Ortopedi ve Travmatoloji

Düz Tabanlık Ameliyatı

Düz tabanlık ameliyatında çökmüş ayak kemeri kalkaneal osteotomi, tendon transferi ve artroereisis ile yeniden yapılandırılarak yürüme mekaniği düzeltilir.

Düz tabanlık, tıbbi adıyla pes planus, ayağın medial (iç) longitudinal kemerinin çeşitli sebeplerle çökmesi, düzleşmesi ya da yeterince gelişememesi sonucu ortaya çıkan, çocukluktan ileri yaşa kadar geniş bir spektrumda karşımıza çıkan karmaşık bir ortopedik durumdur. Yıllardır ayak cerrahisi alanında hasta değerlendiren bir hekim olarak sıklıkla vurguladığım nokta şudur: düz tabanlık tek bir hastalık değil, arkasında farklı patolojiler yatabilen bir tablo başlığıdır. Bazı hastalarımızda tamamen fizyolojik bir varyasyondan, bazılarında ise posterior tibial tendon disfonksiyonundan, tarsal koalisyondan ya da nörolojik zeminden kaynaklanan yapısal bozukluklardan söz ederiz. Bu farklılık, tedavi kararının da neden bu kadar bireyselleştirilmiş olması gerektiğini açıklar. İlgili bölümlerde pes planus rekonstrüksiyonu ile ilgilenirken hedefimiz ayak kemerini yeniden inşa etmek, ağrıyı gidermek, ilerleyici deformitenin önüne geçmek ve hastanın günlük hayatına, sportif faaliyetlerine ve iş yaşamına en fonksiyonel biçimde geri dönmesini sağlamaktır. Bu yazıda, bir sağlık kuruluşuna başvuran hastalar ve yakınlarının en çok merak ettiği başlıkları, uzun yılların cerrahi ve klinik deneyimi ışığında ayrıntılı biçimde ele almaya çalışacağım.

Düz Tabanlık Hangi Evrede Cerrahi Müdahale Gerektirir?

Cerrahi karar, tek başına röntgende görülen bir çöküklük ya da hastanın estetik kaygısıyla değil; klinik bulgular, fonksiyonel kayıp, ağrının şiddeti, konservatif tedavilere yanıt, deformitenin ilerleyici karakter göstermesi ve altta yatan patolojinin tipiyle birlikte değerlendirilerek verilir. Erişkin edinilmiş düz tabanlık deformitesinde en sık kullandığımız evreleme sistemi olan Johnson-Strom sınıflaması, cerrahi kararın omurgasını oluşturur. Evre 1 dediğimiz aşamada henüz belirgin bir yapısal deformite yoktur; posterior tibial tendonda tenosinovit, yani tendonu saran kılıfın iltihaplı hale gelmesi hakimdir. Bu evrede hasta medial malleol arkasında lokalize bir ağrıdan, uzun süre ayakta kalmayla artan yorgunluktan yakınır. Bu grup hastalar sıklıkla ortez, antiinflamatuar tedavi, hedefe yönelik fizyoterapi ile yönetilir; ancak konservatif tedaviye rağmen ağrı devam eden, günlük yaşamı kısıtlayan olgularda tenosinovektomi gibi minimal invaziv cerrahi yaklaşımlar gündeme gelir.

Evre 2, cerrahinin en sık gündeme geldiği evredir. Bu grupta hastanın posterior tibial tendonu fonksiyonel yetersizlik göstermeye başlamış, medial ayak kemeri çökmüş, topukta valgus, ön ayakta abdüksiyon ortaya çıkmıştır ancak deformite hâlâ manuel olarak düzeltilebilir; yani fleksibl karakter gösterir. Evre 2A olarak adlandırdığımız alt tipte naviküler kemiğin medial subluksasyonu ön plandayken, Evre 2B'de buna ön ayak supinasyonu ve lateral kolon kısalığı eşlik eder. Bu ayrımı yapmak, uygulanacak cerrahi kombinasyonun kararını doğrudan belirler. Evre 2 hastalarında konservatif tedaviye yeterli yanıt alınmadığında, fonksiyonel kayıp derinleştiğinde ve deformitenin progresyon gösterdiği tespit edildiğinde cerrahi rekonstrüksiyon endikasyonu doğar. Evre 3 rijid deformite anlamına gelir; subtalar eklemde dejeneratif değişiklikler başlamış, deformite manuel olarak düzeltilemez hale gelmiştir. Bu evrede osteotomi ve tendon transferi yerine artrodez, yani seçilmiş eklemlerin füzyonu tercih edilir. Evre 4'te ise deformite ayak bileği eklemine, talokrural düzeye taşmıştır; bu grupta pantalar füzyon ya da total ayak bileği artroplastisiyle kombine cerrahiler planlanır. Kısaca cerrahi kararı verirken evreleme, klinik muayene, yük vererek çekilen röntgenler, manyetik rezonans bulguları, hastanın yaş ve aktivite beklentileri, komorbiditeleri ve konservatif tedavi yanıtı bir bütün olarak değerlendirilir.

Esnek Düz Tabanlık ile Rijid Düz Tabanlık Ameliyatları Arasındaki Fark Nedir?

