Gastroenteroloji

GİS Vasküliti

GİS ve Vaskülit Nasıl Yapılır, klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Gastrointestinal sistem vasküliti, sazaltma kanalını besleyen kan damarlarının iltihaplanmasıyla karakterize edilen, klinik seyri geniş bir yelpazede değişkenlik gösteren sistemik hastalık grubudur. Damar duvarındaki iltihabi süreç, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve mezenterik damarlarda kan akımının bozulmasına, dokuların yeterli oksijenlenememesine ve zaman zaman ciddi cerrahi tabloların ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Söz konusu klinik durum, çoğunlukla sistemik bir vaskülit tablosunun bir bileşeni olarak karşımıza çıkmakla birlikte, bazı olgularda sazaltma sistemi bulguları klinik tablonun ön planında yer alabilmekte ve tanısal süreci yönlendirebilmektedir.

Gastrointestinal tutulum gösteren vaskülit tablolarının patofizyolojisinde temel mekanizma, bağışıklık sisteminin damar duvarına yönelik yanlış yönlendirilmiş bir iltihabi yanıt oluşturmasıdır. İmmün kompleks birikimi, nötrofilik infiltrasyon, endotel hasarı ve mikrotrombüs oluşumu birbirini takip eden basamaklar hâlinde gelişmektedir. Bu süreçte damar lümeninin daralması veya tam tıkanması sonucunda iskemi tablosu ortaya çıkmakta, ilerleyen olgularda ise damar duvarının bütünlüğünün bozulmasıyla perforasyon ve kanama riski belirginleşmektedir. Söz konusu mekanizmalar, klinik bulguların neden bu denli çeşitlilik gösterdiğini açıklamaktadır.

Gastrointestinal sistem vaskülitine yol açabilen hastalıklar arasında IgA vasküliti olarak da bilinen Henoch-Schönlein purpurası, poliarteritis nodoza, ANCA ilişkili vaskülitler grubunda yer alan granülomatöz polianjiit, mikroskopik polianjiit ve eozinofilik granülomatöz polianjiit, Behçet hastalığı, kriyoglobulinemik vaskülit ve dev hücreli arterit gibi tablolar sayılabilmektedir. Bu hastalıkların her biri farklı çaptaki damarları tercih ettiğinden, sazaltma sistemi tutulumunun kliniği ve şiddeti de değişkenlik göstermektedir. Küçük damar vaskülitlerinde mukozal iskemi ve yüzeyel ülserasyonlar sık gözlenirken, orta çaplı damarları tutan tablolarda transmural iskemi, perforasyon ve masif kanama riski belirgin biçimde artmaktadır.

Klinik belirtiler açısından karın ağrısı en sık karşılaşılan yakınmadır. Söz konusu ağrı çoğunlukla kramp tarzında, öğünlerle ilişkili ya da ilişkisiz, künt ya da keskin karakterde tanımlanmaktadır. Yemek sonrası dönemde artan karın ağrısı, mezenterik iskemiye işaret edebileceğinden dikkatle değerlendirilmektedir. Bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı, ishal ve dışkıda kan görülmesi hastalık seyrinde sıklıkla karşılaşılan diğer bulgular arasında yer almaktadır. Bazı olgularda ise klinik tablo akut karın ağrısı, peritonit veya masif gastrointestinal kanama şeklinde dramatik biçimde başlayabilmekte ve acil değerlendirme gerektirmektedir.

IgA vasküliti, çocukluk çağında en sık görülen sistemik vaskülit tablosu olarak öne çıkmaktadır. Alt ekstremitelerde palpabl purpura, artrit veya artralji, karın ağrısı ve böbrek tutulumu klasik dörtlüsüyle karakterize edilen bu hastalıkta, gastrointestinal bulgular olguların yaklaşık yarısında ortaya çıkabilmektedir. Karın ağrısı, invajinasyon, bağırsak duvarında hematom, iskemi ve nadiren perforasyon gibi tablolarla karşılaşılabilmektedir. Erişkin yaş grubunda görülen IgA vasküliti olgularında ise gastrointestinal tutulumun daha ağır seyredebildiği ve böbrek prognozunun daha olumsuz olabildiği bildirilmektedir. Bu nedenle her yaş grubunda gastrointestinal bulguların dikkatle takip edilmesi gerekli görülmektedir.

