Ortopedi ve Travmatoloji

Dupuytren Kontraktürü Ameliyatı

Dupuytren hastalığında avuç içinde sertleşerek parmakları büken palmar fasya cerrahi olarak çıkarılır ve parmak hareketleri yeniden kazanılır.

Dupuytren kontraktürü ameliyatı, avuç içi bağ dokusunun kalınlaşarak parmakları avuç içine doğru çekmesine neden olan ilerleyici fibroproliferatif bir hastalığın kalıcı çözümüne yönelik uygulanan cerrahi bir işlemdir. Palmar fasyektomi olarak adlandırılan bu ameliyatta, hastalıklı fasya dokusu ve fibröz kordonlar mikrocerrahi teknikle çıkarılarak parmakların normal fonksiyonları geri kazandırılır. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği, ileri düzey el cerrahisi tecrübesi ve dijital sinir-damar koruma protokolleriyle Dupuytren tedavisinde başarılı sonuçlar elde etmektedir. Bu makalede hastalığın nedenlerinden cerrahi karar aşamalarına, ameliyat tekniklerinden nüks yönetimine kadar tüm süreçleri detaylandıracağız.

Dupuytren Kontraktürü Neden Oluşur ve Genetik Yatkınlık Rol Oynar mı?

Dupuytren kontraktürü, adını hastalığı ilk kez 1831 yılında sistematik biçimde tanımlayan Fransız cerrah Baron Guillaume Dupuytren'den alan, avuç içi fasyasının fibroproliferatif karakterli kronik ve ilerleyici bir bozukluğudur. Hastalığın temelinde, palmar aponörozun içindeki fibroblast ve miyofibroblast hücrelerinin kontrol dışı çoğalması, kollajen tip 3 birikimi ve dokunun kasılma yeteneği kazanması yatmaktadır. Bu hücresel süreçler önce avuç içinde palpe edilebilen sert nodüllerin oluşumuna, ardından parmaklara doğru uzanan fibröz kordonların gelişmesine ve son aşamada metakarpofalangeal ile proksimal interfalangeal eklemlerde kalıcı fleksiyon kontraktürüne yol açar.

Genetik yatkınlık Dupuytren kontraktürünün etyolojisinde belirleyici bir yer tutmaktadır. Hastalığın Kelt ve Kuzey Avrupa kökenli topluluklarda çok daha yaygın görülmesi nedeniyle literatürde sıklıkla "Viking hastalığı" olarak anıldığı bilinmektedir. Aile öyküsü pozitif olan bireylerde hastalığın daha erken yaşlarda başladığı, iki taraflı el tutulumunun daha sık görüldüğü ve klinik seyrin daha agresif olduğu gözlenmiştir. Yapılan genetik çalışmalar Wnt sinyal yolağı ile ilişkili gen bölgelerinin hastalık gelişiminde rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca otozomal dominant kalıtım paterni değişken penetransla birlikte bulunmuştur.

Genetik faktörlerin yanı sıra çeşitli çevresel ve sistemik durumlar hastalık gelişimine katkıda bulunur. Diyabetes mellitus, özellikle uzun süreli tip 2 diyabet hastalarında Dupuytren gelişme riskini iki-üç kat artırmaktadır. Kronik alkol kullanımı ile sigara içiciliği mikrovasküler iskemi mekanizmaları üzerinden hastalığın seyrini hızlandırır. Epilepsi tedavisinde kullanılan barbitüratlar ve fenitoin gibi antikonvülzan ilaçların uzun süreli kullanımı Dupuytren riskini artırmaktadır. HIV enfeksiyonu, hipertiroidi ve tekrarlayıcı el travmalarının da tetikleyici rolü tespit edilmiştir. Erkeklerde kadınlara oranla beş ila on kat daha sık görülen hastalık, tipik olarak ellili yaşlardan sonra klinik tablo vermeye başlar.

Avuç İçinde Sertleşme ve Nodül Hissedildiğinde Ameliyat Zamanı Ne Zaman Gelmiş Sayılır?

Avuç içinde ilk fark edilen sertlik ya da küçük bir nodülün tespit edilmesi Dupuytren kontraktürünün başlangıç bulgusudur ancak bu erken evrede acil bir cerrahi girişim gerektirmez. Hastalığın Iselin sınıflaması gereğince başlangıç aşaması proliferatif nodül dönemidir ve bu evrede yalnızca dokuda hafif bir kalınlaşma ile ağrısız veya minimal duyarlı sert nodüller bulunur. Bu dönemde parmak hareketleri henüz kısıtlanmadığından hasta yalnızca dikkatli klinik takibe alınır. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanları hastanın altı ay ile bir yıl aralıklarla değerlendirilmesini önerir. Erken evre nodüllerin cerrahi olarak çıkarılması nüks riskini artırdığı için gereksiz operasyonlardan kaçınılır.

Cerrahi karar için en önemli klinik ölçüt kontraktürün gelişip gelişmediğidir. Nodüllerden parmak tabanına ve parmak boyunca uzanan fibröz kordonlar oluştuğunda ve bu kordonlar metakarpofalangeal ekleminde otuz dereceyi aşan bir fleksiyon kontraktürüne neden olduğunda cerrahi endikasyon konur. Proksimal interfalangeal eklem tutulumunda ise daha küçük açı değerleri bile ameliyat için yeterli sebep sayılır çünkü PIP eklemi bir kez kontrakte olduktan sonra düzeltilmesi teknik olarak çok daha güçtür. Hastanın günlük yaşamda el yıkama, cebini kullanma, yüz yıkama, tokalaşma gibi temel işlevlerinde belirgin kısıtlanma yaşaması da cerrahi kararı destekleyen önemli göstergelerdir.

