Gırtlak kanseri, tüm baş-boyun kanserleri arasında en sık görülen malign tümörlerden biridir ve dünya genelinde yılda yaklaşık 180.000 yeni vaka tanı almaktadır. Türkiye'de özellikle sigara tüketiminin yoğun olduğu bölgelerde larinks kanseri insidansı belirgin biçimde artmaktadır. Erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 10 kat daha sık rastlanan bu hastalık, tüm kanserlerin yaklaşık %2-3'ünü oluşturur. Erken evrede tanı konulduğunda beş yıllık sağkalım oranları %80-90'lara ulaşırken, ileri evrelerde bu oran dramatik biçimde düşmektedir. Dolayısıyla erken tanı ve farkındalık, tedavi başarısının en kritik belirleyicisidir.
Gırtlak Kanseri Nedir?
Gırtlak kanseri, tıbbi terminolojide larinks karsinomu olarak adlandırılan ve gırtlak (larinks) bölgesindeki mukozal epitelden köken alan malign bir neoplazmdır. Larinks, boyun ön bölgesinde yer alan ve hem solunum hem fonasyon (ses üretimi) hem de yutma sırasında hava yolunun korunması işlevlerini üstlenen karmaşık bir organdır.
Anatomik olarak larinks üç bölgeye ayrılır:
- Supraglottik bölge: Epiglot, ariepiglottik kıvrımlar, yalancı ses telleri (ventriküler bantlar) ve larinks ventriküllerini içerir. Tüm larinks kanserlerinin yaklaşık %25-30'u bu bölgeden kaynaklanır ve zengin lenfatik drenajı nedeniyle erken dönemde boyun lenf nodlarına metastaz yapma eğilimindedir.
- Glottik bölge: Gerçek ses tellerini (vokal kordlar) ve ön komissürü kapsar. Larinks kanserlerinin %60-65'i bu bölgede gelişir. Glottik bölgenin lenfatik drenajının nispeten zayıf olması nedeniyle erken evre tümörlerde servikal metastaz riski düşüktür ve ses kısıklığı gibi erken semptomlar sayesinde tanı genellikle daha erken konulur.
- Subglottik bölge: Ses tellerinin alt sınırından trakea başlangıcına kadar uzanan bölgedir. Tüm larinks kanserlerinin yalnızca %5'ini oluşturur; ancak tanı anında genellikle ileri evrededir ve prognozu daha kötüdür.
Histopatolojik olarak larinks kanserlerinin yaklaşık %95'i skuamöz hücreli karsinom (yassı epitel hücreli kanser) tipindedir. Nadir görülen diğer histolojik tipler arasında verrüköz karsinom, adenokarsinom, nöroendokrin tümörler ve kondrosarkom sayılabilir.
Nedenleri ve Risk Faktörleri
Gırtlak kanserinin gelişiminde en önemli etyolojik faktör tartışmasız tütün kullanımıdır. Sigara içenlerde larinks kanseri gelişme riski, hiç içmeyenlere kıyasla 10-15 kat artmaktadır. Günlük içilen sigara miktarı ve içme süresi ile risk doğru orantılı biçimde yükselir.
Alkol kullanımı tek başına bağımsız bir risk faktörü olmakla birlikte, asıl tehlike sigara ile birlikte kullanıldığında ortaya çıkar. Sigara ve alkol birlikteliği, ayrı ayrı risklerinin toplamından çok daha fazlasını oluşturan sinerjistik bir etki yaratır; bu kombinasyonda risk 40 kata kadar artabilir. Alkolün mukozal bariyeri zayıflatarak karsinojenlerin penetrasyonunu kolaylaştırdığı düşünülmektedir.
Diğer önemli risk faktörleri şunlardır:
- Mesleki maruziyetler: Asbest, nikel, sülfürik asit buharları, formaldehit ve ahşap tozuna kronik maruziyet larinks kanseri riskini artırır. İnşaat, metal işleme ve ağaç işleri sektörlerinde çalışanlar özellikle risk altındadır.
- Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH): Kronik laringofaringeal reflü, larinks mukozasında sürekli irritasyona yol açarak displazi ve malign transformasyon riskini yükseltir.
- Human papilloma virüs (HPV): Özellikle HPV tip 16 ve 18 ile larinks kanseri arasında ilişki bildirilmiştir; ancak orofarinks kanserlerindeki kadar güçlü bir nedensellik henüz kesin olarak kanıtlanamamıştır.
