Hematoloji

Hematoloji Hastalarında Corona Virüsü

Hematoloji hastalarında COVID-19 daha ağır seyredebilir, korunma ve takip önerilerini hematoloji uzmanlarımızdan öğrenin.

Hematoloji, kan hücrelerinin yapısı, işlevi ve dolaşım sistemine ilişkin hastalıkların incelendiği geniş kapsamlı bir tıp dalıdır. Bu alanda takip edilen hastalar; lösemi, lenfoma, multipl miyelom, aplastik anemi, orak hücreli anemi, hemofili, immün trombositopeni ve kök hücre nakli sonrası dönem gibi çok farklı klinik tabloları kapsamaktadır. Söz konusu hastaların büyük bölümünde bağışıklık sistemi doğrudan hastalığın kendisinden, uygulanan kemoterapiden, radyoterapiden ya da bağışıklık baskılayıcı ilaçlardan olumsuz etkilenmektedir. Bu nedenle koronavirüs (SARS-CoV-2) enfeksiyonunun genel toplumdaki seyrinden farklı bir tabloya yol açması mümkündür. Hematolojik hastalıklarla izlenen bireylerde virüsün bulaşma riski, hastalığın seyri, hastane yatış oranı ve olası komplikasyonlar ayrı bir başlıkta değerlendirilmekte; bu değerlendirme sırasında hem hematolojik tanı hem de mevcut immün durum bir arada göz önünde bulundurulmaktadır.

Koronavirüs enfeksiyonu, damlacık ve temas yoluyla bulaşan, üst ve alt solunum yollarını hedef alan bir viral enfeksiyondur. Sağlıklı bireylerde çoğu durumda hafif veya orta şiddette seyredebilirken, hematoloji hastalarında tablonun ağırlığı belirgin biçimde artabilmektedir. Kemik iliği baskılanmasına bağlı olarak lenfosit sayısının düşük seyrettiği hastalarda virüse karşı geliştirilen bağışıklık yanıtı yetersiz kalabilmekte; bu durum viral yükün uzun süre yüksek kalmasına ve enfeksiyonun daha uzun sürmesine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca nötropenik dönemde bakteriyel ve fungal ek enfeksiyonların koronavirüs tablosuna eşlik etmesi, klinik seyri karmaşık bir hâle getirebilmektedir. Bu tabloların ayırıcı tanısı ve yönetimi, hematoloji kliniği ile enfeksiyon hastalıkları kliniğinin ortak izlemini gerektirmektedir.

Akut lösemi tanısıyla yoğunlaştırılmış kemoterapi alan hastalar, hematoloji polikliniğinde koronavirüs açısından en yüksek risk grupları arasında yer almaktadır. İndüksiyon ve konsolidasyon tedavileri sırasında oluşan derin ve uzun süreli nötropeni; enfeksiyonun ilerleyici pnömoniye, akut solunum sıkıntısı sendromuna ve çoklu organ tutulumuna dönüşme olasılığını artırmaktadır. Kronik lenfositik lösemi hastalarında ise B lenfositlerinin işlevsel bozukluğuna bağlı olarak hipogamaglobulinemi tablosu sıkça görülmekte; bu tablo aşı yanıtının zayıf kalmasına ve enfeksiyonun tekrarlayıcı seyir göstermesine neden olabilmektedir. Miyelodisplastik sendromlarda ve aplastik anemide de benzer şekilde sitopenilerin derinliği, koronavirüs enfeksiyonu sırasında görülen ateş, yorgunluk ve solunum sıkıntısı gibi belirtilerin daha erken ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

Lenfoma hastalarında koronavirüs enfeksiyonunun seyri, hastalığın alt tipine ve uygulanan onkolojik yaklaşıma göre farklılık göstermektedir. Hodgkin dışı lenfomalarda kullanılan anti-CD20 hedefli monoklonal antikorlar, B hücrelerinin uzun süreli baskılanmasına neden olmaktadır. Bu baskılanma, virüse özgü antikor yanıtının gecikmesine ya da yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Hodgkin lenfoma tanısıyla izlenen genç yetişkinlerde ise mediastinal kitleye bağlı akciğer kapasitesindeki azalma, virüsün oluşturduğu pnömoni tablosunun daha ağır seyretmesine katkıda bulunabilmektedir. Radyoterapi geçmişi bulunan hastalarda akciğer parankiminde oluşan fibrotik değişiklikler, koronavirüs pnömonisi sonrası iyileşme sürecini uzatabilmektedir. Bu nedenle lenfoma hastalarında enfeksiyonun erken evrede tanınması ve solunum yetmezliği açısından yakın izlem, klinik yönetimin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.