Hastalığın ilerleme hızı hastadan hastaya büyük farklılık gösterir. Ellili yaşlardan önce başlayan, bilateral yerleşimli, ayak tabanı Ledderhose hastalığı veya penil Peyronie hastalığı ile birlikte seyreden vakalarda hastalık daha hızlı ilerler. Bu klinik durumlara literatürde "Dupuytren diatezi" adı verilmekte olup cerrahi karar bu grupta daha erken ve daha agresif yaklaşımla verilmelidir. Diyatez olmayan yavaş ilerleyen olgularda ise gözlem süresi daha uzun tutulabilir. Hastanın el fonksiyonlarını sık kullanan bir meslek grubunda çalışması, örneğin cerrah, müzisyen, marangoz gibi ince motor beceri gerektiren işlerde bulunması operasyon zamanının öne alınmasına gerekçe olabilir. Ameliyat kararı verilirken hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve beklentileri de titizlikle değerlendirilir.

Palmar Fasyektomi ile Fasyotomi Arasındaki Cerrahi Fark Nedir?

Palmar fasyektomi ve palmar fasyotomi terimleri sıklıkla karıştırılmakla birlikte cerrahi kapsam bakımından birbirinden belirgin şekilde farklıdır. Fasyektomi hastalıklı palmar fasyanın ve fibröz kordonların cerrahi olarak eksize edilmesi anlamına gelir. Bu işlemde etkilenen fasya tamamen çıkarılır ve altta yatan patolojik doku bertaraf edilir. Fasyotomi ise fasyanın yalnızca kesilmesi işlemidir; doku yerinden çıkarılmaz sadece süreklilik bozularak kontraktürün açılması hedeflenir. Bu temel yaklaşım farklılığı iki tekniğin başarı oranlarını, iyileşme sürelerini ve nüks eğilimlerini doğrudan belirler.

Palmar fasyektomi kendi içinde farklı alt gruplara ayrılır. Segmental fasyektomi yalnızca kordonun belirli bölümlerinin eksize edildiği daha sınırlı bir tekniktir ve minimal invaziv yaklaşımlar arasında yer alır. Regional palmar fasyektomi ise klinik olarak etkilenmiş tüm fasya bölümünün çıkarılmasını içerir ve günümüzde en sık tercih edilen standart tekniktir. İleri ve agresif olgularda dermofasyektomi uygulanır; bu teknikte hastalıklı fasyanın yanı sıra üzerindeki cilt de eksize edilir ve tam kalınlıklı deri grefti ile kapatılır. Dermofasyektomi özellikle rekürren vakalarda ve güçlü diyatez bulguları olan genç hastalarda nüks oranını azaltmak amacıyla tercih edilir.

Fasyotomi yaklaşımının modern uzantısı perkütan iğne aponörotomi tekniğidir. Bu yöntemde küçük kalibreli bir iğne ile cilt altındaki kordonlar noktalar halinde kesilir ve ardından parmaklar manipülasyon ile açılır. Fransız ekolünün öncülük ettiği bu yaklaşımın kısa dönem sonuçları oldukça iyi olmakla birlikte beş yıllık nüks oranı yüzde elli ile seksen arasında değişmektedir. Fasyektomi ise daha uzun bir iyileşme süresi gerektirmesine karşın çok daha kalıcı sonuçlar sunar ve beş yıllık nüks oranı yüzde on ile otuz arasında kalır. Cerrahi teknik seçimi hastanın yaşı, kontraktür şiddeti, önceki tedavi öyküsü ve diyatez profiline göre bireyselleştirilir. Fasyotomi hızlı iyileşme sunarken fasyektomi kalıcı çözüm sağlar; bu iki uçtaki denge her hasta için ayrı ayrı kurulur.

Hueston Masa Testi Pozitif Çıkarsa Cerrahi Kararı Nasıl Verilir?

Hueston masa testi Dupuytren kontraktürünün cerrahi karar aşamasında kullanılan en pratik ve en değerli klinik testtir. Test avuç içinin düz bir masa yüzeyine tamamen temas ettirilmeye çalışılması esasına dayanır. Hasta elini tamamen açık şekilde masaya bastırmaya çalıştığında eğer avuç içi ve tüm parmak yüzeyleri masa yüzeyi ile temas ettirilebiliyorsa test negatif kabul edilir. Ancak parmaklardan bir veya birkaçı fleksiyon kontraktürü nedeniyle masaya değdirilemezse test pozitif olarak değerlendirilir. Bu basit test aslında hastanın günlük yaşamındaki fonksiyonel kısıtlamayı objektif olarak göstermenin en pratik yoludur.

Hueston masa testinin pozitif olması cerrahi endikasyon için altın standart kabul edilmektedir. Testin pozitif çıkması genellikle metakarpofalangeal eklemde otuz dereceyi aşan bir kontraktüre işaret eder ve bu değer palmar fasyektomi için klasik cerrahi eşiktir. Pozitif Hueston testi ile başvuran hastalarda cerrahi kararın hızlıca alınması hastanın el fonksiyonlarını korumak açısından önem taşır çünkü kontraktürün ilerlemesi zamanla eklem kapsül ve ligamanlarında kalıcı değişikliklere yol açar. Erken müdahale ile hem MP eklem hem de PIP eklem tam açıklığa kavuşturulabilirken geç dönemde kalıcı eklem sertlikleri gelişebilir.