- Genetik yatkınlık: Birinci derece akrabalarda baş-boyun kanseri öyküsü bulunması, bireyin riskini yaklaşık 2-3 kat artırır. Karsinojen metabolizmasında rol oynayan enzimlerdeki polimorfizmler bu artıştan sorumlu tutulmaktadır.
- Beslenme alışkanlıkları: Sebze ve meyveden fakir, işlenmiş et ve tuzlanmış gıdalardan zengin diyetin riski artırdığı epidemiyolojik çalışmalarda gösterilmiştir.
- Radyasyon maruziyeti: Baş-boyun bölgesine daha önce uygulanan radyoterapi öyküsü, ikincil larinks malignitesi için risk oluşturur.
Belirtileri
Gırtlak kanserinin semptomatolojisi, tümörün anatomik lokalizasyonuna ve evresine göre değişkenlik gösterir. Erken dönemde belirtiler sıklıkla hafif ve nonspesifik olabilir; bu durum tanıda gecikmeye yol açabilir.
- Ses kısıklığı (disfoni): Glottik tümörlerin en erken ve en sık belirtisidir. Üç haftadan uzun süren, progresif ses kısıklığı mutlaka laringoskopik değerlendirme gerektirir. Ses kalitesinde kabalaşma, çatallanma veya hava kaçağı hissi şeklinde tanımlanabilir.
- Yutma güçlüğü (disfaji): Özellikle supraglottik tümörlerde belirgindir. Başlangıçta katı gıdalarda, ilerleyen evrelerde sıvılarda da zorlanma yaşanır. Odinofaji (ağrılı yutma) eşlik edebilir.
- Boyunda kitle: Servikal lenfadenopati, özellikle supraglottik tümörlerde ilk başvuru şikayeti olabilir. Tek taraflı, sert, fikse ve ağrısız boyun kitlesi malignite açısından yüksek şüphe uyandırmalıdır.
- Kulağa vuran ağrı (otalji): Referred otalji olarak bilinen bu durum, vagus sinirinin auriküler dalının (Arnold siniri) tümör tarafından irritasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle ipsilateral kulakta hissedilen bu ağrı, kulak muayenesinde patoloji saptanmaması ile karakterizedir.
- Stridor: Hava yolunu daraltan ileri evre tümörlerde inspiratuar veya bifazik stridor gelişir. Acil müdahale gerektiren bir bulgudur ve hava yolu güvenliğinin sağlanması önceliklidir.
- Kronik öksürük ve hemoptizi: Uzun süreli, tedaviye yanıt vermeyen öksürük ve balgamda kan gelmesi önemli uyarıcı belirtilerdir.
- Kilo kaybı: İleri evre hastalıkta beslenme güçlüğü ve kataboli nedeniyle istemsiz kilo kaybı görülür.
- Nefes darlığı: Hava yolu obstrüksiyonuna bağlı olarak önce eforla, sonra istirahatte bile dispne gelişebilir.
Tanı Yöntemleri
Gırtlak kanseri tanısında klinik şüphe ile başlayan sistematik bir değerlendirme süreci izlenir. Detaylı anamnez ve fizik muayene ardından endoskopik ve radyolojik incelemeler gerçekleştirilir.
- İndirekt laringoskopi: Ayna yardımıyla veya fleksibl fiberoptik nazofaringolaringoskop ile muayene hane ortamında yapılan ilk değerlendirmedir. Vokal kord hareketleri, mukozal düzensizlikler ve kitle lezyonları değerlendirilir.
- Direkt laringoskopi: Genel anestezi altında rijit endoskop ile yapılır. Tümörün tam sınırlarının belirlenmesi, biyopsi alınması ve eş zamanlı olarak özofagoskopi ile ikinci primer tümör taraması yapılabilmesi açısından altın standarttır.
- Biyopsi ve histopatolojik inceleme: Kesin tanı, şüpheli lezyondan alınan doku örneğinin patolojik incelemesi ile konulur. Tümörün histolojik tipi, diferansiasyon derecesi ve invazyon derinliği belirlenir.
- Bilgisayarlı tomografi (BT): Kontrastlı boyun BT, tümörün boyutunu, kıkırdak invazyonunu, pre-epiglottik ve paraglottik alan tutulumunu ve servikal lenf nodu metastazlarını değerlendirmede esastır.
- Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Yumuşak doku kontrastının üstünlüğü sayesinde pre-epiglottik alan, dil kökü invazyonu ve kıkırdak tutulumunun BT'ye göre daha hassas değerlendirilmesini sağlar.