Esnek ve rijid düz tabanlığın ayrımı, cerrahi planlamada belki de en kritik kavşaklardan biridir. Esnek pes planusta, hasta ayağını yerden kaldırdığında ya da ayak parmak ucuna yükseldiğinde medial ayak kemeri kendiliğinden yeniden şekillenir; yani ayak istirahatte ya da yük altındayken düzleşmiş görünmesine rağmen, eklemler hala hareketli, deformite manuel olarak düzeltilebilir haldedir. Bu grupta cerrahi felsefesi eklem koruyucudur; hedef, ayak kemerini destekleyen dinamik ve statik yapıları yeniden dengelemek, sagital ve koronal planda kemer yüksekliğini restore etmektir. Esnek deformitede sıklıkla yumuşak doku prosedürleri ile kemik prosedürlerini birleştirir; flexor digitorum longus tendonunun posterior tibial tendon yerine transferi, medializing kalkaneal osteotomi, lateral kolon uzatması ya da Cotton osteotomisi gibi kemik girişimleri hastaya özel biçimde kombinlenir.

Rijid düz tabanlıkta ise tablo farklıdır. Ayak parmak ucuna kalkıldığında dahi kemer düzelmiyor, topuk valgusu düzelmiyor, ön ayak abdüksiyonu manuel olarak korrekte edilemiyorsa deformite rijid karakter kazanmıştır. Bunun altında sıklıkla tarsal koalisyon, ileri evre posterior tibial tendon disfonksiyonu, subtalar eklem artrozu ya da nörojenik deformiteler yatar. Rijid vakalarda eklemleri korumaya çalışan yumuşak doku prosedürleri tek başına yeterli olmaz; çünkü eklemler zaten hareketini kaybetmiş, biyomekanik korreksiyon eklem seviyesinde yapılamaz hale gelmiştir. Bu hastalarda artrodez, yani triple artrodez adı verilen subtalar, talonaviküler ve kalkaneokuboid eklemlerin füzyonu ile ayak nötr aksa getirilir. Rijid vakalarda cerrahi süresi genellikle daha uzun, iyileşme süreci daha yavaş, alçı ve yüksüz dönem daha uzundur. Fakat doğru endikasyonla uygulandığında hastanın uzun süredir çekmekte olduğu ağrının önemli ölçüde gerilediğini ve fonksiyonel kapasitenin belirgin biçimde arttığını görürüz.

Kalkaneal Osteotomi ile Ayak Kemeri Nasıl Yeniden Yapılandırılır?

Kalkaneal osteotomi, düz tabanlık rekonstrüksiyonunun temel taşlarından biridir ve topuk kemiğinin biyomekanik aksını yeniden düzenlemek amacıyla planlanan hedefli bir kemik kesisidir. En sık uygulanan varyantı medializing kalkaneal osteotomi, kısaca MCO, topuk kemiğinin arka bölümünün belirli bir açıyla kesilerek 5-10 milimetre kadar mediale kaydırılması esasına dayanır. Bu görünüşte küçük olan kaydırma hareketi, aslında ayakta yük dağılımını, aşil tendonunun çekiş yönünü ve subtalar eklemin dizilimini köklü biçimde değiştirir. Yıllar içinde topuğun valgusa açılması sonucu, aşil tendonu ayak kemerini destekleyen bir çekici olmaktan çıkıp deformiteyi ilerleten patolojik bir kuvvet haline gelir. MCO ile aşil tendonunun ekseni tekrar subtalar eklemin merkezine getirilerek bu patolojik döngü kırılır.

Cerrahi teknik olarak, lateral bir insizyon üzerinden kalkaneus posterior tuberkülüne ulaşılır. Sural sinir ve peroneal tendonlar özenle korunur. Yatay planda planlanan osteotomi hattı osilasyonlu testere ile tamamlanır; bu aşamada plantar korteksin kırılması riskine karşı dikkatli bir teknikle çalışılır. Ardından tuber, medial yönde planlanan mesafede kaydırılır ve iki büyük çaplı kanüle vida ile stabilize edilir. Vida yerine spesifik plaklar kullanılan modern teknikler de son yıllarda giderek yaygınlaşmıştır. Osteotomi hattı iyi kanlanmalı kortikokanselöz bir bölgede olduğu için kaynama oranları oldukça yüksektir. Bazı hastalarımızda MCO tek başına yeterli olmayabilir ve buna Evans osteotomisi adı verilen lateral kolon uzatması eklenir; bu prosedür kalkaneusun ön bölümüne yerleştirilen bir yapay ya da otojen greft ile lateral kolonun anteroposterior uzatılmasını sağlar ve ön ayak abdüksiyonunu düzeltir. Cotton osteotomisi ise medial kuneiform kemikte plantar açık kama yaparak ön ayak supinasyonunu düzeltmek amacıyla uygulanır. Cerrahi planlamada bu üç osteotomi tekniği tek başına ya da kombinasyon halinde kullanılabilir; kombinasyon kararı, hastanın yük vererek çekilen röntgenlerinde Meary açısı, kalkaneal pitch ve talokalkaneal ilişki gibi radyolojik parametreler ile klinik muayene bulgularının bütünleştirilmesiyle verilir.

Tibialis Posterior Tendon Yetmezliğinde Tendon Transferi Nasıl Uygulanır?

