Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Göğüs Duvarı Yeniden Yapımı

Göğüs Duvarı Rekonstrüksiyonu sürecinde neler olur? Tanı aşamaları, tedavi seçenekleri ve iyileşme süreci uzmanlarından.

Göğüs duvarı; kaburgalar, sternum (göğüs kemiği), klavikula, göğüs kaslarının bir bölümü ve bu yapıları örten yumuşak dokulardan oluşan karmaşık bir anatomik bölgedir. Solunum mekaniğinin sürdürülmesi, kalp ve akciğerler gibi hayati organların korunması ve üst ekstremite hareketlerine destek verilmesi açısından belirleyici bir rol üstlenir. Doğuştan gelen şekil bozuklukları, travmalar, tümör rezeksiyonları, radyoterapi sonrası doku kayıpları ya da enfeksiyona bağlı defektler nedeniyle bu bölgenin yapısal bütünlüğü zaman zaman bozulabilir. Göğüs duvarı yeniden yapımı, oluşan defektin büyüklüğüne, konumuna ve altta yatan nedene göre planlanan çok disiplinli bir cerrahi yaklaşımla yönetilir. Plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi kliniklerinde bu tür girişimler; göğüs cerrahisi, onkoloji, kardiyovasküler cerrahi ve fizik tedavi ekipleriyle ortak biçimde ele alınır.

Göğüs duvarı defektlerinin sınıflandırılmasında genellikle kemik iskelet kaybı ile yumuşak doku kaybı ayrı ayrı değerlendirilir. Yalnızca yumuşak doku kaybı olan olgular; cilt, cilt altı yağ dokusu ve fasya bütünlüğünün bozulduğu durumları kapsar. Kemik iskeletin de zarar gördüğü olgularda ise kaburga, sternum veya klavikula segmentlerinin bir bölümü ya da tamamı yeniden şekillendirilir. Defektin genişliği, derinliği, plevral boşlukla ilişkisi ve komşu organlara olan mesafesi cerrahi planlamayı doğrudan etkiler. Radyoterapi öyküsü bulunan, tekrarlayan cerrahi geçirmiş ya da kronik enfeksiyon zemininde defekt gelişen hastalarda dokuların iyileşme potansiyeli farklılık gösterebilir. Bu nedenle her olgu ayrı ayrı değerlendirilir ve bireysel plan oluşturulur.

Göğüs duvarı yeniden yapımına gereksinim duyulan başlıca durumların başında meme ve akciğer tümörleri sonrası oluşan geniş rezeksiyon defektleri gelir. Meme kanseri nedeniyle mastektomi uygulanan hastalarda, tümörün göğüs duvarına yayılım gösterdiği olgularda kaburga ve pektoral kas rezeksiyonu gerekli olabilir. Akciğer, plevra ve mediasten kaynaklı bazı tümörlerin cerrahi çıkarımı sırasında da benzer biçimde kemik ve yumuşak doku kaybı ortaya çıkabilir. Sarkomlar, kondrosarkomlar ve nadir görülen göğüs duvarı yerleşimli tümörlerde rekonstrüksiyon planı, onkolojik güvenli sınır sağlanması ilkesiyle birlikte oluşturulur. Bu tür olgularda cerrahi rezeksiyonun sınırları önceden belirlenir ve rekonstrüksiyon ekibi ameliyat öncesi süreçte hazırlık aşamalarına dahil edilir.

Travmatik göğüs duvarı yaralanmaları, yeniden yapım cerrahisinin bir diğer önemli endikasyon grubunu oluşturur. Yüksek enerjili trafik kazaları, düşmeler, ateşli silah yaralanmaları ve kesici delici alet yaralanmalarında birden fazla kaburganın kırıldığı, sternumun parçalandığı ve yumuşak dokuların geniş biçimde ayrıldığı tablolar görülebilir. Yelken göğüs olarak adlandırılan ve ardışık kaburgaların birden çok noktada kırılmasıyla ortaya çıkan tablo, solunum mekaniğinin ileri derecede bozulmasına yol açabilir. Bu tür olgularda kemik stabilizasyonu ile birlikte yumuşak doku bütünlüğünün yeniden sağlanması gerekli görülür. Cerrahi zamanlama; hastanın genel durumu, eşlik eden yaralanmalar ve solunum destek gereksinimi göz önünde bulundurularak belirlenir.

