur. Elektroensefalografi bu hastalarda tanısal değer taşımaktadır.
  • Delirium: Bilinç düzeyinde dalgalanma, dikkat bozukluğu, dezoryantasyon ve akut başlangıç ile karakterize olan delirium tablosu, psikotik belirtilerle karışabilir. Yaşlı hastalarda, enfeksiyon, metabolik bozukluk ve ilaç yan etkileri en sık nedenler arasındadır.
  • Endokrin bozukluklar: Tiroid fonksiyon bozuklukları, Cushing sendromu, Addison hastalığı ve feokromositoma psikiyatrik semptomlarla prezente olabilmektedir.
  • Nörolojik patolojiler: Beyin tümörleri, serebrovasküler olaylar, normal basınçlı hidrosefali ve nörodejeneratif hastalıklar psikotik belirtilere neden olabilir.

Kapsamlı bir laboratuvar değerlendirmesi; tam kan sayımı, kapsamlı metabolik panel, tiroid fonksiyon testleri, vitamin B12 ve folat düzeyleri, seruloplazmin, bakır düzeyleri, ANA, anti-dsDNA, serolojik testler (HIV, sifiliz), idrar toksikoloji taraması ve gerekli görüldüğünde beyin omurilik sıvısı analizi ve otoimmün ensefalit panelini içermelidir.

İlk Psikotik Atak ve Erken Müdahalenin Önemi

İlk psikotik atak (İPA), bireyin yaşamında kritik bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Tedavi edilmemiş psikoz süresi (Duration of Untreated Psychosis - DUP) ile uzun dönem prognoz arasındaki güçlü korelasyon, erken müdahalenin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Araştırmalar, DUP süresinin kısa tutulmasının remisyon oranlarını artırdığını, bilişsel işlev kaybını azalttığını ve sosyal işlevselliğin korunmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

İlk psikotik atak yaşayan bireylerde erken müdahale programları; hızlı tanısal değerlendirme, düşük doz antipsikotik tedavi, bireysel bilişsel davranışçı terapi, aile psikoeğitimi, sosyal beceri eğitimi ve mesleki rehabilitasyon bileşenlerini içermektedir. Bu çok bileşenli yaklaşım, geleneksel tedavi modellerine kıyasla anlamlı düzeyde üstün klinik sonuçlar sağlamaktadır.

Erken müdahale programlarının etkinliği, çok sayıda randomize kontrollü çalışma ve meta-analiz ile desteklenmiştir. RAISE (Recovery After an Initial Schizophrenia Episode) çalışması, koordineli özel bakım modelinin standart toplum bakımına göre yaşam kalitesi, semptom şiddeti ve tedaviye devam oranları açısından anlamlı avantajlar sağladığını ortaya koymuştur. Benzer şekilde, OPUS çalışması entegre tedavi yaklaşımının iki yıllık izlem sonuçlarında standart tedaviye üstün olduğunu göstermiştir.

Korunma Stratejileri ve Psikoz Riski Altındaki Bireyler

Psikoz riski altındaki bireylerin erken dönemde belirlenmesi ve uygun koruyucu müdahalelerin uygulanması, psikiyatrik acil durumların önlenmesinde kilit bir stratejidir. Ultra yüksek risk (UHR) kriterleri ve temel belirtiler yaklaşımı, prodromal dönemdeki bireylerin tanımlanmasında kullanılan başlıca klinik araçlardır.

Primer korunma stratejileri toplum düzeyinde uygulanmakta olup madde kullanımının önlenmesi, ruh sağlığı okuryazarlığının artırılması ve psikososyal destek sistemlerinin güçlendirilmesini kapsamaktadır. Sekonder korunma ise risk altındaki bireylerde erken tanı ve müdahaleyi hedeflemektedir. Tersiyer korunma, psikotik atak geçirmiş bireylerde tekrarlama riskinin azaltılması ve işlevselliğin korunmasına odaklanmaktadır.

Risk altındaki bireylerde uygulanabilecek koruyucu müdahaleler arasında şunlar yer almaktadır:

  • Bilişsel davranışçı terapi (BDT): Ultra yüksek risk grubundaki bireylerde BDT uygulamasının psikoza geçiş oranını azalttığı gösterilmiştir.
  • Omega-3 yağ asitleri: Bazı çalışmalar, omega-3 takviyesinin prodromal dönemde nöroprotektif etki gösterebileceğini öne sürmektedir.
  • Stres yönetimi: Mindfulness temelli stres azaltma programları, yoga ve gevşeme teknikleri anksiyete ve stres düzeylerinin düşürülmesinde etkili olabilmektedir.
  • Madde kullanımından kaçınma: Özellikle kannabis ve sentetik madde kullanımının önlenmesi, genetik yatkınlığı olan bireylerde psikoz riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir.
  • Düzenli uyku hijyeni: Sirkadyen ritmin korunması ve yeterli uyku süresinin sağlanması, nöronal homeostazın sürdürülmesinde temel bir bileşendir.
  • Sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi: Sosyal izolasyonun önlenmesi ve destekleyici ilişkilerin sürdürülmesi, psikoz riskini azaltan koruyucu faktörler arasındadır.