Posterior tibial tendon, medial ayak kemerinin en önemli dinamik destekleyicisidir ve bu tendonun disfonksiyonu erişkin edinilmiş düz tabanlığın en sık nedenidir. Bu tendonun yetmezliğe uğradığı, kısmi ya da tam yırtıklarının olduğu, tendinopatinin ilerleyerek fonksiyonel kayba yol açtığı vakalarda tek başına tenosinovektomi yeterli olmaz. Bu noktada uygulanan altın standart prosedür, flexor digitorum longus, yani parmakların uzun fleksör tendonunun posterior tibial tendon yerine transfer edilmesidir. Bu prosedür FDL transferi olarak bilinir ve modern pes planus cerrahisinin belkemiğini oluşturur. FDL transferi asla tek başına planlanmaz; mutlaka kalkaneal osteotomi ile birlikte yapılır. Çünkü kemik dizilimi düzeltilmeden yapılan bir tendon transferi, transferden beklenen fonksiyonel kazancı sağlayamaz ve zamanla transfer edilen tendon da yetmezliğe uğrar.

Teknik olarak cerrahi genellikle rejyonel ya da genel anestezi altında yapılır. Medial malleolun hemen arkasından başlayan longitudinal bir insizyonla posterior tibial tendon eksplore edilir. Tendon değerlendirilerek tenosinovit, longitudinal yırtıklar, tendinopati bulguları not edilir. Ciddi biçimde hasarlanmış posterior tibial tendon bölümü debride edilir ya da tamamen çıkarılır. Ardından aynı insizyon üzerinden fleksör digitorum longus tendonuna ulaşılır. Master knot of Henry adı verilen anatomik bölgede FDL, fleksör hallusis longus ile bağlantılıdır ve buradan mobilize edilir. FDL distalde tenotomize edilir; ancak parmak fleksiyonunun korunması amacıyla distal ucu fleksör hallusis longus tendonuna dikilir ki bu adhezyon parmakların normal biyomekaniğini korur.

Naviküler tüberkülüne bir tünel açılır ve mobilize edilmiş FDL proksimal ucu bu tünelden geçirilerek uygun gerilimde tespit edilir. Fiksasyon yöntemi olarak biyoemilebilir vidalar, endobutton benzeri implantlar ya da klasik kemik-tendon dikiş teknikleri kullanılabilir. Gerginlik ayarı FDL transferinin en kritik teknik detayıdır; gevşek bırakılan bir transfer beklenen desteği sağlayamazken, aşırı gerdirilen bir transfer hasta uyandığında ayakta rijit bir supinasyon deformitesine yol açabilir. Cerrahiden sonra transfer edilen FDL tendonu zamanla posterior tibial tendonun biyomekanik rolünü üstlenir; tendon kendi kas gücüyle medial ayak kemerini destekler ve topuk valgusunu dengeler. FDL transferi mutlaka medializing kalkaneal osteotomi ve gerektiğinde lateral kolon uzatması ile birleştirildiğinde uzun dönem başarı oranı %85-90 seviyelerine ulaşır.

Artroereisis İmplantı Ne İşe Yarar ve Kimlere Takılır?

Artroereisis, subtalar eklemin sinüs tarsi bölgesine yerleştirilen ve subtalar eklemin aşırı pronasyonunu mekanik olarak sınırlayan bir implanttır. Türkçeye "eklem sınırlayıcı implant" olarak da çevrilebilir. Sinüs tarsi, kalkaneus ile talus arasında oluşan koni şeklinde bir boşluktur; bu boşluğa yerleştirilen implant, subtalar eklemin fizyolojik hareket sınırlarını korurken aşırı eversiyon ve pronasyonu engeller ve böylece ayak kemerinin çökmesine mekanik bir bariyer oluşturur. Metal, biyoemilebilir ya da polimer tabanlı çeşitli implant türleri mevcuttur ve seçim hastanın yaşı, aktivite düzeyi ve beklentilerine göre yapılır. Artroereisis prosedürü, çok küçük bir lateral insizyonla, floroskopi eşliğinde yaklaşık 20-30 dakikada tamamlanabilecek kadar minimal invaziv bir yaklaşım olarak öne çıkar.

Bu implantın en klasik endikasyonu, esnek düz tabanlığı olan büyüme çağındaki çocuklar ve genç adölesanlardır. Konservatif tedaviye yanıt vermeyen, ağrılı, semptomatik, esnek pes planusu olan 8-14 yaş arası hastalarda oldukça iyi sonuçlar veren bir prosedürdür. Bu yaş grubunda ayak henüz büyümesini tamamlamamış olduğu için, subtalar eklemin doğru pozisyonda tutulması hem semptomların hafifletilmesini hem de ayağın yıllar içinde daha uygun biyomekanik pozisyonda gelişmesini sağlar. Erişkin hastalarda da seçilmiş olgularda artroereisis kullanılabilir; özellikle esnek düz tabanlığı olan, ileri deformitesi bulunmayan ancak konservatif tedavilere direnç gösteren genç erişkinlerde, tek başına ya da kalkaneal osteotomi gibi diğer prosedürlerle kombine edilebilir. Ancak artroereisis her hastaya uygun değildir. Rijid pes planus, ileri evre posterior tibial tendon disfonksiyonu, subtalar eklem artrozu, tarsal koalisyon ve nörolojik deformitelerde bu implant tercih edilmez. Ayrıca implantasyon sonrası bir kısım hastada sinüs tarsi ağrısı, sural sinir irritasyonu ya da implant çıkarma ihtiyacı doğabileceği için hasta seçimi ve preoperatif değerlendirme çok titiz yapılmalıdır.