Multipl miyelom hastalarında ise humoral bağışıklığın belirgin biçimde bozulması, koronavirüs enfeksiyonu açısından ek bir kırılganlık oluşturmaktadır. Anormal plazma hücrelerinin fonksiyonel olmayan immünoglobulin üretimi, koruyucu antikor düzeylerinin yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca ileri yaş, böbrek yetmezliği, kemik lezyonlarına bağlı hareket kısıtlılığı ve tromboembolik olay eğilimi gibi eşlik eden durumlar, virüsün oluşturduğu tabloyu daha karmaşık bir yapıya taşımaktadır. Proteazom inhibitörleri, immünomodülatör ilaçlar ve steroidlerin bir arada kullanıldığı yaklaşım şemaları, enfeksiyon riskini artıran unsurlar arasında sayılmaktadır. Bu hastalarda koronavirüs geçirildikten sonra da uzun süreli halsizlik, nefes darlığı ve efor kapasitesinde azalma gibi kalıcı belirtiler tanımlanmakta; söz konusu belirtilerin yönetimi rehabilitasyon yaklaşımıyla desteklenmektedir.

Kök hücre nakli uygulanan hastalar, hematoloji hasta grubu içinde koronavirüs enfeksiyonu açısından en dikkatli izlem gerektiren kesimi oluşturmaktadır. Otolog nakil sonrası bağışıklık sistemi görece daha hızlı toparlanırken, allojenik nakil sonrasında bu süreç aylar hatta yıllar boyunca uzayabilmektedir. Kronik graft versus host hastalığı bulunan bireylerde uzun süreli bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı, enfeksiyonun daha ağır seyretmesine ve iyileşmenin gecikmesine yol açmaktadır. Bu grupta koronavirüs enfeksiyonu, yalnızca solunum yolunda değil; sazaltma sisteminde, karaciğer fonksiyonlarında ve merkezi sinir sisteminde de belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Nakil hastalarında viral yükün uzun süre yüksek kalması, virüsün genetik olarak değişkenlik göstermesine zemin hazırlayabildiğinden, izolasyon süreleri ve kontrol testleri özenle planlanmaktadır.

Orak hücreli anemi, talasemi ve kalıtsal hemoglobinopati grubundaki hastalarda koronavirüs enfeksiyonu, akut göğüs sendromu ve vazookluziv atakların ortaya çıkma sıklığını artırabilmektedir. Kronik hemoliz nedeniyle bazal olarak yorgunluk ve efor kapasitesinde azalma bulunan bireylerde, virüsün neden olduğu oksijenlenme bozukluğu daha erken evrede belirti verebilmektedir. Düzenli kan transfüzyonu alan hastalarda demir yüklenmesine bağlı kardiyak ve pulmoner değişiklikler, koronavirüs pnömonisi sırasında ek kırılganlık noktaları oluşturmaktadır. Bu grupta yeterli sıvı desteği, ağrı yönetimi ve uygun oksijen desteğinin erken devreye alınması; klinik izlemde önemli başlıklar arasında değerlendirilmektedir. Splenektomi geçirmiş bireylerde ise kapsüllü bakterilere karşı bağışıklık yanıtının zayıflaması, koronavirüs enfeksiyonu üzerine eklenen bakteriyel enfeksiyonlar açısından dikkatli olunmasını gerektirmektedir.