Poliarteritis nodoza, orta çaplı damarları tutan nekrotizan bir vaskülit tablosu olarak sazaltma sisteminde belirgin bulgulara yol açabilmektedir. Mezenter arterlerinde gelişen mikroanevrizmalar, damar duvarında zayıflama ve trombozlar; bağırsak iskemisi, safra kesesi ve pankreas tutulumu ile karaciğer enfarktüsü gibi ciddi tablolara zemin hazırlayabilmektedir. Hepatit B virüsü enfeksiyonu ile ilişkili olabilen bu hastalıkta, klinik seyir tanıda gecikme yaşandığında hızla ilerleyebilmekte ve acil cerrahi girişim gerekliliği doğurabilmektedir. Görüntüleme yöntemleriyle saptanan çok sayıda küçük anevrizma, tanısal açıdan yönlendirici bir bulgu olarak değerlendirilmektedir.

ANCA ilişkili vaskülitler grubunda yer alan granülomatöz polianjiit, mikroskopik polianjiit ve eozinofilik granülomatöz polianjiit, öncelikle üst ve alt solunum yolları ile böbrek tutulumu ile tanınmakla birlikte, sazaltma sistemi bulguları da tabloya eşlik edebilmektedir. Bağırsak ülserasyonları, kanama, ishal ve nadiren perforasyon gibi bulgular gözlenebilmektedir. Özellikle eozinofilik granülomatöz polianjiitte, eozinofilik infiltrasyonun mide, ince ve kalın bağırsak duvarında yoğunlaşmasıyla gastrit, enterit ve kolit tabloları gelişebilmekte; bu durum astım ve periferik eozinofili öyküsüyle birlikte klinik tanıyı destekleyen bulgular arasında yer almaktadır.

Behçet hastalığının intestinal formu, özellikle iliosekal bölgede yerleşim gösteren derin, oval veya yuvarlak ülserlerle karakterize edilmektedir. Söz konusu ülserler zaman zaman perforasyon ve fistülleşme ile komplike hâle gelebilmekte, bu nedenle Crohn hastalığı ile ayırıcı tanıda titiz bir yaklaşım gerekli görülmektedir. Tekrarlayan oral aftlar, genital ülserler, göz bulguları, deri lezyonları ve venöz tromboz eğilimi ile birlikte gastrointestinal semptomların değerlendirilmesi, doğru tanıya ulaşmada belirleyici olmaktadır. İntestinal Behçet tablosu, özellikle Uzak Doğu ve Akdeniz coğrafyasında daha sık bildirilmekte olup, ülkemizde de önemli bir klinik antite olarak yerini korumaktadır.

Kriyoglobulinemik vaskülit, dolaşımda kriyoglobulinlerin varlığı ile karakterize edilen ve genellikle kronik hepatit C virüsü enfeksiyonu zemininde gelişen bir tablodur. Küçük ve orta çaplı damarları etkileyen bu hastalıkta, sazaltma sistemi tutulumu mezenter iskemisi, bağırsak infarktı, hepatosplenomegali ve karaciğer fonksiyon bozukluğu şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Palpabl purpura, artralji, halsizlik ve nöropati gibi sistemik bulgularla birlikte değerlendirildiğinde klinik tablo netlik kazanmaktadır. Altta yatan viral enfeksiyonun yönetimi, hastalık seyrinin kontrol altına alınmasında belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Tanı sürecinde ayrıntılı öykü ve fizik muayeneden sonra laboratuvar tetkikleri, görüntüleme yöntemleri, endoskopik değerlendirme ve gerektiğinde doku örneklemesi gündeme gelmektedir. Tam kan sayımı, sedimantasyon hızı, C-reaktif protein, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, idrar analizi, immünolojik belirteçler, ANCA, ANA, kriyoglobulin, kompleman düzeyleri, hepatit belirteçleri ve dışkıda gizli kan gibi tetkikler klinik tabloya göre planlanmaktadır. Görüntüleme yöntemleri arasında bilgisayarlı tomografi anjiografi ön plana çıkmakta; mezenterik damar yapısının, bağırsak duvar kalınlığının, anevrizmatik oluşumların ve iskemik alanların ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.

Endoskopik değerlendirme, mukozal düzeydeki ülserasyonların, ödemin, kanama odaklarının ve iskemik alanların görüntülenmesi açısından değerli bilgiler sağlamaktadır. Üst gastrointestinal sistem endoskopisi, kolonoskopi ve gerektiğinde ince bağırsak görüntülemesine yönelik kapsül endoskopi ya da balon enteroskopi gibi ileri yöntemler kullanılabilmektedir. Endoskopik olarak elde edilen biyopsi örneklerinde damar duvarında iltihabi hücre infiltrasyonu, fibrinoid nekroz, immün kompleks birikimi ve endotel hasarı gibi histopatolojik bulguların saptanması, tanının kesinleştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Ancak damar tutulumunun yamalı dağılım göstermesi nedeniyle biyopsi bulgularının negatif olması hastalığı dışlamamakta, klinik ve laboratuvar bulgularla birlikte değerlendirme gerekli görülmektedir.