Cerrahi kararı verirken Hueston testi tek başına yeterli değildir ve mutlaka diğer klinik parametrelerle birlikte değerlendirilmelidir. Kontraktürün her bir parmak ve her bir eklem düzeyindeki açısal değerleri gonyometre ile ölçülür ve bu değerler dosyaya kaydedilir. Fotoğraflama yapılarak hastalığın seyri belgelenir. Palpasyon ile kordonların lokalizasyonu, sertliği ve yapısı belirlenir. Cilt-doku adezyonlarının varlığı, önceki cerrahi izleri, dijital sinir ve arter fonksiyonları ayrıntılı incelenir. Ortopedi ve Travmatoloji hekimi tüm bu parametreleri değerlendirdikten sonra hastaya en uygun cerrahi teknik ve zamanlamayı önerir. Hueston testinin pozitif olması cerrahi karar için güçlü bir tetikleyici olsa da nihai karar bireysel klinik tablonun bütünsel analizine dayanır.

Ameliyatta En Sık Hangi Parmaklar ve Hangi Işınlar Etkilenmiş Olur?

Dupuytren kontraktürü elin tüm parmaklarını etkileyebilmekle birlikte parmak tutulum sıklığı belirgin bir dağılım paterni göstermektedir. Yüzük parmağı yani dördüncü parmak literatürde en sık etkilenen parmak olarak bildirilmektedir. Hasta serilerinde vakaların yaklaşık yarıdan fazlasında dördüncü parmak tutulumu bulunmaktadır. Yüzük parmağını sıklık sırasına göre küçük parmak takip eder ve bu iki ulnar parmak Dupuytren hastalığının klasik yerleşim bölgeleri kabul edilir. Orta parmak tutulumu üçüncü sırada gelirken işaret parmağı ve başparmak daha az etkilenir ancak agresif diyatez profilinde bu parmaklar da hastalığa katılabilir.

Cerrahi anatomide palmar fasya parmaklara doğru uzanan ışın adı verilen yapılar halinde organize edilmiştir. Her bir ışın belirli bir parmağa hizmet eden fasyal komponentlerden oluşur ve Dupuytren hastalığında bu ışınlardaki fibröz dönüşümler ayrı ayrı değerlendirilir. Pretendinöz kordon her ışının en yüzeyel bileşenidir ve parmak tabanında palpe edilen sertliğin ana kaynağıdır. Santral kordon ise parmakların palmar yüzeyinden geçen daha derin yapılar olup PIP eklem kontraktürüne yol açar. Lateral kordon parmakların lateral yüzeyinden geçer ve dijital sinir-arter yapılarına yakın seyreder. Spiral kordon ise nörovasküler yapıların çevresinde spiral biçimde dolanan en sinsi tiptir ve cerrahi sırasında dijital sinir yaralanma riskini belirgin ölçüde artırır.

Başparmak tutulumu klasik palmar fasyektomi tekniklerinden farklı bir cerrahi yaklaşım gerektirir. Başparmak-işaret parmağı web aralığında oluşan komissüral kordonlar ve başparmak proksimal falanksına doğru uzanan kordonlar özel bir dikkat gerektirir çünkü bu bölgedeki nörovasküler ve tendon yapıları farklı bir topografya izler. Küçük parmakta ise abduktor digiti minimi tendonu ile ilişkili özel kordon formasyonları bulunabilir. Cerrahi planlamada her bir parmak ve ışın için anatomik farklılıklar önceden değerlendirilir. Multi-parmak tutulumu olan olgularda cerrah bir seansta tüm etkilenmiş ışınları eksize edebilir; ancak beş parmak ve avuç içinin geniş tutulumu bulunan çok ileri vakalarda operasyonun iki seansa bölünmesi tercih edilebilir. Bu strateji hem operasyon süresinin kısaltılmasını hem de postoperatif ödem-hematom komplikasyonlarının azaltılmasını sağlar.

Cilt Kapatma İçin Z-Plasti ve Açık Palm Tekniği Hangi Durumda Tercih Edilir?

Dupuytren kontraktürü ameliyatlarında cilt kapatma aşaması sonucun kalitesi ve komplikasyon oranı açısından belirleyici bir aşamadır. Hastalığın uzun süredir devam ettiği ve kontraktürün ileri seviyeye ulaştığı olgularda parmakların açılması sonrası cilt yetmezliği ortaya çıkabilir. Bu durumda basit primer kapatma teknik olarak mümkün olmayabilir ya da yapıldığında ciltte gerilme, iskemi ve nekroz riski doğar. Bu nedenle cilt kapatma teknikleri Dupuytren cerrahisinde son derece dikkatli ve hastanın özel durumuna göre planlanan bir aşamadır.

Bruner tarafından tanımlanan zigzag insizyon Dupuytren cerrahisinde standart yaklaşım kabul edilmektedir. Bu insizyonun avantajı ciltteki gerilme hatlarının fleksiyon çizgilerine dik olarak yerleştirilmesi ve postoperatif dönemde skar kontraktürünün önlenmesidir. Bruner zigzagının uzatılabilirlik potansiyeli aynı zamanda Z-plasti transpozisyonu için ideal geometrik zemini hazırlar. Z-plasti tekniği longitudinal skarların uzatılmasında kullanılan klasik plastik cerrahi tekniğidir ve Dupuytren cerrahisinde parmak boyunda uzatma gerektiren durumlarda uygulanır. Klasik Z-plasti altmış derecelik açılarla kesilerek yüzde yetmiş beş uzatma sağlarken çok kanatlı Z-plasti veya seri Z-plasti daha uzun mesafe kazandırır.