Çocuklarda Düz Tabanlık Ameliyatı Hangi Yaştan Sonra Yapılabilir?

Çocukluk çağı pes planusunun ezici çoğunluğu fizyolojiktir. Doğuştan itibaren tüm bebeklerde ayak yağ dokusunun fazla olması ve medial kemerin henüz gelişmemiş olması nedeniyle görsel olarak düz görünen bir ayak yapısı vardır; bu durum çoğu çocukta 5-6 yaş civarında spontan biçimde düzelir ve ayak kemeri belirginleşir. Yapılan çalışmalar %85'e varan oranda spontan iyileşme bildirmektedir. Bu nedenle çocuklarda düz tabanlığa yaklaşımda temel felsefe sabırlı ve gözlemcidir. Çocuk ağrısız, yürüyüşü normal, aktivitelerini rahatça sürdürebiliyor, esnek pes planusu var ve altta yatan nörolojik ya da yapısal bir patoloji yoksa yıllık kontroller ve gerekiyorsa uygun tabanlıklarla izlem yeterlidir. Ailelerin bu dönemde çocuklarına gereksiz ortez, ayakkabı modifikasyonu ya da fizyoterapi rejimi uygulamaları yerine, doğal gelişimin izlenmesi çok daha akılcı bir yaklaşımdır.

Cerrahi karar, semptomatik olan, ağrısı süregelen, aktivitesi kısıtlanan, yürüyüşünde belirgin biyomekanik bozukluk gelişen ve yıllık takiplerde deformitesi ilerleyen çocuklarda gündeme gelir. Genelde 8-14 yaş arası, esnek pes planus olan ve konservatif tedaviye yanıt vermeyen çocuklar en uygun aday grubudur. Bu yaş aralığı, artroereisis implantasyonu için altın dönem olarak kabul edilir; çünkü ayak henüz büyümesini tamamlamamıştır ve implantla düzeltilen biyomekanik dizilim, kalan büyüme dönemi boyunca ayağın sağlıklı gelişimine katkı sağlar. Rijid pes planusu olan, tarsal koalisyon saptanan çocuklarda ise koalisyon rezeksiyonu, gerekli hallerde bunun üstüne osteotomi ya da artrodez planlanabilir. 5-6 yaşından önce cerrahi kararı verilmesi son derece istisnai durumlarda söz konusudur; nörolojik zeminde ilerleyici deformite, ağır tarsal koalisyon ya da nadir konjenital deformiteler bu istisnalar arasındadır. Adölesan sonrasında büyüme plakları kapanan ve deformite yerleşmiş olan hastalarda ise erişkinlere benzer rekonstrüktif prosedürler planlanır.

Ameliyat Sonrası Ne Kadar Süre Alçı ve Yük Vermeme Gerekir?

Postoperatif dönem, düz tabanlık cerrahisi kadar planlı ve titizlikle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Hastalarımıza her zaman şunu söyleriz: cerrahi yalnızca bu yolculuğun ilk yarısıdır, ikinci yarısı disiplinli bir iyileşme sürecidir. Klasik bir FDL transferi ve medializing kalkaneal osteotomi kombinasyonu sonrasında hasta genellikle ilk 2-4 hafta boyunca alçı ya da tercihe göre atel ile immobilize edilir. Bu dönemde ayak hafif ekvinusda, yani parmak ucuna doğru hafif çevrilmiş pozisyonda tutulur; bu pozisyon transfer edilen tendonun gerilimini korumaya, osteotomi hattının stabilitesini desteklemeye ve yumuşak dokuların erken iyileşmesine yardımcı olur. Bu ilk dönemde ayağa hiç yük verilmez; hasta koltuk değneği ya da walker ile mobilize olur. Basit bir yürüme yardımcısı bile aktif kullanılırsa hasta günlük yaşamının önemli bölümünü sürdürebilir.

2-4. Haftalar arasında dikişler alınır, alçı yenilenir ya da yürüme botu, yani cam boot benzeri bir ortez ile devam edilir. Ortez döneminde ayağın kontrollü koruma altında olması, yumuşak doku ödeminin azalması ve fizyoterapiye erken hazırlanması sağlanır. 6. Haftadan itibaren, yapılan cerrahinin tipine ve hastanın radyografik iyileşme durumuna göre, kısmi yük verme, yani partial weight bearing kademeli olarak başlatılır. Bu dönemde ağırlığın önce %25, sonra %50, sonra %75 oranında geçirilmesi hedeflenir. 8-12. Haftalar arasında hastaların büyük kısmı botla tam yük verebilir hale gelir ve fizyoterapi giderek yoğunlaşır. Osteotomi kaynaması radyolojik olarak doğrulandıktan sonra, genellikle 12. Haftadan itibaren, spor ayakkabısı ile tam yük dönemine geçilir. Ancak bu takvim hastaya, uygulanan cerrahiye ve iyileşme hızına göre değişkenlik gösterir. Rijid deformite için triple artrodez uygulanmış hastalarda alçı ve yüksüz dönem daha uzun tutulur; artroereisis gibi minimal invaziv işlemlerden sonra ise yükleme çok daha erken başlatılabilir. Postoperatif takip röntgenleri, klinik muayene ve fizyoterapistle koordinasyon bu takvimi belirleyen üç temel unsurdur.