Kanama bozuklukları grubundaki hastalar da koronavirüs enfeksiyonu döneminde ayrıcalıklı bir izlem gerektirmektedir. Hemofili A ve B tanısıyla faktör replasman yaklaşımı uygulanan bireylerde, enfeksiyonla ilişkili sistemik yangı ve immobilizasyon; hem kanama hem de tromboz riskini bir arada değiştirebilmektedir. İmmün trombositopenide ise viral tetiklenmelere bağlı olarak trombosit sayısında belirgin düşüşler gözlenebilmekte; bu durum, koronavirüs enfeksiyonu sırasında mukozal kanama, cilt altı kanama ve nadiren merkezi sinir sistemi kanaması açısından ek risk oluşturmaktadır. Trombotik trombositopenik purpura ve hemolitik üremik sendrom benzeri tabloların, koronavirüs enfeksiyonu ile ilişkili olarak tetiklenebildiği bildirilmektedir. Bu nedenle kanama bozukluğu ile izlenen hastalarda ateş, halsizlik ve solunum belirtileri erken dönemde değerlendirilmektedir.

Koronavirüs enfeksiyonu ile hematolojik parametreler arasındaki ilişki, hem tanı hem de izlem açısından ayrı bir öneme sahiptir. Enfeksiyon sürecinde lenfopeni, nötrofil-lenfosit oranında artış, trombositopeni ve D-dimer yüksekliği sıklıkla gözlenebilen laboratuvar bulguları arasında yer almaktadır. Hematoloji hastalarında bu bulguların yorumlanması, altta yatan hastalığın kendisinden ve uygulanan yaklaşımlardan kaynaklanan değişiklikler nedeniyle daha dikkatli bir değerlendirme gerektirmektedir. Örneğin kemoterapi sonrası oluşan sitopeniler ile enfeksiyona bağlı sitopenilerin ayırt edilmesi, klinik kararlarda belirleyici olabilmektedir. Ferritin, laktat dehidrogenaz ve C reaktif protein gibi belirteçlerin seyri, yangısal yanıtın şiddeti hakkında bilgi vermekte; bu bilgiler yoğun bakım gereksinimi kararlarında yol gösterici olmaktadır.

Tromboz riski, koronavirüs enfeksiyonu ile hematoloji arasındaki en kritik kesişim noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Virüsün damar endotelinde yol açtığı yangı, pıhtılaşma sisteminin aşırı aktive olmasına ve mikrodolaşımda pıhtı oluşumlarına yol açabilmektedir. Bu tablo; derin ven trombozu, pulmoner emboli, iskemik inme ve mezenter iskemisi gibi ciddi sonuçlarla ilişkilendirilmektedir. Miyeloproliferatif hastalıklarla izlenen bireylerde bazal olarak var olan tromboz eğilimi, koronavirüs enfeksiyonu döneminde daha belirgin hâle gelebilmektedir. Aktif kanser tanısıyla izlenen hastalarda ise tümör kaynaklı prokoagülan durum ile virüsün tetiklediği pıhtılaşma bozukluğunun birleşmesi, klinik izlemde önemli bir başlık oluşturmaktadır. Antikoagülan yaklaşımların bireysel risk ve kanama olasılığına göre planlanması, çok disiplinli değerlendirme çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.

Koronavirüs aşılarının hematoloji hastalarında oluşturduğu bağışıklık yanıtı, geniş çaplı çalışmalarla değerlendirilmektedir. Genel olarak aktif kemoterapi alan hastalarda, anti-CD20 kullanımı uygulanan bireylerde ve kök hücre nakli sonrası erken dönemde aşı yanıtı; sağlıklı bireylere göre daha zayıf kalabilmektedir. Bununla birlikte aşı uygulamalarının ağır hastalık ve hastane yatışı gerektiren tablolara karşı belirgin katkı sağladığı bildirilmektedir. Aşı zamanlamasının uygulanan onkolojik ve immünsüpresif yaklaşımlarla uyumlu biçimde planlanması, elde edilen bağışıklık düzeyinin artmasına katkıda bulunmaktadır. Kök hücre nakli sonrası hastalarda temel aşı takviminin yeniden uygulanması önerilmekte; koronavirüs aşıları da bu takvim içine dahil edilmektedir. Ev içi temaslıların ve bakım verenlerin aşılanması da hasta için ek bir koruma katmanı oluşturmaktadır.