McCash tarafından tanımlanan açık palm tekniği ise özellikle geniş palmar tutulumu bulunan ve önemli miktarda hemostaz ihtiyacı doğuran olgularda tercih edilmektedir. Bu teknikte enine yerleştirilen insizyonun avuç içindeki bölümü primer olarak kapatılmaz açık bırakılır. Açık bırakılan alan sekonder iyileşme ile yani granülasyon dokusu üzerinden epitelizasyonla kapanır. Bu yaklaşımın avantajları arasında postoperatif hematom riskinin azalması, kompartman içi basınç artışının önlenmesi ve kompleks bölgesel ağrı sendromu riskinin düşürülmesi sayılabilir. Açık palm tekniği özellikle yaşlı hastalarda, damar hastalığı olan bireylerde ve önceki cerrahi öyküsü bulunan olgularda güvenli bir alternatiftir. Ancak yara bakımının uzun sürmesi, günlük pansuman gerektirmesi ve iyileşme süresinin bir buçuk-üç haftaya uzaması dezavantajlarıdır. Dermofasyektomi gerektiren durumlarda ise cilt ve fasya birlikte eksize edilir ve tam kalınlıklı deri grefti ile kapatılır. Bu yöntem özellikle rekürren olgularda ve genç güçlü diyatezli hastalarda uygulanır.

Ameliyat Sırasında Dijital Sinir ve Damar Yaralanma Riski Nasıl Azaltılır?

Dupuytren kontraktürü cerrahisinde en büyük risk parmakların dijital sinir ve dijital arter yapılarının yaralanmasıdır. Palmar fasyektomi sırasında hastalıklı dokunun çıkarılması esnasında bu nörovasküler yapıların anatomik konumları normalden sapmış olabileceği için klasik anatomik bilgi bazen yetersiz kalır. Özellikle spiral kordon oluşumu bulunan olgularda dijital sinir ve arter yapıları kordon çevresinde helis çizerek yer değiştirmiş olabilir. Bu nedenle her cerrahi olguda anatomik varyasyonların mevcut olabileceği kabul edilerek titiz bir diseksiyon planı yapılmalıdır.

Cerrahi güvenliğin temel taşı büyütme optiklerinin kullanılmasıdır. İki ile dört buçuk büyütme sağlayan cerrahi lupların ve mikroskobun kullanımı dijital sinir ve arter yapılarının net şekilde görülmesini sağlar. Spiral kordonun tanımlanması özellikle önemlidir çünkü bu kordon nörovasküler bandı yerinden çıkararak yüzeyele taşımaktadır. Klasik anatomide dijital sinir ve arter derin yerleşirken spiral kordonlu vakalarda yüzeyele yer değiştirmiş olabilir. Bu anatomik değişikliğin farkında olan deneyimli cerrahlar diseksiyonu her zaman güvenli bölgeden yani kordonun proksimalinden başlatarak nörovasküler yapıları önce identifiye eder sonra kordon eksizyonuna geçer.

Dijital sinir yaralanma insidansı literatürde yüzde bir ile üç arasında bildirilmektedir. Bu istatistik deneyimli el cerrahları tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda daha düşük seviyede tutulabilmektedir. Sinir bütünlüğü intraoperatif olarak dikkatli inspeksiyonla değerlendirilir; herhangi bir kesim tespit edilirse mikrocerrahi tekniklerle epinöral onarım aynı seansta yapılır. Dijital arter yaralanması ise daha ciddi bir komplikasyon oluşturur çünkü parmağın dolaşımı iki dijital arter tarafından sağlandığı için tek taraflı arter kaybı genellikle tolere edilebilirken bilateral arter yaralanması iskemik parmak kaybına yol açabilir. Turnike açıldıktan sonra parmakların vasküler dolgunluğu ve kapiler geri dolum süresi mutlaka değerlendirilir. Gecikmiş kanlanma tespit edildiğinde acil vasküler eksplorasyon ve rekonstrüksiyon gerekebilir. Modern el cerrahisi merkezlerinde mikrocerrahi altyapısı ile bu tür acil durumlara anında müdahale edilebilmekte; bu da nörovasküler komplikasyonların kalıcı hasara ilerlemesini engellemektedir.

Kollajenaz Enjeksiyonu veya İğne Aponevrotomisi Yerine Neden Açık Cerrahi Seçilir?

Dupuytren kontraktürü tedavisinde günümüzde üç ana yaklaşım kullanılmaktadır: kollajenaz enjeksiyonu, perkütan iğne aponörotomi ve açık palmar fasyektomi. Her bir yöntemin kendine özgü avantaj ve dezavantajları bulunmakta olup hasta bazlı seçim yapılması gerekmektedir. Kollajenaz enjeksiyonu Clostridium histolyticum bakterisinden elde edilen enzimin fibröz kordona enjekte edilmesi ve yirmi dört-kırk sekiz saat sonra manipülasyon ile kordonun mekanik olarak koparılması esasına dayanır. Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi tarafından 2010 yılında onaylanan bu yöntem ambulatuar koşullarda uygulanabilmesi ve iyileşme süresinin kısa olması nedeniyle popülerlik kazanmıştır.