Düz Tabanlık Cerrahisi Sonrası Yürüme Mekaniği Nasıl Değişir?

Cerrahinin belki de hastanın günlük hayatına en belirgin biçimde yansıyan sonucu, yürüme mekaniğindeki değişikliktir. Düz tabanlık uzun yıllar boyunca ilerlemişse hastanın ayak biyomekaniği aslında ciddi biçimde bozulmuştur. Topuk valgusa açılmış, ön ayak dışa doğru abdüksiyon yapmış, medial kemer çökmüş, bacak aksı içeri devrilmiş, dizde valgus artmış ve hatta pelvis ve lumbar bölge dengesi de etkilenmiştir. Hasta belki de yıllar içinde bu deforme biyomekaniğe uyum sağlamış ve o şekilde yürümeye alışmış olabilir. Cerrahi sonrasında ayak nötr aksa getirildiğinde, öncelikle vücut ağırlığının yer değiştirmesi ile bir uyum süreci başlar. Bu adaptasyon dönemi hem ayağın kendisinde hem de zincirin daha üst halkaları olan diz, kalça ve lumbar bölgede fark edilir.

Genellikle hastaların bu adaptasyon sürecinde şu geri dönüşleri aldığımızı görürüz. İlk haftalarda topuğun daha içeriye alınmış hissi, ayak parmak ucuna kalkarken destek artışı, uzun süreli ayakta kalma toleransında belirgin artış, koşarken ve merdiven çıkarken performansın iyileşmesi ilk çarpıcı değişikliklerdir. Yürüyüşün heel-strike, midstance ve toe-off gibi fazları yeniden düzenlenir; özellikle toe-off fazında ayak parmak ucundan itiş performansı büyük ölçüde restore olur. Yorulma hissi azalır; hasta 30 dakikalık bir yürüyüşten sonra hissettiği yorgunluğun eskisine göre çok daha az olduğunu ifade eder. Diğer yandan, uzun yıllar kompanse edilmiş bir yürüyüş paterninde ani düzeltme, hastanın kaslarının farklı yüklerle çalışmasına neden olur; bu nedenle başlangıçta hafif kalça ve diz kas ağrıları görülebilir. Bu ağrılar genellikle rehabilitasyonla birlikte hızla geriler. Uzun vadede, doğru rekonstrüksiyon yapılmış hastalarda yürüyüş kalitesinin belirgin biçimde iyileştiğini, aşırı yorulma, medial ayak ağrısı, diz iç yan bölgesinde artan yüklenme gibi şikayetlerin gerilediğini gözlemleriz.

Ayak Kemeri Yeniden Çökebilir mi ve Nüks Riski Nedir?

Hasta ve yakınlarının en sık sorduğu sorulardan biri de düzeltilmiş kemerin ileride yeniden çökebilir mi sorusudur. Bu son derece meşru bir sorudur çünkü düz tabanlık statik olmayan, ilerleyici karakter gösterebilen bir tablodur. Cerrahiden sonra kemer, uygun endikasyonda uygun teknikle rekonstrükte edildiğinde uzun süreli koruma sağlanır; ancak nüks riski tamamen sıfır değildir. Nüksün başlıca sebepleri şunlardır: cerrahi endikasyon uyumsuzluğu, teknik yetersizlik, tendon transferinin yetersiz gerilimle yapılması, kalkaneal osteotominin yeterli kaydırmayı sağlamaması, lateral kolon uzatmasının gerekli olduğu bir hastada bu prosedürün eklenmemiş olması ya da hastanın kilo, aktivite ve altta yatan sistemik durumlarının deformiteyi ilerleten kuvvetleri sürdürüyor olması.

Erişkin edinilmiş düz tabanlıkta modern kombinasyonlu cerrahilerin uzun dönem başarı oranları %85-90 seviyelerindedir. Nüks daha çok ilk yıllardan sonra ortaya çıkabileceği için hastalarımızı postoperatif dönemin ilk yılında 3, 6 ve 12. Aylarda, sonrasında yıllık aralıklarla kontrole çağırırız. Bu kontrollerde ayakta yük vererek çekilen röntgenlerle Meary açısı, kalkaneal pitch ve talokalkaneal açı takip edilerek radyolojik dizilim değerlendirilir; klinik olarak topuk valgusu, ön ayak abdüksiyonu ve fonksiyonel skalalar kayıt altına alınır. Nüks riskinin en aza indirilmesi için hastaya yönelik önerilerimiz şunlardır: uygun kilonun korunması, uzun süreli aşırı yüklenmelerden kaçınılması, düzenli olarak ayak intrinsik kaslarını çalıştıran egzersizlerin sürdürülmesi, gerektiğinde koruyucu tabanlıkların kullanılması ve semptom tekrarında zaman kaybetmeden hekime başvurulmasıdır. Rijid deformite için triple artrodez uygulanmış hastalarda ise nüks daha çok komşu eklemlerde ortaya çıkan dejenerasyon şeklinde kendini gösterir; talokrural eklem artrozu bu grupta uzun dönem takibi zorunlu kılan başlıca komplikasyondur.