- PET-CT: Uzak metastaz taraması, eş zamanlı ikinci primer tümör araştırması ve tedavi sonrası nüks şüphesinde kullanılır. Metabolik aktivite bilgisi ile anatomik görüntülemeyi birleştirir.
TNM Evreleme Sistemi
Larinks kanserinde TNM evreleme sistemi (AJCC/UICC) tedavi planlamasının temelini oluşturur. T evresi tümörün primer bölgedeki yayılımını, N evresi bölgesel lenf nodu tutulumunu, M evresi ise uzak metastaz varlığını tanımlar. Glottik tümörlerde T1 evre tek veya her iki vokal korda sınırlı tümörü ifade ederken, T4 evre kıkırdak invazyonu ve ekstralaringeal yayılımı gösterir. Evreleme, tedavi yaklaşımının belirlenmesinde ve prognoz öngörüsünde hayati öneme sahiptir.
Ayırıcı Tanı
Larinks kanseri semptomları birçok benign durumu taklit edebilir; bu nedenle kapsamlı bir ayırıcı tanı değerlendirmesi şarttır.
- Vokal kord polipleri ve nodülleri: Ses kısıklığının en sık benign nedenidir. Genellikle ses yanlış kullanımı ile ilişkilidir ve stroboskopik muayene ile maligniteden ayrılabilir; ancak atipik lezyonlarda biyopsi gerekebilir.
- Laringeal papillomatozis: HPV ilişkili rekürren papillomlar, özellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Malign transformasyon riski düşük olmakla birlikte mevcuttur.
- Kronik larenjit: Reflü, enfeksiyon veya irritanlara bağlı kronik inflamasyon, ses kısıklığı ve boğaz ağrısına neden olabilir. Tedaviye yanıt vermemesi halinde biyopsi endikasyonu doğar.
- Larinks lökoplakisi: Premalign bir lezyon olarak değerlendirilir ve displazi açısından biyopsi ile histopatolojik inceleme gerektirir.
- Vokal kord paralizisi: Rekürren laringeal sinir felci çeşitli nedenlerle gelişebilir ve ses kısıklığının önemli bir nedenidir. Etiyolojisinde tiroid patolojileri, akciğer apeksi tümörleri ve iatrojenik nedenler araştırılmalıdır.
Tedavi
Gırtlak kanseri tedavisi, tümörün evresi, lokalizasyonu, hastanın genel durumu ve hasta tercihlerine göre bireyselleştirilir. Multidisipliner bir yaklaşım esastır.
Erken Evre (Evre I-II) Tedavisi
Erken evre glottik kanserlerde radyoterapi ve endoskopik lazer cerrahisi (transoral lazer mikrocerrahi – TLM) eşit kür oranları sunan iki temel seçenektir. Radyoterapi, ses kalitesinin korunması açısından avantajlı kabul edilirken, lazer cerrahi tek seansta tedavi imkanı ve radyoterapiyi gelecek için saklama avantajı sağlar. Erken evre supraglottik kanserlerde ise supraglottik larenjektomi veya radyoterapi tercih edilebilir.
İleri Evre (Evre III-IV) Tedavisi
- Organ koruyucu protokoller: Eş zamanlı kemoradyoterapi (genellikle sisplatin bazlı kemoterapi ile radyoterapi kombinasyonu), ileri evre larinks kanserinde total larenjektomiye alternatif olarak organ koruma amacıyla uygulanır. VA Larinks çalışması ve RTOG 91-11 gibi klinik araştırmalar, seçilmiş hastalarda larenks korunmasının onkolojik sonuçlardan ödün vermeden mümkün olduğunu göstermiştir.
- Parsiyel larenjektomi: Vertikal parsiyel, suprakrikoid parsiyel ve supraglottik larenjektomi gibi prosedürler, tümörün yerleşimine göre organın bir kısmının korunmasına olanak tanır. Hastalar genellikle konuşma ve yutma fonksiyonlarını sürdürebilir.
- Total larenjektomi: İleri evre tümörlerde veya organ koruyucu tedavilerin başarısız olduğu durumlarda gerekli olabilir. Kalıcı trakeostomi açılır ve hastanın ses rehabilitasyonu için trakeoözofageal protez, özofageal konuşma veya elektrolarinks kullanması gerekir.
- Boyun diseksiyonu: Klinik veya radyolojik olarak lenf nodu metastazı saptanan hastalarda eş zamanlı servikal lenf nodu diseksiyonu uygulanır.