Doğuştan gelen göğüs duvarı deformiteleri arasında pektus ekskavatum (kunduracı göğsü) ve pektus karinatum (güvercin göğsü) en sık karşılaşılan tablolardır. Pektus ekskavatumda sternum ve komşu kaburgaların içe çökmesi, pektus karinatumda ise dışa çıkması söz konusudur. Poland sendromu ise pektoral kasın kısmen ya da tamamen gelişmediği, kaburga ve meme dokusu anomalilerinin eşlik edebildiği nadir bir tablodur. Bu deformiteler yalnızca görünüm açısından değil, kalp ve akciğer fonksiyonlarına olası etkileri açısından da değerlendirilir. Cerrahi yaklaşım seçiminde hastanın yaşı, deformitenin derecesi, semptomların varlığı ve psikososyal etkiler birlikte ele alınır. Modifiye Ravitch yöntemi, Nuss prosedürü ve özel implant uygulamaları farklı olgularda uygulanabilen seçenekler arasında yer alır.

Enfeksiyona bağlı göğüs duvarı defektleri, özellikle kalp cerrahisi sonrası gelişen sternum osteomiyeliti ve mediastinit tablolarında karşımıza çıkabilir. Sternotomi sonrası yara iyileşmesinin gecikmesi, kemik ayrışması ve derin doku enfeksiyonu; multidisipliner bir yaklaşımla yönetilir. Bu tür olgularda öncelikle enfekte dokuların temizlenmesi, ardından uygun antibiyoterapi ile birlikte doku transferi planlanır. Kronik akıntılı yaraların, tüberküloz gibi granülomatöz enfeksiyonların ya da radyoterapi sonrası nekrotik alanların bulunduğu olgularda cerrahi debridman ile yeniden yapım aynı süreç içinde ele alınabilir. Doku canlılığının korunması, ölü boşlukların kapatılması ve stabil bir örtünün sağlanması hedeflenen temel unsurlar arasında yer alır.

Ameliyat öncesi değerlendirme; ayrıntılı öykü, fizik muayene ve görüntüleme tetkiklerini kapsar. Bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve üç boyutlu rekonstrüksiyonlar defektin sınırlarının belirlenmesinde kullanılır. Solunum fonksiyon testleri, kardiyak değerlendirme ve laboratuvar tetkikleri hastanın cerrahiye uygunluğunun ortaya konulmasında önem taşır. Sigara kullanımı, diyabet, obezite, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler; yara iyileşme sürecini etkileyebilen etkenler arasında sayılır. Bu risk faktörleri ameliyat öncesi dönemde olabildiğince kontrol altına alınmaya çalışılır. Radyoterapi almış hastalarda dokunun kanlanması ve elastikiyeti azalmış olabileceğinden, doku transfer yönteminin seçiminde bu durum belirleyici olur.

Rekonstrüksiyon yönteminin belirlenmesinde rekonstrüktif merdiven prensibi göz önünde bulundurulur. Bu yaklaşımda primer kapama, deri grefti, lokal flepler, bölgesel flepler ve serbest flepler basit olandan karmaşık olana doğru sıralanır. Defektin özelliği ve hastanın genel durumu, en uygun basamağın belirlenmesine yön verir. Küçük ve yüzeyel defektlerde primer kapama ya da deri grefti uygulaması yeterli olabilir. Orta genişlikte ve derinliği kısıtlı defektlerde lokal ilerletme flepleri ile örtü sağlanabilir. Geniş, kemik iskeletin de etkilendiği veya derin ölü boşlukların bulunduğu olgularda ise büyük hacimli kas ve kas-deri flepleri gerekli olur. Bu kararlar hastaya özel biçimde alınır ve alternatif planlar da önceden hazırlanır.