Bilateral Düz Tabanlık Ameliyatı Tek Seansda Yapılabilir mi?

Hastaların önemli bir kısmında düz tabanlık iki taraflıdır. Bu vakalarda "her iki ayağı da aynı seansda ameliyat edebilir misiniz?" sorusuyla sıklıkla karşılaşırız. Cevabı vermeden önce hasta özelinde birçok faktörün değerlendirilmesi gerekir. Genç, sağlıklı, komorbiditesi olmayan, düşük anestezi riski taşıyan ve uzun postoperatif iyileşme dönemine sosyal ve fiziksel olarak hazır hastalarda bilateral cerrahi tek seansda uygulanabilir. Bu durumda tek anestezi ile iki taraf düzeltilir, hasta iş ve sosyal hayattan tek bir dönem uzak kalır ve iki taraflı iyileşme aynı zaman diliminde tamamlanır. Ancak bilateral cerrahi kararı verirken çok dikkat edilmesi gereken noktalar vardır çünkü postoperatif dönemde iki ayağa da yük verilemeyeceği için hastanın hareketliliği önemli ölçüde kısıtlanır.

Bir hasta tekerlekli sandalye ya da walker ile 6-8 hafta hareket etmeye hazır değilse, yaşadığı çevrede yeterli destek yoksa, banyoda ya da tuvalette kullanabileceği tutunma noktaları yoksa bilateral tek seans cerrahi çok pratik olmayabilir. Aynı şekilde şeker hastalığı, kardiyovasküler hastalıklar, obezite, tromboembolik hastalık öyküsü, ileri yaş gibi faktörler tek seans bilateral cerrahi riskini arttırır. Bu vakalarda tercih ettiğimiz yöntem, her iki ayağı da 3-4 ay arayla evreli biçimde ameliyat etmektir. Bu yaklaşımın avantajı, bir taraf iyileşirken hastanın diğer tarafına yük verebilmesi, günlük yaşamına daha bağımsız devam edebilmesidir. Dezavantajı ise iki ayrı anestezi, iki ayrı postoperatif dönem ve iki ayrı iş kaybıdır. Karar, hastanın klinik durumu, cerrahi karmaşıklığı, sosyal destek sistemi ve beklentileri değerlendirilerek bireysel biçimde verilir.

Artroereisis İmplantı İleride Çıkarılması Gerekir mi?

Artroereisis implantasyonu, sinüs tarsi bölgesine yerleştirilen bu küçük implantın hastada kalıcı olarak kalıp kalmayacağı sorusunu da beraberinde getirir. Cevabı hem implantın türü hem de hastanın klinik seyri belirler. Metalik ya da polimer implantlar teorik olarak yaşam boyu kalabilirler ve pek çok hastada herhangi bir sorun yaratmadan işlevini sürdürürler. Ancak literatür ve klinik deneyimimiz gösteriyor ki çocuk hastalarda özellikle uzun dönemde implanta bağlı sinüs tarsi ağrısı, implant intoleransı ya da hedef biyomekanik düzeltmenin sağlanması sonrasında implanta daha fazla ihtiyaç duyulmaması gibi nedenlerle bir kısım implantın uygun zamanda çıkarılması gerekebilir.

Genel yaklaşım, çocuk hastalarda ayak büyümesi tamamlandıktan sonra, ki bu genellikle 18-20 yaş civarıdır, klinik değerlendirme sonucunda implantın çıkarılıp çıkarılmayacağına karar verilmesidir. Hasta ağrısız, deformitesi düzelmiş ve ayak biyomekaniği stabilse implant yerinde bırakılabilir; ancak sinüs tarsi ağrısı, mekanik semptomlar, aktivite kısıtlanması gibi sorunlar mevcutsa implantasyon sonrasında istenildiği zaman çıkarılabilir. Biyoemilebilir implantlar ise zamanla vücut tarafından emileceği için özel bir cerrahi çıkarım gerektirmez; ancak emilim sürecinde nadiren yumuşak doku reaksiyonu ya da inflamatuar yanıt gelişebileceğini akılda tutmak gerekir. Erişkinlerde artroereisis kararı verildiyse çıkarma daha kişiye özel değerlendirilir; hastanın semptomları, radyolojik kontrol ve fonksiyonel skorlar bir bütün olarak ele alınır. İmplant çıkarım cerrahisi genellikle sinüs tarsi bölgesindeki eski insizyon üzerinden yapılır, minimal invazivdir ve kısa süreli bir cerrahidir; iyileşme dönemi haftalar içinde tamamlanır.

fiziksel tıp ve rehabilitasyon ve Rehabilitasyon Süreci Nasıl İlerler?

fiziksel tıp ve rehabilitasyon, düz tabanlık cerrahisinin başarısını belirleyen en kritik unsurlardan biridir. Cerrahi ne kadar son derece düzgün yapılırsa yapılsın, disiplinli bir rehabilitasyon programı olmadan istenilen fonksiyonel sonuca ulaşmak mümkün değildir. Rehabilitasyon programı klasik olarak dört fazda yürütülür ve her fazın kendi hedefleri, egzersizleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları vardır. İlk faz olarak koruma dönemi 0-6. Haftaları kapsar. Bu dönemde ayak alçı ya da walker ile immobilize edilirken çevre kaslar ve dolaşımın korunması amacıyla kalça, diz kas gruplarına yönelik izometrik egzersizler, üst ekstremite güçlendirmesi ve solunum egzersizleri yapılır. Amaç ayağı korurken vücut genelinin fizyolojik kapasitesini korumaktır.