Enfeksiyondan korunmaya yönelik önlemler, hematoloji polikliniğinde izlenen bireyler için genel toplumdakinden daha kapsamlı biçimde ele alınmaktadır. Kalabalık ortamlardan uzak durulması, kapalı alanlarda uygun maske kullanımı, el hijyenine dikkat edilmesi ve iç ortam havalandırmasının düzenli sağlanması; koruyucu önlemlerin temel unsurları arasında yer almaktadır. Hastane başvuruları sırasında polikliniklerde ayrı hasta akış planlamaları oluşturulmakta; kemoterapi ünitelerinde ise hasta yoğunluğunu azaltacak randevu sistemleri uygulanmaktadır. Ateş, öksürük, halsizlik veya tat kaybı gibi belirtiler geliştiğinde hastaların hastaneye başvurmadan önce hematoloji kliniği ile iletişim kurması, hem ayırıcı tanı hem de bulaşın kontrolü açısından önemli bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Koronavirüs enfeksiyonu geçirilen dönemde hematolojik hastalığa yönelik izlemin sürdürülmesi, dikkatli bir denge gerektirmektedir. Aktif kemoterapi programının kısa süreli ertelenmesi ya da protokolde bireysel uyarlamalar yapılması, klinik değerlendirmeye göre gündeme gelebilmektedir. Ancak agresif seyirli hematolojik hastalıklarda enfeksiyon süreci nedeniyle uzun süreli gecikmelerden kaçınılması hedeflenmektedir. Bu ince denge; hastalığın biyolojik davranışı, hastanın genel durumu, virüsün klinik seyri ve laboratuvar parametrelerinin bir arada değerlendirilmesiyle sağlanmaktadır. Enfeksiyon sonrası kontrol amaçlı yapılan görüntüleme incelemeleri, akciğer parankiminde kalıcı değişiklikler açısından bilgi vermekte; kemik iliği incelemeleri ise altta yatan hastalığın seyrinin yeniden değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.

Koronavirüs enfeksiyonu sonrasında bir bölüm hastada uzun süreli belirtilerin devam ettiği bildirilmektedir. Yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, konsantrasyon güçlüğü, uyku düzensizliği ve tat-koku değişiklikleri, bu belirtiler arasında sıkça yer almaktadır. Hematoloji hastalarında bu tablo; altta yatan hastalığın seyri, anemi düzeyi ve uygulanan yaklaşımlarla birleştiğinde daha karmaşık bir görünüm kazanabilmektedir. İyileşme sürecinde beslenme desteği, uygun fiziksel aktivite planı, kaliteli uyku düzeni ve psikososyal destek; iyileşmeye katkı sağlayan başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi, süreç boyunca yaşanan belirsizliklerin azaltılmasına ve sürecin daha yönetilebilir bir hâle gelmesine katkıda bulunmaktadır.

Hematoloji hastalarında koronavirüs enfeksiyonunun yönetimi; hematolog, enfeksiyon hastalıkları uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, yoğun bakım uzmanı, iç hastalıkları uzmanı ve diyetisyen gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışmasını gerektirmektedir. Radyoloji, mikrobiyoloji ve fizik tedavi ve rehabilitasyon birimlerinin katkısı da klinik izlemde önem taşımaktadır. Bu çok disiplinli yaklaşım, hem enfeksiyonun kontrol altına alınmasına hem de hematolojik hastalığın kesintiye uğramadan izlenebilmesine olanak tanımaktadır. Kurumsal düzeyde belirlenen izlem protokolleri, güncel bilimsel bilginin ışığında yenilenmekte; hastaya özgü koşullar bu genel çerçeve içinde değerlendirilmektedir. Böylece hematoloji polikliniğinde izlenen bireylerin koronavirüs sürecini olabildiğince güvenli biçimde geçirmeleri hedeflenmektedir.