Göğüs duvarı yeniden yapımında sık kullanılan kas ve kas-deri flepleri arasında pektoralis majör flebi, latissimus dorsi flebi, rektus abdominis flebi ve serratus anterior flebi ön plana çıkar. Pektoralis majör flebi özellikle sternum ve üst ön göğüs duvarı defektlerinde tercih edilir. Latissimus dorsi flebi geniş yüzey alanı ve güvenilir kanlanması nedeniyle yan ve arka göğüs duvarı defektlerinde önemli bir seçenek olarak değerlendirilir. Rektus abdominis flebi, alt sternum ve epigastrik bölge defektlerinde kullanılabilir. Omentum flebi ise özellikle enfekte ve radyoterapi görmüş dokularda, zengin damarlanması ve immünolojik özellikleri nedeniyle seçici olgularda tercih edilebilir. Serbest doku transferleri, lokal seçeneklerin yetersiz kaldığı durumlarda mikrocerrahi teknikleriyle uygulanır.

Kemik iskeletin yeniden yapılandırılmasında farklı materyaller ve teknikler kullanılabilir. Küçük kemik defektlerinde otolog kaburga greftleri tercih edilebilirken, geniş defektlerde titanyum plaklar, metal meşler, biyouyumlu polimer implantlar ve kişiye özel üretilen üç boyutlu baskılı implantlar gündeme gelir. Metal meşler yumuşak doku desteğiyle birlikte kullanıldığında paradoks solunumun önlenmesine katkı sağlar. Sentetik yamalar; enfeksiyon riski, ekstrüzyon olasılığı ve komşu dokularla uyum gibi parametreler göz önüne alınarak seçilir. Çocuk yaş grubunda büyüme potansiyeli göz önünde bulundurulduğundan, kalıcı sert materyallerin kullanımı sınırlı tutulmaya çalışılır. Kişiye özel tasarlanan implantlar, karmaşık geometrili defektlerde anatomik uyumun sağlanmasına yardımcı olur.

Ameliyat sonrası dönemde solunum desteği, ağrı yönetimi, enfeksiyon kontrolü ve yara bakımı öne çıkan başlıklar arasında yer alır. Geniş rezeksiyon uygulanan hastalarda kısa süreli mekanik ventilasyon gerekli olabilir. Toraks dreni takibi, göğüs radyografisi ve gerektiğinde kontrol tomografisi ile plevral boşluk durumu izlenir. Ağrı kontrolünde epidural analjezi, interkostal blok ve çok yönlü analjezik yaklaşımlar kullanılabilir. Erken mobilizasyon, derin ven trombozunun önlenmesi ve solunum komplikasyonlarının azaltılması açısından desteklenir. Solunum fizyoterapisi, sekresyon temizliğinin sağlanması ve atelektazinin önlenmesine yönelik uygulanır. Bu süreçte hemşirelik bakımı ile hasta eğitimi de belirleyici bir yer tutar.

Yara iyileşmesinin uygun biçimde ilerlemesi için beslenme desteği, kan şekeri düzenlenmesi ve sigaranın bırakılması önerilir. Yeterli protein alımı, doku onarımının sürdürülmesi açısından önem taşır. Diyabetik hastalarda kan şekerinin dar sınırlar içinde tutulması, enfeksiyon riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Sigara ve nikotin içeren ürünlerin kullanımı, flep dolaşımını olumsuz etkileyebileceğinden ameliyat öncesi ve sonrası dönemde bırakılması istenir. Radyoterapi öyküsü olan hastalarda hiperbarik oksijen tedavisi seçili olgularda değerlendirilebilir. Kronik yara bakımı gerektiren olgularda özel pansuman malzemeleri ve negatif basınçlı yara terapisi de destekleyici yöntemler arasında yer alır.

