Diz kapağı ameliyatı, patellofemoral ekleme yönelik geniş bir cerrahi başlığı ifade eder ve patellanın stabilitesini, kıkırdak bütünlüğünü, tendon devamlılığını veya kemik anatomisini onarmayı amaçlayan farklı teknikleri kapsar. Patellar dizilim bozukluğu, tekrarlayan çıkık, patella kırığı, patellar tendon rüptürü ve patellofemoral osteoartrit gibi tablolar bu başlık altında değerlendirilir. Cerrahi karar; klinik muayene, radyolojik ölçümler ve hastanın işlevsel beklentileri birlikte ele alınarak verilir. Bu sayfada patellar cerrahiye ilişkin ayrıntılı bilgiler Ortopedi ve Travmatoloji perspektifiyle sunulmaktadır.
Diz Kapağı Ameliyatında Hangi Cerrahi Yaklaşımlar Uygulanır?
Patellar cerrahi, tek bir teknikten ibaret olmayıp altta yatan patolojiye göre şekillenen bir prosedürler ailesidir. Patellar instabilitede en sık başvurulan yaklaşım medial patellofemoral bağın (MPFL) rekonstrüksiyonudur. Bu teknikte gracilis veya semitendinosus otogrefti kullanılarak patellanın medial kenarındaki fizyolojik kısıtlayıcının yeniden oluşturulması hedeflenir. Femoral tünel yeri Schöttle noktası referans alınarak floroskopi altında belirlenir; izometri testleriyle greft gerginliği tam ekstansiyon ile 30 derece fleksiyon arasında kontrol edilir. Yanlış tünel konumu patellar aşırı basınca ve erken kondral yıpranmaya yol açabildiğinden bu adım titizlikle planlanır.
Tibial tuberositenin lateralize seyrettiği ve TT-TG mesafesinin yirmi milimetrenin üzerinde bulunduğu olgularda tibial tuberosite osteotomisi tercih edilebilir. Fulkerson tipi anteromedializasyon distal ekstansör mekanizmayı hem mediale hem anteriora taşıyarak patellofemoral basıncı yeniden dağıtır; Elmslie-Trillat medializasyon distal ekstansör aksı düzeltir. Trokleer displazinin Dejour B, C ve D tiplerinde derinleştirici trokleoplasti gündeme gelir ve patellanın trokleer oluğa oturmasını sağlayacak yeni bir sulkus hazırlanır. Patellar kırıklarda gergi bandı, vidalar veya kombine tespit kullanılır; patellar tendon rüptüründe kemik tünellerden geçirilen sütürler veya sütür ankorlarıyla primer onarım gerçekleştirilir. İzole patellofemoral osteoartritte inlay veya onlay tasarımlı patellofemoral protezler, kompartman koruyucu bir seçenek sunar.
Cerrahi yaklaşım seçimi çoğu zaman kombinasyon içerir. MPFL rekonstrüksiyonu, TT-TG mesafesi sınırdaysa tuberosite osteotomisi ile birleştirilebilir; ciddi trokleer displazi eşliğinde trochleoplasti eklenebilir. Kondral yüzey defektleri varsa mikrofraktür, mozaikplasti (OATS) veya matriks destekli otolog kondrosit implantasyonu (MACI) gibi biyolojik onarım yöntemleri aynı seansta uygulanabilir. Cerrahi planlama, hastanın yaş, aktivite düzeyi, iskelet olgunluğu ve önceki müdahale öyküsü göz önünde tutularak bireyselleştirilir. Bu bütüncül yaklaşım multidisipliner değerlendirme çerçevesinde yürütülür ve cerrahi ekibin planlaması ile sürdürülür.
Farklı yaklaşımlar arasındaki tercihi belirleyen bir diğer eksen greft seçimidir. Otogreft olarak gracilis ve semitendinosus tercih edilirken bazı olgularda quadriceps tendon şeridi ya da adductor magnus tendonu da MPFL rekonstrüksiyonu için kullanılabilir. Allogreft kullanımı, revizyon cerrahilerinde veya çoklu bağ yaralanmalarında yumuşak doku rezervini korumak amacıyla gündeme gelir. Fiksasyon materyalinde bioabsorbable interference vida, sütür ankor veya kortikal button tercihleri patellar tünelin morfolojisine göre belirlenir. Patellar tünel yerine iki adet sütür ankoru kullanımı, tünel kaynaklı kırık riskini düşürmesi nedeniyle son yıllarda tercih edilen bir alternatif olarak öne çıkar. Bu ayrıntılar tekniğin sonuçlarını doğrudan etkilediğinden intraoperatif kararlar cerrahın deneyimine dayanır.
Diz Kapağı Ameliyatı Nasıl Tanımlanır?
Diz kapağı ameliyatı, patellanın kendisini, çevresindeki yumuşak dokuları, ekstansör mekanizmayı ve patellofemoral eklem yüzeyini kapsayan cerrahi işlemler bütünüdür. Patella; quadriceps tendonu ile üstten, patellar tendon ile alttan tibiaya bağlanan anatomik açıdan vücuttaki en büyük sesamoid kemiktir ve diz ekstansiyonunda kaldıraç kolunu artırarak quadriceps gücünü mekanik olarak yükseltir. Bu anatomik konumu, patellayı hem kırıklara hem dizilim bozukluklarına duyarlı hale getirir. Cerrahi girişim; ekstansiyon mekaniğinin bütünlüğünü korumayı, patellanın trokleer oluk içindeki yörüngesini düzenlemeyi ve kıkırdak yüzeyleri arasındaki temas basıncını fizyolojik sınırlar içinde tutmayı hedefler.
Operasyonun tanımı yalnızca teknik bir açıklamayla sınırlı değildir; aynı zamanda cerrahi öncesi planlama sürecini de kapsar. Ameliyat öncesinde Insall-Salvati, Blackburne-Peel veya Caton-Deschamps indeksleriyle patellar yükseklik değerlendirilir. Trokleer displazi Dejour sınıflaması ile A, B, C ve D olarak dört başlıkta incelenir. Ekstremitenin rotasyonel dizilimi ve femoral anteversiyon açısı bilgisayarlı tomografi ile ölçülür. Bu ölçümler, cerrahın hangi anatomik yapılara müdahale edeceğini şekillendirir. Örneğin izole yumuşak doku patolojisinde MPFL rekonstrüksiyonu yeterli olabilirken, kemiksel dizilim bozukluğu eşlik ediyorsa osteotomi eklenmesi gerekebilir.
Diz kapağı ameliyatı, hastanın yaş grubuna göre de farklılaşan bir çerçevede tanımlanır. Adölesan çağda büyüme plağı açık olduğundan tibial tuberosite osteotomisi gibi teknikler kontrendike kabul edilir; bu grupta MPFL rekonstrüksiyonu fizisi koruyacak yumuşak doku tekniğiyle uygulanır. Genç erişkinde biyolojik onarım seçenekleri ön plana çıkarken, ileri yaşta patellofemoral kompartman osteoartriti varsa protez cerrahisi gündeme gelir. Bu geniş yelpaze, patellar cerrahiyi tekil bir işlem olmaktan çıkarır ve patellofemoral eklemin bütününe yönelik bir onarım stratejisi olarak konumlandırır. Preoperatif değerlendirme ne kadar kapsamlı yürütülürse cerrahinin doğru endikasyona oturma olasılığı o denli yükselir.
Patellar cerrahinin tanımı içinde ekstansör mekanizmanın bütünlüğü belirleyici bir yer tutar. Ekstansör mekanizma; quadriceps kası, quadriceps tendonu, patella, patellar tendon ve tibial tuberositeden oluşan bir zincirdir. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki kopukluk aktif ekstansiyon kaybına yol açar ve fonksiyonel yıkım oluşturur. Cerrahinin görevi bu zincirin gerilme direncini, kaldıraç kolunu ve dinamik takibini fizyolojik sınırlar içinde yeniden kurmaktır. Bu nedenle patellar cerrahi bir tamir işleminden çok bir mekanik geri yapılandırma sürecidir. Tanım içinde intraoperatif dinamik testin de yeri vardır; cerrahi tamamlanmadan önce diz farklı fleksiyon açılarında hareket ettirilerek patellanın trokleer oluk içindeki yörüngesi doğrulanır ve gerekirse ince ayar yapılır.
Diz Kapağı Ameliyatına Hangi Sebepler Yol Açar?
Patellar cerrahiye yönlendiren en yaygın nedenlerden biri patellar instabilitedir. Akut ilk çıkık ardından oluşan MPFL yaralanması, çoğunlukla ilk atakta konservatif izlenir; ancak tekrarlayan çıkıklarda rekürran instabilite tanısı konur ve cerrahi karar netleşir. Predispozan faktörler arasında trokleer displazi, patella alta, yüksek TT-TG mesafesi, femoral iç rotasyon artışı ve genel ligamentöz laksite sayılır. Bu risk profillerinden birden fazlasını taşıyan hastalarda sadece yumuşak doku onarımı yetersiz kalabilir; bu nedenle sebep sorgulaması cerrahi seçimini doğrudan biçimlendirir. Adölesan yaş grubunda özellikle Dejour tipi trokleer displazi eşliğinde iki taraflı instabilite dikkat çekici bir gerekçe oluşturur.
Travmatik patella kırıkları, doğrudan darbe veya güçlü quadriceps kasılmasıyla oluşur ve deplase transvers, komminüt veya longitudinal biçimlerde karşımıza çıkabilir. Ekstansör mekanizmanın devamlılığını bozan üç milimetreden fazla ayrılma, bir milimetreden fazla eklem yüzü basamaklaşması veya aktif ekstansiyon kaybı cerrahi endikasyon oluşturur. Patellar tendon veya quadriceps tendon rüptürleri, özellikle kırk yaş üstünde tendinöz dejenerasyon zemininde meydana gelir; bu rüptürler acil onarım gerektirir çünkü gecikmiş vakalarda greft eklenmesi ihtiyacı doğar. Sportif faaliyet sırasında yaşanan sıçrama-iniş temelli yaralanmalar, patellar tendinit ve zamanla tendon içi kısmi rüptür şeklinde de karşımıza gelebilir.
Patellofemoral kıkırdak lezyonları da önemli bir gerekçe grubudur. Kondromalazi patella, Outerbridge sınıflamasında dördüncü evreye ulaştığında ve eşlik eden mekanik semptomlar sürdüğünde biyolojik onarım cerrahisi gündeme gelir. İleri yaşta izole patellofemoral osteoartrit, patellofemoral protez adaylığı yaratır; bu hasta grubunda tibiofemoral kompartmanların korunmuş olması patellofemoral protezin dayanıklılığı için belirleyicidir. Adölesan dönemde Osgood-Schlatter ve Sinding-Larsen-Johansson sendromları çoğunlukla konservatif izlenmekle birlikte, kalıcı ossiküllerin ağrı yaratması durumunda küçük eksizyon cerrahileri uygulanabilir. Tüm bu sebepler ortak bir noktada birleşir: patellofemoral biomekaniğin bozulması ve buna eşlik eden ağrı ile fonksiyon kaybı.
Konservatif tedavinin başarısızlığı da cerrahiye giden yolda belirleyici bir eşiktir. Yapılandırılmış üç altı aylık fizyoterapi programı, VMO kuvvetlendirme, gluteal aktivasyon, core stabilizasyon, patellar taping, buzlama, aktivite modifikasyonu ve NSAİİ ile yürütüldüğünde çoğu patellofemoral ağrı sendromu olgusunda semptomlar geriler. Ancak bu programa yeterli süre ve kalite ile katılım sağlandığı halde ağrının fonksiyonu kısıtlamaya devam ettiği, atakların günlük yaşamı bozduğu ve psikososyal etkilerin belirginleştiği olgularda cerrahi seçenek gündeme alınır. Konservatif yönetim yalnızca ameliyat öncesi hazırlık değil, ameliyat sonrası uzun dönem başarısı için de zorunlu bir zemindir; bu nedenle preoperatif dönemde fizyoterapiye devam edilmesi cerrahi çıktıyı olumlu etkiler.
Diz Kapağı Ameliyatını İşaret Eden Semptomlar Nelerdir? Bedeniniz Hangi Sinyalleri Verir?
Patellar patolojinin en tipik uyarıcısı ön diz ağrısıdır. Bu ağrı; merdiven inip çıkarken, çömelirken, uzun süreli oturmanın ardından ayağa kalkarken belirgin biçimde şiddetlenir ve movie sign olarak da bilinen sinema koltuğunda bacak bükülü kalmayı zorlaştırır. Ağrı çoğunlukla peripatellar bölgede tarif edilir; hastalar diz kapağının etrafını daire çizerek işaret eder. Aktivite sonrası ağrının artması, sabah tutukluk süresinin kırk beş dakikayı aşmaması ve şişliğin efüzyon şeklinde gelişmesi patellofemoral kaynaklı ağrının klasik seyridir. Genç sporcuda jumper's knee tablosunda ağrı patellar tendonun patella distal polüne yapıştığı yerde lokalize olur.
İnstabilite semptomları ayrı bir uyarı grubudur. Hasta, dizin yerinden çıktığını veya çıkacak gibi olduğunu tarif eder. Bu boşalma hissi apprehension olarak adlandırılır ve patellar apprehension testinde muayene sırasında da ortaya çıkarılabilir. Tekrarlayan çıkık öyküsü, dizin belirli aktivitelerde tekliyor olması, patellanın laterale doğru kayma hissi, patellar J işareti muayenede görülmesi (ekstansiyona geçerken patellanın ani laterale sıçraması) instabilite lehine bulgulardır. Bazı hastalarda çıkık kendiliğinden reduksiyona giderek geçici olarak rahatlar; bu durum tanının gecikmesine yol açabildiğinden ayrıntılı öykü büyük önem taşır.
Mekanik semptomlar patellofemoral kondral lezyonun habercisi olabilir. Kilitlenme, takılma, kraking ve krepitasyon; kıkırdak yüzeyinde serbest cisim veya flap tarzı yırtık düşündürür. Şişlik atakları özellikle aktivite sonrasında görülür ve dizde ısı artışı ile birleştiğinde inflamatuar sürecin varlığına işaret eder. Ekstansör mekanizma yaralanmalarında hasta dizini aktif olarak düzleştiremez; yürüyüşte sallanan bacak fazında ayağını sürükler. Palpasyonda patella üzerinde veya patellar tendon boyunca çukurlaşma ele gelirse tendon rüptüründen şüphelenilir. Tüm bu sinyaller değerlendirildiğinde ortopedik muayene, radyografi, manyetik rezonans görüntüleme ve gerektiğinde tomografi ile tanının doğrulanması, cerrahi karar öncesinde standart bir yol haritası oluşturur.
Semptomların ortaya çıkış zamanlaması da tanısal ipucu verir. Akut travma sonrası ani başlayan ağrı, deformite ve aktif ekstansiyon kaybı patella kırığı veya tendon rüptürünü akla getirir. Bir sıçrama-iniş hareketinden sonra dizin yerinden çıkması ve kendiliğinden reduksiyon patellar dislokasyonu düşündürür. Yavaş ilerleyen ve zamanla artan ağrı ise dejeneratif kıkırdak sorununu ve patellofemoral osteoartriti akla getirir. Sabah tutukluğunun kısa sürmesi inflamatuar romatolojik hastalıklardan ayırıcı tanıda değer taşır. Bir başka önemli sinyal, iyileşmenin ardından tekrar eden ağrı ataklarıdır; bu tablo altta yatan mekanik bir sorunun konservatif tedaviye yanıt vermediğine ve cerrahi değerlendirmenin zamanının geldiğine işaret edebilir. Ailesel eklem laksitesi ve genç yaşta birden fazla eklemde çıkık öyküsü hipermobilite sendromlarına yönlendirebilir ve tedavi planını doğrudan etkiler.
Diz Kapağı Ameliyatı Hangi Aşamalardan Oluşur?
Ameliyat süreci hasta ile ilk poliklinik görüşmesinde başlar. Ayrıntılı öykü alımı sırasında ilk çıkığın yaşı, atak sıklığı, ailesel eklem laksitesi, geçirilmiş cerrahiler ve fiziksel aktivite düzeyi kayıt altına alınır. Muayenede Q açısı, patellar tilt, patellar glide, apprehension testi, J işareti ve ekstansör mekanizma bütünlüğü değerlendirilir. Direkt grafi; anteroposterior, lateral ve Merchant (aksiyal 45 derece) pozisyonlarda çekilerek patella yüksekliği, patellar tilt ve trokleer sulkus derinliği ölçülür. Manyetik rezonans görüntüleme kıkırdak, MPFL ve subkondral kemik ödemini gösterir. Tomografi ile TT-TG mesafesi ve femoral rotasyon hesaplanır. Bu verilerin bütünü, cerrahın hangi tekniği hangi kombinasyonda uygulayacağını belirler.
Ameliyat günü hasta operasyon salonuna alındığında spinal veya genel anestezi tercihine göre anestezi indüksiyonu yapılır. Postoperatif ağrı yönetimi için adduktör kanal bloğu eklenebilir; bu blok quadriceps gücünü koruyarak erken mobilizasyonu destekler. Steril hazırlık ve turnike sonrası artroskopik giriş portlarından intraartiküler yapılar incelenir. Patellar takip ve trokleer oluk anatomisi doğrudan gözlenir. MPFL rekonstrüksiyonu planlanmışsa gracilis grefti whipstitch (kamçı dikiş) tekniğiyle hazırlanır, femoral tünel Schöttle noktasında oluşturulur ve floroskopik doğrulama yapılır. Patellar tarafta iki tünel veya kortikal button uygulaması ile fiksasyon sağlanır. Osteotomi planlanmışsa tuberosite ostetom ile ayrılıp planlanan yönde kaydırılır ve iki adet vida ile tespit edilir. Trokleoplasti seçilmişse subkondral kemik derinleştirilerek trokleer oluk yeniden şekillendirilir.
Cerrahinin son aşaması yumuşak doku dengesi ve intraoperatif dinamik testtir. Diz farklı fleksiyon açılarında hareket ettirilerek patellanın trokleer oluk içindeki yörüngesi doğrulanır. Gereğinde lateral retinaküler gevşetme eklenir; ancak izole gevşetme günümüzde nadiren tercih edilir. Katmanlar anatomik olarak kapatılır, subkutan doku ve cilt sütürle onarılır ve steril pansuman uygulanır. Postoperatif takip sürecinde bacak menteşeli brace ile sabitlenir. İlk on iki saatte antibiyotik profilaksisi, düşük moleküler ağırlıklı heparinle tromboprofilaksi ve kontrollü analjezi yürütülür. Erken dönemde ayak bileği pompa hareketleri ve izometrik quadriceps kasılmaları başlatılır; hastanın klinik takibi periyodik kontrollerle sürdürülür.
Artroskopik (Kapalı) Yöntem ile Açık Cerrahi Arasında Ne Fark Vardır?
Artroskopik yaklaşım, dizin küçük portlardan girilen kamera ve ince el aletleri ile içeriden görüntülenmesine dayanır. Patellofemoral eklemin doğrudan izlenmesi, kondral lezyonların Outerbridge sınıflamasına göre haritalanması, mikrofraktür uygulanması ve serbest cisim eksizyonu artroskopik teknikle rahatça yürütülür. Kesi boyutu iki üç portten oluşur ve toplam cilt hasarı bir santimetreyi aşmaz. Bu durum cilt altı yumuşak dokuların minimal ödemle iyileşmesini sağlar; hastanın erken dönemde ağrı skoru düşer ve fizyoterapiye başlaması hızlanır. Buna karşılık artroskopinin görüş alanı sınırlıdır; ekstraartiküler yapılara müdahale gerektiren büyük rekonstrüksiyonlarda tek başına yeterli olmayabilir.
Açık cerrahi, MPFL rekonstrüksiyonunun greft geçirilme aşamasında, tibial tuberosite osteotomisinde ve trochleoplastide standart yaklaşımdır. Bu tekniklerde ekstraartiküler yapıların anatomik olarak eksplore edilmesi, greft yönelimi ile kemik kesilerinin milimetrik hassasiyette planlanması gereklidir. Açık kesi genellikle üç ile altı santimetre arasında değişir ve patellofemoral bölgeye doğrudan erişim sağlar. Bu yaklaşımın avantajı direkt gözlem ve palpasyon imkânıdır; sinir ve damar yapıları güvenle korunur. Dezavantajı ise cilt insizyonuna bağlı hafif daha uzun iyileşme süresi ve yara izidir. Modern minimal invaziv teknikler ve doku dostu cilt kapatma yöntemleriyle bu dezavantaj büyük ölçüde azaltılabilir.
Uygulamada iki yöntem birbirinin alternatifi olmaktan çıkıp tamamlayıcı hale gelmiştir. Bir olguda önce artroskopik değerlendirme ile kondral yüzeyler incelenir, gerekirse mikrofraktür veya mozaikplasti aynı seansta uygulanır; ardından mini açık kesiyle MPFL rekonstrüksiyonu tamamlanır. Bu hibrit strateji hem artroskopinin dokuya dostu doğasından hem de açık cerrahinin anatomik hassasiyetinden yararlanır. Karar; hastanın patolojisine, kemiksel dizilim bozukluğuna ve cerrahın teknik tercihine göre bireyselleştirilir. Amaç, en küçük cerrahi travmayla en yüksek fonksiyonel çıktıyı elde etmektir. Hasta seçimi doğru yapıldığında her iki yaklaşım da patellofemoral eklem sağlığına katkı sağlayacak biçimde uygulanır.
Karşılaşılabilecek Riskler ve Komplikasyon İhtimalleri Nelerdir?
Her patellar cerrahi işleminde olduğu gibi diz kapağı ameliyatının da hem genel cerrahi hem de tekniğe özgü riskleri bulunur. Genel riskler arasında anesteziye bağlı komplikasyonlar, cerrahi alan enfeksiyonu, hematom, cilt iyileşme sorunları ve derin ven trombozu yer alır. Enfeksiyon oranı literatürde yüzde bir civarında bildirilir ve antibiyotik profilaksisi, aseptik saha hazırlığı, cilt bakımı ile en aza indirilir. Derin ven trombozu riski düşük moleküler ağırlıklı heparin, mekanik kompresyon çorapları ve erken mobilizasyon ile azaltılır. Nadiren pulmoner emboli tabloya eşlik edebildiğinden riskli hastalarda dopler ultrason ile takip planlanabilir. Ağrı yönetiminde çok modaliteli yaklaşım seçilir; bu tromboprofilaksinin sürdürülmesini kolaylaştırır.
Tekniğe özgü komplikasyonlar patoloji temelinde farklılık gösterir. MPFL rekonstrüksiyonu sonrasında en dikkat çekici sorun patellar tünel kaynaklı kırıktır; oran yüzde bir iki düzeyinde bildirilir ve tünel çapının patella boyutuna göre büyük tutulmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle iki adet küçük çaplı tünel veya kortikal button tekniği tercih edilebilir. Greft yetmezliği yüzde beş on aralığında görülebilir ve rekürran instabiliteyle karşımıza gelir. Tibial tuberosite osteotomisinde kaynamama yüzde beş on, tibia kırığı çok nadir ancak ciddi bir komplikasyondur; hastalar erken dönemde kısmi yük ile ilerletilerek bu riskler azaltılır. Trokleoplastide kıkırdak yüzeyinin tekrar şekillendirilmesi sırasında kondral hasar ve uzun iyileşme dönemi gündeme gelebilir; bu teknik yalnızca yüksek dereceli displazide seçilir.
Sinir hasarı özellikle safen sinirin infrapatellar dalı için tanımlı bir risktir; medial insizyon veya greft alım kesileri sırasında hipoestezi alanı bırakabilir. Common peroneal sinir travması nadir bir durumdur ve dikkatli retraksiyonla önlenir. Rekürran instabilite MPFL rekonstrüksiyonu sonrası yüzde beş on, kombine cerrahilerde yüzde üç beş aralığında görülür; genellikle altta yatan trokleer displazinin küçümsenmesi veya TT-TG mesafesinin yeterince düzeltilmemesi ile ilişkilidir. Uzun dönemde patellofemoral kompartmanda osteoartrit progresyonu görülebilir; bu risk özellikle yumuşak doku dengesinin tam sağlanamadığı olgularda artar. Komplikasyonların çoğu erken tanı, doğru cerrahi teknik ve titiz rehabilitasyon ile yönetilebilir düzeyde kalır.
Diz Kapağı Ameliyatı Sonrasında İyileşme Süreci Nasıl İlerler ve Ne Zaman Yürümeye Başlanır?
Postoperatif iyileşmenin ilk basamağı erken mobilizasyon ve edem kontrolüdür. Ameliyat sonrası ilk yirmi dört kırk sekiz saatte bacak kalp seviyesinin üzerinde tutulur, soğuk uygulama on beş dakikalık aralıklarla yapılır ve kompresyon çorabı takılır. Menteşeli diz brace ilk iki hafta sıfır otuz derece aralığında kilitli tutulur; sonrasında haftalık olarak fleksiyon açısı arttırılarak altıncı haftada tam eklem hareket açıklığı hedeflenir. Yürümeye başlama zamanlaması uygulanan tekniğe göre değişir. İzole MPFL rekonstrüksiyonu sonrasında koltuk değneği desteği ile tolere edilen ağırlıkta yükleme birinci günden itibaren uygun görülür; hasta ikinci ile dördüncü hafta arasında tek koltuk değneğine düşer ve dördüncü altıncı hafta arasında yardımcı desteksiz yürümeye geçer.
Tibial tuberosite osteotomisi uygulanmışsa yükleme protokolü daha kontrollüdür. İlk dört altı hafta ayak parmak ucu kısmi yük ile ilerlenir; altıncı haftadan itibaren radyografik olarak kaynamanın başladığı doğrulandıktan sonra kademeli tam yüklemeye geçilir. Tam yükleme çoğunlukla sekizinci onikinci hafta arasında sağlanır. Trokleoplastide iyileşme daha yavaş ilerler; kıkırdak yüzeyinin ve subkondral kemiğin remodelasyon süreci uzundur, dolayısıyla spora dönüş dokuz on iki ayı bulabilir. Patella kırığı sonrasında fiksasyonun stabilitesine göre iki dört hafta pasif hareket, altıncı haftadan sonra aktif ekstansiyon programı planlanır. Patellar tendon rüptürü onarımı sonrasında koruyucu brace altı hafta boyunca kullanılır ve quadriceps setleri erken dönemde başlatılır.
Rehabilitasyonun eş zamanlı ilerleyen ikinci aşaması kas kuvvetlendirmedir. Vastus medialis obliquus (VMO), gluteus medius ve core stabilizasyonu programın merkezinde bulunur çünkü patellar dizilim yalnızca yerel değil kalça ve gövde kontrolünden de etkilenir. Propriosepsiyon egzersizleri denge tahtası, tek bacak duruşu ve dinamik plyometrik hazırlıklarla ilerler. Bisiklet altıncı haftadan itibaren hafif dirençle başlatılabilir, koşuya dönüş üçüncü altıncı ay aralığında yapılan kriterli değerlendirmeden geçtikten sonra planlanır. Spor dönüşü kriterleri arasında karşı bacağa kıyasla yüzde doksan üzeri quadriceps kuvveti, tek bacak sıçrama testinde yüzde doksan simetri, negatif apprehension testi ve klinisyen onayı bulunur. İşe dönüş masa başı görevlerde dört altı hafta, fiziksel iş kollarında üç altı ay arasında değerlendirilir. Bu kapsamlı süreçte hasta takipleri Ortopedi ve Travmatoloji ekibi tarafından fizyoterapistlerle birlikte multidisipliner biçimde sürdürülür. Radyografik değerlendirmeler ilk altı hafta, üçüncü ay, altıncı ay ve birinci yılda planlanan periyodik kontrollerle takip edilir; sporcu hastalarda ise sahaya dönüş öncesinde izokinetik kuvvet testleri, tek bacak fonksiyonel sıçrama serileri ve nöromusküler kontrol değerlendirmesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde standardize protokollere göre yürütülür.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.