Perkütan iğne aponörotomi Fransız hekim Lermusiaux tarafından yaygınlaştırılan ve Beaujeu Hastanesi ekolünün klasik tekniği kabul edilen minimal invaziv bir yöntemdir. Bu teknikte küçük kalibreli iğne ile cilt altındaki kordonlar noktalar halinde perkütan olarak kesilir ve ardından manipülasyon ile parmaklar açılır. İşlem sırasında lokal anestezi yeterli olmakta ve hasta aynı gün eve dönebilmektedir. Her iki minimal invaziv yöntemin ortak avantajı hızlı iyileşme ve düşük komplikasyon oranıdır; ancak beş yıllık takiplerde nüks oranları yüzde elli ile seksen arasında oldukça yüksek seyretmektedir. Bu da hastaların uzun vadede tekrar tedavi ihtiyacı duyacağı anlamına gelir.

Açık palmar fasyektomi klasik ve altın standart tedavi olarak kabul edilir. Uzun dönem sonuçların uygun olduğu, nüks oranlarının en düşük olduğu (beş yılda yüzde on-otuz) yöntem olmasına karşın iyileşme süresi altı hafta ile üç ayı bulmaktadır. Açık cerrahinin özellikle tercih edildiği durumlar arasında ileri PIP eklem kontraktürleri, önceki minimal invaziv yöntemlerin başarısız olduğu olgular, rekürren hastalık, geniş palmar tutulum ve karmaşık kordon formasyonları yer alır. PIP eklem kontraktürleri kollajenaz veya iğne aponörotomi ile yeterli düzeyde açılamaz çünkü bu bölgede sadece kordonların değil aynı zamanda eklem kapsülünün ve çekiç bandın da katılığı gelişmiş olabilir. Genç hastalarda ve güçlü diyatez profilinde açık cerrahi tercih edilerek nüks olasılığı minimize edilmeye çalışılır. Hastaya en uygun tedavi seçiminin yapılabilmesi için tüm bu parametrelerin ayrıntılı bir preoperatif değerlendirme sürecinde ele alınması esastır.

Metakarpofalangeal ve Proksimal İnterfalangeal Eklem Kontraktürlerinde Başarı Oranları Farklı mıdır?

Dupuytren kontraktürü ameliyatının başarısı etkilenen eklem düzeyine göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Metakarpofalangeal eklemi tutulan olgularda cerrahi düzeltme çok daha başarılıdır ve tam veya tama yakın restorasyon çoğunlukla mümkün olmaktadır. MP eklem kontraktürlerinin cerrahi sonrası düzeltme oranı yüzde doksan ile doksan beş aralığında bildirilmektedir. Bu yüksek başarı MP eklemin anatomik yapısıyla açıklanabilir; MP eklem geniş kapsüllü, çok yönlü hareket eden bir eklem olduğu için uzun süreli kontraktürlerde bile kapsüler sertlik daha az gelişmektedir. Kordonun eksize edilmesiyle eklem tam açıklığına kavuşturulabilmektedir.

Proksimal interfalangeal eklem kontraktürleri ise cerrahi açıdan çok daha büyük bir zorluk oluşturmaktadır. PIP eklem hareket ekseninde tek yönlü hareket eden dar kapsüllü bir yapıya sahip olduğu için kontraktürün uzun sürmesi durumunda eklemin volar plakası, kollateral ligamanları ve fleksör tendon kılıfları da fibrotik değişikliklere uğrar. Bu ekstrafasyal kontraktürler kordon eksizyonu ile giderilemez ve rezidüel PIP kontraktürü kalıcı bir sorun olarak devam eder. Literatürde PIP eklem kontraktürlerinde cerrahi düzeltme oranı yüzde altmış ile seksen arasında bildirilmekte olup MP eklemine kıyasla belirgin ölçüde düşüktür.

PIP eklem kontraktürlerinin başarılı yönetimi için erken cerrahi müdahale kritik önem taşır. Kontraktür otuz dereceye ulaştığında hemen cerrahi düşünülmelidir çünkü daha büyük açılara kadar beklemek kalıcı eklem sertliği riskini artırır. İleri PIP kontraktürlerinde palmar fasyektomiye ek olarak kapsülotomi, chek-rein ligament serbestleştirmesi ve volar plaka mobilizasyonu gibi ek işlemler gerekebilir. Bazı olgularda önce eklem hareketini artırmak için dinamik ekstansiyon splinti uygulanabilir ve kontraktür bir miktar azaldıktan sonra cerrahiye alınır. Postoperatif dönemde yoğun el terapisi ve gece splint kullanımı PIP eklemi için mutlaka reçete edilir. Aksi takdirde kazanılan ekstansiyon süratle kaybedilebilir. Hastalar ameliyat öncesi PIP eklem sonuçlarının MP eklemine kıyasla daha sınırlı olabileceği konusunda ayrıntılı bilgilendirilmelidir. Bu bilgilendirme gerçekçi beklenti oluşturulması açısından son derece önemlidir.

El Terapisi ve Splint Kullanımı Ameliyat Sonrası Kaç Hafta Sürer?

Dupuytren kontraktürü cerrahisinin uzun dönem başarısı ameliyat sonrası el terapisi ve splint kullanımının kalitesine büyük ölçüde bağlıdır. Postoperatif rehabilitasyon protokolü ameliyat gününden başlayarak dört ila altı ay boyunca devam eden çok fazlı bir süreçtir. Erken postoperatif dönemde ilk kırk sekiz saat içinde parmak elevasyonu ve ödem kontrolü ön plandadır. Bu süre içerisinde el kalp seviyesinin üzerinde tutulur, buz uygulaması yapılır ve gerekli görülen olgularda kompresyon bandajı uygulanır. İlk pansuman genellikle iki-üç gün içinde açılır ve yara değerlendirilir.

El terapisti tarafından yönlendirilen aktif ve pasif hareket egzersizleri kırk sekiz saatten sonra başlatılır. Erken hareket başlangıcı Dupuytren cerrahisinin başarısında kritik öneme sahiptir çünkü immobilizasyon eklem sertliğine, tendon adezyonlarına ve fibrozis rekürrensine yol açabilir. Terapist her parmağın MP, PIP ve DIP eklemleri için ayrı ayrı ekstansiyon ve fleksiyon egzersizleri planlar. Hasta bu egzersizleri günde beş-altı seans olacak şekilde evde de sürdürür. Yara iyileşmesi tamamlandıktan sonra yaklaşık ikinci-üçüncü haftada skar masajı ve silikon jel uygulaması başlatılır. Bu uygulamalar hipertrofik skar oluşumunu ve skar kontraktürü gelişimini önler.

Splint kullanımı postoperatif rehabilitasyonun vazgeçilmez bir bileşenidir. İki farklı tip splint kullanılır: statik ekstansiyon splinti ve dinamik ekstansiyon splinti. Statik splint yaraya özel şekilde termoplastik materyalden hazırlanır ve parmakların tam ekstansiyon pozisyonunda tutulmasını sağlar. Bu splint özellikle geceleri sürekli olarak takılır ve iki-dört hafta boyunca kesintisiz kullanılır. Gündüz saatlerinde egzersiz ve fonksiyonel aktivite için splint çıkarılır. Dinamik splint ise elastik lastikler yardımıyla parmakları hafif ekstansiyona zorlar ve kontraktürün tekrar gelişmesini önler. Splint kullanım süresi olgunun karmaşıklığına göre değişmekle birlikte genellikle üç ile altı ay arasındadır. PIP eklem tutulumu olan olgularda splint süresi daha uzun tutulur, hatta bir yıla kadar uzatılabilir. Hastanın splint uyumu ve el terapisti ile düzenli görüşme sıklığı sonucun kalitesini doğrudan etkiler.

Kavrama Gücü ve İnce Motor Beceriler İyileşme Sürecinde Ne Zaman Geri Kazanılır?

Dupuytren kontraktürü ameliyatı sonrası kavrama gücü ve ince motor becerilerin geri kazanılması aşamalı bir süreçtir ve hastanın gerçekçi beklentilerle bu sürece yaklaşması gerekir. Ameliyat sonrası ilk iki hafta içinde el belirgin ödem ve hassasiyet gösterir. Bu dönemde herhangi bir güç uygulaması yapılmaz. Yalnızca hafif hareket egzersizleri ve pasif germe uygulanır. Üçüncü haftadan itibaren yara iyileşmesi tamamlandığında hafif fonksiyonel egzersizler başlatılır. Bu aşamada hasta bardak tutma, kalem yakalama gibi basit günlük aktiviteleri yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlar.

Kavrama gücü değerlendirmesi Jamar dinamometresi ile objektif olarak ölçülür. Preoperatif dönemde ölçülen kavrama gücü baz alınır ve postoperatif takiplerde bu değer ile karşılaştırma yapılır. Ameliyat sonrası dördüncü-altıncı haftada kavrama gücü genellikle preoperatif değerin yüzde ellisine ulaşır. Sekizinci-onikinci haftada ise yüzde yetmiş beş civarındaki değerler beklenir. Tam iyileşme yani preoperatif kavrama gücünün geri kazanılması genellikle üçüncü ile altıncı ay arasında gerçekleşir. Ancak Dupuytren hastalığı öncesindeki durumdan daha iyi kavrama gücü elde etmek mümkündür çünkü ameliyat sonrası parmakların tam açılması ile birlikte kavrama biyomekaniği optimize olur.

İnce motor becerilerin geri kazanılması kavrama gücünden farklı bir seyir izler. Düğme ilikleme, fermuar çekme, para toplama, iğneye iplik geçirme gibi çift el koordinasyonu ve ince parmak hareketleri gerektiren aktiviteler daha uzun bir iyileşme süreci gerektirir. Bu becerilerin geri kazanılması için el terapisti tarafından özel egzersizler planlanır. Piggy-back oyunları, ince nesne toplama, tuş takımı egzersizleri ve boncuk dizme gibi çeşitli terapötik aktiviteler kullanılır. Meslek gruplarına özel iş simülasyon egzersizleri de yapılabilir. Örneğin müzisyen hastalarda enstrüman çalma egzersizleri, dişçi hastalarda ince alet kullanımı egzersizleri planlanır. İnce motor becerilerin tam olarak geri kazanılması genellikle beşinci-altıncı aya kadar uzayabilir ve bazı olgularda bu süreç bir yıla kadar uzayabilmektedir. Sabır ve düzenli egzersiz bu aşamada başarının anahtarıdır.

Dupuytren Nüksü Ameliyattan Kaç Yıl Sonra Görülür ve Yeniden Cerrahi Gerekir mi?

Dupuytren kontraktürü fibroproliferatif bir hastalık olduğu için palmar fasyektomi sonrası nüks olasılığı her zaman bulunmaktadır. Ameliyat sırasında yalnızca hastalıklı doku çıkarılır ancak hastalığa neden olan genetik ve moleküler süreçler tamamen ortadan kaldırılamaz. Bu nedenle geride kalan fasya dokusunda veya farklı bölgelerde yeni nodül ve kordonların gelişebilmesi mümkündür. Literatürde nüks tanımlaması iki farklı şekilde yapılmaktadır. Tam nüks ameliyat edilen bölgede kordon ve kontraktürün tekrar gelişmesi anlamına gelirken uzatılmış hastalık ameliyat edilmemiş komşu bölgelerde yeni hastalık odaklarının ortaya çıkmasıdır.

Klasik palmar fasyektomi sonrası beş yıllık nüks oranı yüzde on ile otuz arasında bildirilmektedir. Bu oran hastanın diyatez profiline ve cerrahi tekniğe göre belirgin farklılıklar gösterir. Diyatez faktörleri arasında ellili yaşlardan önce başlangıç, bilateral el tutulumu, aile öyküsü pozitifliği, Ledderhose hastalığı ile birliktelik ve Peyronie hastalığı ile birliktelik sayılabilir. Bu faktörlerin bir arada bulunması nüks olasılığını belirgin ölçüde artırır. Güçlü diyatezli genç bir hastada beş yıllık nüks oranı yüzde elliye kadar çıkabilirken diyatezsiz yaşlı bir hastada bu oran yüzde beşin altında kalabilir. Nüks gelişme süresi genellikle ilk iki-beş yıl arasındadır ve nüks olguları erken postoperatif iki yıl içerisinde başlamışsa hastalığın seyri daha agresif olma eğilimindedir.

Nüks olgularında yeniden cerrahi kararı ilk cerrahide olduğu gibi klinik kontraktür şiddetine ve hastanın fonksiyonel şikayetlerine göre verilir. Ancak nüks vakalarda cerrahi çok daha zorludur. Ameliyat izleri, skar dokusu, adezyonlar ve altta yatan anatomik yapıların normalden sapmış olması diseksiyonu güçleştirir. Dijital sinir ve arter yaralanma riski primer cerrahiye oranla belirgin şekilde artmıştır. Nüks olgularında segmental fasyektomi yerine daha agresif dermofasyektomi tercih edilir. Dermofasyektomi ile hem hastalıklı fasya hem de üzerindeki cilt çıkarılır ve tam kalınlıklı deri grefti ile kapatılır. Bu yaklaşım rekürrens oranını azaltmaktadır. Çoklu nüks olgularında amputasyon son çare olarak nadiren gündeme gelir; ancak günümüzde modern cerrahi teknikler ve rehabilitasyon protokolleri ile amputasyona nadiren başvurulmaktadır.

Ledderhose ve Peyronie Hastalıkları Dupuytren ile Birlikte Görülürse Tedavi Değişir mi?

Dupuytren kontraktürü ile Ledderhose hastalığı ve Peyronie hastalığı aynı fibroproliferatif hastalık grubunun farklı anatomik lokalizasyonlardaki manifestasyonlarıdır. Bu üç hastalığın bir arada bulunması güçlü Dupuytren diyatezinin klasik göstergesidir ve tedavi planlamasında önemli değişiklikler gerektirir. Ledderhose hastalığı ayak tabanı plantar fasyasının fibroproliferatif hastalığı olup Dupuytren hastalarının yaklaşık yüzde on-yirmisinde görülmektedir. Peyronie hastalığı ise erkek penisinin tunika albuginea tabakasının fibroz oluşumu ile karakterize durumudur ve ereksiyonda ağrılı eğrilme ile karşımıza çıkar.

Bu üç hastalığın birlikte varlığı hastanın Dupuytren tedavisinde tercih edilen yaklaşımı önemli ölçüde değiştirmektedir. Diyatez pozitif hastalarda hastalığın seyri daha agresif olduğu için erken cerrahi müdahale önerilir. MP eklem kontraktürü otuz dereceye ulaşmadan bile cerrahi düşünülebilir çünkü bu grup hastalarda kontraktür gelişim hızı daha yüksektir. Cerrahi teknik olarak diyatez pozitif hastalarda daha agresif yaklaşımlar tercih edilir. Regional palmar fasyektomi yerine daha kapsamlı dermofasyektomi ve tam kalınlıklı deri grefti kullanımı gündeme gelebilir. Cilt greft uygulaması nüks oranını belirgin ölçüde azaltmaktadır çünkü graft altında yeni fibröz doku formasyonunun daha yavaş geliştiği bilinmektedir.

Ledderhose hastalığı olan hastalarda ayak tabanındaki nodüller ve fibröz kalınlaşmalar ayrı bir tedavi planı gerektirir. Semptomsuz Ledderhose olguları izlem ile takip edilir; ancak ağrılı yürüme ve fonksiyonel kısıtlılık gelişen olgularda ortopedik özel tabanlıklar, kortikosteroid enjeksiyonları, radyoterapi veya nadiren cerrahi eksizyon uygulanır. Ancak plantar fasyektomi el cerrahisinden çok daha yüksek nüks oranı ile seyrettiği için tercih edilmez. Peyronie hastalığı olan bireyler ise mutlaka üroloji uzmanına yönlendirilmelidir. Peyronie hastalığında kollajenaz Xiaflex enjeksiyonu FDA onaylı bir tedavidir. Cerrahi düzeltme ise özel plakalar veya greftler kullanılarak gerçekleştirilir. Multi-disipliner yaklaşım bu hasta grubunda kritik önem taşır. Ortopedi ve Travmatoloji ile Üroloji birimlerinin koordineli çalışması hastanın tüm fibroproliferatif hastalık yükünün eş zamanlı yönetimini sağlar. Aile öyküsü açısından da dikkatli olunmalı, birinci derece akrabaların erken yaşta değerlendirilmesi önerilmelidir.

Kompleks Bölgesel Ağrı Sendromu Dupuytren Cerrahisinden Sonra Neden Gelişebilir?

Kompleks bölgesel ağrı sendromu Dupuytren kontraktürü cerrahisinin en korkulan ve yönetimi en zor komplikasyonlarından biridir. Literatürde bu komplikasyonun görülme sıklığı yüzde beş ile on arasında bildirilmektedir ancak deneyimli el cerrahları tarafından yapılan ve titiz cerrahi teknik uygulanan operasyonlarda bu oran belirgin ölçüde daha düşük tutulabilmektedir. CRPS otonom sinir sistemi disfonksiyonu, inflamasyon ve merkezi ağrı sensitizasyonunun karmaşık etkileşimi sonucunda gelişen bir tablodur. Ameliyat sonrası ilk hafta içinde başlayan ağrının olağandışı şiddeti, elin şişmesi, ısı ve renk değişiklikleri, aşırı terleme ve dokunma toleransının kaybolması ile klinik olarak fark edilir.

CRPS gelişiminde çeşitli risk faktörleri bulunmaktadır. Kadın cinsiyeti erkeklere kıyasla üç kat daha yüksek risk taşır. Preoperatif dönemde anksiyete, depresyon ve psikososyal stres varlığı CRPS gelişme olasılığını artırır. Uzayan cerrahi süreleri, geniş doku diseksiyonu, aşırı doku manipülasyonu ve postoperatif hematom gibi cerrahi faktörler de tetikleyicidir. Ayrıca sıkı sargılar, aşırı splint basıncı ve immobilizasyon süresinin uzaması CRPS riskini artırmaktadır. Preoperatif değerlendirmede risk faktörleri belirlenerek yüksek riskli hastalar için özel önlemler alınır. Vitamin C profilaksisi altı hafta boyunca günde beş yüz miligram dozunda kullanımı literatürde CRPS gelişimini önlemede etkili bulunmuştur.

CRPS tanısı klinik değerlendirmeye dayanır ve Budapest kriterleri kullanılmaktadır. Sürekli ve orantısız ağrı, duysal, motor, vazomotor, sudomotor ve trofik bulguların en az üç kategorisinde belirtinin bulunması tanıyı destekler. Erken tanı ve tedavi başarının anahtarıdır. Tedavi multi-modal yaklaşım gerektirir. El terapisi ilk basamak tedavi kabul edilir ve pasif hareket, ayna terapisi, desensitizasyon egzersizleri, kademeli motor imgeleme teknikleri kullanılır. Farmakolojik tedavide gabapentin, pregabalin, amitriptilin gibi nöropatik ağrı ilaçları ile birlikte bifosfonat ve düşük doz oral kortikosteroid kullanılır. Sempatik blok, stellat ganglion blokajı gibi girişimsel tedaviler dirençli olgularda uygulanır. Multidisipliner yaklaşım Ortopedi ve Travmatoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Algoloji ve Psikiyatri birimlerinin koordineli çalışmasını gerektirir. Erken teşhis ve agresif tedavi ile hastaların büyük çoğunluğunda kalıcı sekel oluşmadan tam iyileşme sağlanabilir.

Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği, Dupuytren kontraktürü tedavisinde modern el cerrahisi standartlarını ileri düzeyde uygulayan deneyimli bir merkezdir. Hastalarımıza cerrahi planlama aşamasından ameliyat sonrası rehabilitasyon dönemine kadar bireysel yaklaşım sunulmakta; mikrocerrahi teknikler, gelişmiş büyütme optikleri ve titiz nörovasküler diseksiyon protokolleri ile komplikasyon oranları minimize edilmektedir. Ilgili bölüm palmar fasyektomi, dermofasyektomi, açık palm tekniği ve Z-plasti cilt kapatma yöntemleri gibi tüm modern cerrahi seçenekleri hastanın klinik tablosuna göre planlamaktadır. Deneyimli el terapistlerimiz tarafından yürütülen postoperatif rehabilitasyon programları ile kavrama gücü, ince motor beceri ve parmak ekstansiyon aralığının en üst seviyede geri kazanılması hedeflenmektedir. Dupuytren kontraktürü şüphesi taşıyan, avuç içinde sertleşme, nodül veya parmak açma kısıtlılığı yaşayan tüm hastalarımız kliniğin uzmanları tarafından ayrıntılı klinik muayene, gonyometrik değerlendirme ve gerekli görülen tetkikler ile kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. American Academy of Orthopaedic Surgeons (AAOS/OrthoInfo) — Dupuytren kontraktürü tanı ve tedavisiorthoinfo.aaos.org/en/diseases--conditions/dupuytrens-disease
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Dupuytren kontraktürü ve palmar fasyektomincbi.nlm.nih.gov/books/NBK526074
  3. National Health Service (NHS) — Dupuytren kontraktürü cerrahi tedavisinhs.uk/conditions/dupuytrens-contracture
  4. Mayo Clinic — Dupuytren kontraktürü belirtileri ve tedavi seçeneklerimayoclinic.org/diseases-conditions/dupuytrens-contracture/symptoms-causes/syc-20371943

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Ortopedi ve Travmatoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.