Cerrahi girişimin olası komplikasyonları arasında yara yeri enfeksiyonu, hematom, seroma, flep dolaşım sorunları, kısmi veya tam flep kaybı, implant ekstrüzyonu, plevral efüzyon, pnömotoraks, solunum yetmezliği ve tromboembolik olaylar sayılabilir. Kemik stabilizasyonu yapılan olgularda implant gevşemesi ya da migrasyonu nadiren görülebilir. Kronik ağrı, göğüs duvarı hareket kısıtlılığı ve postürel değişiklikler uzun dönemde ortaya çıkabilecek durumlar arasında yer alır. Bu tür sorunların erken tanınması ve uygun biçimde yönetilmesi, iyileşme sürecinin sürdürülmesi açısından belirleyicidir. Düzenli kontrol muayeneleri, olası komplikasyonların önceden fark edilmesine olanak tanır.

Rehabilitasyon süreci, cerrahi kadar önemli bir aşama olarak değerlendirilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları eşliğinde solunum egzersizleri, omuz eklem hareket açıklığı çalışmaları ve postür eğitimi uygulanır. Latissimus dorsi ya da pektoralis majör flebi kullanılan hastalarda ilgili bölgedeki kas fonksiyonlarının yeniden düzenlenmesine yönelik program hazırlanır. Ağır kaldırma, ani hareketler ve zorlayıcı egzersizler belirli bir süre boyunca kısıtlanır. Zamanla artan yoğunlukta egzersiz programlarıyla üst ekstremite işlevlerinin ve göğüs duvarı hareketlerinin uyumlu biçimde ilerlemesine katkı sağlanır. Rehabilitasyonun süresi ve içeriği; uygulanan cerrahi yönteme, hastanın yaşına ve genel durumuna göre kişiselleştirilir.

Onkolojik nedenle göğüs duvarı yeniden yapımı yapılan hastalarda süreç, cerrahi sonrasında da devam eden bir izlem programını kapsar. Adjuvan kemoterapi, hedefe yönelik ilaç uygulamaları ve gerektiğinde ek radyoterapi planı, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi ekipleri tarafından yürütülür. Rekonstrüksiyon sonrasında bölgesel nüksün erken saptanabilmesi için görüntüleme kontrolleri belirli aralıklarla planlanır. Ameliyat bölgesindeki değişiklikler, doku ödemi ve skar dokusu ile nüks bulguları arasındaki ayrım deneyimli ekipler tarafından değerlendirilir. Meme rekonstrüksiyonu gereksinimi bulunan olgularda simetri, hacim ve estetik sonuçlar da uzun vadeli izlem sırasında ele alınır. Pediatrik olgularda ise büyüme ile birlikte yeniden değerlendirme ve gerektiğinde revizyon cerrahileri planlanabilir.

Göğüs duvarı yeniden yapımı; yalnızca fiziksel bütünlüğün yeniden sağlanmasıyla sınırlı olmayan, aynı zamanda solunum işlevi, üst ekstremite hareketleri, günlük yaşam aktiviteleri ve psikososyal iyilik hâli üzerinde belirleyici etkileri bulunan kapsamlı bir cerrahi süreçtir. Doğuştan gelen deformitelerden ileri düzeydeki onkolojik rezeksiyonlara kadar geniş bir yelpazedeki olgularda, hastaya özel planlanan yaklaşımla yönetilir. Plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi ekiplerinin, göğüs cerrahisi, kardiyovasküler cerrahi, onkoloji, radyoloji, anesteziyoloji ve rehabilitasyon uzmanlarıyla ortak çalışması; sonuçların uzun vadede sürdürülebilmesi açısından belirleyici bir konumda yer alır. Bu bütüncül yaklaşım, hastaların iyileşme sürecine katkı sağlamayı ve yaşam kalitesinin korunmasına destek olmayı amaçlar.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Chest Wall Reconstructionwww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560888/
  2. MedlinePlus — Chest Wall Disordersmedlineplus.gov/chestinjuriesanddisorders.html
  3. American Cancer Society — Surgery for Soft Tissue Sarcomawww.cancer.org/cancer/types/soft-tissue-sarcoma/treating/surgery.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.