İkinci faz 6-12. Haftalarda başlayan mobilizasyon dönemidir. Bu dönemde alçı kaldırılır, hastaya yürüme botu ile birlikte kontrollü hareketler öğretilir. Ayak bileği ve subtalar eklem hareketleri sınırlı biçimde başlatılır, kısmi yük verme egzersizleri ve pasif germe egzersizleri programa dahil edilir. Aşil ve gastroknemius grubu için özellikle nazik germe programları önemlidir çünkü bu grupta kısalık düz tabanlık patogenezinde önemli bir rol oynar. Üçüncü faz 12-24. Haftaları kapsayan güçlendirme dönemidir. Tam yük veriliyor olması nedeniyle ayak intrinsik kaslarını, tibialis posterior grubunu ve peroneal kasları hedefleyen egzersizler ön plana çıkar; kısa foot exercise, single leg heel raise, denge tahtası egzersizleri ve proprioseptif rehabilitasyon bu fazın vazgeçilmezleridir. Dördüncü ve son faz 24. Haftadan sonra devam eden aktiviteye dönüş fazıdır. Hasta artık günlük yaşamına döndükten sonra spora dönüş hazırlığı bu fazda yapılır. Koşu, ağırlık antrenmanı, sıçrama ve spora özgü egzersizler kademeli olarak eklenir. Rehabilitasyon süreci fizyoterapist eşliğinde yürütülmelidir; ev programlarıyla desteklenmeli, ancak fizyoterapist takibi olmadan sadece internetten öğrenilen egzersizlerle yürütülmemelidir.

Ameliyat Sonrası Sportif Aktivitelere Ne Zaman Dönülebilir?

Sporcu hastalarımızın en sık merak ettiği konu, ne zaman spora dönebilecekleridir. Cevabı vermeden önce şunu her zaman vurgularız: erken dönüş, uzun dönemli başarısızlığı beraberinde getirebilir. Cerrahi sonrası spora dönüş, yalnızca radyolojik kaynamaya değil; klinik olarak kas kuvvetinin geri kazanılmasına, propriosepsiyonun restore edilmesine ve fonksiyonel testlerin başarıyla tamamlanmasına bağlıdır. Genel bir çerçeve olarak yürüyüş ve düşük etkili aktiviteler 12. Haftadan itibaren başlatılabilir; yüzme gibi ekleme yük vermeyen sporlar postoperatif 8-10. Haftada başlayabilir. Bisiklet, önce sabit bisiklet olarak 10-12. Haftada, açık havada kontrollü bisiklet ise 14-16. Haftadan sonra eklenir.

Koşu, ancak fizyoterapist tarafından güç, denge ve fonksiyonel testler yapılıp uygunluk verildikten sonra genellikle 4-6 ay sonrasında başlatılır. Yüksek etkili sporlar, tenis, basketbol, futbol gibi aniden yön değiştiren ve sıçrama içeren sporlar için genellikle 6-9 ay beklenir. Profesyonel sporcularda ise dönüş süreleri bireysel biyomekanik analizler ve performans testleri sonucunda planlanır; bazı vakalarda 9-12. Aya kadar profesyonel yarışmaya dönüş ertelenebilir. Rijid deformite için triple artrodez uygulanmış hastalarda yüksek etkili sporlara dönüş genellikle önerilmez; bu grup hastalar yürüyüş, yüzme, bisiklet ve düşük etkili aerobik aktivitelerle sınırlı bir spor profili ile daha uygun yönetilir. Hastaya özgü faktörler, cerrahinin kombinasyonu, yaş, önceki spor deneyimi ve rehabilitasyon uyumu spora dönüş takvimini şekillendiren en önemli değişkenlerdir.

Aşil Tendonu Uzatma İşlemi Düz Tabanlık Cerrahisinde Neden Eklenir?

Düz tabanlık cerrahisinin oldukça kritik ama sıklıkla göz ardı edilen bir bileşeni de aşil tendonu ya da gastroknemius kısalığının yönetimidir. Hastaların önemli bir bölümünde muayenede Silfverskiöld testi pozitiftir; yani diz gergin pozisyonda ayak dorsifleksiyonu sınırlıyken diz fleksiyonda bu sınırlanma büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu bulgu, izole gastroknemius kısalığının varlığını gösterir. Gastroknemius ya da aşil kısalığı, düz tabanlık patogenezinde son derece önemli bir rol oynar. Kısalmış aşil kompleksi, ayak dorsifleksiyonunu sınırlar ve yürüyüş sırasında topuğun erken kalkmasına, önce ön ayağın patolojik biçimde yüklenmesine, ardından medial ayak kemerinin çökmesine neden olur.