Sonuç olarak hematoloji hastalarında koronavirüs enfeksiyonu; genel toplumdakinden farklı bir çerçevede değerlendirilmesi gereken çok yönlü bir tabloyu ifade etmektedir. Hastalığın alt tipi, uygulanan onkolojik yaklaşımlar, immün durum, eşlik eden diğer hastalıklar ve yaş gibi etkenler bir arada göz önünde bulundurulmaktadır. Aşılanma, korunma önlemleri, erken tanı ve çok disiplinli izlem; enfeksiyon sürecinin daha kontrollü bir biçimde yönetilebilmesine olanak sağlamaktadır. Hematoloji polikliniğinde izlenen bireylerin, kendi klinik durumlarına uygun bilgilendirme ve planlama çerçevesinde takip edilmesi; hem hematolojik hastalığın seyri hem de koronavirüs enfeksiyonunun sonuçları açısından belirleyici bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede oluşturulan izlem düzeni, hastalık ile yaşam sürecinin sürdürülebilir bir dengeye taşınmasına katkı sunmaktadır.

Hematoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Hematoloji hastaları neden COVID-19 için yüksek risklidir?
Hematolojik hastalıklarda (lösemi, lenfoma, multipl miyelom, MDS gibi) bağışıklık sistemi yetersizliği vardır. Kemoterapi, immünsüpresif ilaçlar ve kök hücre nakli bağışıklığı baskılar. Bu nedenle COVID-19 enfeksiyonu daha şiddetli seyredebilir. Ölüm ve komplikasyon riski artar.
Hangi hematolojik hastalar daha risk altındadır?
Aktif kemoterapi alan, kök hücre nakli sonrası ilk 6 ay olan, B hücre azaltıcı ilaçlar (rituximab) kullananlar, kemik iliği yetmezliği olanlar en yüksek risktedir. Yaşlı hastalar ve ek hastalıkları olanlarda risk daha da artar. Kullanılacak yöntem ve dozlama hekim tarafından bireysel olarak belirlenir.
Aşı bu hastalara önerilir mi?
Evet, COVID-19 aşıları hematoloji hastalarına önerilir. Ancak bağışıklık yanıtı sağlıklı kişilere göre daha zayıf olabilir. Bu nedenle ek dozlar ve rapeller daha önemlidir. Aşı zamanlaması hekim tarafından yaklaşım planına göre düzenlenir.
Korunma önlemleri nelerdir?
Maske kullanımı, sosyal mesafe, el hijyeni, kalabalık ortamlardan kaçınma temel önlemlerdir. Aile bireylerinin aşılanması (kokon korunma) önemlidir. Riskli temaslarda derhal hekime başvurulmalıdır. Belirti olmasa bile test yapılması gerekebilir.
Hematoloji yaklaşımı sırasında dikkat edilmesi gerekenler?
Yaklaşım planı COVID-19 riskine göre yeniden değerlendirilebilir. Bazı yaklaşımlar ertelenebilir veya farklı protokoller uygulanabilir. Hastane ziyaretleri minimize edilir, telefon/online görüşmeler tercih edilir. Hastane içi enfeksiyon kontrol önlemleri sıkıdır.
Antiviral yaklaşım nasıl yapılır?
Yüksek riskli hematoloji hastalarında COVID-19 belirtisi başlamasının ilk 5-7 günü içinde antiviral ilaçlar (paksilovid, remdesivir) verilebilir. Monoklonal antikor yaklaşımı (mevcut variantlara karşı) düşünülür. Erken yaklaşım hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltır.
Belirtileri farklı olabilir mi?
Bağışıklığı baskılanmış hastalarda COVID-19 belirtileri atipik olabilir. Ateş olmayabilir veya çok hafif olabilir. Halsizlik, iştahsızlık, hafif öksürük tek belirti olabilir. Şüphede test yapılmalıdır. Geç bulgu vermesi nedeniyle takip önemlidir.
Uzun COVID hematoloji hastalarında nasıl seyreder?
Uzun COVID belirtileri (yorgunluk, nefes darlığı, bilişsel sorunlar) hematoloji hastalarında daha sık ve şiddetli olabilir. İyileşme daha uzun sürebilir. Rehabilitasyon ve destekleyici yaklaşımlar önemlidir. Multidisipliner takip gerekebilir.
WhatsApp Online Randevu