Ayırıcı tanıda inflamatuar bağırsak hastalıkları, enfeksiyöz kolitler, iskemik kolit, çölyak hastalığı, lenfoma ve mezenterik tromboz gibi tablolar göz önünde bulundurulmaktadır. Özellikle Crohn hastalığı ile intestinal Behçet tablosunun ayrımı, klinik pratikte titiz bir değerlendirme gerektirmekte; ülserlerin dağılımı, derinliği, sayısı, biçimi ve eşlik eden sistemik bulguların varlığı ayırıcı tanıda yönlendirici olmaktadır. Ayrıca ilaç ilişkili vaskülit tablolarının da göz önünde bulundurulması, ayrıntılı ilaç öyküsünün alınmasını gerekli kılmaktadır. Bazı antibiyotikler, antitiroid ilaçlar, biyolojik ajanlar ve rekreasyonel maddelerin vaskülit benzeri tablolara yol açabildiği bilinmektedir.

Hastalığın yönetiminde temel yaklaşım, altta yatan sistemik vaskülitin türüne, tutulumun yaygınlığına ve şiddetine göre bireyselleştirilmektedir. İltihabi süreci baskılamaya yönelik glukokortikoidler, immünsupresif ajanlar, biyolojik tedaviler ve gerektiğinde plazma değişimi gibi yöntemler klinik tabloya göre planlanmaktadır. Hepatit B veya hepatit C ilişkili vaskülit tablolarında antiviral yaklaşımlar tedavi planının önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. Akut iskemi, perforasyon, masif kanama ve tıkanıklık gibi cerrahi acil tabloların gelişmesi durumunda multidisipliner değerlendirme çerçevesinde cerrahi girişim gündeme gelebilmektedir. Beslenme desteği, sıvı-elektrolit dengesinin sağlanması ve ağrı yönetimi de destekleyici yaklaşımın temel unsurları arasında yer almaktadır.

İzlem sürecinde klinik bulguların, laboratuvar parametrelerinin ve görüntüleme sonuçlarının düzenli aralıklarla değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Nüks riskinin yüksek olduğu vaskülit tabloları söz konusu olduğunda, hastaların uzun süreli takibi ve tedaviye uyumun sürdürülmesi hastalık kontrolünün sağlanmasında belirleyici olmaktadır. İmmünsupresif tedavilerin uzun dönemde enfeksiyon riskini artırabildiği, kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkiler doğurabildiği ve metabolik yan etkilere yol açabildiği bilinmektedir. Bu nedenle koruyucu aşı programlarının güncellenmesi, kemik yoğunluğunun izlenmesi ve metabolik parametrelerin düzenli değerlendirilmesi izlem sürecinin bileşenleri arasında yer almaktadır.

Prognoz, altta yatan hastalığa, tanı sırasındaki tutulumun yaygınlığına, organ hasarının şiddetine ve tedaviye verilen yanıta bağlı olarak farklılık göstermektedir. Erken tanı ve zamanında başlatılan yaklaşım, hastalık seyrinin olumlu yönde ilerlemesine katkı sağlamaktadır. Gastrointestinal perforasyon, masif kanama ve yaygın iskemi gibi komplikasyonlar prognozu olumsuz etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Yaşam kalitesinin korunması amacıyla düzenli izlem, beslenme desteği, psikososyal değerlendirme ve gerektiğinde rehabilitasyon süreçlerinin planlanması bütüncül bakım anlayışının önemli bileşenleri olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç olarak, sazaltma sistemini etkileyen vaskülit tabloları klinik pratikte nadir ancak ciddi seyredebilen hastalıklar arasında yer almaktadır. Karın ağrısı, kanama, iskemi ve perforasyon gibi bulguların ayırıcı tanısında sistemik vaskülit olasılığının akılda tutulması, doğru tanıya ulaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Multidisipliner değerlendirme çerçevesinde gastroenteroloji, romatoloji, genel cerrahi, patoloji ve radyoloji uzmanlarının iş birliği içinde yürüteceği yaklaşım, hastalık yönetiminin niteliğini artırmakta ve olası komplikasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır. Bilinçli takip süreci, tedaviye uyumun sürdürülmesi ve yaşam tarzına ilişkin önerilerin dikkate alınması, hastalığın uzun dönemli seyrini olumlu yönde etkileyen unsurlar arasında değerlendirilmektedir.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Vasculitisncbi.nlm.nih.gov/books/NBK545186/
  2. Cleveland Clinic — Vasculitismy.clevelandclinic.org/health/diseases/12101-vasculitis
  3. MedlinePlus (NIH) — Vasculitismedlineplus.gov/vasculitis.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Gastroenteroloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.