- İmmünoterapi: Pembrolizumab ve nivolumab gibi PD-1 inhibitörleri, nüks veya metastatik baş-boyun skuamöz hücreli karsinomunda tedavi seçenekleri arasına girmiştir.
Komplikasyonlar
Gırtlak kanserinin kendisi ve tedavisi çeşitli komplikasyonlara yol açabilir.
- Hava yolu obstrüksiyonu: İleri evre tümörlerde acil trakeotomi gerektirebilecek düzeyde solunum yolu daralması gelişebilir.
- Aspirasyon pnömonisi: Yutma fonksiyonunun bozulması sonucu gıda ve sekresyonların alt solunum yollarına kaçması ile tekrarlayan pnömoniler gelişebilir.
- Radyoterapi komplikasyonları: Mukozit, kserostomi (ağız kuruluğu), osteoradyonekroz, larinks ödemi, fibrozis ve hipotiroidizm radyoterapinin potansiyel yan etkileridir.
- Cerrahi komplikasyonlar: Faringokütanöz fistül, yara enfeksiyonu, kanama, disfaji ve aspirasyon başlıca cerrahi komplikasyonlardır.
- Fonksiyonel kayıplar: Ses kaybı, yutma güçlüğü ve kalıcı trakeostomi gerekliliği hastanın yaşam kalitesini ciddi biçimde etkiler.
- Psikososyal sorunlar: Depresyon, anksiyete, sosyal izolasyon ve beden imajı bozukluğu sık görülen psikososyal komplikasyonlardır.
Korunma
Gırtlak kanserinden korunmada en etkili strateji, bilinen risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasıdır.
- Sigaranın bırakılması: En önemli koruyucu önlemdir. Sigara bırakıldıktan sonra risk yıllar içinde kademeli olarak azalır; 10-15 yıl sonra hiç içmeyenlerin düzeyine yaklaşır.
- Alkol tüketiminin sınırlandırılması: Özellikle sigara ile birlikte aşırı alkol kullanımından kaçınılmalıdır.
- Mesleki koruma: Karsinojenlere maruz kalınan iş ortamlarında uygun kişisel koruyucu ekipman kullanılmalı ve iş güvenliği standartlarına uyulmalıdır.
- Reflü tedavisi: Laringofaringeal reflü tanısı alan hastalarda uygun medikal tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile mukozal hasar minimize edilmelidir.
- Dengeli beslenme: Sebze, meyve ve antioksidanlardan zengin bir diyet, baş-boyun kanserleri riskini azaltmada koruyucu etki gösterir.
Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?
Aşağıdaki durumlarda gecikmeksizin bir kulak burun boğaz (KBB) uzmanına başvurulması önerilir:
- Üç haftadan uzun süren ses kısıklığı: Herhangi bir üst solunum yolu enfeksiyonu olmaksızın devam eden veya giderek kötüleşen ses değişikliği mutlaka değerlendirilmelidir.
- Boyunda ele gelen kitle: İki haftadan uzun süren, özellikle ağrısız ve giderek büyüyen boyun kitlesi malignite açısından araştırılmalıdır.
- Yutma güçlüğü veya ağrılı yutma: Progresif disfaji veya odinofaji önemli bir uyarıcı semptomdur.
- Kulağa vuran ağrı: Kulak muayenesi normal olmasına rağmen devam eden tek taraflı kulak ağrısı, farinks veya larinks patolojisi açısından değerlendirilmelidir.
- Nefes darlığı veya stridor: Solunumda zorluk veya gürültülü solunum acil değerlendirme gerektirir.
- Balgamda kan: Hemoptizi varlığında alt ve üst solunum yolları mutlaka görüntüleme ve endoskopik yöntemlerle değerlendirilmelidir.
Gırtlak kanseri, erken tanı konulduğunda yüksek kür oranlarına sahip bir hastalıktır. Özellikle sigara ve alkol kullanan bireylerde risk farkındalığının artırılması, şüpheli semptomların ciddiye alınması ve gecikmeksizin uzman hekime başvurulması hayat kurtarıcı olabilir. Multidisipliner bir ekip tarafından yürütülen tedavi planı, onkolojik başarının yanı sıra hastanın yaşam kalitesinin de en üst düzeyde korunmasını hedefler. Düzenli KBB kontrolleri ve risk faktörlerinden kaçınma, bu hastalıkla mücadelede en güçlü silahlardır.
Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde uzman hekimlerimiz, bu alandaki en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastalarımıza kapsamlı sağlık hizmeti sunmaktadır. Detaylı bilgi ve randevu için bizimle iletişime geçebilirsiniz.