Bu nedenle düz tabanlık rekonstrüksiyonu sırasında Silfverskiöld testi pozitif olan hastalarda aşil kompleksinin uzatılması cerrahiye eklenir. İzole gastroknemius kısalığı için gastroknemius resesyonu, sıklıkla Strayer prosedürü uygulanır; bu işlem tek başına gastroknemius fasyasının insizyonu ile aşil kompleksinin fonksiyonel uzunluğunu arttırır ancak aşil tendonunun kendisine dokunmaz. Daha ileri kısalıklarda perkütan aşil tenotomisi, Z-plasti tekniği ya da açık aşil uzatma prosedürleri uygulanabilir. Bu prosedürlerin eklenmesi, hem osteotomi bölgelerindeki gerginliği azaltır hem de tendon transferinin fonksiyonel başarısını arttırır. Aşil uzatmasının hedefi, ayağın dorsifleksiyonda 10 derecelik pasif hareket açıklığına ulaşmasıdır. Bu hedef sağlanmadan yapılan bir pes planus cerrahisi teknik olarak eksik kalır ve nüks riski artar.

Aşil uzatma prosedürleri postoperatif dönemde de dikkatli izlem gerektirir. Aşil kompleksinin aşırı zayıflaması, hastanın parmak ucuna kalkma gücünde belirgin azalmaya, dolayısıyla toe-off fazında güç kaybına yol açabileceği için uzatma miktarı çok titiz biçimde belirlenmelidir. Rehabilitasyonda germe egzersizlerinin fazlaya kaçırılmaması, aşil kompleksinin fonksiyonel güçlendirilmesinin doğru zamanda başlatılması ve gerekli olduğunda topuk yükseltmelerinin kullanılması aşil ile ilgili prosedürlerin başarısını belirleyen ayrıntılardır. Doğru endikasyon, doğru teknik ve doğru rehabilitasyon üçlüsü düzenlendiğinde aşil uzatma prosedürü, düz tabanlık cerrahisinin uzun dönem başarısına önemli katkı sağlar.

Düz tabanlık cerrahisi, cerrahın deneyimi kadar ekip çalışmasına, doğru hasta seçimine ve titiz bir postoperatif takibe dayanan çok bileşenli bir tedavi sürecidir. Hastaya özgü değerlendirme yapılmadan tek bir standart cerrahi protokolün uygulanması, uzun dönem başarıyı düşürür; bu nedenle her hastanın klinik, radyolojik ve fonksiyonel özelliklerinin ayrı ayrı analiz edilmesi ve buna göre kombine bir cerrahi planlanması esastır. Yıllar içinde edindiğimiz deneyim, doğru zamanda, doğru endikasyonla, doğru teknikle yapılan bir düz tabanlık rekonstrüksiyonunun hastanın ağrısını gidermekle kalmayıp yürüyüş kalitesini, spor performansını, iş yaşamını ve genel yaşam kalitesini belirgin biçimde arttırdığını göstermektedir. Ortopedi ve travmatoloji alanında hasta merkezli yaklaşımı benimseyen Ortopedi ve Travmatoloji ekibi, düz tabanlık ameliyatı adayı olan hastalarımızı kapsamlı bir preoperatif değerlendirme sürecinden geçirir; cerrahi kararı hasta ile birlikte ve tüm alternatiflerin şeffaf biçimde tartışıldığı bir ortamda verir. Cerrahi sonrasında da rehabilitasyon uzmanları, fizyoterapistler ve gerektiğinde diğer branş uzmanları ile koordineli biçimde çalışarak hastalarımızın uygun fonksiyonel sonuca ulaşmasını hedefler. Ayak sağlığınızın yalnızca yürümekle sınırlı olmadığını, tüm vücut biyomekaniğinin temel taşlarından biri olduğunu unutmayın; bu nedenle uzun süreli ayak ağrısı, çökme hissi, yorulma ve yürüyüş bozukluğu gibi şikayetlerinizde deneyimli bir ortopedi hekimine başvurmanız, olası ilerleyici deformitelerin önüne geçmede en önemli adım olacaktır. İlgili poliklinikte ayrıntılı muayene, gerekli görüntüleme ve size özel tedavi planı ile en uygun yaklaşımın belirlenmesi için deneyimli ilgili bölüme her zaman güvenle başvurabilirsiniz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. American Academy of Orthopaedic Surgeons (AAOS) - OrthoInfo — Erişkin edinilmiş düz tabanlık (posterior tibial tendon disfonksiyonu)orthoinfo.aaos.org/en/diseases--conditions/adult-acquired-flatfoot
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Pes planus (düz tabanlık) değerlendirme ve tedavisincbi.nlm.nih.gov/books/NBK430802
  3. National Health Service (NHS) — Düşük ayak kemeri ve düz tabanlıknhs.uk/conditions/flat-feet
  4. National Library of Medicine - PubMed (NCBI) — Kalkaneal osteotomi ve tendon transferi ile düz tabanlık rekonstrüksiyonupubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29073779

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Ortopedi ve Travmatoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.