Taburculuk Sonrası İzlem ve Relaps Önleme

Akut psikotik atak nedeniyle tedavi edilen hastaların taburculuk sonrası izlemi, relaps önleme ve uzun dönem prognoz açısından belirleyici bir faktördür. Taburculuk planlaması, hastanın acil servis veya yataklı serviste tedavisi sürerken başlatılmalı ve multidisipliner ekip tarafından koordine edilmelidir.

Taburculuk sonrası izlem protokolünde yer alması gereken temel bileşenler şunlardır:

  • İlaç uyumu takibi: Antipsikotik tedaviye uyumun sağlanması, relaps riskini en güçlü biçimde azaltan faktördür. Uzun etkili enjektabl antipsikotikler, tedavi uyumu sorunlu hastalarda tercih edilmelidir.
  • Düzenli psikiyatrik kontroller: Taburculuk sonrası ilk bir hafta içinde psikiyatri poliklinik kontrolü planlanmalı, tedavi yanıtı ve yan etkiler değerlendirilmelidir.
  • Psikoeğitim: Hasta ve ailesine hastalık hakkında kapsamlı bilgilendirme yapılmalı, tetikleyici faktörler, erken uyarı belirtileri ve acil başvuru koşulları açıklanmalıdır.
  • Psikososyal rehabilitasyon: Sosyal beceri eğitimi, mesleki rehabilitasyon ve destekli istihdam programları hastanın toplumsal işlevselliğinin yeniden kazanılmasında önemli bir role sahiptir.
  • Kriz planı oluşturma: Hasta ve ailesiyle birlikte olası bir kriz durumunda izlenecek adımları içeren yazılı bir plan hazırlanmalıdır.

Relaps önleme stratejileri arasında ilaç uyumunun sürdürülmesi, stres yönetimi becerilerinin geliştirilmesi, madde kullanımından kaçınılması, düzenli uyku düzeninin korunması ve sosyal destek ağlarının aktif tutulması yer almaktadır. Erken uyarı belirtilerinin tanınması ve bu belirtiler ortaya çıktığında hızla profesyonel yardım alınması, rekürenslerin önlenmesinde kritik öneme sahiptir.

Akut Psikotik Atakta Multidisipliner Ekip Yaklaşımı

Akut psikotik atağın etkin yönetimi, multidisipliner bir ekip yaklaşımını gerektirmektedir. Acil tıp uzmanları, psikiyatristler, psikiyatri hemşireleri, klinik psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve güvenlik personeli bu ekibin temel bileşenleridir. Her ekip üyesinin rolü ve sorumlulukları önceden belirlenmiş ve protokolize edilmiş olmalıdır.

Acil tıp uzmanının rolü; hastanın ilk değerlendirmesini yapmak, organik nedenleri ekarte etmek, akut ajitasyonu kontrol altına almak ve psikiyatri konsültasyonunu koordine etmektir. Psikiyatrist, tanısal formülasyonu oluşturmak, tedavi planını belirlemek ve yatış veya taburculuk kararını vermekten sorumludur. Psikiyatri hemşiresi, hastanın sürekli gözlem ve monitörizasyonunu sağlar, ilaç uygulamalarını gerçekleştirir. Klinik psikolog, kriz müdahalesi ve deeskalasyon sürecinde aktif rol alır. Sosyal hizmet uzmanı ise hastanın psikososyal değerlendirmesini yapar ve taburculuk planlamasına katkıda bulunur.

Ekip içi iletişimin etkinliği, hasta güvenliği ve tedavi kalitesi açısından belirleyici bir faktördür. Yapılandırılmış iletişim araçları, düzenli ekip toplantıları ve vaka konferansları, bakım kalitesinin sürekli iyileştirilmesinde önemli bir role sahiptir. Tüm müdahale sürecinin doğru ve eksiksiz biçimde dokümante edilmesi hem klinik hem de medikolegal açıdan zorunludur.

Koru Hastanesi Acil Servis Hizmetleri

Akut psikotik atak gibi psikiyatrik acil durumlar, multidisipliner bir yaklaşım ve uzmanlaşmış ekip yönetimi ile en etkili biçimde kontrol altına alınabilmektedir. Erken tanı, hızlı ve uygun farmakolojik müdahale, sözel deeskalasyon teknikleri ve kapsamlı bir taburculuk sonrası izlem planı, hastaların kısa ve uzun dönem prognozu üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Psikoz riski altındaki bireylerin erken dönemde belirlenmesi ve koruyucu müdahalelerin uygulanması, toplum ruh sağlığının korunmasında stratejik bir öneme sahiptir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut psikotik atak ve diğer psikiyatrik acil durumların yönetiminde güncel kanıta dayalı protokoller doğrultusunda, 7/24 kesintisiz hizmet sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu