Derin kapanış (deep bite), ortodontik anomaliler arasında sıklıkla karşılaşılan ve üst ön dişlerin alt ön dişleri normalden fazla örtmesiyle karakterize edilen bir maloklüzyon türüdür. Klinik pratikte vertikal yöndeki bu aşırı örtüşme, alt kesici dişlerin insizal kenarlarının üst kesici dişlerin palatinal yüzeyiyle temas etmesi veya hatta damak mukozasına gömülmesi şeklinde tezahür edebilir. Normal oklüzyonda üst ön dişlerin alt ön dişleri örtme miktarı yaklaşık 2-3 milimetre iken, derin kapanış olgularında bu değer belirgin biçimde artarak 4 milimetrenin üzerine çıkmaktadır. Bu durum yalnızca estetik bir sorun olmayıp, temporomandibüler eklem bozuklukları, periodontal hasar, çiğneme fonksiyonunda aksaklıklar ve konuşma güçlükleri gibi birçok ciddi komplikasyona yol açabilecek multifaktöriyel bir patolojidir.
Derin kapanış prevalansı toplumdan topluma değişmekle birlikte, genel popülasyonda %15 ile %25 arasında görüldüğü bildirilmektedir. Süt dişlenme döneminden kalıcı dişlenmeye geçiş sürecinde spontan düzelme potansiyeli olmakla birlikte, birçok vakada tedavi edilmediğinde progresif bir seyir izleyerek ileri yaşlarda daha ciddi komplikasyonlara zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavi planlaması büyük önem taşımaktadır.
Derin Kapanışın Tanımı ve Sınıflandırması
Derin kapanış, vertikal düzlemde üst ön dişlerin alt ön dişleri aşırı derecede örtmesi olarak tanımlanır. Angle sınıflamasına göre Sınıf II, Bölüm 2 maloklüzyon ile sıklıkla birlikte görülmekle birlikte, Sınıf I ve Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyonlarda da karşılaşılabilir. Klinik değerlendirmede derin kapanış şiddetine göre farklı derecelendirme sistemleri kullanılmaktadır.
Derin kapanış genel olarak üç kategoride sınıflandırılır:
- Hafif derin kapanış: Üst kesicilerin alt kesicileri %30 ile %50 arasında örtmesi durumudur. Bu evrede genellikle belirgin semptomlar gözlenmez ancak takip gerektirir.
- Orta şiddette derin kapanış: Örtüşme oranının %50 ile %75 arasında olduğu vakalarıdır. Periodontal sorunlar ve temporomandibüler eklem semptomları bu evrede ortaya çıkmaya başlayabilir.
- Şiddetli derin kapanış: Üst kesicilerin alt kesicileri %75 üzerinde örttüğü veya alt kesicilerin damak mukozasına temas ettiği ileri vakalardır. Bu hastalarda travmatik oklüzyon bulguları belirgindir.
Derin kapanış ayrıca iskeletsel ve dentoalveoler olmak üzere etiyolojik açıdan da sınıflandırılabilir. İskeletsel derin kapanışta mandibulanın posteriora rotasyonu, maksiller ve mandibuler kemik yapıların vertikal boyut yetersizliği gibi kraniofasiyal anomaliler ön plandadır. Dentoalveoler derin kapanışta ise kemik yapılar normal sınırlarda olup sorun dişlerin konumlanmasından kaynaklanmaktadır.
Derin Kapanışın Etiyolojisi ve Risk Faktörleri
Derin kapanışın gelişiminde genetik, çevresel ve fonksiyonel birçok faktör etkili olmaktadır. Etiyolojik faktörlerin doğru bir şekilde tanımlanması, tedavi planlamasında kritik öneme sahiptir. Bu faktörler iskeletsel ve dentoalveoler nedenler olmak üzere iki ana başlık altında değerlendirilebilir.
İskeletsel Nedenler
İskeletsel derin kapanışın en önemli nedeni mandibulanın aşağı ve geriye doğru büyüme rotasyonudur (hiperdiverjant büyüme paterninin tersi olan hipodiverjant büyüme paterni). Bu durumda alt yüz yüksekliği azalmış olup, mandibuler düzlem açısı normalin altındadır. Maksiller ve mandibuler bazal kemik arasındaki vertikal ilişki bozulmuş olup, ramus yüksekliğinin artması da derin kapanışa katkıda bulunabilir. Ayrıca anterior kranial kaide açılanmasındaki değişiklikler, kondilin pozisyonu ve morfolojisi de iskeletsel derin kapanış etiyolojisinde belirleyici rol oynamaktadır.
Dentoalveoler Nedenler
Dentoalveoler faktörler arasında üst kesici dişlerin aşırı sürmesi (supraerüpsiyon), alt kesici dişlerin aşırı sürmesi, posterior dişlerin yetersiz sürmesi (infraerüpsiyon) ve ark boyutu uyumsuzlukları sayılabilir. Erken diş kayıplarına bağlı olarak posterior destek kaybı yaşandığında, ön dişler üzerine binen oklüzal kuvvetler artmakta ve bu durum derin kapanışın derinleşmesine neden olmaktadır.
Fonksiyonel ve Çevresel Faktörler
Çocukluk dönemindeki oral alışkanlıklar derin kapanış gelişimini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu alışkanlıklar arasında şunlar yer almaktadır:
- Parmak emme alışkanlığı: Uzun süreli parmak emme, üst ön dişlerin labiale devrilmesine ve alt ön dişlerin linguale devrilmesine neden olarak oklüzal dengeyi bozabilir.
- Dudak emme ve ısırma: Alt dudağın sürekli olarak üst ve alt kesiciler arasına yerleştirilmesi, üst kesicilerin protrüzyonuna ve alt kesicilerin retroinklinasyonuna yol açabilir.
- Ağız solunumu: Kronik ağız solunumu mandibulanın postüral pozisyonunu değiştirerek yüz büyüme paternini olumsuz etkileyebilir.
- Bruksizm: Diş gıcırdatma posterior dişlerde aşınmaya neden olarak vertikal boyutu azaltabilir ve derin kapanışı şiddetlendirebilir.
- Atipik yutkunma: Dil itme alışkanlığı ön açık kapanışa yol açabileceği gibi, bazı vakalarda posterior bölgede açık kapanışa neden olarak göreceli bir derin kapanış tablosu oluşturabilir.
Genetik predispozisyon da derin kapanış etiyolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Aile bireylerinde benzer iskeletsel paternlerin gözlenmesi, derin kapanışın herediter komponentini ortaya koymaktadır. Sefalometrik çalışmalar, derin kapanışlı bireylerin birinci derece akrabalarında benzer kraniofasiyal morfolojinin daha yüksek oranda bulunduğunu göstermiştir.
Klinik Bulgular ve Semptomatoloji
Derin kapanışlı hastalarda gözlenen klinik bulgular, anomalinin şiddetine ve süresine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. İntraoral muayenede en belirgin bulgu, üst ön dişlerin alt ön dişleri aşırı derecede örtmesidir. İleri vakalarda alt kesici dişlerin insizal kenarları palatinal mukoza ile temas halinde olabilir ve bu bölgede travmatik ülserasyonlar gözlenebilir.
Ekstraoral değerlendirmede derin kapanışlı bireylerde karakteristik bazı yüz özellikleri dikkat çekmektedir. Alt yüz yüksekliğinde azalma, belirgin mentolabial sulkus, derin nasolabial kıvrımlar ve gülümseme estetiğinde bozulma sık karşılaşılan bulgulardandır. Profil değerlendirmesinde mandibulanın retrognathik konumda olması ve konveks profil görünümü gözlenebilir.
Derin kapanışa bağlı olarak ortaya çıkabilen semptomlar şunlardır:
- Temporomandibüler eklem (TME) semptomları: Eklem ağrısı, krepitasyon, klik sesi, ağız açıklığında kısıtlanma ve mandibüler deviasyon gibi bulgular sıklıkla eşlik edebilir.
- Periodontal problemler: Travmatik oklüzyon nedeniyle ön bölge dişlerinde mobilite artışı, gingival çekilme, kemik kaybı ve dişeti iltihabı gelişebilir.
- Diş aşınmaları: Anormal oklüzal temas paternleri nedeniyle özellikle alt kesici dişlerin insizal kenarlarında ve üst kesici dişlerin palatinal yüzeylerinde patolojik aşınmalar meydana gelebilir.
- Çiğneme güçlüğü: Anterior rehberliğin bozulması ve posterior oklüzyondaki düzensizlikler çiğneme etkinliğini olumsuz yönde etkileyebilir.
- Konuşma bozuklukları: Özellikle "s" ve "z" gibi seslerin telaffuzunda güçlük yaşanabilir.
- Estetik kaygılar: Gülümseme sırasında alt dişlerin görünmemesi, yaşlı bir yüz ifadesi ve dudak desteğinde yetersizlik hastaların en sık başvuru nedenlerindendir.
Tanı Yöntemleri ve Değerlendirme Kriterleri
Derin kapanışın tanısında multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli ve kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Tanı sürecinde kullanılan temel yöntemler arasında klinik muayene, radyografik analiz, model analizi ve fotoğrafik dokümantasyon yer almaktadır.
Klinik Muayene
Klinik muayenede overbite miktarı milimetre cinsinden ölçülür. Alt kesici dişlerin üst kesiciler tarafından örtülme yüzdesi hesaplanır. Overjet miktarı, molar ilişkisi, kanin ilişkisi ve orta hat değerlendirmesi de yapılmalıdır. Fonksiyonel muayenede mandibulanın açılış-kapanış hareketi, lateral ve protrüziv hareketler sırasında oklüzal interferanslar değerlendirilir. Temporomandibüler eklem palpasyonu ve auskültasyonu ile eklem patolojileri araştırılır.
Sefalometrik Analiz
Lateral sefalometrik radyografi, derin kapanışın iskeletsel ve dentoalveoler komponentlerinin ayrımında altın standart tanı aracıdır. Bu analizde değerlendirilen başlıca parametreler arasında SN-GoGn açısı, FMA (Frankfort mandibuler düzlem açısı), alt yüz yüksekliği oranı, üst ve alt kesici inklinasyonları, ramus yüksekliği ve posterior yüz yüksekliği yer almaktadır. Hipodiverjant büyüme paterninin tespiti tedavi planlamasını doğrudan etkileyen kritik bir bulgudur.
Panoramik ve Periapikal Radyografiler
Panoramik radyografi genel dental durumun değerlendirilmesi, kök morfolojilerinin incelenmesi, patolojik lezyonların tespiti ve gömülü dişlerin lokalizasyonu açısından önemlidir. Periapikal radyografiler ise özellikle periodontal durumun detaylı değerlendirilmesinde ve kök rezorpsiyonlarının takibinde kullanılmaktadır.
Tedavi Yaklaşımları ve Biyomekanik Prensipler
Derin kapanış tedavisinde temel amaç, estetik ve fonksiyonel olarak kabul edilebilir bir oklüzal ilişki oluşturmaktır. Tedavi planlaması hastanın yaşı, büyüme potansiyeli, anomalinin etiyolojisi ve şiddeti, dental ve iskeletsel durumu göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmelidir. Derin kapanışın düzeltilmesinde kullanılan biyomekanik prensipler üç ana kategoride incelenebilir: ön dişlerin intrüzyonu, posterior dişlerin ekstrüzyonu ve mandibuler büyüme modifikasyonu.
Ön Diş İntrüzyonu
Üst veya alt kesici dişlerin gerçek intrüzyonu, derin kapanış tedavisinde en sık kullanılan mekanizmalardan biridir. İntrüzyon mekaniğinde hafif ve sürekli kuvvetler (15-25 gram/diş) tercih edilmektedir. Aşırı kuvvet uygulanması kök rezorpsiyonu riskini artıracağından, biyomekanik hesaplamaların dikkatli yapılması gerekmektedir. Üst kesici intrüzyonunda utility arkı, segmental intrüzyon arkları ve mini-vida destekli intrüzyon mekanikleri yaygın olarak kullanılmaktadır.
Posterior Diş Ekstrüzyonu
Posterior dişlerin ekstrüzyonu yoluyla oklüzal düzlemin düzeltilmesi, özellikle alt yüz yüksekliğinin artırılması gereken vakalarda tercih edilen bir yöntemdir. Ancak bu yaklaşım mandibulanın aşağı ve geriye rotasyonuna neden olabileceğinden, hiperdiverjant hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Posterior ekstrüzyon için elastikler, bite ramp'ler ve fonksiyonel apareyler kullanılabilir.
Ortodontik Tedavi Seçenekleri
Derin kapanış tedavisinde kullanılan ortodontik yöntemler hastanın yaş grubuna, büyüme durumuna ve anomalinin etiyolojisine göre şekillendirilmektedir.
Büyüme Döneminde Tedavi
Aktif büyüme dönemindeki hastalarda fonksiyonel apareyler derin kapanış tedavisinde etkili bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Twin Block, Activator, Bionator ve Herbst apareyi gibi fonksiyonel apareyler mandibulanın öne ve aşağı yönlenmesini teşvik ederek alt yüz yüksekliğini artırabilir. Bu apareyler aynı zamanda posterior dişlerin sürmesine izin vererek oklüzal düzlemi düzeltmeye yardımcı olmaktadır. Erken müdahale, iskeletsel uyumsuzlukların daha az invaziv yöntemlerle düzeltilmesine olanak tanıdığından, tedavi başarısını önemli ölçüde artırmaktadır.
Sabit Ortodontik Tedavi
Kalıcı dişlenme döneminde sabit ortodontik tedavi derin kapanışın düzeltilmesinde en yaygın uygulanan yöntemdir. Sabit tedavide kullanılan başlıca mekanikler şunlardır:
- Ters Spee eğrisi (reverse curve of Spee): Alt arka nikel-titanyum veya çelik teller ile alt arkta ters Spee eğrisi verilerek anterior intrüzyon ve posterior ekstrüzyon eşzamanlı olarak sağlanır.
- Utility arkı: Ricketts tarafından geliştirilen bu ark sistemi, kesici dişlerin intrüzyonunda etkili bir mekanizma sunmaktadır.
- Segmental mekanikler: Burstone intrüzyon arkı gibi segmental yaklaşımlar, ön ve arka segmentleri bağımsız olarak kontrol etmeye olanak tanır.
- Mini-vida destekli mekanikler: Geçici ankraj cihazları (TAD) kullanılarak mutlak intrüzyon sağlanabilir. Bu yöntem reaktif kuvvetlerin elimine edilmesi açısından üstün bir biyomekanik avantaj sunar.
- Anterior bite plate: Üst çeneye uygulanan anterior ısırma düzlemi, posterior dişlerin sürmesine izin vererek derin kapanışın düzeltilmesine yardımcı olur.
Şeffaf Plak Tedavisi
Son yıllarda şeffaf plak (aligner) sistemleri derin kapanış tedavisinde giderek artan bir kullanım alanı bulmaktadır. Özellikle hafif ve orta şiddette derin kapanış vakalarında, bilgisayar destekli planlama ile üretilen ardışık şeffaf plaklar etkili sonuçlar verebilmektedir. Ancak şiddetli iskeletsel derin kapanış olgularında şeffaf plak tedavisinin tek başına yeterli olmayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Şeffaf plak sistemlerinin intrüzyon kapasitesi sabit apareylere kıyasla daha sınırlı olabilmekle birlikte, attachment tasarımlarındaki gelişmeler ve optimized force uygulamaları bu sınırlılığı giderek azaltmaktadır.
Protetik ve Restoratif Tedavi Seçenekleri
Ortodontik tedavinin endike olmadığı veya hastanın tercih etmediği durumlarda, protetik ve restoratif yaklaşımlar derin kapanışın yönetiminde alternatif çözümler sunabilmektedir. Bu yaklaşımlar genellikle erişkin hastalarda ve dentoalveoler kaynaklı derin kapanış olgularında tercih edilmektedir.
Protetik tedavi seçenekleri arasında aşağıdaki yöntemler değerlendirilebilir:
- Onlay ve overlay restorasyonlar: Posterior dişlerde oklüzal yüksekliğin artırılması amacıyla uygulanan indirekt restorasyonlardır. Vertikal boyutu yeniden oluşturarak derin kapanışın şiddetini azaltabilir.
- Tam seramik kuronlar: İleri derecede aşınmış dişlerde oklüzal yüzeyin yeniden yapılandırılması ve estetik rehabilitasyon amacıyla uygulanabilir.
- Laminat veneerler: Anterior dişlerde estetik düzeltme sağlamak ve diş boyutlarını harmonize etmek amacıyla minimal invaziv bir seçenek olarak kullanılabilir.
- İmplant destekli protezler: Posterior diş eksikliklerinde implant uygulaması ile oklüzal desteğin yeniden sağlanması, derin kapanışın progresyonunun önlenmesinde önemli bir tedavi modalitesidir.
Protetik rehabilitasyon planlanırken oklüzal vertikal boyutun dikkatli bir şekilde analiz edilmesi ve gerektiğinde artırılması büyük önem taşımaktadır. Vertikal boyut artırımı yapılacak vakalarda öncelikle geçici restorasyonlarla adaptasyon dönemi uygulanması ve nöromusküler adaptasyonun teyit edilmesinin ardından definitif restorasyonlara geçilmesi önerilmektedir.
Cerrahi Tedavi Endikasyonları
İskeletsel kaynaklı şiddetli derin kapanış olgularında, özellikle büyümesi tamamlanmış erişkin hastalarda, ortodontik tedavi tek başına yeterli düzelme sağlayamayabilir. Bu vakalarda ortognatik cerrahi endikasyonu gündeme gelmektedir. Cerrahi tedavi genellikle ortodontik tedavi ile kombine olarak uygulanmakta ve cerrahi öncesi ortodontik hazırlık ile cerrahi sonrası ortodontik bitirme aşamalarını içermektedir.
Ortognatik cerrahi kapsamında uygulanan başlıca prosedürler şunlardır:
- Le Fort I osteotomisi: Maksillerin posterior bölgede impaksiyonu veya anterior bölgede rekonturasyonu ile oklüzal düzlemin düzeltilmesi sağlanabilir.
- Bilateral sagittal split ramus osteotomisi (BSSO): Mandibulanın öne alınması ve rotasyonel değişikliklerle alt yüz yüksekliğinin artırılması amaçlanır.
- Genioplasti: Çene ucu estetiğinin düzeltilmesi amacıyla ek prosedür olarak uygulanabilir.
- Bimaksiller cerrahi: Hem maksilla hem mandibula düzeyinde eşzamanlı müdahale gerektiren karmaşık vakalarda tercih edilir.
Cerrahi kararı verilirken hastanın genel sağlık durumu, anestezi riskleri, iyileşme süreci ve hasta beklentileri detaylı biçimde değerlendirilmelidir. Üç boyutlu bilgisayar tomografi ve sanal cerrahi planlama yazılımları, cerrahi sonuçların öngörülebilirliğini artırmakta ve daha hassas müdahalelerin gerçekleştirilmesine olanak tanımaktadır.
Tedavi Sonrası Stabilite ve Nüks Riski
Derin kapanış tedavisinde en önemli klinik sorunlardan biri tedavi sonrası nüks riskidir. Araştırmalar, derin kapanış düzeltmesinin diğer ortodontik düzeltmelere kıyasla daha yüksek bir nüks eğilimi taşıdığını ortaya koymaktadır. Nüks riskini etkileyen faktörler arasında tedavi öncesi derin kapanışın şiddeti, hastanın büyüme paterni, kullanılan tedavi mekaniği ve retansiyon protokolü yer almaktadır.
Stabiliteyi artırmak için dikkat edilmesi gereken temel prensipler şu şekilde sıralanabilir:
- Yeterli overbite düzeltmesi: Tedavi sonunda ideal overbite değerlerine (2-3 mm) ulaşılması hedeflenmelidir. Aşırı düzeltme (overcorrection) nüks potansiyeli olan vakalarda düşünülebilir.
- Uygun retansiyon: Sabit lingual retainer ve çıkarılabilir retainer kombinasyonu ile uzun süreli retansiyon uygulanmalıdır.
- İnterproksimal stripping: Alt ön dişlerde hafif interproksimal aşındırma yapılarak temas noktalarının optimize edilmesi stabilitenin artırılmasına katkıda bulunabilir.
- Anterior bite plane kullanımı: Retansiyon döneminde gece kullanımı için anterior ısırma düzlemli retainer planlanabilir.
- Kas dengesinin sağlanması: Miyofonksiyonel tedavi ile perioral kas dengesinin yeniden oluşturulması, özellikle fonksiyonel kökenli derin kapanış vakalarında nüks riskini azaltabilir.
Retansiyon süresi konusunda kesin bir konsensüs bulunmamakla birlikte, derin kapanış vakalarında en az iki yıl tam zamanlı retansiyon ardından uzun süreli gece kullanımı önerilmektedir. Bazı klinisyenler ise yaşam boyu retansiyon yaklaşımını savunmaktadır.
Komplikasyonlar ve Tedavi Edilmediğinde Ortaya Çıkabilecek Sorunlar
Tedavi edilmemiş derin kapanış zamanla progresif bir seyir izleyerek çeşitli komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların ciddiyeti ve yaygınlığı anomalinin şiddetine, süresine ve hastanın bireysel risk faktörlerine bağlı olarak değişmektedir.
Tedavi edilmemiş derin kapanışın uzun vadeli komplikasyonları şunlardır:
- İlerleyici diş aşınması: Anormal oklüzal temas paternleri nedeniyle özellikle alt kesici dişlerin insizal kenarlarında ciddi atrizyon meydana gelebilir. Bu durum diş hassasiyetine, pulpa ekspozürüne ve nihayetinde diş kaybına neden olabilir.
- Palatinal mukoza travması: Şiddetli derin kapanışta alt kesici dişlerin palatinal mukozaya sürtünmesi kronik ülserasyonlara ve granülomatöz doku oluşumuna neden olabilir.
- Temporomandibüler bozukluklar: Kondiler pozisyondaki değişiklikler ve oklüzal interferanslar, TME internal derangement, miyofasiyal ağrı sendromu ve dejeneratif eklem hastalıklarına predispozisyon oluşturabilir.
- Periodontal yıkım: Travmatik oklüzyon periodontal ligamentin aşırı yüklenmesine ve alveol kemik kaybının hızlanmasına neden olabilir. Bu durum özellikle mevcut periodontal hastalığı olan bireylerde daha hızlı progresyon göstermektedir.
- Protetik rehabilitasyon güçlüğü: İnteroklüzal mesafenin yetersiz olması nedeniyle protetik restorasyonlar için yeterli alan oluşturulamaması, ilerideki dental tedavileri karmaşık hale getirebilir.
- Psikososyal etkiler: Estetik bozukluklar nedeniyle özgüven kaybı ve sosyal çekingenlik gelişebilir. Gülümseme estetiğindeki bozulma hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.
Multidisipliner Tedavi Yaklaşımının Önemi
Derin kapanış tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmesi, multidisipliner bir ekip çalışmasını gerektirmektedir. Ortodontist, periodontolog, protez uzmanı, oral cerrah ve gerektiğinde fizyoterapist arasındaki koordinasyon, tedavi planının optimize edilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Özellikle yetişkin hastalarda periodontal durumun tedavi öncesinde stabil hale getirilmesi, ortodontik tedavinin güvenli ve etkili bir şekilde uygulanabilmesi açısından ön koşuldur.
Periodontal tedavi gerektiren vakalarda küretaj, kök yüzey düzleştirmesi ve gerektiğinde rejeneratif periodontal cerrahi işlemler ortodontik tedaviden önce tamamlanmalıdır. Ortodontik tedavi süresince düzenli periodontal kontroller yapılmalı ve oral hijyen motivasyonu sürdürülmelidir. Tedavi sonrasında ise protetik rehabilitasyon ihtiyacı olan vakalarda ortodontik bitirme ile protetik aşama arasındaki geçiş koordineli bir şekilde planlanmalıdır.
Derin kapanış, erken tanı konulduğunda ve uygun tedavi protokolleri uygulandığında başarılı bir şekilde düzeltilebilen bir maloklüzyon türüdür. Hastaların düzenli dental kontrollere devam etmesi, anomalinin erken dönemde tespit edilmesini ve daha konservatif tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesini mümkün kılmaktadır. Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, derin kapanış ve diğer ortodontik anomalilerin tanı ve tedavisinde güncel bilimsel kanıtlara dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi planları oluşturarak hastalarımıza en yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır.






